İslam Huzur Dinidir

İslamı sonradan bulup mutluluğa eren bir yürekten; İslam

Mutluluğun yolu; iman

Yazan: gulayozturk Kasım 7, 2009

Herkes mutlu olmak istiyor, hayatında her şeyin yolunda ve iyi gitmesini
istiyor. Aslında mutlu olmak insanın kendi elinde… İçinde yaşadığı olumsuz
şartlara rağmen insan mutlu olabilir. Peki nasıl mutlu olur insan? Nerede
bulur mutluluğu?

Bakın çağımızın manevi sahibi Bediüzzaman Said Nursi tüm
bunalımların (ümitsizlik, korku, kaygıları, şüphe, evham.. vb.) sebebi
olarak “iman zayıflığı”nı söylüyor. Allah’a iman etmedeki yetersizlik ve
eksiklik, manevi buhranların başlıca sebebi olarak karşımıza çıkıyor.
Bediüzzaman, hastalığın teşhisini koyduğu gibi, reçetesini de sunuyor
insanlığa…

Örneğin diyor ki;
“Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı iman ile
ziynetlendiriniz, farzları işlemekle günahlardan muhafaza ediniz.”
İman, mutluluğun gerçek sahibiyle kurulan bir rabıta. Allah’a iman, manevi
hastalıkların en temel ilacını sunuyor biz insanlara. İman bir anahtar
oluyor ve kainatın kapılarını açıyor insana.
Sultan oluyor insan. Korkularından emin oluyor. Dünya yükünün altında
ezilmiyor insan. Çünkü biliyor Allah, kulunun sesini duyuyor. İhtiyacını
gideriyor, en zor anlarında ona sabır ihsan ediyor. İnsanın en acı zamanı
herhalde sevdiği bir insanın ölmesidir. O zor anlarda bile Allah kuluna
dayanma gücü veriyor.

İnsan biliyor; “Bu hayat sonsuz değil. Sevdiğimiz bize
Allah’ın bir emaneti. Allah bu emanetini bizden alıyor. Onunla inşallah
ahirette birbirine kavuşacak.”
Hem insan biliyor ki bu dünyada çektiği sıkıntılar onun öbür dünyada
şahitleri. Şahitler olmadan dava kazanılır mı?

İnsan sıkıntılarına,
hastalıklarına sabrederse mükafatı çok büyük oluyor. En önemli nokta da bu
sıkıntılar bittikten sonra insanın hayatında daha keyifli günler
başlayabiliyor.
Mutlu bir hayat için kişi öncelikle kendisiyle dost olmalı ve kendini
tanımalı.
Yaptığı hatalar için kendini tüketmek yerine, bu hatalarından ders almalı.
Her hatayı, kendini başarıya iyiye götüren bir tecrübe olarak görmeli.
Gün içinde kendine az bir zaman da olsa ayırmalı.
Ev hanımı bile olsa kendinin hoşlandığı faaliyetlere katılmalı,
arkadaşlarıyla sıkça görüşmeli.
Birisi sizi kırdığında bunu içinizde biriktirmeyin, anında duygularınızı
söyleyin.
Hayatınızın her anında olumlu düşünmeye çalışın. Unutmayın, “Güzel gören
güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.”
Allah’a emanet olunuz.

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: | » yorum bırak;

Peygamberin s.a.v.ümmetini sevmesi

Yazan: gulayozturk Kasım 7, 2009

Bir baba oğlunu sevdiği gibi, bir Peygamber de ümmetini, babanın evladını sevmesinden daha çok sever, kayırır ve korur.
Babanın oğluna olan sevgisi, görünür, tutulur bir şey değildir. Ancak babanın bu sevgisi, oğluna karşı olan muamelesinden, hallerinden, sözlerinden anlaşılır. Aklı başında olan insaflı bir kimse de, Resulullah efendimizin sözlerine dikkat ederse, insanları irşad için uğraşmalarını, herkesin hakkını korumaktaki titizliğini, güzel ahlakı yerleştirmek için merhamet ve şefkatle çalışmalarını bildiren haberleri incelerse, Onun ümmetine olan merhametinin, sevgisinin, babanın oğluna olandan kat kat daha fazla olduğunu açıkça görür ve iyi anlar.

Peygamber efendimiz, ümmetine o kadar şefkatli, o kadar merhametlidir ki, ana-babanın evlattan, evladın ana-babadan kaçacağı mahşer gününde, ümmetine sahip çıkacak ve şefaatleri ile onları ateşten kurtaracaktır. Nitekim Resulullah efendimiz; (Ümmetimin büyük günahı olanlarına şefaat edeceğim) buyurmuştur.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Rabbimizin gazabını, intikamını söndürmek için La ilahe illallah güzel kelimesinden daha faydalı bir şey yoktur. Bu güzel kelime, Cehenneme götüren gazabı söndürünce, daha küçük olan başka gazablarını elbette söndürür.

Bu güzel kelimeye inanarak, kalbinde zerre kadar iman hasıl eden kimse, kafirlerin adetlerini ve şirk pisliklerini yaparsa, bu güzel kelimenin şefaati sayesinde Cehennemden çıkarılır. Bunun gibi, bu ümmetin büyük günahlarına şefaat edip azabdan kurtaracak en kuvvetli yardımcı, Muhammed aleyhisselamdır.

Bu güzel kelime ve Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatci olmasaydı, bu ümmetin günahları, kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çoktur, Allahü teâlânın da mağfireti sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlerden hiçbirine böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkar ümmet için ayırmıştır. İkram, ihsan, kabahatliler, günahlılar içindir. Kusur ve kabahati çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaat edicisi olan bu güzel kelime, kelimelerin en kıymetlisi oldu. Bunların şefaatcileri olan Peygamberleri, Peygamberlerin en üstünü oldu.

Bütün insanlığın seyyidi, en üstünü olan, böyle bir Peygambere inanan, Onun yolunda giden kimse, elbette ümmetlerin en iyisi olur. Al-i İmran suresinin, (Siz ümmetlerin, din sahiplerinin en hayırlısı, en iyisisiniz!) mealindeki 110. âyeti bunlara müjdedir. Ona inanmayan, insanların en kötüsüdür. Onun dinine inanan, Ona ümmet olanın, az bir iyiliğine kat kat sevab verilir.

Kıyamet günü, kurtulanlardan olmak istiyorsanız, Allahü teâlânın razı olduğu, beğendiği iyi işleri yapınız! Resulullah efendimizin yoluna sarılınız! Siz, Muhammed aleyhisselamın ümmetisiniz. Ümmetlerin en iyisi olan ümmettensiniz. Ömrünüzü oyun ve eğlence ile ziyan etmeyiniz!..”

Kur’an-ı kerimde, Peygamber efendimize hitaben, Duha suresinin 5. âyet-i kerimesinde mealen; (Sana, razı oluncaya kadar, her dilediğini vereceğim) buyurulmaktadır.

Bu âyet-i kerimede Allahü teâlâ, Peygamber efendimize bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, düşmanlarına karşı zaferler ve kıyamet gününde her türlü şefaati ihsan edeceğini vaad etmektedir. Bu âyet-i kerime nazil olduğu zaman, Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselama bakarak; (Ümmetimden birinin Cehennemde kalmasına razı olmam) buyurmuştur.

Netice olarak Peygamber efendimiz, ümmetine, bir babanın evladına olan merhametinden daha çok şefkatli, merhametli olduğu için, onların bütün sıkıntılarına katlanmış, dünyada ve ahirette rahat etmeleri için lazım olan emir ve yasakları tebliğ etmiştir. Ahirette de şefaat ederek imdatlarına yetişecektir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Allahü teâlânın rahmeti, benim ümmetim içindir. Bunlara ahirette azab yoktur.)


Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: | » yorum bırak;

Cumanız mübarek olsun..

Yazan: gulayozturk Kasım 5, 2009

Hüzünler dönüşşün sevince. Rabbim yaralarımızı sarsın Rauf adıyla!
Kalbimizdeki hastalıkları gidersin Şafi ismiyle!
Cumamız mübarek olsun!

 
red crystal heart line
Ey Kapıları açan Allah’ım,
Bize kapıların en hayırlısını aç,
Ey halden hale çeviren Rabbim,
Halimizi en güzel hale çevir.
Ey kalpleri döndüren Allah’ım,
Kalplerimizi dinin ve taatin üzere sabit kıl..
Allah’ım!
Kur’anı bize dünyada bir dost, kabirde ünsiyetli bir yoldaş, kıyamette bir şefaatçi, sırat üzerinde bir nur, Cehennem ateşine karşı bir siper ve örtü, Cennette bir refik, bütün hayırlara bir delil ve imam kıl.
Allah’ım!
Kalblerimizi ve kabirlerimizi iman ve Kur’an nuruyla nurlandır. Allah’ım!
Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve Sahabîlerine ezelden ebede kadar Allahın ilmindeki nesneler sayısınca salât ve selâm eyle.
ALLAHım!…
Bizi nefislerimizin şerrinden, amellerimizin gösterişinden ve – şeytanın .. hilesinin .. şerrinden .. kurtarıp emniyete kavuştur.
Kalplerimizi emrettiğin şeylere karşı sabit eyle,men ettiğin şeylerden uzaklaştır.
Allahım..Ancak Seninle her gönül sükunet bulur!…
Ve ancak Seninle her kul hayat bulup Lütfuna mazhar olmakla yaşar.
ALLAH’ım!.. salatü selamlarımız Efendimiz MUHAMMED (a.s.) ve onun al ve eshabın’a olsun …
Ya Rab! Ona getirilen salatlar hürmetine bizi bağışla …
Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz.
Senden başka ibadete layık kimse yoktur.
Namazlarımızı ..Tevbelerimizi Habibin s.a.v  hürmetine kabul eyle ..
 
Cumanız mübarek olsun..
Mevlam bu güzel günü en güzel şekilde yüreğinizde yaşattırsın inşallah
Bir daha ki Cuma’ya kavuşabilmek duası ile..
RAbbimiz nimetlerinin şükrünü ifa edebilceğimiz bir cuma nasip etsin inşaAllah..Amin
 
“Iman Iki Esit Parcadan Olusur; Bir Parcasi Sabir, Diger Parcasi Sükretmektir.”
(Hz. Muhammed Mustafa S.A.V)


Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: | 6 Yorum »

Günah günahı çeker‏

Yazan: gulayozturk Kasım 4, 2009

Sual: Anneme, (Saçlarımı açmam günahtır. Ben bu günahı işliyorum, kollarımı ve bacaklarımı da açsam ne olur ki) diyorum. Annem razı olmuyor. Hatta namazını kıl diyor. Ben de hiç günah işlemesem kılarım diyorum. Ha bir günah işlemişim ha üç günah, ne fark eder diyorum. Ben haklı değil miyim?
CEVAP

Günah işleyene sen haklısın denmez. Maalesef günümüzde ibadetlerde ya hep ya hiç mantığı var. Ya hep ya hiç imanda olur, günahlarda ve ibadetlerde olmaz. İmanın azı çoğu olmaz. İman ya vardır, ya yoktur. Bazı ibadetleri yapamayana veya bazı günahlardan kaçamayana sen günahkârsın artık ibadete lüzum yok denmez. Günah küçük olsa da kaçmaya çalışmalıdır. Bir günaha alışan, ötekilerini de işlemek isteyebilir. Bir günah öteki günahları davet eder. Günah demek, isyan demektir. Akıllı olan, Rabbine isyan sayısını hiç artırır mı? Aksine azaltmaya çalışır.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. “Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı” buyuruldu. (2/66)

Birkaç günaha müptela olan kimse, birinden vazgeçmek isterse, ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa o kadar iyi olur. Çünkü Allah’tan korkarak bir günahtan vazgeçmek iman alametidir. Hadis-i şerifte, (Ömründe bir defa Allah’ı anan veya Ondan korkan Müslüman, Cehennemden çıkar) buyuruldu. (Tirmizi)

Günahkâr birisi bir ibadeti yapıyorsa, (Aman bunu bari bırakma) demeli! Bu ibadeti de yapmazsa, dinden tamamen uzaklaşabilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak gerekir.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Allah’ın rahmetinden ümit kestirip dinden nefret ettirene lanet olsun!) [Nesai]

(Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, sevdirin, nefret ettirmeyin!) [Buhari]

Bir genç, Peygamber efendimize, (Şu üç günahı bırakamıyorum) dedi. O üç günah, yalan, zina ve içki idi. Resulullah efendimiz, (Bu üç günahtan birini benim için bırak) buyurdu. O genç de üç günahtan biri olan yalanı bırakmayı, kabul edip gitti. Daha sonra, diğer iki günahı işlemek isteyince, (Bu günahları işleyip Resulullahın karşısına çıkınca, “Ben işlemedim” desem yalan söylemiş olurum. Eğer işlediğimi söylersem, cezaya maruz kalırım) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçti. (Şir’a)

İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayadandır. Haya da imandandır. Günah gizlenmezse, fasıklar bundan cesaret alır. (Falanca günah işliyor. Ben de işlesem ne çıkar?) diyebilirler. Falancalar şunu bunu yapıyor, onlara günah değil de bize mi günah diyebilirler. Buna sebep olmamalı.

Her ne kadar bazı sapıklar, (günah işleyen, mesela namaz kılmayan kâfir olur) diyorlarsa da, günah işleyen, Müslümanlıktan çıkmaz.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Cebrail aleyhisselam, “Ümmetine müjde ver ki, müşrik olarak ölmeyen Cennete girer” dedi. Ben, “Zina ve hırsızlık eden de mi Cennete girer” diye üç defa sordum. Evet, zina ve hırsızlık eden de Cennete girer” dedi. Daha sonra, “İçki içse de, yine sonunda Cennete girer” dedi.) [Buhari]

Bu Ehl-i sünnet itikadıdır. Günahları hafif görmek değildir. Bu inanış, insanı günaha sevk etmemeli! Her günah, kalbi karartır ve insanı küfre sürükleyip ebedi Cehennemde kalmaya sebep olabilir. Her günahtan kaçınmalı, çünkü Allah’ın gazabı günahlar içinde saklıdır. Belam-ı Baura, çok ibadet eden büyük bir âlim iken, bir günah yüzünden kâfir oldu. Günah işleyen hemen tevbe etmelidir! (K.Saadet)

dinimizislam

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: | » yorum bırak;

::..Birbirinizle Çekişmeyin..::‏

Yazan: gulayozturk Kasım 4, 2009

Mahmut Sami Ramazanoğlu (k.s)

Allahu Teâlâ Hazretleri Enfâl Sûresinde “Allah’tan korkun ve birbirinizin arasını düzeltin” buyuruyor. Yani Allah’tan korkun ve Allah’ın gazabına sebep olacak tartışmalardan, anlaşmazlıklardan sakınarak aranızdaki hoşnutsuzlukları giderin. Müminler birbirlerine muhalefet ettikleri takdirde elbette ki, aralarında anlaşmazlık ve mücadele ortaya çıkacak ve birlikteliklik amacı yok olacaktır.

Hak Teâlâ Hazretleri yine Enfâl Sûresinde “Birbirinizle çekişmeyin! Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabredin.” buyurmaktadır.

Allahu Teâlâ mü’minlerin kendi aralarında çekişmelerini ve birbirleriyle ihtilafa düşmelerini yasaklamakta, böyle bir tehlike baş gösterdiğinde ortaya çıkacak iki sonucu da bizlere bildirmektedir:

1- Bu halin başarısızlık, zaaf, soğukluk ve korku meydana getirmesi,

2- Bu yüzden kuvvet ve azametin, kudret ve sebatın elden gitmesi.

Şu halde, ancak kalpler ve gayeler birleştiği zaman başarı ve selamete ulaşılır, dilekler tam anlamıyla gerçekleşir.

İşte bunun içindir ki, Hak Teâlâ Hazretleri insanların günde beş defa mescitlerde bir araya gelmelerini ve haftada bir defa camide toplanmalarını, senede iki defa bayram münasebeti ile bir yerde toplanmalarını ve ömürlerinde bir defa da hac vesilesiyle bütün beldelerden gelip Beytullah’ın etrafında birleşip Arafat’ta hep birlikte vakfeye durmalarını emretmiştir.

Hak Teâlâ Hazretleri yarattıklarını, nezih şeriata tabi olmak, onun kanunlarını ve din kardeşliğinin içerdiği hakikatleri korumak, söz ve kalp birliği ile Muhammed ümmetinin bütün fertlerinin haklarını güven altına almak suretiyle Kendisinin bilinmesi, ubudiyyetin gerçekleşmesi ve rububiyyet haklarının yerine getirilmesi için yaratmıştır.

Birbiriyle yardımlaşmak ve anlaşıp birleşmekteki asıl gaye de budur. Bunun içindir ki Hak Teâlâ Hazretleri mü’minlere “İyilik ve takvada yardımlaşın, fenalık ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde “Birbirinize haset etmeyin, birbirinize helâke sürüklemeyin, birbirinize buğzetmeyin, kardeşçe Allah’a kul olun!” buyurmuştur.

Hak Teâlâ Hazretleri bir âyet-i kerîmesinde “Onlar Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı da dosdoğru kılarlar. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar. Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.” buyuruyor.

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , | » yorum bırak;