Bu Güvensizlikle Nereye??
Yazan: gulayozturk Temmuz 10, 2009
Ahmet SAFA
Sebebi ne olursa olsun, bir toplumun içinde imanın keyfiyeti kalplerde azalır; bir tarafta fakirlik ve ihtiyaç, diğer tarafta sefahat ve ihtişam çoğalırsa, toplumda güven bunalımı ortaya çıkar.
Bizler geçmişte rüzgâr ektik. Din, ahlâk ve maneviyat adına ne varsa aşındırdık. Şimdi ise, fırtına biçiyoruz.
Doğruluk, güven ve itimat büyük ölçüde ortadan kalktı. Hile, sahtecilik, döneklik, iffetsizlik normal faaliyetlerden sayılmaya başlandı. Bu toz-duman içinde tilkiler insan postuna büründü.
Aslında fırtına henüz başlamadı. Bu toplum manevi bir atılım yapmadıkça, asıl felaketi önümüzdeki 5-10 yıl içinde beklemek kehanet sayılmamalı.
İnsanların malları, canları, ırzları belki bugünkünden yüz kat daha fazla tehdit altında kalacak. Belki bazı sokaklarda gündüz dolaşabilmek cesaret isteyecek. Ne yazık ki bu akıbetin ipuçları gözden kaçmayacak kadar açık.
Emanetin tamamen kaybolacağını, dürüst insanların, “falanca kabilede/toplulukta dürüst insanlar varmış” diye parmakla gösterileceği günleri haber veren hadis-i şerif, çok yakın zamanları anlatıyor gibi…
Bugünün dünyasında her yerde, her konuda eksikliğini hissettiren güven eksikliği, en büyük ahlâk sorunlarından biri olarak hayatımızı derinden etkiliyor. İnsanları “emin” kılan, güvenilir yapan değerlerden kopmanın meş’um bedeli, aslında çok daha önce kapımızı çalabilirdi.
Fakat bunca tahribata rağmen, taklidî de olsa sinelerdeki pırıltıları tamamen yok olmayan imanın hayatımızdaki tezahürleri, kötü akıbeti geciktirebildi. İslâm’ın geleneklerimize yansıyan güzellikleri, az da olsa zekât ve yardımlaşmanın sıcak atmosferi, toplumu derinden sarsabilecek fırtınayı bir süreliğine erteledi.
Adalet ve maneviyat ihtiyacı
Günümüzde ise, çağdaş kültürün hayat telakkisi artık taklidî imanı zorlamaya başladı. Hem o kadar zorlamaya başladı ki, selin önündeki kütük gibi, önüne kattığını götürüyor. İslâmî değerlere yaslanan eski hayat telakkisi tamamen değişti. Kerpiç evinde bulgur pilavını yiyip, ayran tasını başına diktikten sonra Allah’a hamd eden huzurlu ve mütevekkil adam, yerini yeni çağın hayat standartlarını yakalamaya çalışan hırslı adama bıraktı.
Günümüzde kitlelerin bir bölümü, belki bugünün asgari hayat standartlarına da razı. Fakat ne yazık, ortada herkese yetecek büyüklükte pasta yok. Çünkü gelirin büyük çoğunluğunu küçük bir azınlık paylaşıyor. Şairin dediği gibi: “Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul” düşüyor. Bu durum karşısında ciddi sefalet tablolarının ortaya çıkması kaçınılmaz hale geliyor.
Sonuçta ahlâkî değerler birbirinin ardı sıra kristal vazo gibi tuz-buz olma yolunda. Sabır fitneye yenik düştü. Tevekkül ve Hakk’a itimat, sebepler karşısında unutuldu. Vicdan en talihsiz günlerini yaşıyor.
Halbuki pastanın büyük dilimini paylaşanlar, daha fazlasını değil, sadece zekâtlarını vermiş olsalardı, meselenin ekonomik boyutu belki tamamen çözülecekti. Bu da bir kısım ahlâkî değerleri ayakta tutabilecekti. Ne var ki, sadece yardımlaşma ve zekât, çağımızdaki güven bunalımını aşmak için yeterli değil.
Eğer sadece maddi refah yetseydi, “gelişmiş” addedilen toplumlarda insanlar yan komşunun kim bilir hangi ani bunalımla silahını çekip kapıya dayanabileceği korkusuyla yaşamazdı. Çocuklarını dışarıya yalnız bırakabilirlerdi. Bu kadar büyük “güvenlik” harcamalarına ihtiyaç duyulmazdı.
O dünya uzak değil
Allah’ın yegane sahih dinine bağlanmadan, o dinin tahkîkî, yakînî, kâmil imanını elde etmeden hiçbir devirde tam bir güven ve huzur toplumu oluşmamıştır.
Böyle bir saadet toplumunu yeniden inşa etmek katiyen imkansız değildir. Tarihin şeref levhaları bunun örnekleriyle doludur. Saadet Asrı önümüzdeki en canlı misaldir. Yakın geçmişimizde Osmanlı toplumundaki emniyet ve güven atmosferine bakmak da yeterlidir.