tasavvuf Güzel Ahlâk ve Edeptir
Yazan: gulayozturk Temmuz 14, 2008

tasavvuf Güzel Ahlâk ve Edeptir..
Güzel ahlâk, îmânı taklîdden kurtararak fikir ve davranışlara istikâmet
veren ihsân duygusunu, yâni Cenâb-ı Hakk’ı görüyormuşçasına bir hâlet-i
rûhiyeyi kalbde sâbitleyerek, şahsiyetin hâkim ve ayrılmaz bir unsuru hâline
getirmek ve bu minvâl üzere yaşamaktır.
Ebu’l-Hüseyn en-Nûrî
“Tasavvuf ne şekil, ne de bir ilimdir; o sadece güzel ahlâktan ibarettir.
Eğer şekil olsaydı mücâhede ile, ilim olsaydı öğrenmekle tahsîl edilirdi. Bu
sebeple sırf şekil ve ilim, maksada ulaştıramaz. Tasavvuf, Hakk’ın ahlâkına
bürünmektir.” buyurarak, onun ahlâk ile kopmaz bağına işaret etmiştir.
Tasavvuf, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in örnek hayâtında
ismen telaffuz edilmemiş olsa da, mâhiyeti ve hakîkati itibâriyle mevcuttu.
Güzel ahlâktan maksat, -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ahlâk-ı
hamîdesi ile ahlâklanmaktır. Onun ahlâkı, Rabbimiz tarafından Kur’ân-ı
Kerîm’de:
“Şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin” (el-Kalem, 4)
buyurularak te’yîd ve tekrîm edilmiştir.
Nitekim Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-, kendisine Rasûlullâh’ın ahlâkı
sorulduğu zaman:
“Onun ahlâkı Kur’ân’dı.” (Müslim, Müsâfirîn, 139) buyurmuştur.
Kul, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanıp onun ahkâmıyla da istikâmetlendiği takdirde
âdetâ canlı bir Kur’ân hâline gelir. Kur’ân-ı Kerîm’i, mânâsını tefekkür ile
tilâvet etmek ve ahkâmına tâbî olarak yaşamak, güzel ahlâkın zirve
noktasıdır.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, peygamber olarak
gönderildiğinden itibaren kıyamete kadar bütün zaman ve mekânları tenvîre
memur olmuştur. Bu itibarla O’nun en cüz’î ve mahrem teferruatına varıncaya
kadar bütün davranışları, sağlam bir rivâyetle bizlere intikal etmiş ve bu
intikal, kıyâmete kadar teselsül bereketine mazhar kılınmıştır. Siyer-i Nebî
incelendiği zaman görülecektir ki, insanlığın kemâli ve güzel ahlâkın
zirvesi, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir.
Zîrâ O:
“Ben başka bir maksatla değil, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için
gönderildim.” (İmâm Mâlik, Muvattâ, Hüsnü’l-hulk, buyurarak vazîfesini târif
etmiş ve bütün insanlık âlemine “üsve-i hasene”, yâni mükemmel bir ahlâk
nümûnesi olmuştur.
Kur’ân-ı Kerîm’de ahlâk-ı Muhammedî şöyle ifâde edilir:
“Andolsun ki, sizin için; Allâh’a ve âhiret gününe kavuşacağını uman ve
Allâh’ı çok zikreden (mümin)’ler için Rasûlullâh’ta en mükemmel bir örnek
(üsve-i hasene) vardır.” (el-Ahzâb, 21)
Yüce Rabbimiz, bir ikrâm olarak, güzel ahlâkı Peygamber Efendimiz
-sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den itibaren veresetü’l-enbiyâ 1 vâsıtası ile
kesintisiz olarak kıyamete kadar devam ettirecektir.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Müminlerin îmân cihetinden en mükemmeli, ahlâken en güzel olanıdır.” (Ahmed
b. Hanbel, Müsned, II, 250)
şeklindeki beyânlarıyla, ahlâkın, îmânın meyvesi ve kemâlinin alâmeti
olduğuna işaret buyurmuşlardır. Allâh dostları da, işte bu Muhammedî ahlâk
ile ahlâklanan mâneviyât rehberleridir.
Ebû Muhammed Cerîrî:
“Tasavvuf, güzel ahlâkı benimsemek ve kötü ahlâktan sıyrılmaktır.” derken
yine bu hakîkate işaret etmiştir.
Kalbi, güzel ahlâk ile tezyîn edip kötü ahlâktan sakındırmak, ebedî saâdet
ve selâmet için mecbûrî olduğu kadar meşakkatli de bir iştir. Nitekim ilk
mutasavvıflardan Ebû Hâşim Sûfî:
“Kalbde yer etmiş bir kibri kazımak, dağları iğne ile kazmaktan daha
zordur.” buyurmuştur.
Ebû Bekir el-Kettânî ise:
“Tasavvuf ahlâktır. Ahlâk itibâriyle senden üstün olan, safâ, yâni mânevî
temizlik bakımından da üstündür.” der.
İnsanlık tarihi, peygamberlerin eşsiz güzellikteki nice ahlâkî davranış
tezâhürleriyle doludur. Bunun en güzel misâllerinden birisi şüphesiz
Hazret-i Yûsuf -aleyhisselâm-’dır. O, âyet-i kerîmede buyurulduğu üzere
kendisine açık bir şekilde zulmetmiş olan kardeşlerine:
“… Bugün size başa kakma ve ayıplama yoktur, Allâh sizi affetsin! O
merhametlilerin en merhametlisidir.” (Yûsuf, 92) diyerek, affedebilmenin
kâbına varılmaz bir misâlini sergilemiştir
ALLAH-U TEALA ya Emanet Olunuz…