
Mevlana’nın “namazda iken namazda olmak gerekir” diye bir sözü vardır. Bunu nasıl anlamalıyız ve bunu gerçekleştirmek için ne yapmalıyız?
Müritlerinden biri “Efendim namazda iken nasıl olmak gerekir?” şeklinde bir soru sorması üzerine, Mevlana: “Namazda iken namazda olmak gerekir” diye cevap vermiştir.
Bunun manası şudur: Namaz kılarken, kişinin namazda olduğunu unutmaması, namazın gereklerini yerine getirmesi, fikren, aklen, okuduklarını, yaptıklarını takip etmesi, Allah’ın huzurunda olduğunun idrakinde olması, namaz miracına yakışır bir şekilde, dünyadan sıyrılması, kendini yalnız namazla meşgul etmesi, başka meşgaleleri geride bırakması, “Namazda iken namazda olma”nın birer açılımıdır.
Bu açılımları Gazali’nin de işaret ettiği (İhya, /167-169) birkaç basamakta açıklamaya çalışacağız:
1. Kalbin huzuru: Kalbin namazda hazır bulunup görev alması demektir. Kalıbını Kâbeye doğru yönelten kulun, kalbini de Hakiki mabud olan Allah’a yöneltmesi bu huzurun temel esprisidir.
Dünyevî meşgalelerden kurtulmuş, miraç yolculuğuna başlamış, kesretten vahdete/yaratıklar meclisinden sıyrılıp Yaratanın huzuruna çıkmış, ilâhî huzurdaki duruşunun idrakine varmış bir kalp, gerçek huzura kavuşur ancak ve namazın huzuruna huzur katmış olur.
Huzuru kazanmak: Huzuru kazanmak, kalbi namazda hazır etmek için, namazın en önemli bir görev olduğuna inanmakla mümkündür. Çünkü kalp, mutlaka bir şeylerle meşgul olacaktır, tembel ve boş duramaz. Duygu ve düşüncelerimizde hangi konuya öncelik verirsek, gönlümüz de ona önem verir ve onunla meşgul olur. Kalbin namazda devreye girip hazır olması için, ona namazın önemini hatırlatmamız gerekir. Kişinin himmeti neredeyse, kalbin kıymet ölçüsü de oradadır.
2. Zihnin kavraması/anlaması: Bundan maksat namazdaki söz ve hareketlerin ne anlama geldiğini kavrayıp bilmektir. Bazen kalp okunan lafzın yanında hazır olduğu halde, onun manasıyla ilgilenmemiş olabilir. Oysa daha önce hiç akla gelmeyen güzel incelikler namazda insanın zihnine, kalbine gelebilir ve bunlarla çok güzel bir rotaya girebilir. “Namaz her türlü kötülük ve hayasızlıktan alıkoyar”(Ankebut, 29/45) mealindeki ayette bu gerçeğe de işaret edilmiştir.
Namazdaki söz ve hareketleri anlamanın yolu da her şeyden önce kalbi devreye sokmaktan geçer. İnsan zihni, kalbinin önem verdiği konulara yönelip orada yoğunlaşır.
3. Tazim göstermek: Namaz kılan kimsenin, huzurunda bulunduğu yüce Allah’ın sonsuz büyüklüğünü kavraması, ona karşı saygıyla dolması namazı namaz yapan unsurlardan biridir. Zaten namaz ve ibadetin farz kılınmasının en büyük hikmeti, Allah’ın azametini kalplere yerleştirmektir.
Tazimin kaynağı iki şeydir:
a. Her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında, -ilim ve kudretiyle- her şeyin yanında hazır ve nazır olan Allah’ı yakından tanımak. Ki bu imanın gereğidir.
b. Her şeyiyle Allah’a muhtaç olan kendi nefsinin fakirliğini, acizliğini, hakirlik ve küçüklüğünü idrak edip bilmek. En küçük bir varlık olarak en büyük bir varlığın huzurunda olduğunu anlamak ve bu saygının bir sonucu olarak da içinde huşu duymaktır.
4. Heybet/Mehabet: Bu kavram, ileri derecede büyük görülüp de saygı duyulan bir varlık karşısında hissedilen ürperti duygusu anlamına gelir.
Mehabetin kaynağı da Allah’ı yakından tanımaktır. “Kulları içinde Allah’a karşı gereği gibi saygı duyup ürperti hissedenler ancak âlimlerdir”(Fatır, 35/28) mealindeki ayette belirtildiği üzere, Allah hakkındaki ilim ve bilgi arttıkça, ona karşı duyulan saygı ve mehabet de o nispette artar.
Rivayete göre Hz. Aişe şöyle demiştir:
“Hz. Peygamber(a.s.m)’le normal sohbet ederdik. Namaz vakti gelince sanki ne biz onu tanımışız, ne de o bizi tanımış..”(Gazali, İhya, I/160). Bu tavır, Allah’a karşı duyulan saygının olduğu kadar, görev sorumluluğundan kaynaklanan bir kaygının da ifadesidir.
5. Reca/Ümit: Öyle sultanlar var ki, insanlar onları büyüklükleri karşısında korkup ürperir fakat onlardan iyilik namına bir şey ümit etmez. Namaz kılan kimse ise, sultanlar sultanı olan Yüce Allah’ın huzurunda; bir yandan büyüklük ve azameti karşısında ürperti duyup iki büklüm olurken, diğer taraftan iman ettiği sonsuz rahmetini ve kılmakta olduğu namazın büyük bir mükâfatını ümit etmektedir.
6. Haya duygusu: Bu duygu yukarıda arz edilen unsurların bir süspansiyonu hükmündedir. Mehabetinden ürperdiği, rahmetini ümit ettiği Rabbinin huzurunda olduğunu düşünen bir kulun içinden şimşekler gibi çakan, kalbinin derinliklerinden kopup gelen nefsinin kusur saçan sinyalleri onun bütün benliğini sarar da benzi sararmaya başlar.
Her yönden kusur ve ayıplarla kirlenmiş bir kimlikle, her yönden mükemmel, kusurlardan uzak kutsal bir varlığın karşısında olduğunu, şanına layık bir tarzda kulluğunu sunamayacağının endişesini taşıyan ve bunu idrak eden kimsenin öz benliğini utanç ve hayanın kaplaması kadar tabii bir şey olamaz.
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ” "



gülay
Mayıs 29, 2009 at 3:22 pm
Haydin aşka!… Haydin vuslata!…Kim sevgiliyle sohbet etmek istiyorsa kulak versin diyor, bin dört yüzü aşkın yıldır bu iniltiler. Bu iniltiler, kimi zaman cenk haykırışıdır, kimi zaman canana yakılan ağıtlar kadar yanıktır. Bazen coşkulu bir bando gibi tüyler diken diken olur, bazen de dervişler halkasının hayhuyuna kapılmış ruh gibi cezbeyle bedeni terk eder ezanın maverai sedası karşısında.Bu ölümler diyarında, bu yokluklar dehlizinde hayatın adıdır ezan. Ezan hayata çağırmaktadır, ölüleri diriltme, sarhoşları ayıltma, uykuda olanları şefkat yüklü nağmesiyle uyandırmanın adıdır ezan ve ezan; hayatın ritmi, yaşamın belirtisidir İslam ümmeti için. Müminler yabancı bir beldeye gittiklerinde uzaktan uzağa dinlerler o beldeyi. Ezan vakti gelir de ezan sesi duymazlarsa o zaman o yerde ölümün kol gezdiğini anlarlar.Ezan, hayatın sesidir. Bu nedenle ölü ruhlar, ezanın kıymetini anlayamaz ve onu kuru bir gürültü sanırlar. Ve işte bu nedenle hayat dolu Mümin âşıklar, ezanın susmasını hayatın susması, kıyametin kopması ve insanlığın hercü merc olması demek olduğunu anlarlar ve susturmazlar bu aşk iniltisini hayatları pahasına.“Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli.Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eliŞu ezanlar ki şehadetleri dinin temeliEbedi yurdumun üstünde benim inlemeli”Biz, bu hayat çağrısının neresindeyiz? Duyuyor musunuz seherde inleyen Mustafa(sav)’nın bülbüllerini. Ne de güzel şakıyorlar günde beş fasıl; her fasılda maveradan ölümsüz nefesler devşiriyorlar dünyamıza. Her tarafı ıtır kokusu, Cavidan gül kokusu kaplıyor sonra duyar mısınız?Yoksa hayatın keşmekeşinde ve lanetli dünya eğlencesinin tamtamlarında işitilmiyor mu aşkın sesi? Şeytanın bataklığında, günahların iğrenç kokularında burunlar koku almaz mı oldu yoksa?Damarlardan fışkıracak bir hırsla ticarete dalmışken; çil çil paracıkları sayıp duruyorken veya lüks evin konforunda en olmayacak hülyalar sayıklıyorken; ezana durunca Mustafa (sav)’nın Bilalleri, bir an durup bu ses de neyin nesi, beni kurtuluşa çağıran kim diyecek aşk mabetlerine, mescitlere koşuşturup biraz olsun sevgiliyle sohbetin ve vuslatın tadına varıyor muyuz? Bu dünya Mustafa(sav)’nın hayat bahşeden, diri tutan, ölü toprakları canlandıran, uğradığı her yeri gülşene çeviren, her memleketi rayihasının efsunuyla tütsülendirip çiçek bahçesine çeviren; aşk dolu, gizem dolu, hayat dolu ezanıyla ayaktadır.Bu aşk iniltisine kulak verip çağrısına Lebbeyk diyerek mescitleri dolduranlar kalmazsa ezan susar; yerküre, kahır yüklü başını alıp kehkeşanın duvarlarına çarpar ve paramparça dağılır, gider…Ama sevgilinin davetine “lebbeyk” diyerek cami yolunu arşınlayanlar var oldukça ezan susmayacaktır İnşaallah…Mümin ruhlar, ötelerden bu dünyaya gözlerini sımsıcak ezan esintileriyle açarken günde beş kez, bu ezeli sedanın lahuti dokunuşlarına kanarak yaşarlar ve yine bir ezan vakti, sonsuzluk rüzgârları alır götürür ruhlarını sevgiliye doğru, sevgiliye doğru…Ezan, gönüllerin pasını almakla kalmaz; ruhları da gümüş silklere dizilmiş, nurefşan inciler gibi parlatır, Mümin saflarda namaz.Bu da yetmez, maveradan akan abı hayat gibi ezan nağmeleri en aşkî terennümlerle yayılır evlere, sokaklara, ovalara, köylere ve toplumların bel¬leklerine. Bir anda temizleyiverir kötü ve çirkin adına ne varsa sinelerde.Ey sevgili yolunda meftun âşık! Eğer can kulağıyla dinlersen ezanı; onun Mustafa(sav)’dan miras kalan vuslat, aşk ve sonsuzluk iksiri olduğunu duyarsın tüm benliğinle.Ey Yarlar Yarına müştak âşıklar! Sevgili her gün beş vakit sizi vuslata ve sohbete çağırıyor farkında mısınız?