RSS

Aylık Arşiv: Mart 2009

Yeni bir güne başlarken

Yeni bir güne başlarken, hep bir heyecan doğar yüreğime.

Güneş, bir pırlanta misal, karanlıklar perdelerini yırtıp, günümüze doğarken, çizdiği harikulade manzaralara ve renklere bakarak, şükrederim, Rabbime. “Yeni bir gün daha yaşayacağım inşallah. Güzellikler, nurlar ve hikmetler ile müzeyyen. Bugün bereketli ve benim de payım çok olur, inşallah” derim.

Gökyüzünde güneşi çevreleyen pembeler, morlar, eflatunlar, kırmızılar, şehrin arka ufuklarında dağılırken, çocukların peşine yollanan büyüklerin koşuşturma sesleri duyulur. Herkes bu yeni başlayan günü kucaklamakta. Ölüm yolunu tutan duraklar da kimbilir kaç kişiyi beklemekte? Dağılıp gitti insanlar ve yeni günlerine başladılar bile. Kuşlar sabah erken saatte topladıkları rızıkları kursaklarında evlerin damlarında ve ağaçlarda neş’eli cıvıldaşmalarla uçuşup duruyorlar.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Mart 31, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

inşikak 6-10 “Ey insan!”

“Ey insanoğlu! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalayacak, sonunda O’na kavuşacaksın.”

“Ey insan!”

Ey Rabbinin güzellikle kendisini yarattığı ve

“insanlık” özelliği ile diğer varlıklardan ayırdığı insan.

Sen evrende bu müstesna özelliklerinle

Rabbini daha iyi tanımalısın.

Yerden ve gökten daha çok O’nun emrine bağlanmalısın.

Zira O sana ruhundan bir soluk üfürmüştür.

O’nunla iletişim kurma gücünü vermiştir sana.

O’nun nurundan bir parça alabilir,

O’nun biricik emirlerini karşılama ile sevinebilirsin.

Onlarla arınabilir, sınırsız bir şekilde yükselebilirsin.

İnsan için takdir edilen olgunluğa kadar ilerleyebilirsin.

Bu kemalin, bu olgunluğun ufukları çok yücedir, çok uzaklardadır!

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Mart 31, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

Titriyor aminlerim..

 

Sildim endişeleri;
İçten içe kemiren kuşkuya güve düştü,
Güven verdi gönlüme huzurun neşeleri,
Hülyalârın içinde gerçeğim bir/e düştü
Büründüm pembeleri, sildim endişeleri…

Nazar değdi gözlerden;
Aynalardan yansıyan kıskanç yüzler bin parça,
Kırık dökük gülmeler, kırık dökük bakışlar,
Gönlümün göklerinde kıvrılmaktaydı ayça
Sevgi yoksunluğuyla nazar değdi gözlerden;

Buldum saltanatları;
Teslim aldım poyrazı, lodoslar var taframda,
Açıldı özgürlüğe gönlümün kanatları,
Muhabbetin aşları bitmez oldu soframda,
Mutluluk sarayında buldum saltanatları

Yoldaş ettim kendime;
Sevgiye susuz kalmış pembe, mavi gülleri,
Gözümdeki çiylerle sığmaz oldum bendime,
Savurdum âsumana küllenmiş bülbülleri,
Sevdânın güllerini yoldaş ettim kendime

Susadım rahmetine;
Vuslatına ermeden dağılmıyor efkârlar,
Titriyor âminlerim, muhtâcım himmetine,
Dolmayan bulutları indirmiyor rüzgârlar,
Çatlayan dudaklarla susadım rahmetine

Sergül Vural

 
Leave a comment

Posted by Mart 31, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

Ya Nebi!

Ya Nebi!

Yürekler, Senin hasretinle kavrulan, kurak bir çöl. Hem yetim hem oksuz kalan bıraktığın emanetler, ellerimizde adeta bir kor… Bilekler kırık ve gönüller yıkık. Renkler soldu Ya Nebi… Çiçekler açmıyor eskisi gibi…

Müşrik ayni müşrik, mü’min değişti… ibadet ama nefse, kıble değişti.
Değişmiş değerler bir garib olmuş
Sarraf çarşısında gübre pazarı
Her bağ İrem bağı, her
Yolcu Karun
Kim dinler, düşünür köhne mezarı…

Biz dünyayla doldurduk kalbimizi… Dünyanın dört bir yanında mü’minlerin yarası kanarken ve açlıktan nefesleri kokarken, biz, daha çok rahat bir hayat peşinde düştük..

Yine garib kaldık su dünyada. insanlar, insan olma gayretinde değil. İnsanı hayvandan ayıran vasıflar bugün, insani insandan ayırmakta… Zannederdim ki insan, ruh cesetten çıkınca olur. Oysa, su gördüğüm ne hazin manzara. Toprağın üstünde de cesetler var, altında da.. Ruhlarını öldürüyorlar bilmeden ve gömüyorlar en derin çukurlara…

En derin çukurlar, en yüce doruklarla bir oldu. Nur ile kir, bugün ayni kaba kondu. Dun Hakk’a çağırırken ecdad, evlad bugün batıla koştu. İman sustu. İman susunca, küfür coştukça coştu. Mazlum dinledi, zalim konuştu. İnsanin içi alev alev yanarken susmak ne kadar acı… Hakk’tan uzaklaşanlar hep batılla doldu. Muhabbet gulu sararıp soldu, gulzarın kargalara yuva oldu. Bülbül, gülün sesidir, sevda gülün hayat  suyu…

Sensiz çöl oldu dünya güller sararıp soldu…

 
Leave a comment

Posted by Mart 31, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

Gönül bahçeleri ve SEVGİ

Bir gün bir şarkı tutturmuşum, "Bugün yine gönlümün bahçesinde oturdum" diye söyleyip duruyorum. Tabiî siz de biliyorsunuz, şarkının sözlerinin yanlış olduğunu. Ablam da ikâz etti "Gönlümün bahçesinde oturdum değil, gezindim" olacak diye. Ben de şakayla, "İyi de o benim gönlümün bahçesi. İster oturur, ister gezinirim!" deyince, biraz düşünen ablam, "E Tabiî doğru ya, senin gönlüne ben karışamam. İyi, otur otur!" diye lâfını geri aldı.

Evet, gönül bahçeleri herkesin hususî âleminin gizli bir beldesidir.
Kimse kimsenin iç âlemini bilemeyeceği gibi, müdahele de edemez. O, onun kendi iklimlerinin, yine kendi ruh alemine açılan penceresidir. Orada başka bir kimlikle, benlikle yaşayabilir. İnanılmaz mutluluklar yaşayabildiği gibi, yoğun karanlıklara da düşebilir. Hayaller, umutlar, idealler orada sünbüllenir, kişinin ruh ve his dünyasına ışık tutarlar. İnsanın manevi alemlerindeki renk cümbüşleri ve cilvelenişler, ancak iman ile güzelleşir.

Gerçekten gönül bahçelerindeki iklimler, iman ile bir başka ılımandır. Sevgi, sabır, güzellik ve bahar doludur. Düşünmek de gönül bahçelerine renk ve ahenk katan bir başka husus. Düşünmek, insana mahsus. Geçmiş ve geleceğin ortasında, bir anlık bir hazır zaman parçasına hapsolmuş insana, iki kanat takan ve onu dünyaların alabildiğince genişleten düşünmek, bir nimet insan için.
Gerçi bazen geçmişten üzüntü ve elem, gelecekten korku ve üzüntü duysa dahi, iman gibi harika bir nimete mazhar olan insan, bu iksiri tam tatbik ettiğinde bir kuş hiffetinde, bir gül letâfetinde eşsiz bir dünyaya sahip oluveriyor.

Her insanın bu âlemden, kendi hususî âlemlerinin rengi ile boyanmış manevi âlemi, bu iman iksirinin emsalsiz tesiri ile, bir cennet sûretine bürünüyor. Elemler ve korkular, endişe ve üzüntüler bir yana, onun manevi alemleri, Rabbine sığınmışlığın eşsiz huzuru ile dopdolu, sanki bahar iklimleri yaşıyor.

Misafir bir yolcu olan insanın, en büyük endişesi ölüm. Ölüm, iman ile, ebediyete açılan geniş pencerenin ardında, bir terhis tezkeresi oluveriyor. Bırakmaktan, ayrılmaktan korktuğu bütün güzellikler, bütün sevilenlerin, ebedî bir âlemde, hiç ayrılmamacasına, eşsiz saadetlerle birlikte kendisine yeniden verileceği sevinci, ölüm korkusunu hiçe indiriyor. Bütün korku ve endişeler, iman nazarı ile bakınca hiç derecesine iniyor.

Düşünmek iman ile güzel. İman ile renkli ve ferahlı; sevinç ve sürûr getiriyor. Düşünmek, daha da çok düşünmek, imanın sırrına ermiş biri için daha da büyük saadet. "Çok düşünürsem, düşünce girdabında boğulabilirim." korkusu ondan uzak. Âlemin sırları, imanlı bir düşünce süzgecinden geçip, bir bir kalbe damlayıp çözüldükçe, marifetullah ve muhabbetullah nurlarına dönüşüp, ruha en derin lezzetleri içiriyor. Düşünmek, iman ile bir başka nimet olup çıkıyor.

Âlem çözülüyor, sen çözülüyorsun. Bazen kendini, bazen âlemi okuyorsun. Okudukça Rabbine hayran oluyorsun. İşte insanın en güzel meyvesi, bu hayranlık hissidir. Öyle derin bir hayranlık ki, tümüyle seni sarar, ama ifade edemezsin. Sonra, o hayranlık tamamen sevgiye dönüşür. Bir sevgi ki, kâinatı belki sonsuzlukları kuşatmış, ama küçücük bir kalbe sığıyor. O küçücük kalbinle, Rabbini öylesine seviyorsun. Sen seversin de, O sevmez mi? Bunu hissediyorsan, "Mutluluk nedir?" diye sormayacağınızı zannederim.

Mutluluk, işte bu dereceye yükselmiş bir sevgidir.
Mümine Güneş

 
Leave a comment

Posted by Mart 31, 2009 in makale

 

Etiketler:

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.