RSS

Aylık Arşiv: Ocak 2009

gençlik bunalım’da..

“Ey genç adam! bu düstur sana emanet olsun/ Ötelerden habersiz nizama lanet olsun.” Üstad Necip Fazılın mısraları çınlıyor kulaklarımızda.
 Son zamanlarda yaşananlara baktığımızda gençliğin bilinmeyen eller tarafından “ötelerden habersiz” bir nizam üzere inşa edildiğini görüyoruz.
Kahrolmamak elde değil…
 Olayların seyri gösteriyor ki bu neslin evlatları kendi elleri ile kendi sonlarını hazırlar oldu. Ahlâk ve maneviyattan uzak, özendirilmiş çarpık hayatlar üzere yetişiyor gençler.
Her geçen gün artan ifsad ve sapkınlığın önünde, suda sürüklenen saman misali akıp gidiyor gençliğimiz…
Bizler ise gözümüzün önünde cereyan eden bu hadiseye dur diyemiyor yada hep susturuluyor, konuşturulmuyoruz.
Oysa böyle mi korunacaktı mukaddes emanet?
 
1 Comment

Posted by Ocak 26, 2009 in makale

 

Etiketler:

Bunalım gençliği

"Ey genç adam! bu düstur sana emanet olsun/ Ötelerden habersiz nizama lanet olsun." Üstad Necip Fazılın mısraları çınlıyor kulaklarımızda.
 Son zamanlarda yaşananlara baktığımızda gençliğin bilinmeyen eller tarafından "ötelerden habersiz" bir nizam üzere inşa edildiğini görüyoruz.
Kahrolmamak elde değil…
 Olayların seyri gösteriyor ki bu neslin evlatları kendi elleri ile kendi sonlarını hazırlar oldu. Ahlâk ve maneviyattan uzak, özendirilmiş çarpık hayatlar üzere yetişiyor gençler.
Her geçen gün artan ifsad ve sapkınlığın önünde, suda sürüklenen saman misali akıp gidiyor gençliğimiz…
Bizler ise gözümüzün önünde cereyan eden bu hadiseye dur diyemiyor yada hep susturuluyor, konuşturulmuyoruz.
Oysa böyle mi korunacaktı mukaddes emanet?
 Çanakkale´de şehit olanlar 18lik delikanlılar değil mi idi?
21. yüzyıl fitnesi bu kadar kolay yıkmamalı yeni bir dünyayı kuracak nesli.
Tüm dünyaya örnek olmuş bir ecdadın torunları bugün maalesef içki, kumar, uyuşturucu, kapkaç kıskacında can çekişiyor.
Altın nesilden teneke nesile
Böyle bir neslinin evlatlarının bu gün içine düştükleri hal gerçekten yürekler dağlayacak bir hale gelmiştir.
 Sefer sırasında bahçesinden geçmek zorunda kaldıkları bahçe sahibinin hakkına girmemek için ağaçlara kese ile altın takan Yavuz´un askerleri bu gün mateessüf, insanları gasp eder hale geldi.
O nesilin gençlerini sevinç ile karşılayan halk, bugünkü gençlikten korkar ve sokakta yürüyemez oldu.
Peki ne oldu da o noktadan buraya gelindi?
Bu sorunun cevabının maneviyatsızlık olduğu düşünülemez mi?
İçi boşaltılmış şuursuz nesil kimlerin eseri?
İnsanda fıtraten olması gereken bir takım değerler vardır. Hakkı söylemek, merhamet etmek, vicdan sahibi olmak, adil olmak gibi…
 Lakin yaşananlar gösteriyor ki şimdiki toplum bahsettiğimiz erdemleri kaybetmiş, ya da birileri kaybettirmiş.
Tahrip etmiş, ayarı ile oynamış ve işlemez hale getirmiş. Bazı eller bu ülke evlatlarının mayasını bozarken bir çoğu da bunlara alkış tutmuş.
 Modernizm, çağdaşlık gibi ne idüğü belli olmayan içi boş ve manasız kavramlar peşinde koşturulan gençlik sonunda ne istediğini bilmeyen, maymun iştahlı ve şahsiyetsiz bir hal almış.
Bahsettiğimiz erdemlerin tutunma noktasıdır şahsiyet… Tam merkezde, imanın içinde imanla kendini bulan insanın asıl ve asli kimliğidir.
 Eğer o olmazsa diğerleri koskocaman bir sıfırdır.
Eğer o olmazsa kötülüklerin önünde duracak kimse yok demektir ne vicdan işler o vakit nede merhamet…
Gelinen nokta da bu durumun ispatı için yeterli değil mi?
Bütün bu yaşanan ürkütücü tablonun tek bir sebebi vardır; o da şek ve şüphesiz maneviyatsızlıktır.
Yüzde 99unun Müslüman olduğu iddia edilen bu ülkede çocuklar on iki yaşından önce din eğitimi alamazken ve okullarda verilen din dersleri zaten yetersiz iken bu dersler hala birilerini rahatsız ediyorsa başka ne beklenebilirdi ki?
Nasıl susuz kalan ağaç kurursa maneviyatsız gençte adeta kurur ve dünyaya niçin gönderildiğini unutur.
Toplumun en hareketli ve dinamik yapısı olan gençlik hedef kitle olmasından ve kolay yönlendirilmesinden dolayı her türlü manipülasyona açıktır.
 Maalesef bugün gençler Modernizm diye yutturulan yoz ve boş bir yaşam tarzı girdabında öğütülmektedir.

Son söz olarak
Mahkeme-i Kübrada “Gençliğini nerede harcadın?” sorusuna en güzel şekilde cevap verebilmek için Üstad Bediüzzamanın şu sözü ne kadar yerindedir:

 "En hayırlı genç odur ki ihtiyar gibi ölümü düşünüp ahiretine çalışarak gençlik hevesatına esir olmayıp gaflette boğulmayandır."
Üstad Necip Fazıl örtüler içinden çıkıp, Batı taklitçiliğiyle açılıp saçılan ve içki içip hayvanca bağırmayı modernlik davası olarak algılayan gençlere şöyle diyordu:
 "Eğer dava sizin elli yılda aldığınız hızı devam ettirmekse yarım asır sonra torunlarınız ya önlerine bir yaprak bile takmadan gezecekler yahut yüreklerine bir utanç yıldırımı düşecek de ışık sızmaz çuvallar içine girecekler…"
Audici
 
Leave a comment

Posted by Ocak 26, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

Dost sadece dünyada eğlendiren değil,o, ebedi arkadaştır

Adamın birinin bir dostu varmış.Bu dost,önemli bir makama gelince, artık onunla görüşemez olmuş.Arada uzun zaman geçmesine rağmen,dostuyla bir türlü bir araya gelememiş.Geçmiş günlerde paylaştıkları güzel zamanları hep hatırlar imiş: ne var ki dostunun, kendini anmasıyla ilgili hiçbir haber alamıyormuş. Üstelik,kulağına gelen dedikodulara bakılırsa,geldiği yeni makamdan yepyeni dostlar edinmiş.

İnsanlar vardır, size dost derler ve yanınızdan ayrılmazlar. Aslında, o andaki boşluklarını doldurduğunuz için, siz gerçekten onun dostu değil doldu malzemesi konumundasınız. Size basıp geçtikten sonra,yeni dolgu taşları arayışına girerler ve bu sefer de onlara dost demeye başlarlar.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Ocak 25, 2009 in makale

 

Etiketler:

ağlamak istiyorum

ağlamak istiyorum
Gonca güller açsın istiyorum kanayan memleketimde
Gözyaşlarımın döküldüğü ve özgürlüğümün esaretle birleştiği yerde
bir kere olsun arkama bakmadan
bir kere olsun korkmadan ağlamak istiyorum..

neyin ne oldugunu bilmeden
kimin kim oldugunu düşünmeden
insanlıktan nasibini alamayanlara
namus dersi veren namussuzlara
seviyorum deyip aldatanlara ağlamak istiyorum..

Yıkanmış beyinlere,körelmiş kalplere
nereden sıkıldığı bilinmeyen mermilere
özgürlük adına yaşatılan rezilliğe
ve hiç gelmeyecek sanılan aydınlığa ağlamak istiyorum..

ölüm korkusuyla yaşanan her zamana
adım adım rastlanan ihanetlere
dövülen rüzgarlara sövülen insanlara ağlamak istiyorum..

acıyla yogrulsun diye işkencelere terkedilmiş bedene
nefrete yenilmiş sevgilere
sevdiğine hasret tüten yüreğe ve ölüme…

göz kapaklarım ıslanmadan ağlamak istiyorum içerden taa derinden
ağlamak istiyorum göstermeden gizliden
kanayan memleketime
ağlayan milletime


AĞLAMAK İSTİYORUM ÖLÜRCESİNE…
 
2 Comments

Posted by Ocak 24, 2009 in şiir

 

İlâhî Güzelliğin En Mükemmel Tecelligâhı Kadındır‏

Kadın, Hakk’ın ışığıdır, Nûr’udur.. Sanki o, mahlûk değildir de Hâlık’tır. – Hz. Mevlâna

Kadını Tanımak İnsanı Tanımak, İnsanı Tanımak Allah’ı Tanımaktır!

 

Bu sözün büyüklüğünü, hikmetini anlamaktan acizlerin, kaba softalığı ile kadını Hâşâ “Allah yaptınız!” gibi algılayan, mânâdan habersiz insanlara sözümüz yok! Kul her zaman kuldur!

 

Yazımızda, mânâ yücelerinin hikmetli sözlerini anlamaya ve anladıklarımızı paylaşmak niyetiyle yola çıktık…

 

Kadının dişilik vasfı, onu bu mertebeye yükseltecek demek değildir. Mesele, dişilik vasfından mânevi terbiye ile yetişip, er’lik olan kadınlık vasfına yükselmesidir. İşte tasavvuf, mânâ ilimleri bunun yolunu öğretir. Bu olgunluğa eren kadına da “Ne mutlu o kadına ki, âdeta Hâlıktır.” Diye Hâk katında manevi nâm verilir. Bu sözün en açık mânâsı; kadının nefsinin her türlü pislik ve  varlık evhamından arınması halinde, kadının gönlünün ilâhi güzellik ve sevda yansımalarında en güzel örnek olacağının veciz bir ifadesidir.

 

Bu hikmet kadınların gönül açıklığını Hak yönde kullanması ile yol alır. Cenab-ı Allah, kadınların gönül açıklıkları hikmetini, anne olacakları mahiyeti ile vermiştir. Bu da kendi bedenleri vasıtasıyla, dünyaya gelecek olan yavrulara sevgi ve merhametle sıcak davranması içindir.

 

Kadın, bu gönül açıklığı hikmetini öldürmeden, soldurmadan; Muhammedî (sav.) sırrını ilâhi sevdasıyla, gönlünde büyütmeyi, taşımayı ve yaşamayı başardığı zaman mânâda “âdeta Hâlıktır” diye adlandırılan “erlik kimliğe” bürünür.

 

Bu halleri bizler, mânâ sultanlarının gönül incileri olan, çeşitli eserlerin vasıtasıyla duymuşuzdur. Yoksa gerçek mânâda, o hâl ehlini yine ancak hâl ehli anlar. Bizlerin o hâl ehlini anlayışımız yine mânâda ne hâlde olduğumuza bağlıdır.

 

Fahri Kâinat Efendimiz; “Bütün insanlar insan olmaları itibariyle bir tarağın dişleri gibi eşittir. Birbirinden üstünlükleri (ırk, cinsiyet, makam) yoktur. Üstünlük ancak takva ile yani Allah’a karşı sorumluluk duygusunun bilinciyledir.” buyurmuştur. İşte Fahri Kâinat Efendimiz’in işaret buyurduğu üstünlük hikmeti “takva ehli” olmalarından gelir. Bu hikmetli halleri, yüce İslâm büyükleri birçok değişik anlatımlarla bizlere sunmuşlardır. Bu haller tasavvuf ilimlerinde makamlandırılarak anlatılır. Makamsızlığa (yokluk, hiçlik) götüren terbiye metotlarını, sınıflandırarak anlatma şeklidir tasavvuf…

 

Erlik tasavvufta bir makamdır. Bu makamda kadın – erkek, erlik – dişilik ayrımı yoktur. İster erkek ister kadın olsun, belli meziyetlere ve faziletlere sahip olanlar bu makama erince "er" olurlar.

 

Kadın ile erkek ise, bir bütünün iki yarısı şeklinde tanımlanmıştır. Bir kuşun iki kanadı gibidir! Kuş nasıl ki tek kanatla uçamazsa, kadın veya erkeğin de birbirlerine karşı ihtiyaçları, kuşun uçmak için kanada olan ihtiyacı gibidir!

 

İnsan gönlü, Cenâb-ı Allah’ın Zat tecellisinin, mekânsız mekânıdır! … Onun için bir Hadis-i Kutside rabbimiz; “Ben yere göğe sığmadım! İnanan kulumun nâki ve tâki gönlüne sığdım” buyuruyor.

 

Yüce Allah, kadının gönlüne güzellik ve sevgi sırrı ile Cemâl’ini yansıtır. Bu sır er kişinin gönlüne de yansır. Sevda ateşi kadının gönül ocağında yanar. Bu sırlı hikmetin yandığı ocaktır! Kadın…

İslâmiyet kendinden habersiz, bilinçsiz, esir tipi inanan kadın motifini kesinlikle reddeder.

Ey Fahri Kâinat Efendimiz’e sevimli görünmek isteyen insanlar!!!

 

Kadınlara okuyup yazma ve ilim öğrenmeyi engelleyerek, üstelik Efendimiz’in kadınları özel olarak yetiştirdiğini bilerek! Efendimiz’in; "Dinin yarısını Âişe’den öğrenin” hadisini çarpıtarak yorumlayıp emrine kulak tıkayarak, sizler… Efendimiz’in sünnetlerine uyduğunuzu mu sanıyorsunuz? 

 

Ey Yüceler Yücesi Allah’a imân eden insanlar!!! 

“İlim kadına da erkeğe de farzdır.”

“İlim Çin’de de olsa gidip alınız.”

“Kadınlarla çocukları (yetim, öksüz) size emanet ediyorum.

Onların Hakkını iyi gözetin! Yarın karşınızda beni bulacaksınız!!!”

Çeşitli âyet ve hadislerle her alanda kadınları eşit ve özgür kılan Allah’a; tersi olan tüm davranışlarınız hakkında nasıl hesap vereceksiniz?

 

İffet ve namus kavramlarıyla, hürriyet ve temel hakları birbirine karıştırarak pek hazin bir gafletin içinde olduğunuzu görmüyorsunuz. Çağımızda bilinçsiz bir iffetin yaşaması mümkün müdür?

 

Kadınların bu ilâhi hikmetlerden uzak kalmalarına; insanlıktan nasibini almamış hayvandan aşağı mahlûkların onlar için hazırlamış oldukları ışıltılı özendirici tuzaklarına düşmüş hallerini seyrederken, inananların içleri sızlamıyor ve o kadınların kurtuluşu için dua etmiyorsa, kendi vicdansız halleri o kadınların düştüğü hallerden daha vahim bir haldir!!!

 

Dişilik vasfının öne çıkması için her türlü organizasyonu yapanlar! En güzel kadınlık budur diye basın ve medyada, dişiliği özendirenler…

Efendimiz’in kadınlara özel sevgisi duası ve Nûrdan Annelerimiz’in dua ve himmetleriyle, inşallah hepsi kurtulacaklardır!!!

 

Sevgi arayışlarının neticesinde,  onların bu duygularını zalimce kullanan ve sonra da aşağılayan, namuslarını ağızlarında sakız edip bu kadınların toplumda zillete düşmeleriyle eğlenen ve zevklenenler…

Bu kadınların Vekili Resûllullah! Allah Hakîm ve Hesabı “O” soracak! Ne yapacaksınız?! Nereye kaçacaksınız?!

 

 

Hamd himmetlerin neticelerinde akılları hayrete düşüren Allah’a, salât ve selâm Hz. Muhammed ve O’nun ailesi üzerine olsun.

hareketli gül resmi.

Hüseyin ŞENSU / 13.01.2009

 
Leave a comment

Posted by Ocak 23, 2009 in makale

 

Etiketler:

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.