Gurur ve kibir öyle kötü bir huydur ki…

İnsanın yaratılışına bakacak olursak,birtakım iyi ve kötü eğilimleri bir arada daşıdığını görürüz…
Bu fıtratıyla insan,ne Melekler zümresinden,ne de şeytanlar taifesindedir…
Fakat Melekler kadar saf ve temiz olabileceği gibi,hayvandan aşağı seviyete düşmesi de mümkündür…
İnsanoğlunun sık-sık düştüğü kötü hallerden biri de gurur ve kibirdir…
Kibir,kişinin kendini başkalarından büyük sayıp,diğer insanları hor ve hakir görmesidir…
Gurur ve kibirin zararı,başkalarına olduğundan çok,kişinin kendisindedir…
Yani asıl zararı bizzat kibirlinin kendisi görür…
Gurur ve kibir öyle kötü bir huydur ki,kişiye kulluğunu,acizliğini unutturarak Rabbi’ne isyana dahi götürür…
Kibir ve gurur Allah’ın kullarına yakışmaz,kula kulluk yaraşır…
Biz hepimiz insanız ve insanlar arasında "üstünlük,sadece Takva iledir.. "
Evet dostlar,üstünlük ancak Takva ilerdir..
Takvanın hakiki ölçüsu ise kulun kendisinden değil,Cenab-i Mevla’nın katındadır…
Yüce Rabbimiz buyuruyor ki..
"Dünyada haksız yere büyüklük taslayanları,Ayetlerimi gereği gibi anlamaktan uzaklaştırırım "
(Araf,146 )
"….İşte Allah,her kibirli ve zorbanın kalbini böylece mühürler.."(Mümin,35 )
"O,büyüklük taslayanlara sevmez.." (Nahl,23 )
Yine sevgili Peygamberimiz (sallallahu aeyhi ve sellem )buyuruyor ki..
"Kalbine hardal tanesi kadar kibir bulunan kişi Cennete giremez.. "
"o ne kötü kuldur ki,kibre düşer de Yüce Allah’a unutur..o ne kötü kuldur ki,gaflete dalarda,çürüyüp yok olacağı kabri unuttur..o ne kötü kuldur ki,azar,şımarır ve başlangıcı ile sonunu unutur… "
Evet sevgili dostlar,
kibir ve gurur insanın değerini düşüren,ibadetlerini hükümsüz bırakan ve ilahi mükafatlardan mahrum eden kötü bir huydur..
Eğer mutluluk ve huzur bulmak istiyorsak,önce kalblerimizde ki kin,haset,kışkançlık,kibir gibi kötü huylar çıkarıp atmak zorundayız..
Bunların yerine,muhabbet,güzel ahlak,adalet ve tevazu gibi güzel hasletlerle kalblerimizi güzeleştirmek zorundayız..
Müminin kalbi daima kırık ve mahzun olmalıdır..
Çünkü,Allahu Teala daima mahzun kalblerdedir…
O, (c.c.)Kendisine yalvaran,mütevazi mü’minlere sever..
Allah ile kalın

About these ads

6 responses to this post.

  1. Posted by Rüveyda on Eylül 7, 2009 at 4:44 pm

    İnsanın nefsi günahı celbeder, günahı keyif, rahatlık gösterir. Çeşitli tutkuların ate-şiyle yanan nefs, günahı harman yeri gibi doldurup işler. İmam Kastalânî Hazretleri, Mevâhib-i Ledünniye adlı eserinde, günah işlerin insanlara ilâhî feyzi ve merhameti kestiğini, kalbi katılaştırdığını ve şeytana uyan insanın azgınlaştığını beyan buyurmuştur. Onun için, isyana giden nefsin tevbe etmesi gerekir. İlâhî huzura ulaşmak isteyen insanın birinci vazifesi salih amel ve Cenab-ı Hakk’a itaattır. Kişiyi bunlara götüren rehber de ilimdir, bilmektir. İnsanın lisanını ilmin cevheriyle süslemesi lazım gelir. İlimden, bilmekten maksat nedir? Hayırla şerri seçmek, dünya ile ahireti tanımak, Rabbini ve nefsi bilmektir. Bu halleri bilen kimse amele geçer ve tevbeye ulaşır. Günah, kişiyi cehenneme çeken bir kement olduğu gibi, tevbe de insanı Allah’a çeken bir nurdur. İnsan tevbeyi ahlâk-ı hamide haline getirirse, o zaman nefsin sıfatları kaybolur ve kâmil bir hale erişir. Bu yüzden insan önce nefsini bilmelidir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, “En büyük düşmanın, iki kaşının arasındaki nefsindir.” buyurmuştur. Ârifler, nefsin iki büyük başı olduğunu, birinci başının iki kaşımız arasındaki birleşme yeri olup, bununla akla, gözlere, kulak-lara, kalbe, dile… tesir ettiğini; ikinci başının karında bulunduğunu ve bununla da mideye ve avret yerlerine tesir ettiğini söylemişlerdir. Yine Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “Ya Rabbi, bana doğru yolu göster. Beni nefsimin şerrinden koru.” demek suretiyle nefsin şerrini bize öğretmiş bulunmaktadır. Nefsini bilmek, mesela yılanı bilmek gibi değildir. Esas olan yılana sokulmamaktır, nefsi bilmek de onun ayıplarını görüp ahirette kendisini rezil-rüsva edeceğini bilmektir. Fakat nefs kendini gizler, nice çirkin hallerini güzel gösterir. Aynaya bakan çirkin kişinin de kendini beğenmesi gibi, insan kendi amelini nefsinin vasfıyla güzel görür. Yani kendi kusurlarını, ayıplarını bilip teşhis etmek zordur. Onun için nefsin ıslahı tasavvufî hayatın en büyük meselesi olmuştur. İnsanoğlu iki varlığın ortasındadır. Bu iki varlık melek ve hayvandır. İnsan, hayvandan üstün yaratılmış olmasına rağmen, şehvet, gazap ve çirkin huylarıyla terbiye edilmezse hayvandan daha aşağı düşer. İnsanı insan eden imanı, aklı, ilmi, ibadeti, sadakati, ahde vefası, vakarı, haysiyeti, beşeriyete hizmetidir. Bu saydığımız sıfatları haiz olan insan da melek makamına yaklaşır. Melekler günah işlemez. Allah’ın emrettiği vazifenin dışına çıkmaz. Kendileri cennet ve cehennem mesuliyeti içerisinde değillerdir. Lezzetleri ibadetlerinin ve vazife-i kudsiyelerinin içindedir. Bizler melek vasfında olmak istersek, ibadet ve taatımızın lezzetine varmamız, bunun yolunu bulmamız lazım gelir. Alemin yaratılmasından maksat insanın varlığıdır. Bütün mevcudat insanın menfaati için halkedilmiştir. Allahu Tealâ; “Herşeyi insanoğlu için yarattım. İnsanı da kendim için yarattım.” buyurmuş-tur. İnsanın üstünlüğü, bedeninin kuvvetli olmasından dolayı değildir. Öyle olsaydı fil ve deve daha üstün olurdu. Bu üstünlük ömrünün uzun-luğuna da bağlı değildir. Zira kaplumbağa ve başka bazı hayvanat insandan daha çok yaşar. İnsanın fazileti rütbe, mal ve ziynetle de ilgili değildir. Öyle olsaydı tavus kuşu süslü haliyle insandan üstündür. İnsanın üstünlüğü, Allah Tealâ’yı tanıyıp, O’nun vahdaniyetine iman etmesindendir. Allah Tealâ’yı bilen kimse çoban bile olsa, çok bilgili ve alimdir. Allah Tealâ’yı bilmeyen kimse de profesör bile olsa, hiçbir şey bilmemiş sayılır. Dünyadaki her şey, meşru olarak faydalanması için, insanın emrine verilmiştir. Kimisini yeme-içmede, kimisini giyinmede, kimisini koklama-da ya da seyretmede istifade edecektir. Fakat bütün bunlar ancak İslâm dairesinde kalmak kaydıyla serbesttir. Bu hususlarda peygamberler, evliya ve ulema yol gösterici olmuşlardır. İnsanoğlu da onların yolundan gitmezse özellikle asrımızda görülen süfli hayata düşer. Hasılı, nefs ıslah ile her hayırın başı, isyan ile de her şerrin kapısı olmuştur.selam ve dua ile

    Cevapla

  2. Posted by Rüveyda on Eylül 7, 2009 at 4:45 pm

    Kalpler, kibir, nifak, riya, haset gibi kötü sıfatlarından kurtulmadıkça, bu hallerin günahı altında kararır gider. Pişmanlık nedir bilmez. Bu konuda Ebu Hureyre r.a., Nebi s.a.v. Efendimiz\’in, "takva buradadır" deyip göğsünü işaret ettiğini ve "kişiye kötülük olarak, müslüman kardeşini hakir görmesi yeter" buyurarak kalbin sıfatlarının önemini vurguladığını bildiriyor. (Müslim, Tirmizî, Ahmed) Kalp, yaratılışı gereği günahtan rahatsız olur. Sahibi haram işlediği zaman Allahu Tealâ kulun kalbinde günahının tesirini yaratır ki, kul tevbe etsin. Bu, Rabbimiz\’in bize bir lütfudur. Yaptığımız bazı işlerde \’vicdanım sızladı\’ veya \’vicdanım huzura kavuştu\’ dememiz, kalbimizin halini gösterir. Yapılan bir işin sonunda kalp sıkılır, daralırsa, o meselede günah var demektir. Bu durum, tasavvuf terbiyesi alan kişilerde, yolunda bulunduğu Allah dostunun tasarrufatı anlamını taşır. Rahmet melekleri onu destekliyor, sâdât-ı kiram kendisine himmet ediyor demektir. Kalbimizi zor durumda bırakmamak, günah kiriyle karartmamak için baştan tedbirli davranıp, yapacağımız işleri alim kişilerle istişare etmeliyiz. Bundan sonra, gerçekten alim olan zat o işin günah olduğunu söylüyorsa, hâlâ o işin günah olmadığını söyleyecek veya senin istediğin gibi fetva verecek bir hoca ararsan, sadece kendini aldatmış olursun. Ayrıca bir başkası için verilen fetva, senin için geçerli de olmayabilir. Verilen fetvanın tam senin durumuna uygun olması gerekir. Onun için seni ilgilendiren bir fetva almak istersen, gerçekten alim olan bir zata iyice meseleni anlatmalısın. Buna rağmen kalbin huzur bulmuyorsa, ne kadar fetva da alsan günahtan kurtulamazsın. Kalbinin derinliklerinden nelerin geçtiğini Allahu Tealâ bilir. Yoksa sorumlu olan, alim değil, sen olursun. El-Huşenî r.a ., helal ve haram olan birer ameli tavsiye etmesini isteyince, Rasulullah s.a.v. Efendimiz şöyle buyurdu: "Nefsinin teskin olacağı ve kalbinin huzur bulacağı şeyler helal, nefsinin teskin olmayacağı ve kalbinin huzur bulmayacağı şeyler haramdır." (Ahmed, Tebaranî, Ebu Nuaym) Kalbimizin günaha girmemesi için, her şeyi iyice anladıktan sonra hareket etmeliyiz. Gözümüzle gördüklerimiz bile bizi aldatabilir. Dikkatli olmazsak, kötülüklere yol açacak kötü zandan kurtulamayız. Allahu Tealâ şöyle buyuruyor: "Ey İman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah\’tan korkun. ªüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir." (Hucurat, 12) İmam Gazalî rh.a Hazretleri şöyle diyor: "Kimseye kötü zanda bulunmak senin hakkın değildir. Herkesin kalbinde olanı ancak Allahu Tealâ bilir. Gözünle görüp yorum kabul etmeyen kesin bir bilgiye sahip olmadıkça, hiç kimse için kötü şeyler düşünmeye hakkın yoktur." Gözünle görmeyip kulağınla duymadığın hususlarda kalbine gelen şüpheler şeytandandır. ªeytan ise fasıktır. Fasık olan tasdik edilmez. Onun için Allahu Tealâ şöyle buyurmuştur: "Ey Müminler! Eğer fasık biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat, 6)

    Cevapla

  3. Posted by gülay on Eylül 9, 2009 at 6:39 pm

    Dünyalık ile böbürlenen her insanın sonu hüsran olmuştur. Çünkü sevdiği her şey dünya ile beraber zeval bulur. Yaratılışı ilâhi muhabbet ile yoğrulan insan, sevgili olanı unutup dünyaya müptela olunca, dünyadaki sevdiklerinin kendisinden ayrılmasıyla her seferinde elem ve hüsrana düşer. Halbuki insan kalbi dünya için değil, Allah için yaratılmıştır. Dünyanın aldatıcı hayatı, Allah’a, Allah dostlarına ve kendisine inanıp kanan insanlara düşmandır. Allah’a düşmanlığı, O’na giden yolları kapat­ması iledir. Cazibesiyle Allah’ın kullarına azamet-i ilâhiyeyi unutturur, insanları kandırıp kulluktan uzaklaştırır. Dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu bilen Allah dostları ise, onun cazibesine kanmamakla Allah’a yakınlık kazanırlar. Dünyaya kanmamak, Allah katında dünyanın hük­münün ne olduğunun bilinmesine bağlıdır. Allah Tealâ “Onlar ahirete karşılık dünya hayatını satın almışlardır. Bu alışverişlerinden dolayı kendilerinden azap kaldırılıp hafifletilmez ve onlara yardım da edilmez.” (Bakara, 86) buyurarak, ahiret hayatını unutup dünyaya kanmanın elim bir sonuca yol açacağını bildirmiştir. Şu dünyanın yaratılış hikmetini, ilm-i ilâhiyedeki hali ile insan nazarındaki durumunu çok iyi bilmek lazım gelir. Türlü zillet ve üzüntüye düşen insanlar, “Ah bu dünya beni kandırdı, bütün emellerimi söndürdü!” gibi sözlerle karşılığını bulamadıkları arzuları için dünyaya kızarlar; bir yandan da yine ondan talep etmeye devam ederek hüsrana uğrarlar. Halbuki Allah dostları dün­yaya hiç rağbet etmeyip, ancak gerektiğinde kendisinden istifade ederek, onu ahiret sermayesi yaparlar. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, pek çok hadis-i şerifinde dünyayı zemmetmiş, onunla meşguliyetimizin Allah’ı unutmamıza sebep olmaması lazım geldiğini duyurmuş, dünyaya meyledip Allah’ı unutanın ahirette zelil ve perişan olacağını beyan buyurmuşlardır. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, ölmüş bir koyunun yanından geçer­ken sahabilere: – “Gördüğünüz şu koyun ölüsünün, sahibi nezdindeki kıymeti nedir?” diye sordu. Cevap verdiler: – “Hiçbir kıymeti olmadığı için buraya atılmıştır.” Bu cevap üzerine Efendimiz şöyle buyurdu. – “Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, dünyanın Allah katındaki kıymeti, ölü bir koyunun sahibi yanındaki kıymetinden daha çok değildir. Eğer dünyanın Allah katında sivrisinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, kâfirlere bir yudum su bile içirmezdi.” “Dünya inkârcının cenneti, müminin cehennemidir.” hükmünce, dünya inkârcıya göre bütün lezzetlerin kaynağıdır. Ahirette çok şiddetli azap göreceğinden, dünya onlar için cennettir. Mümin için ise dünyadaki bütün nimetler ahiret nimetleri yanında pek kıymetsiz olduğundan, dünya cehennem mesabesindedir. Nasıl ki zindana kimse itibar etmezse, müminin dünyaya itibarı da o kadar olmalıdır. Rasulullah s.a.v.: “Dünyada Allah için olanlar müstesna her şey mel’undur.” ve “Dünyayı seven ahiretine zarar verir. Ahireti seven dünyaya zarar verir. Kâmil o kimsedir ki, ikisini birden hoşnut etmeye çalışmaz.” buyurmuşlardır. Onun için evliya-yı izam, ilmiyle âmil olan ulema-yı kiram, bir ellerine dünyayı diğer ellerine ukbayı almışlar; dünyanın bir boncuk ahiretin ise inci misali olduğunu gördük­lerinde dünya boncuğunu bırakıvermişlerdir. “Siz baki olanı fani üzerine, ahireti dünya üzerine tercih ediniz.” emri gereğince mümin için öncelik ahirettir. Bu yolda başarı elde eden mümine, dünya da, dünya ehli de hiçbir zarar veremez. Semerkand Dergisi Mehmet ILDIRAR

    Cevapla

  4. Posted by gülay on Eylül 9, 2009 at 6:41 pm

    İLİM ve AMEL…Biz insanlar hayat denen gemide menzile doğru yol alıyoruz ama ne yazıkki bindiğimiz geminin dümeni yok. Onun içindir ki birçok insanımız tam bir girdaba girmiş gibi ya yanlışlık ve kötü ihtirasları yüzünden kötülükler batağında yüzüp duruyor. Dümeni olmayan gemi ile yapılan yolculuk nedeni ile karşısına neyin çıkacağını bilmeden ve görmeden ansızın önüne çıkacak bir şeye şiddetle çarparak parçalanacak.Oysa bu karanlıklar deryasında insanoğlunun yegâne dümeni ve deniz feneri ilimdir. Yine bu deryanın sonunda da Allah ve resulüne ulaşmak ve onlara kavuşmak vardır. Onun içindir ki insanoğlunun en öncelikli görevi ilim tahsil etmek ve bu ilimle Allah\’a daha yakınlaşması ve ona ulaşması gerekir. Zira Peygamber efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurdular: "Benim üzerime bir gün doğarda, beni Allah\’a yaklaştıracak olan bir ilmi o günde biraz daha çoğaltamazsam, o günün güneşinin doğmasında benim için bereket yoktur."Yine Abdullah b. Mes\’ûd Radıyallahu Anh der ki: –İki obur vardır ki, asla doymazlar. Biri ilim peşinde koşan, öbürü de dünya düşkünüdür. Fakat bu iki oburluk bir değildir. İlim peşinde koşan Allah\’ın hoşnutluğunu, dünya düşkünü de azgınlığını arttırır. Arkasından da şu iki ayeti okudu:"Allah\’tan, kulları içerisinde, ancak bilenler (Alimler) korkar." (35/28)"Hayır, öyle değil. İnsan kendisini (İlmini ve amelini) yeterli görerek azar."(96/6)* * *Zamanın birinde bir Profesörün deniz seyehatıne çıkar. Gemi denizde belirli bir süre yol aldıktan sonra, bizim Profesör başlamış kaptan ile sohbete;Profesör bilgiçlik taslayarak, Kaptana:–Dünya Güneşin etrafındaki dönüşünü kaç günde tamamlar biliyor musun? diye sormuş. Kaptan:–Hayır, bilmiyorum, diye cevap verince, Profesör:–Gitti ömrünün üçte biri, dedi ve şunları ekledi: –Peki, dünyanın kaçta kaçı sularla kaplı? Kaptan:–Hayır, bilmiyorum, diye cevap verince, Profesör:–Gitti ömrünün yarısı daha, dediği sırada yağmur bulutları her tarafı sarmış, fırtınanın bastırması an meselesiydi. Şimşek çaktı, gök gürültüsü ardından yıldırım ve dehşetli bir fırtına. Bu defa kaptan profesöre döner:–Peki sayın üstadım, siz yüzme bilir misiniz? diye sorar. Profesör:–Hayır, bilmem, diye cevap verir. Kaptan:–Eyvah Üstadım! gitti ömrünün tamamı, der. İşte bu fıkradaki profesörün misali, öteki dünyada bizleri kurtaracak ilimleri öğrenmezsek, bu dünyalık için tahsil etmiş olduğumuz hiçbir ilmin kıymeti yoktur. İmam Gazali der ki: "İlmi ile Allah\’a ibadet edenin (İlmi ile amil olanın) kalp esrarı açılır."Yine buyurdular ki:“Herkesin mutlaka dostu ve düşmanı vardır. Öyleyse sen Allah\’a itaat et ki dostun O olsun ve senden memnun olsun."Bilinmelidir ki: İlim; Karanlıklar içinde kalmışların ışığıdır… Darda kalmışların yardımcısıdır… Cahillik sahrasında kalmış susuz gönüllerin can suyudur… Günah batağına batmış olanların kurtarıcısı, can simididir…Hasta kalplerin ilacı, yolda kalmış olanların kılavuzudur… İlim; yalnızlıkta can yoldaş! İlim; gurbette arkadaş! İlim; tenhada sırdaş ve yoldaş!İlim; düşman karşısında silah!* * *Bilindiği üzere, Yunus Emre şöyle der: "İlim, ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen; ya nice okumaktır.”Ebû Said el Hudrî\’den Eadıyallahu Anh’tan gelen rivayete göre; Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:–Yeryüzündeki amellerin en üstünleri şu üç ameldir:1–İlim öğrenmek,2–Cihat,3–Helâl kazanç sağlamak… Çünkü ilim peşinde koşan Allah\’ın sevgilisi, Allah yolunda savaşan O\’nun velisi ve helâlinden kazanan da Allah\’ın dostudur."

    Cevapla

  5. Posted by Rüveyda on Eylül 15, 2009 at 6:23 am

    NEFS “KELİMESİ,KUR’AN-İ KERİM DE ÜÇYÜZ YAKIN YERDE GEÇMEKTEDİR.. NEFS KELİME,TASAVVUF DİLİNDE İKİ MANAYA GELİR.. BİRİNCİSİ,”HAYVANİ NEFS “DENİR..İNSANI NEFSİN BİNEĞİ VE BÜTÜN ŞEHVETLERİN KAYNAĞIDIR.. HIS,HAREKET VE HAYAT MENBARDIR.. İKİNCİSİ,”RABBİN EMRİNDEN OLAN İNSANİ RUH,MANEVİ SIFAT “ ANLAMINDADIR.. ALLAHU TE4ALA TARAFINDAN İNSANA ÜFÜRÜLEN RUH, BEDENE TAALLUK EDİNCE “NEFS “ADINI ALIR.. YERİ İKİ KAŞIN ARASINDADIR. ASIL HAKİMİYETİ BEYİN VE MANEVİ BİR LATİFE OLAN “KALB” ÜZERİNDEDİR.. BU NEFS,HAYVANİ NEFSE MAĞLUP OLURSA,HAYVANLARIN ASAĞISINDA ,ŞEYTANLARIN MERTEBESİNE DÜŞEBİLİR.. RUH,MEVLA’NIN YARDIMIYLA HAYVANİ NEFSE GALİP GELİRSE, MELEKLERDEN ÜSTÜN MERTEBELERE ÇIKABİLİR.. NEFSİN SAYISIZ FAYDALARI VARDIR.. AMA YALNIZ KULLANDIĞI TAKTİRDE DE BÜYÜK ZARARLARI VARDIR.. MESELA NEFS YARATILMASAYDI,İNSAN VE HAYVANLARDA YEME, İÇME,EVLENME,ÜREME ARZUSU OLMAYACAKTI.. YAŞAMAK VE HAYATTA KALMAK İÇİN BARINMA,IŞINMA,TEHLİKELERDE KARŞI KORUMA ,DÜŞMANLARA KARŞI SAVAŞMA,İCAT VE KEŞİFLERDE BULUNMA GİBİ YETENEKLER DE BULUNMAYACAKTI.. KISACASI HAYAT OLMAYACAKTI.. DAHA DA ÖNEMLİSİ,ŞEYTAN VE NEFS MÜCAHEDE KALMADIĞI İÇİN, MÜ’MİN AHİRETE YÖNELİK AMELLERDEN MAHRUM KALACAKTI.. BÜYÜK “NEFS CİHAT “SEVABI KAZANAMAYACAK, MERTEBESİ YÜKSELMEYIP SABİT KALACAK,CENNET VE CEMALULLAH’DAN YOKSUN OLACAKTI.. FAKAT BUNCA FAYDALARINA RAĞMEN NEFS ,BAŞIBOŞ BIRAKILDIĞI ZAMAN,AZGIN BİR AT GİBİ BİNİCİSİNİ HELAKE SÜRÜKLER.. RABBİMİZ ,NEFSE HAKİM OLUP ZARARLI ARZULARINDAN KORUNMAMIZ İÇİN KALBİN BİR ŞUBESİ OLARAK AKLI YARATTI.. AKIL,ALLAH’IN EMİRLERİNİ VE NEFSİN ,ŞEYTANIN ARZULARINI İNCELER… ALLAH’IN EMRİNE UYGUN OLANLA OLMAYANI BİRBİRİNDEN AYIRT EDER..AYRICA VİZDAN DA DOĞRUYU,GÜZELİ KALBE BİLDİRİR.. BEYİN VASITASIYLA BEŞ DUYU ORGANINDAN GELEN TESİRLER İLE NEFSİN VE ŞEYTANIN TELKİNLERİ DE KALBE TOPLANIR. GELEN BİLGİ VE TELKİNLERİ DEĞLENDİREN KALP, AKLIN VE VİCDANIN DEDİKLERİNİ TERCİH EDERSE, NEFSİN ARZULARINI YERİNE GETİRMEZ.. ŞEHVET VE ŞEYTANIN DİĞER HİLELERİN ESARETİNDEN KURTULUR.. ALLAH’IN AHLAKIYLA AHLAKLANIR.. KALBİNİ ZİKİRLE CİLALANIR.. GELDİĞİ ULVİ ALEMLERE YÜKSELEREK,RABBİNE VASIL OLUR… EBEDİ SAADEDE ULAŞIR.. HAYVANİ NEFSİN EMRİNE GİREN İNSAN,YIRTICI HAYVANLAR GİBİ HİDDETLENİR.. KIZAR,ETRAFINDAKİLERE SALDIRIR..ŞEHVET GALEBE GELİNCE,HAYVANLAR GİBİ BOĞAZININ VE ETEĞININ DÜŞKÜNÜ OLUR.. KULLUKTAN HOŞLANMAZ,AKIL VE DÜŞÜNCELERİNİ KÖTÜLÜKTE KULANIR.. ALDATMA VE HİLE YOLLARINA BAŞ VURUR,KÖTÜLÜĞÜ İYİLİK GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIR.. İSTE BU ŞEYTANIN AHLAKIDIR.. NEFS,İNSANOĞLUNUN VARLIĞININ,YERYÜZÜNDE NİÇİN GELDİĞİNİ, VE NEREYE GİDECEĞİNİN SIRLARINI TAŞIYOR.. KİŞİNİN,KENDİSİNE EN YAKIN DURAN NEFSİNİ,TANIMAKLA ERİŞEBİLECEĞİ SIRLAR… MEVLA İLE KALIN

    Cevapla

  6. Posted by Rüveyda on Eylül 15, 2009 at 6:42 am

    Karınca, ağzına lokmayı almak için çalışır, uğraşır, yorulur en sonunda lokmayı ağzına alır… Fakat tam yutacağı anda, onu gözetleyen kuş , karıncayı yutuverir.. Ölüm, her an tepemizde bizi yutmak için, o kuş gibi bekliyor. Bizler ise çeşitli dünyalık meşgaleler içerisindeyiz. Ölüm bizi her an yakalayabilir. Şu an bile. Zaman; vakit kaybedilecek, boş durulacak, eğlenilecek, uyuyacak, gaflet içinde olunacak zaman degil. O yüzden; önce kendimiz , daha sonra ailemiz -çevremiz , müslümanlar ve tüm insanlığın iyiliği için seferber olmalıyız 1) KENDİNİZ : İtikadınızı yeniden gözden geçirip, gerekirse yeniden iman ediniz. Bunun için sahih kaynaklara başvurunuz. Kendinize çeki düzen veriniz. Helallere-haramlara, günahlara, faize, zinaya, dedikoduya, gıybete, yalana dikkat ediniz. Aldığınız her nefese dikkat ediniz. Kendiniz icin, Allah\’ın razı olmayacağı hiç bir şeyi benimsemeyiniz. Düzelme işinde önce kendinizden başlamalısınız. "Kendisini düzeltmeyen, başkalarını düzeltemez." Eğer, yapmadığınız şeyleri söylemeye kalkarsanız, şu ayetle karşı karşıya gelirsiniz: "Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri yapınız dersiniz !2)AİLENİZ VE ÇEVRENİZ: Öncelikle ailenizde örnek bir duruma geliniz. Aile içinde İslamın emirlerine ters gelecek hiçbir şey kalmasın. Ahlaksız televizyon programlarının zehir musluklarını kapatmadan bunu başaramayacağınızı aklınızdan çıkarmayınız. "Aile Saatleri" oluşturarak, ailenizin tüm fertleriyle, her akşam en az 15 dakika olmak kaydıyla, aile içi ders yapınız. Her gün bir ayet-i kerime, bir hadis-i şerif öğrenirseniz; senede 365 ayet-i kerime, 365 hadis-i şerif öğrenmiş olursunuz. Haftalık arkadaşlarınızla, komşularınızla ev sohbetleri yapınız. (bayanlar ve erkekler ayrı ayrı olmak kaydıyla) Bu sohbetlere; görüşü, meşrebi, tarikatı, cemaatı farklı kişileri de çağırmak suretiyle, İslam Kardeşliğine zemin hazırlayınız. Cemaatte rahmet olduğunu unutmayınız. Sohbetleri yaptıkça göreceksiniz ki; Sırf Allah rızası için bir araya geldiğinizde, ne bereketler, ne hayırlar gelecek, rahmet yağmurları sizlerin günahlarını temizleyecek, tertemiz olacaksınız. "Ne mutlu sırf Allah için bir araya gelebilenler. 3) MÜSLÜMANLAR İÇİN: Aranızda selamı çoğaltınız. Kendi görüşünüzden, tarikatinizden, cemaatinizden olmayanlara da selam vermeyi ihmal etmeyiniz. Zaman düşmanlık ve kin zamanı değil, birlik zamanıdır. Bir araya gelmek için zemin hazırlayınız. Yaptığınız her hizmet, müslümanların birliği, dirliği ve kardeşliğine vesile olsun. Kendiniz rahat yerlerde olsanız bile, dünyanın bir çok yerinde müslümanların acı çektiğini, gözyaşı döktüğünü, islam kadınlarının tecavüze uğradığını unutmayınız. Her zaman olduğu gibi, şu an bile; çok olumsuz şartlarda İslam için çalişanların var olduğunu biliniz. Onlara; sabır, sebat ve zafer için dua ediniz. Kafir ve zalimler için ise; "Ya Rabb! Onları ıslah et! Eğer ıslah olmuyorlarsa, kalplerine korku sal, tuzaklarını başlarına geçir ve onları kahru perişan eyle! " diye dua ediniz. "Kafirler, zalimler ve onların YARDIMCILARI için YAŞASIN CEHENNEM!. Onlar orada ebedi kalacaklardır." 4) TÜM İNSANLIK IÇIN: İnsanlığın kurtuluşuna ve hidayetine vesile olacak şeylerde birbirinize yardım ediniz. Allah\’ın yeryüzündeki halifeleri "temsilcileri" olduğunuzu unutmayınız. Allah\’ın; zalimleri sizin elinizle cezalandıracağını, mazlumlara ise sizin elinizle yardım edeceğini unutmayınız. Müslüman gibi Müslüman olunuz. Yamuk olmayınız. Herkese karşı dürüst olunuz. Yalan söylemeyiniz. Emin biri olunuz. İslamı öyle yaşayınız ki; gayri müslimler bile, sizin güvenilir olduğunuza şahitlik etsinler. Çevrenizi kirletmeyiniz. Sokaklara tükürmeyiniz. Sigara içmeyiniz. Merhametli olunuz. Değil insanlara; hayvanlara, bitkilere, herşeye karşı merhametli olunuz. Muhtaç olduğunuz iki azık : "Tebessüm\’\’ ve "Merhamet". "Merhamet etmeyene, merhamet edilmez"Netice olarak; Iyilik gönüllüsü, iyi bir müslüman olmak istiyorsanız. Cenneti istiyorsanız. Daha önemlisi, Mevla\’nın rızasını kazanmak istiyorsanız; Peygamber vazifesi olan, "İYİLİĞİ EMRETME VE KÖTÜLÜKLERDEN SAKINDIRMAK IÇIN GAYRET ETME" farzını yerine getirmek ZORUNDASINIZ! Şu ahir zamanda, fitne zamanında, cennetin başka giriş kapısı yok. …………….. – Ne zaman başlayacağım bu işe? – ölüm kuşu tepene konmadan. – Ne? Ne zaman? – Hemen. ŞİMDİ!

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 63 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: