RSS

Aylık Arşiv: Nisan 2009

Efendim’e…‏s.a.v.

Ahlarım göğe çıkmış, hüzünler perde perde
Bir vuslat şarkısı bu dillenir bu yürekte
Mesafeler çok uzun yolculuk var öteye
Düşlerim sana muhtaç, o kutlu nefesine…

Günahlarla diz çökmüş kalbim prangalarda
Şu aciz sessizliğim duy neler söyler sana;
Kimse merhem olmuyor bu onulmaz yarama
Ümitlerim kırık, dökük veysel yorgunluğunda…

İçimde kutsal nazarının acı sancısı
Seni söyler kirpiklerim tıpkı yağmur damlası
Alevlenir gönlümde aşk ateşinin hası
Bitsin n’olur artık hasretlerimin yası…

Kıyılarıma vurdukça hicran ben seni arıyorum
Sonsuz gayyalardayım elini bekliyorum
Yokluğunun hastasıyım adınla yanıyorum
Can değil, canan değil tek seni istiyorum…

Dualarımın özü, candamarımda kansın
Aşkınla öyle oldur görenler mecnun sansın
Gönül tahtıma buyur ruhum senle taçlansın
Nefsim gafletle geçen günlerinden utansın…

Ah! duysam duyabilsem “ümmetim” değişini
Bakışlarında görsem cennetin neşvesini
Silerim işte o an tüm dünya sevgisini

Yeter ki kabul buyur yakine vardır beni
Yeter ki kabul buyur lütfuna erdir beni…!

 
Leave a comment

Posted by Nisan 30, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

Hayırlı cumalar dilerim kardesler

 

Musa aleyhisselam zamanında hiç kimsenin sevmediği, günahkâr bir kimse vardı. Bu öldü. Bu da adam mı diye çöplüğe attılar. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama emretti, benim falanca çöplükte bir evliya kulum var, onu oradan çıkar, temizle, namazını kıl ve defnet. Musa aleyhisselam adamı çöplükten çıkardı, güzelce yıkadı, kefenledi, namazını kıldı, bu arada ahali şaşırdı, Allah’ın Resulü bunların çöpe attığı adamı temizliyor, kefenliyor, namazını kılıyor.

Definden sonra Musa aleyhisselam adamın evine geldi;
- Ey hatun, bu adam ne yaptı, hangi hayırlı ameli yaptı?

Kadın dedi ki:
- Ya Resulallah, bu hiç kimsenin sevmediği, herkesin kendinden kaçtığı birisi, bunun iyi bir ameli yoktu.
- İyi düşün, bunun hayırlı bir ameli, iyi bir işi var.

Kadın yine;
- Hiç bir iyiliği yoktu, hep günah işlerdi dedi.

Üçüncü defa sordu:
- Bunun mutlaka bir şeyi var ki, Allahü teâlâ bana bunu defnetmemi söyledi.

Kadın dedi ki:
- Bir gün Tevrat okuyordu, okurken Muhammed (aleyhisselam) diye bir isim geçti. Bu ne güzel isim dedi, tekrar okudu, yine bu ne güzel isim dedi. Sonra, ya Rabbi, ismi böyle güzel olanın kim bilir kendisi ne kadar güzeldir, ben ona aşık oldum, dedi ve ismini öptü.

Musa aleyhisselam da tamam, anlaşıldı buyurdu.

Böyle bir Peygambere ümmet olmak en büyük nimettir.

* Bir kimse inanarak Muhammed aleyhisselamı bir defa görse, yandan hatta arkadan görse, eğer a’ma ise bir kere sesini işitse, bütün ilimler [fen ve din bilgileri ve bütün yükseklikler] ona verilir, bu, boyaya batırılan kumaşın boyayı emmesi gibidir. Bütün üstünlükler ve ilimler böyle ona geçer. Bu yüzden Eshab-ı kiramın hepsi müctehiddi, onların derecesine hiç kimse ulaşamaz, bu üstünlük onlara mahsustur.

* İslamiyet ağaç gibidir. Kökü imandır, gövdesi ameller ibadetlerdir. Ağaçtan maksat, meyvedir. Ağacın meyvesi de tasavvuftur, sevgidir, ihlastır. Ağaçsız meyve olmaz, havadan kiraz toplanmaz. Meyveyi yemek için ağaç lazım. Ağaçtan maksat meyve ama, ağaç olmazsa meyve de olmaz.

* Sevgi itaattir. Tam seven, tam uyar.

* Bu dünya öyle de geçer böyle de geçer, son durak bizi bekler.

* Çalışmak ibadettir. Çalışan Allah’ın dostudur. Boş durmamalı. Onun dostu olmak, rızasını kazanmak için boş durmamalı. Bir gün, Peygamber efendimiz, bir yerden geçerken, boş duran birisine selam vermedi. Dönünce aynı adama selam verdi. Eshab-ı kiram, (Geçerken selam vermediniz, dönünce niye selam verdiniz) diye hikmetini sordular. Buyurdu ki:
(Giderken hiçbir iş yapmıyordu. Boş duranı Allah sevmez. Allah’ın sevmediğine ben niye selam vereyim. Dönünce ise bir çöple olsa bile yeri karıştırıyordu. Yani bir şeyler yapıyordu. Onun için selam verdim.)

(NERDE OLURSANIZ OLUNSİZİN SELAMINIZ BANA ULAŞIR"(HADİSİ ŞERİF)

IPB Image
BASİT:
Basıt : Ruhları bedenlere yerleştiren, genişleten, açan ve bolluk veren

 
Leave a comment

Posted by Nisan 30, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

İnsanın hem dünyada hem de ahirette tek bir gerçek dostu vardır.

Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut’tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)

İnsanın hem dünyada hem de ahirette tek bir gerçek dostu vardır.

 O da Yüce Rabbimiz Allah’tır.

Rabbimiz, iman edenleri hiçbir zaman bırakıp gitmez, asla terk etmez, her zorlukta yanındadır ve ona yardımcıdır.

 Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima onunla birliktedir. Onu düşmanlarına karşı korur.

Onun için herkesten daha güvenilirdir, daima karşılıksız armağan edendir.

Allah müminlerin en çok güvendiği, en yakın dostudur.

Kendisi’ne inanan insanları her türlü eksiklikten ve hatadan arındırır, onlara çok seçkin bir yaşam ve ahirette de hiç tükenmeyecek olan mülkünü vaat eder.

 

 

İnsan hayatı boyunca gerçekten güveneceği, her durumda sıkıntısını gideren, zengin ve muktedir bir insan ya da bir güç arayışı içindedir.

Fakat kimi insanlar bunu ararken kendisini yaratmış, yaşamını sürdürmesini sağlayan, büyük kuvvet sahibi, herşeyi yapmaya kadir olan Rabbimiz’i unutur.

Kendisine kötülükten başka hiçbir katkısı olmayan şeytanı dost edinir.

İşte bu, onun için karanlık bir dünyanın başlangıcıdır.

Allah’a iman eden, imanında da samimi olan insanlar ise artık içinde hiç mağlubiyeti olmayan şerefli ve hayırlı bir hayatın içine girerler.

 Allah, asıl büyük karşılığı ise ahirette onlara verecektir.

Allah inananların dünyada ve ahiretteki tek gerçek dostudur. Allah’ın veli sıfatı ayetlerde şöyle haber verilir:

Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (Nisa Suresi, 45)

O zaman sizden iki grup, neredeyse ‘çözülüp geri çekilmek’ istemişti. Oysa Allah onların (velisi) yardımcısıydı. Artık mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etmelidir. (Al-i İmran Suresi, 122)

O’dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini serip-yayar. O, Veli’dir, Hamid’dir. (Şura Suresi, 28)

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ”

Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)
 
Leave a comment

Posted by Nisan 30, 2009 in İslam

 

Etiketler:

Tevbe et günahlarına…

her nefse ki ölümü takdir etmistir ezel,
O nun sevdasi ile ölüvermek ne güzel!….

dünyayi sevmek hata ve her günahin basi,
dünyaya tapanlarin sefillik arkadasi!…

ölünün dili olsa diyecekti ki sana
ben firsati kacirdim,sen Tevbe et günahlarina

dünyaya vermedesin ömrünce binbir emek
is allaha geldimi adetin sendelemek

hüsrani ve isyani is edindin kac sene
be adam,bir de hakka kulluk etmeyi dene

son Nebi tek kilavuz,uyarsin baska kime?
ondan ayrilan gider,atesten bir iklime!

ibreti,hikmeti bil,aklinin gözü varsa
helaktadir bir insan eger nefse uyarsa…….

 

 
Leave a comment

Posted by Nisan 30, 2009 in şiir

 

Hekimoglu Ismail: İnsan okumak zorundadır…‎

Kahvede oturmaktansa kitap karıştırmak daha iyi değil mi? Peygamberimize
(sas) gelen ilk vahiy, “Oku! Seni yaratan Rabb’inin adıyla oku!” diye
başlar. Böylece Kur’an, neyi, nasıl okuyacağımızı bize anlatıyor. Okuduğumuz
kitapta İslamiyet’in izlerini bulmalıyız. Okuduğumuz kitap Kur’an’a ayna
olmalı, perde olmamalı. Kur’an-ı Kerim bir bahçe gibidir. İnsan elinin
yetiştiği kadar meyvesini toplar. Kitaplar da böyledir.

Diyorlar ki, “Bizim okumaya vaktimiz yok. İş, güç, çoluk, çocuk…” İnsan
mazeret üreten bir varlıktır. Mazeretler ebedi saadetin yoluna dikilmiş
manialardır.

Bir gün 24 saat. 8 saat dinlenelim, uyuyalım. 8 saat çalışalım. Geriye yine
bir 8 saat kalıyor. Görüyorsunuz, aslında bir gün her şeye yetiyor. İnsan
insanın rahmanı, insan insanın şeytanıdır. Aynanın arkasından bakarsak
hiçbir şey göremeyiz. Aynayı çevirirsek aynada bir dünya görürüz. Gözünü
kapatan, kendini karanlığa mahkum eder. Nasıl ki midemiz için çeşit çeşit
gıdalar alıyorsak, beynimiz için de okumalıyız. Ekmek midemizi, kitap
beynimizi doyurur. Peki, beynimiz neyin midesi? Ruhumuzun…

İslamiyet öyle büyük bir din ki, İslam tarihi cilt cilt dizilmiş,
kütüphanede duruyor. Ama bizim okumaya vaktimiz yok.! Kitap okumaya vaktimiz
yok, diyenlerin iyi insanları ziyaret etmeye de mi vakitleri yok? Güzel
şeyler düşünüp, tefekkür etmeye de mi vakitleri yok? Televizyona ayıracak
zaman var da, kitap okumaya mı vakit yok?

Kitap okumaya vakit ayırmayanlar, bilgisizliğin karanlık dünyasında deli
gibi dolaşırlar. Okumayan insanın hayatında kara noktalar belirir.

Canım sıkıldığı zaman kütüphanemin karşısına geçer kitaplara dikkatlice
bakar, bir tanesini elime alır onunla meşgul olurum. Kahvede oturmaktansa
kitap karıştırmak daha iyi değil mi? Peygamberimize (sas) gelen ilk vahiy,
“Oku! Seni yaratan Rabb’inin adıyla oku!” diye başlar. Böylece Kur’an, neyi,
nasıl okuyacağımızı bize anlatıyor. Okuduğumuz kitapta İslamiyet’in izlerini
bulmalıyız. Okuduğumuz kitap Kur’an’a ayna olmalı, perde olmamalı. Kur’an-ı
Kerim bir bahçe gibidir. İnsan elinin yetiştiği kadar meyvesini toplar.
Kitaplar da böyledir.

Biz çok yemekler yedik bugüne kadar. O yemekler nerede? Yok. Ama biz
yaşıyoruz. Çok şeyler okuduk. O bilgiler nerede? Yok. Yemekler enerjiye,
kitaplar kültüre dönüştü.

Dünya müspet ilme yöneldi. Yani ispat edilen ilme. Böylece insanlar bir
noktaya bağlı değil de, ispat edilen bilgilere bağlı oldular. Okul ders
kitapları ispat edilen bilgilerle dolu. Ve dediler ki: “Kur’an’daki bilgiler
ispat edilemez.” Keşifler ve icatlar ayetlerin daha iyi anlaşılmasında
önemli rol oynadı. Görüldü ki dünya yaşlandıkça Kur’an gençleşiyor. Kur’an,
her asrın, her insanın, her ilim adamının ve her bilgisizin ihtiyacına cevap
vermiştir. Kur’an insanlar için, insanlar Kur’an içindir.

Her kitap okunur mu? İnsan beyni bilgi üretebilir, bilgi toplayabilir,
topladığı bilgilerle sentez yapabilir. Yani insan, sonsuz sayıda bilgi
ortaya çıkarabilir. Bu bilgilerden hangisi doğru, hangisi yanlış? Bu durumda
kitaptaki bilgiler Kur’an’ın mihengine vurulmalı.

Hayvanlar neden okumaz? Çünkü hayvanlar okumasını bilmez. Her evin mutfağı
olduğu gibi, her evin kütüphanesi de olmalı. Sigara içene kadar, bir
gazeteye, dergiye abone olunabilir. Baktım insanlar paket paket sigara
yakıp, dumanına bakıyorlar. Ben de “Sigara parasını kitaba vereceğim.”
dedim. Kütüphanemi böyle kurdum. Kütüphanesi olanla olmayanın durumu,
kafesteki kuşla, özgürce uçan kuşa benzer. Kafesteki kuş, birileri bir
şeyler verirse yer, serbest olan kuş dünyaları dolaşır.

İlim bir saraydır. O saraya girsek görürüz ki, köşk içinde köşk var.

Ya bil, ya öğren, ya alimleri sev. Bu hallerin dışında kalmak insanı perişan
eder.

Allah kimseyi kitapsız bırakmasın.

 
Leave a comment

Posted by Nisan 30, 2009 in makale

 

Etiketler:

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.