Şüphesiz ki dünya, geçip gidilecek bir konaktır.
Yazan: gulayozturk Temmuz 2, 2009
Şüphesiz ki dünya, geçip gidilecek bir konaktır.
Ebedî kalacak yer değildir. Dünyada zenginlik ona dalmamaktır. Üzerinde yaşayanlar her an birer birer ölmektedir. Onu üstün tutan zillete…
Onu toplayan fakirliğe düşer.
Dünya zehir gibidir. Onu bilmeyen yer, o da onu helâk eder, öldürür.
Dünyada, yaralı olup da yarasını tedavi ile uğraşan kimse gibi ol. Yaralı kimse yarasının azmasından korkarak perhiz yapar, daha şiddetli acıya düşmemek için çektiği acıya sabreder.
Tuzakları süsler altında gizlenmiş olan şu gaflet dünyasından sakın. Ona dalma!
Bitmeyen arzularla, gönüller çeken sözlerle süslenmiş, nicelerini aldatıp, kendine meftun etmiştir.
Süslenmiş gelin gibidir. Gözler ona bakmakta, kalpler ona hayran, nefisler ona âşık, o ise âşıklarını helâk ediyor. Yaşayanlar ölenlerden, sonrakiler öncekilerden ibret almıyor.
Arif olanlar bile bu hususta dalgındır. Ona düşkün olan, ondan dünyalık elde eder. Fakat aşırı giden aldanır, âhirete gideceğini, dönüşünü unutur. Kalbi dünyaya dalar ve ayağı kayar. Sonra da büyük bir pişmanlığa ve derin bir hasrete düşer.
* * *
Dünyaya düşkün kimse, muradına kavuşamaz. Bir gün olsun rahat nefes alamaz. Her gün, ayrı bir düşünce, keder getirir. Derken dünyaya o kadar dalar, ömür biter de ecel bir gün onu yakalayıverir. Sonunda, azıksız âhiret yolculuğuna çıkmak zorunda kalır. İşte böyle duruma düşmekten sakın.
* * *
Dünyadan kendinizi muhafaza edebildiğiniz müddetçe, sevinçli ol. Yoksa ne kadar üzülseniz yeridir. Dünya kimi sevindirirse, sonunda mutlaka beğenilmeyen bir şey vardır.
Dünyada sevinen aldanmıştır. Bugün faydalı görünen dünya, yarın zarar verir. Dünyada, ümit, belâ beraberdir. Dünyada kalmanın sonu yok olmaya gider. Onun sevinci hüzün ile karışıktır. Dünyada ne geleceği belli olmaz ki, beklenip tedbir alınsın. Dünyadaki arzular, yalancıdır.
Emelleri boştur. Onun iyiliği kederdir. Eğer iyi düşünürse, Âdemoğlu, onda her an tehlike ile karşı karşıyadır. İnsan, rahatlık hâlinde de, musibet zamanında da, tehlikeli durumlara düşmemeye gayret göstermelidir. İnsana öleceğini Allah–ü Teâlâ ve peygamberleri aleyhimüsselâm, bildirmemiş olsa bile, dünya onu uykudan mutlaka uyaracaktır. Bununla beraber, yine Allah–ü Teâlâ’dan azâb ile korkutan, cennet ile müjdeleyen rehberler geldi. Allah–ü Teâlâ’nın indinde dünyanın zerre kadar kıymeti yoktur.
Resûlullah efendimize dünya hazineleri arz olundu da, O kabul etmedi. Verilmiş olsaydı bile, Allah–ü Teâlâ’nın nezdindekinden sivrisinek kanadı kadar bir şey eksilmezdi. Dünya, imtihan için sâlih ve ibadet edenlerden alındı. Aldatmak için de, Allah–ü Teâlâ’nın düşmanlarına verildi. Dünya verilerek aldatılanlar, dünyayı elde etmekle, ele geçirmekle, kendilerine ikram edildiğini zannederler. Allah–ü Teâlâ’nın, Musa aleyhisselâma şöyle buyurduğu rivayet edilir:
“Zenginliğin geldiğini gördüğün zaman, bu cezası çabuklaştırılmış bir günah de, fakirliğin geldiğini görürsen, hoş geldin ey sâlihlerin şiarı, alâmeti de, istersen rahatlık sahibini öv.”
* * *
“Kalbin bozulması altı şeydendir:
1–Allah–ü Teâlâ’nın rahmetini umarak, tövbeyi terk etmek,
2–İlmi ile amel etmemek,
3–Amelinde ihlâs sahibi olmamak,
4–Allah–ü Teâlâ’nın ihsan buyurduğu rızkı yiyip, şükür etmemek,
5–Allah–ü Teâlâ’nın taksimine râzı olmamak,
6–Vefat edenleri kabrine defnedip, onlardan ibret almamak.
* * *
Resûl–i Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:
“Kabir, âhiret konaklarının ilkidir. Ondan kurtulana, ondan sonrası daha hafif ve kolay, ondan kurtulamayana, ondan sonrası daha zor ve çetindir.”
“Allah–ü Teâlâ’ya ve kullarına karşı edepli olmayan kimsenin ilmine itibar edilmez. Belâ ve musibetlere, insanlardan gelen sıkıntılara günahlardan sakınıp, farzları yerine getirmeyenin dindarlığı muteber değildir. Haramlardan ve şüphelilerden sakınmayanın Allah–ü Teâlâ katında bir mertebesi ve yakınlığı yoktur.”


gulayozturk demiş
Yalan dünya…”
“Yalan dünya” tabirini duymuşuzdur. “Dünya fanidir” diye hep söyleriz. Ama
acaba tutum ve davranışlarımız bu sözümüzü doğruluyor mu?
Evet, insan maddi hayata bu dünyada gözünü açar ve bir algı yanılmasıdır
başlar. Nedir bu algı yanılması? Bütün hayatı, bu dünyadan ibaret sanmak…
Ne zamandan beri Müslümansın sorusuna ne cevap veririz? “Kâlu belâ”dan beri.
Ne zamandır bu? Ruhlarımızın yaratıldığı an. Yani bizlere canlılık bahşeden
ruhlarımız, bedenimizden önce de vardı. Ölünce ne olur? Bedene giren ruh
ayrılır ve alem-i ervahtaki yerine gider. Yani ruhun hayatı devam eder.
Kabir hayatı sonrasındaki sur ile ahiret hayatı başlar.
Dememiz o ki, dünya hayatı, bu serüven içinde, “ruh meal-ceset” yaşanan kısa
bir süreyi ifade eder. Peygamber efendimizin tanımıyla, uzun yolculuk
esnasında bir ağaç gölgesinde dinlenmek için geçirilecek bir vakit.
Nitekim bu aldanıştan uzaklaşmamız için Rabbimiz Fâtır Sûresi 5. ayette
bizleri uyarmaktadır. Ayeti meal ve yorumuyla hatırlayacak olursak; “Ey
insanlar! Allah’ın vâdi gerçektir.” Yani Kur’ân ve hadislerde haber verilen,
ahiret hayatı vardır ve gerçekleşecektir.
“Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.” Dünyada huzurlu ve mutlu yaşayacağım
diye mal-mülk biriktirirken, ahiret hayatını ve her yaptığınızın hesabını
vereceğinizi unutmayın.
“Ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!” Sizi O’nun
rahmetine çok aşırı güvendirmesin. ‘Nede olsa Allah affeder’ deyip günahlara
dalmayın, boğulursunuz. Şeytan insana yaptıklarını hoş gösterir. Dünyanın
gerçek, ahiretin hayal gibi hissedilmesine sebebiyet verebilir. Bazılarına
‘oraya giden ve gelen mi var?’ dedirtir. Bazılarının inandığından farklı bir
hayat yaşamasına sebebiyet verir.
Dünya kalbe saplanınca…
İtiraf etmek gerekir ki; Dünya ve ahiret dengesini sağlamak, her şeyin,
makam, mevki ve para ile değerlendirildiği bir asırda zordur. Dünyanın
geçici olduğunu birçok müslüman söyler. Ama onların davranışları çoğu defa
söylediklerini yalanlar mahiyettedir. Dünyanın kalbimizi işgal ve meşgul
etmesi, ibadetlerden haz almamızı da engeller. Dengeli davranışlar ancak,
insan tabiatına ters düşmeyen İslâmî bir eğitim ve ruhu huzura kavuşturan
bir hayat sistemiyle mümkün olabilir.
İslam kimliğine sahip olmasına rağmen, İslâmî bakış açısına ve basirete
eremeyen kişilerin, fikirleri de bulanık ve karışıktır. Böyle kimselerin
inancı ve yaşayışları arasında da uçurum vardır. Diğer bir deyişle bunlar,
inancının gereğinden habersizdirler. Önce kabul ettiklerini, yolda giderken
inkâr eder hale gelebilirler. Gerçeğe uyacağına, hakikatleri kendine uydurma
hastalığı baş gösterir. Tabi böyle olunca da, çelişki, zanlarla dolu bir
beyin ve dengesiz davranışlar açığa çıkar. Dünya ahiret dengesi de ahiret
aleyhine bozulur. Bütün gününü ve ömrünü dünyevi hedefler için harcayabilen
kişi, 10’ar dakikadan 50 dakikasını Rabbinin huzur ve mutluluk çağrısına
ayıramaz.
Oysa, bilinçli müslüman; iman, duygu, düşünce ve davranış dengesini kafa,
kalp ve bedende gerçekleştiren insandır.
Dünya hayatının bizi nasıl oyaladığını görebilmek için yakın ve uzak
hedeflerimizi gözden geçirmemiz yeterli olacaktır. Kariyer yapmak, ev, araba
sahibi olmak, zengin olmak vs. Peki nerde kaldı ebedi hayat yatırımı? Akıllı
adam ve Müslüman, öngörülü davranıp ebedi hayata yatırım yapan kişidir. Bir
ayetin kültürümüze yansıması olarak hep söylenir, “ne verirsen elinle o
gider seninle” (Bkz. Müzzemmil,73/20).
İnsan tabiatında dünyeviliğe düşkünlük vardır. Ama Müslüman olduğunu
söyleyen insan, Allah’ın değer verdiği şeyleri tercih etmek durumundadır.
“Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın
biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere
karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici
menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır” (Âl-i
İmrân, 3/14). Akıllı adam neticeye göre davranır.
Din tembelliği benimsemez
Bilinçli Müslüman, hayatını Kur’ân ve Sünnet’in hükümlerine azami ölçüde
uydurmağa çalışarak kişisel bütünlüğe erişir. Bilgi, inanç, davranış, günlük
hayat tarzı birbirini desteklemeyecek olursa, dengesiz bir kişilik ortaya
çıkar. Bu dengesizlik, söz ve davranış uyumsuzluğu da -Allah muhafaza-
münafıkların özelliklerindendir.
Dünyayı kazanalım derken, ebedi hayatı kaybetmemek gerekir. Bazıları belli
menfaatlere erişmek için; sıhhatlerini, huzurlarını, ömürlerini feda
ederler. Netice olarak, hem dünyayı hem de ahireti kaybederler. Hayatımız
belirsiz, faydasız ve irdelenmemiş bilgiler üzerine kurulursa; İslami bir
istikamet olmayacak, günlük hayatın sarsıntıları, kişinin dengesini
bozacaktır.
Tarihte ve günümüzde tasavvuf adına çalışmamayı adet edinmiş kimselerin,
kendi miskinliklerini dine ve onun üst seviyeli bir uygulaması olan sofiliğe
yükleme hakları yoktur. En güçlü tasavvuf ekollerinden biri olan
Nakşibendîliğin en önemli vasıflarından biri, dışı halk ile, içi Hakk ile
olabilmektir.
Tembelliğe ne din, ne de tasavvuf cevaz verir. Tasavvuf ehli, dünyayı
tamamen terk etmekten ziyade, dünyayı kalbine koymamaya çalışır. Çünkü kalp
Allah’ın feyiz ve nurunun tecelligâhıdır. O nurun tecelli edebilmesi için
kalp günah ve dünyevilikten arındırılmalıdır ki, Allah’ın nuru o kalbde
tecelli etsin. Misafir gelecek ev temizlendiği gibi, Allah’ın feyzinin ve
Hz. Peygamberin sevgisinin yerleşmesi istenen kalp de her türlü fenalıktan
arındırılmalıdır.
Denge insanı olan müslüman için ölçü, açık ve nettir. “Hemen ölecekmiş gibi
ebedi hayat için çalışırken, kalıcı bir eser bırakabilmek için de dünya için
çalışmalıdır.”
Ayetlerle dünya hayatının iç yüzü
Dünya kelime olarak, “aşağı” manasına gelir ve kendisine aşırı bağlananları
aşağılaştırır. Menfaatçilik, insani değerleri öldüren bir tehlikedir.
İnsanın dünya ve ahiret ile irtibatındaki zaafı, Kıyame Sûresi 20 ve 21.
ayette Rabbimiz: “Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve
nimetlerini) seviyorsunuz da, ahireti bırakıyorsunuz” ifadesiyle dile
getirmekte ve bu durumdaki kişileri kınamaktadır.
Hayat rehberimizdeki Fecr Sûresi’nin 15’ten 25’e kadar ayetlerini bu noktada
meal ve yorum olarak bir hatırlayalım:
15- “İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve
bol nimet verdiğinde “Rabbim bana ikram etti” der.” Varlık zamanında iyidir,
keyfi yerindedir.”
16- “Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, “Rabbim
beni zillete düşürdü.” der.” Kötülükleri kendinden bilmez, bahane arar.”
17- “Hayır, doğrusu siz (Allah’tan ikrâm bekliyorsunuz, birbirinize ziyafet
çekiyorsunuz ama kendiniz) yetim, muhtaç ve fakirlere ikrâm etmiyorsunuz.”
18- “Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz,” Teşvik etmek sözlü
veya fiili olabilir. Sözlü teşvikin geçerli olabilmesi için, fiili olarak
bunun icra edilmesi gerekir.
19- “Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.” Kardeşler arası miras
kavga ve ihtilafları göz önünde bulundurulunca, bu ayet daha net
anlaşılabilir.
20- “Malı aşırı biçimde “yığmacasına” seviyorsunuz.” Paralar, katlar,
yatlar, arabalar, vs.
21- “Hayır hayır! Yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,”
22- “Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman (her şey
ortaya çıkacaktır).”
23- “O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar.
Fakat bu hatırlamanın ne faydası var!” O zaman pişman olmamak için günlük
hayatımızda ahirete de yer ayırmalıyız. İbadet, tutum ve davranışlarımız ile
hesabını verecek şekilde yaşamalı, ahiret sermayesi biriktirmeliyiz.
24- “Keşke bu (ahiret) hayatım için önceden bir şey yapsaymışım der.”
25- “Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez.” İş işten geçmiş
olur. Son pişmanlık fayda vermez.
Dünya bizi aldatmasın, ahiret hayatı gerçektir. Aldanıp aldanmadığımızın
göstergesi; fani dünya için neler yapıyoruz, ebedi hayat için neler
yapıyoruz? Sorusuna verdiğimiz cevaptır. Hayat sermayesini dengeli bir insan
ve iyi bir kul olarak değerlendirebilenlere müjdeler olsun…