RSS

Bazi insanlar derler ki…

26 Ağu

Biz Allah’ın kullarıyız derler,fakat kul amel değil,

Hür amel işlerler…
Allah rızkımıza kafidir derler,fakat buna kalben

Mutmain olmazlar..
Ancak değersiz dünyalığa kanıp tatmin olurlar..

Ahiret dünyadan hayırlıdır derler,fakat sürekli dünya

Mal toplarlar..
Mutlaka ölüm var derler,fakat hiç ölmeyecekmiş gibi

Dünya işi tutarlar..

İnsanlar anlamıyor Rabbinin dinini…

Bilseler hem dünya ,hem Ahiret gününü

O zaman İslam bayrağına sarılır….

Yalnız dünya değil,Ahirette barınır..
Kur’an’-i Kerime baktığımızda,dünyanın bir hazırlık,

Bir oyun ve oyalanma,yolculukta dinlenilen yer olduğunu

Sık-sık vurgulanır..
Ankebut sür,64, “bu dünya hayatı sadece bir oyun ve 

 oyalanmaktan ibarettir.Ahiret yurduna gelince,işte asıl   

 hayat odur.Keşke bilmiş olsalardı.”buyrulmaktadir.
Davud –i Tai hz.söyle öğüt vermektedir.

“Dünya için orada ne kadar kalacak ve ne kadar

işine yarayacaksa,o kadar çalış..”

 
8 Comments

Posted by Ağustos 26, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

8 Responses to Bazi insanlar derler ki…

  1. gülay

    Ağustos 26, 2009 at 9:33 pm

    Günlük hayatta tembelliği İslami bir söylemle reddetmeyi gayeleyen bir hadis dikkat çekicidir. Bu hadisi hemen hemen herkes "Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Dünya İçin, Yarın Ölecekmiş Gibi Ahiret İçin Çalış" şeklinde bilir ve aynen lafzı gibi de idrak eder.Gerçi bu hadisi beyan edenler, her nedense sadece "Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Dünya İçin Çalış" kısmıyla örneklendirirler. Fakat yanlış tevil edilen bu hadisin aslı nedir?Kesb, kelime olarak mal gibi maddî kazançlar için kullanıldığı gibi, ilim gibi, hayır veya şer gibi mânevî kazançlar için de kullanılır.Gerçi dinimiz, ahirete öncelik verilmesini esas almış ise de, müntesiblerinden dünyayı ihmal etmemelerini de talep eder. Dünyanın ihmal edilmemesi, maddî kesbe yer verilmesi demektir. Ancak, dilimizde "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalış" şeklinde şöhret yapan hadis, daha farklı bir şekilde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm\’dan rivayet edilmiştir. Suyûtî\’nin Câmiu\’s-Sağîr\’de kaydettiği bir veçhi şöyledir ki, İslami düşüncede bunu teyid eder; "Hiç ölmeyeceğini zanneden kişi gibi (dünya için) çalış, yarın öleceğinden korkan kimse gibi de (dünyaya bağlanmaktan) kaçın." Bu hadise, ulemânın verdiği cevaplardan biri şöyledir. "Eğer insan ebedî yaşayacağını bilirse dünyaya hırsı azalır ve bilir ki, arzu ettiği dünyalık, onu talepteki hırs ve koşuşturmayı bir kenara bıraksa bile elinden kaçıcı değildir. Şöyle der: "Dünyalığımı bugün kaçırsam bile yarın elde ederim, nasıl olsa ben ebedî yaşayacağım." Bu sebeple Resûlullah: "Dünyalık hususunda ebedî yaşayacağını zanneden kimsenin ameliyle amel et, dünya işleri için hırslı olma" buyurulmuştur." Bu te\’vile göre, hadis hoş bir metod ve tatlı bir lafızla dünyalık talebinde teenni ve hafifliğe teşvik etmiş olmaktadır. Hadis, diğer taraftan âhiret ameliyle ilgili olarak da, -hadisin zahirinde görüldüğü üzere- "yarın öleceğini zanneden kimsenin gayretiyle gayret göster" irşadında bulunmuş olmaktadır.Kur\’ân-ı Kerîm, "Ailene namazı emret!" (Tâha 132) açıklığında bir emirle, dünya işlerine teşvîke yer vermez. "Namaz kıl!", "Oruç tut!", "Zekat ver!", "Ahiret dünyadan daha hayırlıdır" gibi pek çok irşatlarla ibadet hayatımızla ilgili açık emirlerde bulunduğu halde, insanları iş hayatına ve dünyevî kazanca teşvîk edici sarîh emirlerde bulunmaz. Fakat bu, Kur\’ân\’da o meselenin yer almadığı manasına da gelmez. Ancak dünyanın, ahiret ile mukayese edilemeyeceği ve aynı değerde olmayacağı hadisle vurgulanmıştır. Bu meselenin zihinlerde yanlış yer etmemesi için hadisin doğru yevili önemlidir.__________________

     
  2. gülay

    Ağustos 26, 2009 at 9:35 pm

    Dünyada yolcu gibi yaşamalı…İnsan, dünya zevklerine daldıkça, dertleri, üzüntüleri artar. Önüne sayısız güçlükler çıkar. Bu dertlerle, güçlüklerle uğraşırken, niçin yaratıldığını ve yolculuğunun nereye olduğunu, vazifelerini, ibadetlerini kısaca kulluğunu unutur…İnsan, bu dünyada sonsuz kalacak şekilde yaratılmadı. Zaten dünyanın kendisi de sonsuz değildir. Allahü teala, sonsuz olarak kalınacak iki yer yarattı ki bunlar da, Cennet ve Cehennemdir. Bu ikisine giden yol da, dünyadan geçmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennetten ve Cehennem ateşinden başka yer yoktur.)İnsan, dünyada bir yolcu gibidir. Yolculuk ise, ahiretedir. Bunun için Peygamber efendimiz;(Dünyada, kalıcı değil, yolcu gibi yaşamalı! Öleceğini hiç unutmamalı) buyurmuşlardır. Yahya bin Muaz-ı Razi hazretleri de;`Dünyaya aldanmaktan çok sakınınız. Burası, yolcu konağı gibi geçicidir. Bugün buradayız. Belki yarın, belki daha önce göç edeceğiz. Burada bir an evvel azığımızı tamamlayalım. O kadar çabuk olalım ki, konuşmaya vaktimiz kalmasın. Konuşmayı ahirete bırakalım` buyurmuştur. İnsan, dünya zevklerine daldıkça, dertleri, üzüntüleri artar. Önüne sayısız güçlükler çıkar. Bu dertlerle, güçlüklerle uğraşırken, niçin yaratıldığını ve yolculuğunun nereye olduğunu, vazifelerini, ibadetlerini kısaca kulluğunu unutur. İsyan, günah bataklığına saplanıp kalır. Nitekim hadis-i şerifte;(Dünyaya gönül bağlamak, bütün günahların başıdır) buyurulmuştur.Mal kötülenmemiştir!..Mal, mevki arkasında koşanların hiçbiri muradına kavuşamamış, topladıklarını yiyememiş ve hasret ateşi ile bu topladıklarından ayrılmak mecburiyetinde kalmışlardır. Dinimizde mal, mevki sahibi olmak, kötülenmemiştir. Kötülenen, bunlara olan sevgidir. Zira malı, mevkii hayır için arıyan ve hayır işlerde kullananlar, rahata, huzura kavuşmuşlardır. Böyle olanlar, malı, mevkii, gaye değil, hayra vasıta olarak bilmişler ve öyle kullanmışlardır. Gaye ile vasıtayı karıştıranlar, hüsrana uğramışlardır. Çünkü mal ve mevki sahibi olmak, bir deryaya benzer. Çok kimse, bu denizde boğulmuştur. Ahmed bin Ebü`l-Havari hazretleri başından geçen bir hadiseyi şöyle nakletmektedir:`Bir gün çöle gitmiştim. Oradaki insanlar, develerini koşturuyorlardı. Onlar bu işle meşgul olurken, bir köşeye çekilmiş Allahü tealayı zikreden birine gözüm ilişti. Onun bu hali dikkatimi çekti ve yanına gittim. Selam verdim selamımı aldı. Biraz konuştuktan sonra bana; -Allahü tealayı zikretmek en lezzetli şey ve şifa verici bir iştir. Şaşıyorum insanlar nasıl boyun büküp, yalvarmazlar! Halbuki ölüm onların peşinde, onları takib ediyor. İnsanlar ise tehlike ve musibetler içinde. Buna rağmen boş şeylerle meşguller dedi. -Allah`ın rahmeti üzerinize olsun insanlar hangi musibetler ve hangi tehlikeler içinde? diye sordum: -Günah musibeti ve ölüm tehlikesi, ölümden öncesi ve sonrası! dedi. Sonra ağlamaya başladı. Ben de onunla birlikte ağladım. Sonra tekrar; -Neden yapayalnız duruyorsun? diye sordum:-Ben yalnız değilim, Rabbimle beraberim, dedi. Fakir ve muhtaç olduğunu zannederek; -Bir şey ister misin? deyince; -Evet kalbimin derdini tedavi edecek bir tabib isterim, dedi.-Tabibin kimdir? -Rabbimdir. -Kalbinin derdi nedir?-Günahlar. -Peki bunlardan kim kurtuldu? diye sordum. -Allahü tealanın razı olduğu kimseler dedi. Tekrar sordum: -Yolculuğun nereye? -Kabiredir dedi. -Yolcu musun? dedim. -Annemden doğduğumdan beri yolcuyum. Ahirete gidiyorum cevabını verdi…`Muhammed Hadimi hazretleri, oğluna nasihat ederek buyuruyor ki:`Ömrünü faydalı şeylerde harca, seni ilgilendirmeyen malayani şeylerde zayi etme. Şu hadis-i kudsiye sarıl: (Ey dünya! Bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet edene güçlük göster!) Kim dünyaya tabi olursa, felah bulamaz, ahirette ise kurtuluşa eremez. Dünyadan ve ona düşkün olanlardan, arslandan kaçar gibi kaç. Yüksek olanı, alçak olanla ifsad etme. Sermayeni, zillette olan amellere harcama. Resulullah efendimizin şu hadisini düşün; (Dünyaya, dünyada kalacağın kadar, ahirete de orada kalacağın kadar çalış. Dilediğin gibi yaşa; muhakkak ki öleceksin. Dilediğini sev, muhakkak ki ondan ayrılacaksın. Dilediğini yap, muhakkak ki, onun karşılığını göreceksin.)O halde ömrünü boş şeylerle zayi etme. Taatlere, ibadetlere devam et!`Ey yolcu, bil ki!..Bir kimse, Behlül Dana hazretlerine gelerek; -Efendim, oğlum vefat etti. Kabrini türbe gibi çevirip yaptırdım. Bunun kapısına, insanların okuyup ibret alacakları bir şey yazdırmak istiyorum. Ne yazayım? dedi. Behlül Dana hazretleri buna gülüp; `Dün altımda olan çimenler bugün üstümde yeşerdi. Ey yolcu, bil ki şu toprak, günahlardan başka her şeyi örtmektedir, yaz` dedi.Ve Ebu Yakub Nehrecuri hazretlerinin buyurduğu gibi:`Dünya bir derya, insanlar bu denizde yolcu, gemi takva, ahiret ise sahildir…`Osman Ünlü

     
  3. gülay

    Ağustos 26, 2009 at 9:38 pm

    Lokman Hekim\’in çeşitli eserlerden derlenmiş öğütleri, 1. Ey oğulcağızım,ciğerparem! Allah’ı tanı,ona hiçbir şeyi ortak koşma. 2. Başkasına nasihat vermeden önce kendin o tavsiye edeceğin şeyi önce kendin yap. 1. Kendi ölçüne göre söz söyle. 2. Herkesin hakkına riayet et. 3. Sırrını sakla. 4. Dostunu iyilik veya kötülük zamanında sına. 5. Ahmak cahil kimseden uzak dur. 6. Aklı başında bilgin dostu tercih et. 7. Hayırlı işler uğrunda gayret sarf etmekten geri durma. 8. Bir tedbir alacağın zaman ahlak ve bilgi sahibi kimseye akıl danış. 9. Delil ve ispatını hazırladıktan sonra söz söyle. 10. Gençlik zamanını ganimet bil. 11. Gençlik zamanında iki cihana ait işlerin dürüst olsun. 12. Dostlarına ve ahbaplarına saygı ile ikram göster. 13. İyi bir üstadı baba yerinde tut. 14. Masraflarını gelirlerine göre ayarla. 15. Her işte ortalama davran. 16. Cömertliği adet et. 17. Misafire ne hizmet gerekirse yap. 18. birinin evine misafir gittiğinde gözünü ve dilini sıkı tut,etrafa göz gezdirmekten ve gevezelikten sakın. 19. Herkesle hoş geçin. 20. Çocuklarının talim ve terbiyesine dikkat et. 21. Vücudunu ve üstünü başını temiz tut. 22. Herkese kendi ölçüsüne göre muamelede bulun. 23. Az yemeyi,az uykuyu,az konuşmayı kendine adet et. 24. Kendin için hoş görmediğin şeyi başkalarına reva görme. 25. Yapacağın işleri bilerek ve düşünerek yap. 26. Bilmediğin şeyde ustalık taslama. 27. Kadına ve çocuğa sır söyleme. 28. Başkalarının refah ve saadetlerine göz dikme. 29. Hiçbir şeye karşı kayıtsız davranma. 30. Yarım kalmış birisi olmuş say-ma 31. Senden büyüklerle şakalaşma. 32. Sana ihtiyaç arz eden kimseyi kırma. 33. Eski münakaşaları anma. 34. Başkasının menfaatine ortaklık etme. 35. Malını dosta düşmana teşhir etme(gösteriş yapma) . 36. Akrabalarınla ilişkilerini kesme3,onlara yakınlık göster. 37. İyi kimselerin aleyhinde söz söyleme. 38. Halkın ittifakla üzerinde durduğu şeye sende uygunluk göster. 39. Kendini beğenme. 40. Parmaklarını ağzına burnuna sürüştürme. 41. Herkesin yanında dişlerini ayıklama. 42. Ağzını burnunu sessiz temizle. 43. Bir kimseye karşı üstünlük taslayarak çalım satma. 44. Konuşurken sözlerine alay ve şaka cinsinden güldürücü laflar karıştırma. 45. Bir kimseyi başkasının yanında mahcup düşürme. 46. Kaş göz işareti ile şunu bunu yere serecek veya küçük düşürecek hareketlerde bulunma. 47. Gülünç söz söylemekten çekin. 48. Kendini kadınlar gibi süsleme. 49. Başkasının yanında kendini veya ailenden birini methetme. 50. Çocukların keyfine uyma. 51. Diline sahip ol. 52. Herkese karşı saygılı davran. 53. Kötü kimselerle arkadaş olma. 54. Kavga ve gürültüden uzak dur. 55. Kuvvetini denemeye çalışma. 56. İyiliği tecrübe edilmiş insanlar hakkında suizanda bulunma. 57. Kendi ekmeğini başkaların sofrasında yeme. 58. Acele iş görme. 59. Dünya işleri için kendini fazla üzme. 60. Seni tanımak istemeyen kişiyi sen tanı. 61. Öfkelendiğin zaman sözünü tutarak söyle. 62. Bir kimse konuşurken araya laf karıştırma. 63. Güneş doğacağı vakitlerde uyuma. 64. Sağa sola bakma daima önüne bak. 65. Misafir yanında bir kimseyi azarla. 66. Misafire iş buyurma. 67. İşsiz güçsüz serseri adamların yanında oturma. 68. Kar ve ziyan kaygısıyla kimseye yüz suyu dökme. 69. Hem fodul,hem kibirli olmaktan sakın. 70. Kendin küçük düşürüp horlatacak dereceye varmamak şartıyla herkese karşı nezaketle muamele et. 71. Tevazudan ayrılma.(Alçak gönüllü ol.) 72. Ömrün boyunca Allah’a ihlas ile yönel ve ona güven. 73. Oğlum dostları bir şeyini reddetme. 74. Sabrın başlangıcı zor, sonu tatlıdır. 75. Adalet öyle bir binadır ki,asla viran olmaz. 76. Doğru konuş fakat sert olmasın. 77. Çok yeme, sıcak yeme,çiğ yeme. 78. Yemeğe tok, ilme aç ol. 79. Halka yakın ol,doğru konuş. 80. Şüphe seni kimse ile dost etmez. 81. Düşman daima düşmandır. 82. Mal biriktirenle ilmi saklayan bu dünyaya hasret gider. 83. Ekmekle tuz ikram edenin bile iyiliğini unutma,hakkında dua et. 84. Sorulmadan hiçbir şeye karışma. 85. Fesatçılarla yaşayanların huyları onlara da geçer. 86. Acele etmek sabra mani olur; muradına erişemezsin. 87. Nankörlere yakın durma,iyilik ve öğütlerin kaybolur. 88. İyilikte dost düşman ayırma. 89. Susmak selamet kapısını açan tek anahtardır. 90. Güzellik,huy fenalığını ve cehaletini gidermez. 91. Cömert ol ki,itibarın artsın. 92. İnsanı yükselten akıldır. 93. Şükür nimeti bereketlendirir. 94. İdaresi az mal israf edilen maldan iyidir; çünkü idare edilen mal çoğalır,israf edilen mal azalır. 95. Başkasına akıl vereceğine kendi malını kaybetme. 96. Küçüğünü hor görme; küçüklük ancak Allah huzurunda belli olur. 97. Halk sende olmayanla seni överse aldanma. 98. Doğru da olsa yemin etme. 99. İyilik dost kazandırır. 100. Sabır murada,kanaat zenginliğe götürür.

     
  4. gülay

    Ağustos 26, 2009 at 9:44 pm

    Dünya fanidir Aldanma kardeşim fani dünyaya, Bu düzen dağılır, divan eğlenmez.Kaptırma gönlünü bu viraneye,Herkes gelip göçer, konan eğlenmez.Düşme sakın, hilesine, ağına,Değer verme, bostanına bağına,Bakarsın kar yağmış umut dağına,Zerre kadar aklı olan eğlenmez.Malın varsa, harca Hakkın yoluna,Bir faydan dokunsun sağ ve soluna,Bir gün yolun düşer berzah iline,Otağı kalkacak sultan eğlenmez.Gâfil olma ecel gelir ansızın,İbadetle geçsin gece gündüzün,Yükünü hafif et, yolun pek uzun,Yolcuları gider, kervan eğlenmez.Hakka sarıl, gitme kötü yollara,Kıymet verilir mi geçmez pullara,Dünya bir zindandır, mümin kullara,Zindancı eğlenmez, zindan eğlenmez.Ömür tamam olup defter dürülür,Sırat köprüsü ve mizan kurulur,Hakkın dergâhında bir gün durulur,Buyruğu tutulur, ferman eğlenmez.Hüdai nerede, bunca peygamber,Hani Habibullah, Sıddık-ı Ekber,Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Haydar,Bunda can eğlenmez, canan eğlenmez.Aziz Mahmud Hüdai (kuddise sirruh)

     
  5. gülay

    Ağustos 26, 2009 at 9:46 pm

    uyan uykusu çok gözlerim uyanuyan ey gözlerim gafletten uyanuyan uykusu çok gözlerim uyanazrail’in kastı canadır inanuyan ey gözlerim gafletten uyanuyan uykusu çok gözlerim uyanseherde uyanırlar cümle kuşlardillu dillerince tesbihe başlartevhid eyler dağlar, taşlar, ağaçlaruyan ey gözlerim gafletten uyanuyan uykusu çok gözlerim uyansemavatın kapuların açarlarmüminlere rahmet suyun saçarlarseherde kalkana hülle biçerleruyan ey gözlerim gafletten uyanuyan uykusu çok gözlerim uyanbu dünya fanidir sakın aldanmamağrur olup tac-u tahta dayanmayedi iklim benim deyu güvenmeuyan ey gözlerim gafletten uyanuyan uykusu çok gözlerim uyanbenim, murad kulun, suçumu affetsuçum bağışlayub günahım ref’etresul’un sancağı dibinde haşretuyan ey gözlerim gafletten uyanuyan uykusu çok gözlerim uyanlll. murat

     
  6. ASLI NUR

    Ağustos 27, 2009 at 1:17 pm

    Avucun İçinde Kor Taşımak Helal ve haram kavramı, mü’minin hayatında büyük önem taşımaktadır. Haram ve helaller, kulluk bilincinin temel taşlarını oluşturur. Mü’min, haramdan kaçınarak helallerle bütünleştiği ölçüde kulluğun zevkini tadar ve nefsini terbiye eder. Mü’min, haramlardan uzaklaştığı nispette Allah’a yaklaşır, kendini arındırır ve iyi bir Müslüman olur. Mü’min için haramdan sakınmak ve helali aramak bir cihattır. Haram ve helal sadece yenilen-içilen şeyleri kapsamamakta, aksine hayatın bütün safhalarını kapsamaktadır. İnsanların temel görevi Allah’ı tanımak, O’nun emir ve yasaklarına tabi olmak, O’nun açıkladığı helallere ve haramlara göre hayatını tanzim etmektir.Mü’minler, haram olan şeylerden kaçınır. Faiz yemez1, israf etmez, Allah’tan başkasına kulluk etmez, haksız yere bir cana kıymaz, zina etmez, yalan şahitliği yapmaz.2 Mü’min, haram kılınan şeylerden şiddetle sakınır, günahlarda ısrar etmez ve hemen tevbe ederek manevi temizliğini yapmaya çalışır.3 Mü’min, haramla barışık ve bağışık bir hayat yaşamaz. Mü’min, bütün zorluklara ve olumsuz çevre şartlarına rağmen birey, aile ve toplum hayatını, haram ve helal sınırına göre düzenler. Mü’min, haramın ve helalin birbirine karıştığı ve insanların dünya menfaati uğruna helal ve haram ölçülerini dikkate almadığı bir ortamda, kılı kırk yararcasına hareket etmelidir. Şehevi arzuların, nefsanî dürtülerin ve hayvanî hislerin putlaştırıldığı asrımızda, Allah’a, Rasûlüne ve âhiret gününe yakînen inanan mü’min, güçlü imanı ve üstün feraseti sayesinde haramlardan kaçınır ve şüpheli şeylerden uzak durur. Zira zamanımızda haram ve helal mefhumu alabildiğine birbirine karıştırılmıştır. Öyle ki, kapitalizmin tüketim ve kâr putu, nereden kazanırsan kazan, ne şekilde tüketirsen tüket, nasıl giyinirsen giyin anlayışını getirmiş ve bunda da kendi hesabına başarılı olmuştur. Bu kör ve insafsız anlayışın girdabına bir çok insan kapılmış, hatta mü’min olduğunu söyleyenler bile, insanlığın temiz fıtratına karşı bir karalama kampanyası sürdüren bu zihniyete teslim olmuş ya da etkisi altında kalmıştır. Hz. Peygamber’imizin şu mübarek sözü, bugünkü ortamı gayet veciz bir şekilde özetlemektedir. “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi helalden mı, yoksa haramdan mı kazandığına aldırış etmeyecektir.”4Neyin helal, neyin mübah, neyin haram ve neyin münker olduğuna bakılmasından ziyade, hangi şeyin daha fazla kazanç getirdiği zihniyeti, gündemin ana maddesini oluşturmaktadır. Haramların, kalpleri kirlettiği, manevi dünyayı tahrip ettiği, düşünceyi bozduğu, nesilleri mahvettiği ve toplum düzenini yok ettiği hesaba katılmadan, dolu dizgin sermaye biriktirme ve para kazanma vazgeçilmez bir ideal haline gelmiştir. Bu zihniyette, haram ve helal ayırımının bir anlamı ve değeri yoktur.Kumar, faiz, hırsızlık, yankesicilik, hile bir anlayış ve sektör haline gelmiş, âhirete iman mefhumu körelmiş ve servet biriktirme insanlık değerlerinin ve iman prensiplerinin önüne geçmiştir. Böyle bir ortamda mü’minin çok hassas olması, haramdan uzak durması hatta şüpheli şeylerden bile kaçınması büyük önem arz etmektedir. Haram kazancın maddi yönden artışı olsa bile, manevî yönden hiçbir değeri yoktur. Haram kazanç, imanı kemiren, bereketi kaldıran bir virüstür. Haramlarla iç içe olan ve barışık bir hayat yaşayan kimsenin huzurlu olması da mümkün değildir. Günümüz ekonomisinde bir hayat tarzı haline getirilen ve ekonominin vazgeçilmez şartı olarak kabul edilen faizin, hemen hemen etkilemediği kimse yoktur. Hz. Peygamber’imizin bu konuda dikkate şayan bir açıklama yapmıştır. “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen hiçbir kimse kalmayacaktır (yani, çoğu faiz yiyecektir). Faiz yemeyen bir kimse bile, en azından onun tozundan etkilenecektir.”5Dünyevî menfaatleri uğruna şu veya bu şekilde çeşitli krediler alarak faize bulaşmak artık normal bir uygulama haline gelmiştir. Âhirete inandığını söyleyen bazı kimseler, zarûri ve mübrem ihtiyaçları olmasa bile, araba ve konut kredisi alarak faizli muameleyi helal gibi algılamaya başlamışlardır. Kimileri de yatırım amacı ile böyle bir uygulamayı haram ve helal noktasına aldırış etmeden sürdürmektedirler. Âhirete yakînen inanan bir mü’min, her şeyin alışverişini yapamaz, her şeyi satamaz, her şeyi alamaz, haram ve helal yönünü araştırmadan her icraatın içinde olamaz, her şeyi yiyemez, her şeyi giyinemez, her şeyi hoş karşılayamaz. Mü’minin, şüpheli şeylerden bile kaçınması gerekir. Şüpheli şeylerden kaçınmadıkça imanın kemâline ve zevkine ulaşılamaz. Dini korumak, nezih ve dürüst bir hayat yaşamak şüpheli şeylerden kaçınmakla mümkündür. Şüpheli şeyleri yapanların, haramların içine düşmeleri an meselesidir. Nitekim şu hadislerde bu konuda önemli açıklamalar vardır. “..Helal de haram da açık bir şekilde bellidir. Bunların arasında olan şeyler ise şüpheli işlerdendir. Şüpheli şeylerden kaçınan kimse, dinini, namusunu korumuştur…”6 “Şüpheli şeylerin (haram mı helal mi olduğu belli olmayan şeylerin) içine düşen kimse, haramların içine düşer.”7 Müslüman bir kimse, hayatını helallerle devam ettirir. Müslüman, yemesini, içmesini, giyimini, kuşamını, alımını, satımını kısaca bütün icraatlarını haram ve helal sınırına göre ayarlamalıdır. Müslüman, toplumların arkasına düşerek, “onlar ne yaptıysa, onlar neyi giydiyse, onlar nerelerde gezmiş ve istirahat yapmışsa, onlar nerede konaklamış ve nerede yüzmüş ise, hangi plaja giderek keyif çatmışsa, ben de onlar gibi hareket edeyim” deme lüksüne sahip değildir. Çünkü o, âhirete inanmakta ve cennette kendisine sunulacak nimetlerin hesabını yapmaktadır. Mü’min, dünyada her şeyden zevk almak ve her şeyden istifade etmek gibi bir yanılgı ve düşünce içerisinde olamaz. “Fitnelerin zifiri karanlıkların çökmesi gibi yaygınlaştığı zamanda, dinine (dinin prensiplerine) sarılan kimse, koru (ateşi avucunun içinde) tutan kimse gibidir”8 hadisinde açıkça ifade edildiği bir zaman diliminde yaşadığımız söylenebilir. Nefse cazip gelen her şeyin ulu orta yaygınlaştığı bir ortamda, haram ve helalin hesabının yapılmadığı bir zamanda İslam’ı yaşamak kolay değildir. Ancak bütün bu zorluklara rağmen, elde kor tutarcasına İslam’ın prensiplerine sarılmak, büyük bir cihattır. Nefsine hakim olan ve başkaların arkasında değil Kitap ve Sünnete göre hayat süren samimi mü’minler kurtuluşa ereceklerdir. Onlar, hem dünyada hem de âhiertte mutlu olacaklardır.

     
  7. samimi

    Ağustos 27, 2009 at 11:14 pm

    HARIHA NEDIYEBILIRIMKI

     
  8. ecidal

    Ağustos 28, 2009 at 12:43 am

    Özlemlerimiz kadar bekleyişlerimiz Seviyorum diyebilecek kadar cesaretimiz olsun. Kalbimize sığdıramayacağımız kadar şefkatimiz Yüreğimizde saklanamayacak kadar çok gözyaşımız olsun. Hayatımıza kattığımız gürültüler kadar sessizliğimiz, Sessizliğimizde anlam bulan düşüncelerimiz kadar sesimiz, Karamsarlığımızı huzura dönüştürecek içten dualarımız olsun. Yusuf kadar iffetli nefislerimiz, Yakup kadar sabırlı bekleyişlerimiz, Meryem kadar masum duruşlarımız, Muhammed’i (s.a.s) temsil edecek kadar samimi inancımız olsun. Hayat kadar düşünülen ölümümüz, Ölüm kadar anlamlaştırılan hayatımız, Umutsuzluklarımızdan daha çok umudumuz olsun. Hırslarımız kadar sorumluluğumuz, Özlemlerimiz kadar bekleyişlerimiz, Unuttuklarımız kadar hatırladıklarımız, Umduklarımızdan daha çok bulduklarımız olsun.بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــمEy iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki Allah onları sever onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır hakkıyla bilendir.Sizin dostunuz ancak Allah’tır Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan zekâtı veren mü’minlerdir. Kim Allah’ı onun peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir. (Maide 54-56)HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA ILE

     

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.