|
Yani ‘Allah-u Teala namazi kalbi kirli olanlara farz kildi…?? Kalbi temiz olanlarin namaz kilmalarina gerek yok.. Kalbim temiz oldugu icin namaz kilmiyorum’ diyenlerden ben bunu anliyorum.. Yapmamiz gereken ilk is namazi farz kilan Allaha sormak olmali.. Namazi hangi vasiftaki kalp sahiplerine farz kildin? Namazi kalbi temiz olana mi, yoksa kalbi kirli olana mi farz kildin? Hemen bakiyoruz; Demekki namaz Islam dairesine girmis Muslumanlara farz kilinmis. Peki, nereden cikti bu kalp temizligi meselesi?? Kalp temizligi denilince her ne hikmetse aklima niyet temizligi geliyor… Yani, niyetin iyi olduktan sonra, cevrendekiler icin kotu dusunmedikten sonra, kimsenin malinda namusunda gozun olmadiktan sonra insanlarin hep iyiligini dusundukten sonra kalbin temiz demektir.. Yukarida belirtilen ozellikler, guzel ahlak sinifina giriyor..Bu guzel ahlaki ozelliklere sahip milyonlarca insana rastlamak mumkun.. hem de dunyanin bircok yerinde.. Akla soyle bir soru geliyor; bu tur ahlak sahibi olan insanlarin Allah katindaki degeri nedir?? Eger hakikaten bu tur ahlaka sahibi olan insanlar icin ozel bir muamele olacaksa ne namaz kilalim, ne hacca gidelim, ne zekat verelim, ne de diger ibadetleri yaparak bazi ozgurluklerimizi sinirlayalim.. Hayat kilavuzumuzu inceledigimizde meselenin hic te umdugumuz gibi olmadigini goruruz.. yani guzel ahlak ayri, ibadet ayri.. ahlakli da olsan ahlaksiz da olsan namaz kilman gerekiyor.. Guzel ahlakinizin karsiligini muhakkak alacaksiniz..Bunda supheniz olmasin.. Cunku Allah-u teala soyle buyuruyor: "Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. " (Tevbe Suresi, 109)
Pekiiii, yarin Allah-u Teala size; EY KUL ETME DÜNYA NAZI,
SONRA KILARIZ DİYENİN DÜN KILINDI NAMAZI….
Sabah akşam Rabbinin ismini an. İnsan Suresi: 25
Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma. Keyf Suresi: 28
|
KALBIM TEMIZ OLDUGU ICIN NAMAZ KILMIYORUM DIYENLERE…!!!
30
Eyl
KALBIM TEMIZ OLDUGU ICIN NAMAZ KILMIYORUM DIYENLERE…!!!





gülay
Eylül 30, 2009 at 7:43 pm
Gerçek ve hak Ma\’bud olarak, âlemlerin Rabbi olan ALLAH\’a inanan ve îman edenlerin ilk görevi beş vakit namazdır. İşini, gücünü bırakan, tatlı uykusundan fırlayan, abdestini alıp ALLAH huzurunda el bağlayıp, teslim olan ve secdeye kapanan kişi, ibadetin zirvesine ulaşmış ve ALLAH\’a gerçek kul olmuştur. Sevgili Peygamberimiz;"Namaz dinin direğidir. Namazını kılan, dinin direğini dikmiş ve namazı terk eden, dinin direğini yıkmıştır" buyurmuştur. Namazla ilgili Kur\’an\’da, yüze yakın âyet-i kerîme ve sayısız hadîs-i şerif\’ler vardır. Ancak bu hadîs-i şerif namazın önemini belirtme açısından yeterlidir. Evet, dinin direğini yıkmak istemeyenler ve dinsiz kalmak istemeyenler, beş vakit namaza can simidi gibi sarılmalı ve namazı seve seve kılmalıdırlar. Beş vakit namaz en büyük ilâhi emirdir ve farz-ı ayın\’dır. Farz-ı ayın demek, üzerlerine namaz farz olanların, bu namazı bizzat kendilerinin kılmaları şart demektir. Sevgili Peygamberimiz; "Her şeyin bir alâmeti (belirtisi) vardır. İmân\’ın alâmeti, namazdır." buyurmuştur. Namaz kılmak, imanın en açık belitisi olduğuna göre, namaz kılmamak da îmansızlığın belirtisi demektir.Beş vakit namaz , gerçekten îmanın en açık belirtisidir. Gayr-i müslimlerin (Müslüman olmayanların) yoğun olduğu yerlerde ve yabancı dış ülkelerde, namaz kılan bir kişi, açıkça ben müslümanım demekte ve îmânını fiilen kanıtlamaktadır. Sevgili peygamberimiz;"Namaz, mü\’min\’lerin mîrâcıdır." hadîs-i şerîfi ile, çok sevdiği ümmetine bu müjdeyi vermiştir. Evet, namaz mü\’minlerin mîrâcıdır. Mü\’min\’ler, ancak namaz ile Mîrâc\’ın mânevi fazîletlerinden ve ruhsal zevklerinden yararlanırlar ve namaz ile madde ötesi âlemlere yücelebilirler.Beş vakit namazı kılanların herbiri, Mîrâc\’ın mânevî faziletlerinden ve ruhsal zevklerinden yararlanır mı? Namaz, mü\’minlerin mîrâcıdır" hadîsinin aslı; "Essalâtu Mîrâcul mü\’minîn" dir. Essalâtü\’ deki lâm ile Elmü\’minîn\’ deki lâm, cins için değil ahd (belirlilik) içindir. Her namaz, Mîrâc olmadığı gibi, her mü\’minin kıldığı namaz da Mîrâc olmaz demektir. Namazın gerçekten Mîrâc olabilmesi ve kılan kişiyi mânevî feyizlere, ruhsal zevklere ve madde ötesi âlemlere taşıyabilmesi için, önce namaz kılan kişinin gerçek mü\’min olması, tevhid inancını kalbine yerleştirmesi gereklidir. Din karşıtı kişileri ilâhlaştıranlar, avuçları şişinceye kadar onları alkışlayanlar ve onların, dînin temeline dinamit koymalarını kıllarını kıpırdatmadan, boyalı basında ve kanallarda zevkle izleyenler,Sonra alelacele aldıkları abdestle, yatıp kalkıp namazlarını kılıverenler, ne îmânın tadını, ne namazın tadını ve ne Mîrâc\’ın tadını alamadıkları gibi, Cennet\’in kokusunu da alamazlar. Yüce ALLAH buyuruyor;"Gerçek mü\’min\’ler, kurtuluşa erdiler. Onlar namazlarında huşû edicilerdir. (Namazlarını huşû ve huzurla kılıcılardır.)"Mü\’minûn 1-2 Gerçek mü\’min-gerçek namaz. Artı-eksi uçları gibi, bu ikisi bir araya gelince, nice nice mânevi enerjiler, mânevi feyizler ve ruhsal zevkler oluşur ve kılınan namaz, gerçekten Mîrâc olur. Namazın ön şartları (çok afedersiniz) tuvalette başlar. Çünkü tuvaletine sıkışan kimsenin, tuvalete gitmeden namaz kılması mekruhtur.Abdest, namazın anahtarı ve müslümanların şeytana karşı en etkili silahıdır. Önceden abdest alarak, namazın vaktini bekleyenlere, şeytan yaklaşamaz. Onları önemsiz işlerle oyalayıp, namazın vaktini geçirtemez. Bu nedenle, gücümüzün yettiği ölçüde vakitten önce abdest alalım ve kendimizi namaza hazırlayalım. İlâhi randevunun başlangıcını bildiren Ezan\’lar okunmaya başlayınca, müezzinler, "Allâhü Ekber, Allâhü Ekber" deyince gönüller duygulanmalı, iş, güç bırakılmalı, yaşam durmalı ve tüm inananlar namaza koşmalıdır. Ezan duâsından sonra ayağa kalkılır, kıbleye dönülür ve namaz için niyet edilir. Namazın akışını etkileyecek olan niyet gerçekten çok önemlidir. Bu nedenle kalp ile yapılması farzdır.Niyet, kişi ile ALLAH arasında bir sözleşmedir. Niyet ile âdet ve ibâdet ayrılır ve kişinin sevâbı niyeti ile orantılı olur. Niyet, kişinin kendine gelişi, ALLAH huzurunda olduğunu hatırlayışı ve gafletten sıyrılıp çıkışıdır. Niyet, kişi ile dünyası arasına çekilen kalın bir duvardır. Duvarın dış tarafında bitmeyen, tükenmeyen dünya işleri, ihtiras, tartışma, kavga ve gaflet.. Duvarın beri tarafında yalnızca ALLAH\’a ibâdet. "Niyet ettim ALLAH rızası için filân namazı kılmaya." derken, ağzından çıkan sözleri kulağı duymalı ve anlamını kalbinden geçirmelidir. Namazı gerçekten ALLAH rızası için kılmaya özen göstermeli ve ALLAH\’ın rızasını amaç edinmelidir. Rabbimiz c.c. namazlarımızı kabul etsin inşaALLAH..Amin Amin Amin
gülay
Eylül 30, 2009 at 7:46 pm
Hamd âlemlerin Rabbine salat ve selam onun Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem)\’e ve onun âline ve ashabınadır. Namaz gibi büyük bir ibadeti kullarına farz kılarak onları huzuruna kabul eden Allah\’a hamd olsun! Namazı, müminlerin miracı, salihleri n göz nuru ve kalp huzuru kılan Yüce Allah\’a hamd olsun! Namaz! Dinimizin direği. Şahadet kelimesin den sonra islamın en önemli rüknü… Edâsı cennetin anahtarı, ebedî kurtuluş ve saâdet… Günahların kefareti. .. Rabbin rızası… Terki ise Rabbin gazabı. Namaz kulluğun en büyük ifadesidi r. Diğer bütün ibâdetlerin kabûlünün kendisine bağlı olduğu büyük bir ibâdettir. İSLAMDA NAMAZIN YERİNamaz, ibadeti çok eski zamanlard an beri bilinen bir ibâdettir. Bu ibâdet bütün semâvi dinlerce farz kılınmıştır.İslam dini namaz ibâdetine çok büyük bir önem vermiştir. Namaz ibadetini n önemi Kur\’an ve sünnette yer alan emirlerle vurgulana rak kulların onu asla terk etmemeler i konusun da uyarılmışlardır. v Namaz dinin direğidir. v Namaz cennetin anahtarıdır.v Namaz amellerin en hayırlısıdır. v Namaz, kıyamet günü kişinin ilk önce hesaba çekileceği ibadettir . Allah bütün Peygamber lerine ve gönderildikleri kavimlere namaz ibadetini farz kılmış peygamber lerin sonuncusu olan Hz Peygamber imize de bu emri şu şekilde vermiştir: "Kitaptan sana vahyedile ni oku, namazı kıl."v Felaha erecek olan mümin kulların en büyük özelliklerinden biri de namazı huşu içinde eda etmektir. "Müminler felaha ermişlerdir. Onlar ki huşu içinde namazlarını kılarlar…"(Mu\’minun:1-2)v Savaşta, barışta, hastalıkta, sağlıkta, korkuda, emniyette, yolcu olduğumuz veya olmadığımız durumlard a, -hasılı durum ve şartlar ne olursa olsun- namazı edâ etmek her müslümanın üzerine farzdır. Namaz kılmak içinde bulunduğu durum ve şartlara göre kolaylaştırılmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:"Şâyet korku içindeyseniz yürüyerek veya binek üzerinde (namazınızı eda ediniz" v Savaş ve korku halinde yürürken veya koşarken rükû ve secde yapmadan da namaz kılınabilir. Böyle durumlard a kıbleye dönmek farz değildir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmakt adır:"Doğu da Allah\’ındır batı da. Nereye yönelirseniz onun yüzüne yönelmiş olursunuz ." (Bakara :115)Allahu Teâlâ namazını vaktin çıkıncaya kadar tehir ederek bu konuda gaflet gösterenleri çok şiddetli bir şekilde uyarmıştır. "O namaz kılanlara yazıklar olsun. Onlar ki namazları konusunda gaflet içindedirler.." (Maun:4-5)NAMAZIN FAZİLETİNamaz kılmak islamın şartlarından ikincisid ir ve iki şahadetten sonra en önemli şarttır. Başka bir âyette Allahu Teâlâ şöyle buyurur:"Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında huşu içindedirler." (Mu\’minun:1-2) Namaz, kul ile Rabbi arasında bir bağdır. Allah\’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:"Sizden biri namazında Allah\’a yalvardığında; Yüce Allah bir kutsi hadiste beyan edildiği üzere şöyle buyurur: Namazı kendim ile kulum arasında ikiye ayırdım, kuluma dilediğini veririm; kulum "El-hamdü lillahi Rabbi\’l- âlemin" dediğinde "Kulum bana hamd etti" derim. Kulum, "Er-Rahmanirrahim" dediğinde; kulum beni övdü derim. Kulum, "Maliki yevmiddîn" dediğinde; kulum beni yüceltti" derim. Kulum, "İyyake na\’budü ve iyyake nestaîn" dediğinde, derim ki; bu kulumla benim aramdadır, kulumun istediği kabuldür. Kulum, "İhdina s\’sırada l\’müstagîm, sıradallezine en\’amte aleyhim, ğayrilmadûbi aleyhim veladdâlîn" dediğinde; bu kulum içindir ve kulumun isteği kabuldür derim." [1] Namaz ibadetler in bahçesidir. Onda her türlü ibâdeti görmek mümkündür. Namaz insanın başı daraldığında ona yardımcı olur, her türlü kötülük ve ahlaksızlıklardan insanı alıkoyar. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:"Sabır ve namaz ile Allah\’tan yardım isteyin." (Bakara:153)Başka bir âyette şöyle buyurulur: "Sana Rabbinden vahyedile ni oku ve namazı kıl, muhakkak ki namaz bütün fahişeliklerden ve kötülüklerden korur." (Ankebut:45)Namaz, müminlerin kalplerin in huzuru gözlerinin nûrudur. Peygamber imiz (Sallallah u Aleyhi ve Sellem söyle buyurmakt adır:"Namaz gözümün nuru kılındı." [2]Namaz hataları siler günahlara kefaret olur. Allah\’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:"İçinizden birinin evinin önünde bir nehir olsa da günde beş defa burada yıkansa onda bir kir kalır mı? Dediler ki: Onda hiç bir kir kalmaz. Dedi ki: İşte aynı bu şekilde Allah, beş vakit namaz ile kişinin hatalarını siler götürür." [3] Başka bir hadiste Allah\’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:"Beş vakit namaz kendi vakitleri arasında meydana gelen günahlara ve iki Cuma da ikisi arasındaki vakitler içinde meydana gelen günahlara kefâret olurlar." [4]İbn-i Ömer\’in Allah\’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem)\’den rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulur:"Cemaatle kılınan namaz fert olarak kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletli dir." [5]İbn-i Mesud (Allah ondan razı olsun) şöyle der: Kim ki müslüman olarak yarın Allah\’ın huzuruna çıkmak isterse (mahşerde onlarla çağrılacağı) şu namazlarını gereği gibi kılsın. Allah sizin Peygamber inize hidâyet yolları (sünnetleri) tayin etmiştir, işte bu namazlar hidayet yollarındandır . Şayet siz şu geri kalan gibi namazlarınızı evinizde kılarsanız peygamber inizin sünnetini terk etiniz demektir ve şayet Peygamber inizin sünnetini terk ederseniz dalalete düşersiniz. İçinizden biri temizleni r (abdest alır) ve bunu en güzel bir şekilde yapar da daha sonra mescitler den birine namaz kılmaya giderse Allah onun attığı her adım için bir sevap yazar, derecesin i yükseltir ve günahlarını siler. Bizim içimizde ancak nifakları belli olanlar (cemaatle kılınan) namazdan geri kalırlardı. İçimizde öyle kişiler vardı ki ancak iki kişiye yaslanmak suretiyle namaza dursa da (cemaatle kılınan) namazdan geri kalmazlar dı." [6]NAMAZI TERK ETMENİN HÜKMÜNamaz terk etmenin hükmü konusunda çok eskiye dayanan kuvvetli bir ihtilaf vardır. Ahmed Bin Hanbel şöyle der: "Namazını terk eden kişi islam dininden çıkartan bir küfür ile küfre girer. Tevbe edip namaza başlamadığı takdirde öldürülür. İmamı Ebu Hanîfe, İmamı Şafii ve İmamı Malik namazını terk edenin fâsık olacağını fakat kafir sayılmayacağını ifade etmişlerdir. Daha sonra bu alimler kendi aralarında namaz kılmayanın cezası konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. İmamı Malik ve Şafii namazı terk edenin had cezasına çaptırılarak öldürüleceğini söylemişlerdir. Ebu Hanife böyle bir kişinin had cezasına çarptırılacağını fakat öldürülmeyeceğini ifade etmiştir.Şeyh Muhammed Bin Useymin (r.a.) "Namazı Terk etmenin Hükmü" adlı eserinde namazı terk etmenin islam milletind en çıkaran küfür olduğunu bildirere k bu konuda kitabı ve sünneti hakem tayin etmenin gerekliliğini vurgulama ktadır. Onun bu konu ile sunmuş olduğu delilleri n bir kısmını sizlere aktaralım. Kuranı Kerimden sunduğu delillerd en bazıları şunlardır:"Şayet namazı kılar, zekatı verirsele r onlar sizin kardeşlerinizdir." (Tevbe:11)Bu ayette müşriklerle aramızda kardeşlik olabilmes i için onların şirkten tevbe etmeleri gerektiğini, namazı kılmaları gerektiğini ve zekâtı vermeleri gerektiğini şart koşmuştur. "Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar, nefisleri nin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekeceklerdir. Ancak tevbe ederek iman edip salih amel işleyenler cennete girecekle r ve en ufak bir şekilde dahi olsa bir zulme uğramayacaklardır." (Meryem:59-60) Bu âyette namazı terk edip şehvet bataklığına batanların felaha ermeleri için tevbe edip iman etmeleri gerektiği bildirilm ektedir. Onlar bu üç şartı yerine getirmedi kçe kardeşimiz olamazlar . SÜNNETTEN BAZI DELİLLER:1. Cabir Bin Abdullah Allah\’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem)\’ den şöyle buyurur:"Kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır." [7]2. Büreyde Bin Husayb (Radıyellahü Anhü) Allah\’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem)\’den şöyle buyurur:"Bizim ile onlar arasındaki sözleşme namazdır kim namazı terk ederse küfre düşmüştür." [8]Buradaki adı geçen küfür dinden çıkartan küfürdür. Zira namaz mümin ile kâfir arasında bir ayraç kılınmıştır.[1] Müslim rivayet etmiştir.[2] Ahmed ve En-Nesaî[3] Buhari ve Müslim.[4] Müslim.[5] Buhari ve Müslim.[6] Müslim.[7] Müslim. İman kitabı. [8] Ahmed, Ebu Davud, Et-Tirmizi, En-Nesaî, İbn-i Mace.
gülay
Eylül 30, 2009 at 7:58 pm
Namazla Çocuk Rahmet Kucağında Terbiye OlurKadriye BAYRAKTAR Rabbimiz Ankebut suresinde “Namaz insanı bütün kötülüklerden korur” buyurmuştur. Namaz insan için büyük bir terbiye metodudur. Namaz ile saygıyı, tevazu ve güzel ahlâkı öğrenen bir çocuk, Rabbi’ni tanır, ebeveynine asi olmaz. Namazla çocuk rahmet kucağında yetişen bir güle benzer.İnsanoğlu dünyada iken ne derdi ne de tasası biter. Çoğu konuşmalar “İçimde bir boşluk var bir türlü dolmuyor…” sözleriyle noktalanır. Günah ve dünya sıkıntılarıyla yıpranıp sıhhatini kaybeden kalp huzuru bulamaz. Hz. Mevlana (k.s) Mesnevisi’nde bu boşluğu şöyle tarif eder; “Namaz ehli olmayanı, gönül namazı kılmayanı, öfke rüzgârı, şehvet rüzgârı, tamah rüzgârı alıp götürür.” Namaz gönül yaralarını sararken iç huzuru ve vicdani bir rahatlık da sunar. Peygamberimiz (s.a.v) “Namazda şifa vardır” buyurmuştur.Mümin namaza niyet edip kıyama durduğunda sevgi ve saygı ile Rabbi’nin huzuruna varır. “Allahu Ekber” kelamını söyleyip tekbir alırken teslimiyetiyle Yaratan’ına kurban olur. Bu öyle bir teslimiyettir ki benliğe vurulan keskin bir kılıç gibidir. Çünkü insan, hakiki efendisini, Rabbi’ni tanır ve onun huzurunda boyun bükmeyi öğrenir. Nefsin arzularını kurban ederken, şeytanın vesveselerini de keser. Namazda sağ el sol el üzerine konurken; sağ elin ahireti sol elin ise dünyayı tasvir ettiği düşünülür. Dünyalık kaygılar sağ el ile bağlanarak yüce Allah’a boyun bükülür. Kıyamda başlayan saygı, rükûda tevazu ile kucaklaşır. Rükûda başlayan tevazu ise secde de zirveye varır. Ruh ve kalbin Allah’a en yakın olduğu bu anda kul Rabbi’yle en güzel bağı kurar. Namaz hayatımızın merkezinde mi?Allah Rasulü’nün (s.a.v) hayatının merkezinde namaz vardı. Hz. Aişe (r.anha) annemiz anlatıyor: “Rasulullah bizimle konuşur biz de onunla konuşurduk. Ama namaz vakti gelince bizi tanımıyormuş gibi bir hale bürünür, bütün varlığıyla Allah’a yönelirdi.” Çocuklara namazı sevdirerek öğretmek ve namazı hayatın merkezinde görmelerini sağlamak ebeveynlere bağlıdır. Namaz vakti yaklaştığında, her işini bir tarafa bırakıp güzel ve temiz elbiseler içinde Allah’ın huzuruna varmak için hazırlanan anne-babaya şahit olan bir çocuk, namazın ne kadar önemli bir ibadet olduğunu fark edecektir. Aile danışmanı Münir Arıkan ailesini namaza alıştırmak için şöyle bir metot izlediğinden bahseder: “Evlendiğimizde eşime çok güzel bir seccade aldım. Bunu sekiz yıldır kendim seriyorum. Eşime bir gün bile, ‘hadi namaz’ demedim. Bir çocuğumuz oldu, bu sefer küçük bir seccade aldım. Şu an beş seccademiz var. Ben bunları gece gündüz seriyorum. Şimdi dokuz aylık çocuğumuz geliyor, kafasını oraya koyuyor, kendi kendine mırıldanıyor…” Ebeveynler çocuğuna namazı sevdirmek istiyorsa öncelikle onun önemli gördüğü şeylere değer vermeli, özel eşyalarına ve sevdiği şeylere saygı duymalıdır. Araştırmacı yazar Cemalnur Sargut bu konuyla ilgili, şahit olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: “Bir tanıdığımızın dört yaşındaki çocuğunun namazdan nefret ettiğini öğrenince çok üzüldük ve sonradan anlaşıldı ki, namaz saatlerinde çocuğun seyrettiği çizgi film kapatılıyor. Böyle yapmak yerine, başka bir odada kılmak daha iyi sonuç verir. Diğer zamanlarda elbette çocuğun görebileceği yerlerde kılınmalı.” Cami çocuğun Rabbi’ni tanıyacağı okuldur Namaz yüce Kuran’da en çok zikredilen ibadetlerden biridir. Bunun için de çocuğun ilk öğreneceği ibadet namaz olduğu gibi Rabbi’ni tanımasına vesile olacak ilk okul da camidir. Ecdadımız bu konuda oldukça hassas davranmıştır. Osmanlı döneminde her mahallede kurulan sıbyan mekteplerinde, dört yaşında eğitime Kur’an ile başlanırdı. Zira dört yaş eğitim için çok önemlidir. Bu yaştaki çocuklara dua ve ibadet ilginç geldiği gibi hoşlarına da gider. Çocuğunun namazın ne kadar büyük bir ibadet olduğunu kavramasını isteyen ebeveynlere buldukları her fırsatı değerlendirmek düşüyor. Özellikle babalar cemaatle namaz kılarken çocuklarını da beraberinde götürmeyi birer vazife olarak görmelidir. Hafta sonu tatilleri, camileri ve cami hükmündeki mübarek mekanları ziyaret için iyi bir fırsat olabilir. Camilerin manevi atmosferiyle buluşan çocuklar, aynı zamanda tarihi hakkında bilgi verilirse kültürel değerleri tanıma ve saygı duyma bilinci de geliştirir. “Namaz benim en vefalı dostum”Beş altı yaşlarında namaz ile tanışan Fatma Hanım “Namaz benim en vefalı dostum oldu ama bu sevgiyi dedemin namaz sevdasından aldım” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Köyde bütün evler camiye yakın değildi. Bir de kara kış eklenince camiye gitmek zorlaşırdı. O uzun kış günlerinde yatsı vakti gelince camiye uzak olan mahalle sakinleri bizim evde toplanırdı. Dedeme ‘Hasan Ağa bize namaz kıldır’ derlerdi. Dedemin kulağı zor işitirdi, sağlığı da iyi sayılmazdı ama namaz deyince gözleri parlar 18 yaşında bir delikanlı gibi kalkar güzelce abdest alır seccadesini serer, namaza başlardı. İşte ben de o cemaat arsında onların yanında boyunlarına sarılır bazen de namaz kılar gibi yapardım. Namaz bitince dedem menkıbeler kitabından hikâyeler okurdu. Kimi ağlar, kimi esner, kimi ah çekerdi. Velhasıl herkes ruhu doymuş ve sabah namazı için hazır bir şekilde evinin yolunu tutardı. Çocukken namazlarımda okuduğum duaların anlamını bilmiyordum fakat namaz kılarken bir mutluluk hissederdim. Şimdi yetişkin bir insan oldum ama hala o kıldığım çocukluğumdaki namazın tadı bir başka. Bu gün namazım en vefalı arkadaşsa; dedemin namaz kılarken omuzuna sıçrayıp beraber secdeye varışıma borçluyum.”Namaz kişilik gelişimi için önemliAllah Rasulü “Yedi yaşına gelince çocuklarınıza namazı emrediniz” buyurur. Yedi yaşında akıl muhasebesi gelişen çocuk, kendini ifade etmeye ve sosyal hayatta yerini almaya başlar. Bu yüzden o yaşlardaki bir çocuğun namazı öğrenmiş olması çok önemlidir. Namaz kılan Müslüman hem kendini hem de yirmi dört saatini disiplin ve intizam altına alır. Günde beş kez amirinin huzuruna çıkıp malumat veren bir memur gibi insan da günün beş vaktinde Rabbi’nin huzuruna varır. İşte bu nizam küçük yaşta başlarsa insan disiplin sahibi olmayı ve belli bir düzen içinde yaşamayı öğrenir. Allah (c.c) “Şüphesiz ki namaz, müminler üzerinde belli vakitlerde farz kılınmıştır” buyuruyor. (Nisa, 103) Namaz için tayin edilen her vakit bir sırra tabidir. Namazı vaktinde kılmaya devam eden mümin o sırdan nasiplenir. Yalnızca namaz kılan mümini saran ilahi atmosferin içine girer. Namaz bir nurdur. Bu nurla tanışan küçük bedenler de birer nur parçası olur. İstikbal endişesiyle namaz erteleniyorHz. Mevlana (k.s) diyor ki: “Bu dünya bir tuzaktır. İsteklerimiz o tuzağın yemi gibidir. İstek tuzaklarından kaç. Bu dünya bir kuyuya benzer, o kuyudan kurtulmaya çalış.” Dünya hayatı insanoğlu için bir imtihan yeri. İmtihanın şekli de zamanın şartlarına göre çeşitlilik kazanıyor. İnsan uyanık olmasa Allah’a kul olmaktan uzak, şeytanın emellerinin peşinde bulabilir kendini. Günümüzde “ekmek parası” ya da “istikbal” endişesiyle çocuklarını okul ve çeşitli kurslara koşturan ebeveynler; namaz ve dini eğitimin önemini çocuklarına kavratmakta geç kalabiliyor. Ertelenen namazla ebedi istikbalin elden kaçıp gidebileceği gözden kaçabiliyor. Arkadaş gurubu ve çevre önemliÇocuklukta edinilen dini bilincin muhafazası hususunda çevrenin büyük etkisi var. Zira ailesinde görmediği halde çocuklar kötü alışkanlıklara, günahlara müptela olabiliyor. Bu da çevresinin etkisiyle oluyor. Ebeveynler özellikle arkadaş edinme konusunda çocuklarını doğru yönlendirmelidir. Bunun için de yakın arkadaşları ve aileleriyle tanışmak arkadaşları hakkında daha fazla bilgi edinmeye yardımcı olur. Arkadaş etkisi çocukluktan gençliğe geçiş döneminde daha belirgindir. Bugün dini eğitimin temelleri iyi oturtulmadığı için çocukluktan gençlik dönemine geçişte; medyanın olumsuz tesiri çok çabuk görülmektedir. Çünkü çocuk bu dönemde öğrendiği bilgilerle hayatını şekillendirmektedir. Efendimiz çocuklara yedi yaşında namazı emretmekle; gençlik dönemine yapılacak olan manevi yatırıma işaret etmektedir.Rabbimiz Ankebut suresinde şartlarına uygun kılınan namazın, insanı bütün kötülüklerden koruyacağını bildirmiştir. Namaz insan için büyük bir terbiye metodudur. Namaz ile saygıyı, tevazuyu, güzel ahlâkı öğrenen bir çocuk Rabbi’ni tanır, ebeveynine asi olmaz. Kötü fiillerden uzak durur ve güzel ahlâk sahibi olur. Güneşin dünyayı aydınlattığı gibi namaz da beden evimizi aydınlatır. Namazla çocuk rahmet kucağında yetişen bir güle benzer.
ahmed
Eylül 30, 2009 at 8:09 pm
… Hayretimle geldim aslında hiç kapanmayan kapıların önüne. Kalbimi ve beynimi, hissimi ve fikrimi… Sîretimi, sûretimi… Benliğimi, kimliğimi eritip de geldim kapına. İnşirâh! Kapına geldim. Bir alev topu gibi yana yana geldim. Sana geldim. “Ancak Rabbine yönel ve yalvar.” diyen Sen değil miydin? Nihâyet Sana yöneldim. İnşirâh! Yâ Allah!Gönül ferahı istesem de, gönül refahı dilesem de bezm-i elestten bilirim güle kan, bülbüle figan düşüren hisseyi. Âşık ve maşûk ayırmaksızın herkese; «Belâ!» dedirten o suâli… “Elestü bi-Rabbikum?” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” “Belî…” Bundan gayrısını kabul etmez lügatim ve bundan başkasına dönmez dilim. İllâ belâ… Dünyâ sayfasında önüme bir mürekkep karalığıyla dökülen her belâ, süveydâ gibi, mücellâ bir ayna gibi durur sol yanımda. Sol yanım şerha şerha, elif elif… Ve o kadar muhtaç ki genişletip ferahlatmana… Yâ Allah! Biliyorum vebâlim çok. Anlatmaya mecâlim yok. Adının ezelî ve ebedî hürmetine bir âh çeksem yetecek hâlimin ifâdesine: Âh! İnşirâh! Yâ Allah!..Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge…selam ve dua ile Allah c.c. razı olsun Gülay abla mevla hakkı hak batılı da batıl olarak telakki etmeyi nasip etsin inşallah
gülay
Eylül 30, 2009 at 8:18 pm
amin amin amin güzel kardeşim.Allah c.c. razi olsun cümlemizden inşallah..hayırlı geceler
gülay
Eylül 30, 2009 at 8:29 pm
Müslüman kardeşim!Kalk ! kalbinin tozlarını sil. Bir Namaz götür öteki dünyaya,söyle Mirac renkleri taşısın,Bir secde götür,Allah\’a yakınlık hissini yudumladığın ,Bir rüku götür,Bir kıyam götür,Bir kulluk götür sadece Allah\’a hasretilmiş,Bir ümit götür sadece O\’na bağlanmış,Bir oruç götür ateşe kalkan olacak…Rabbim Yar ve yardımcın olsun..Amin.
gülay
Eylül 30, 2009 at 8:31 pm
İslama girdiğimden beni en çok etkileyen taraf su oldu..islamı da hayat yolunda bir mükemmel yaşama biçimi..insan 24 saatine nasıl yaşaması gerektiğini belirliyor..Mesela,eşler arasındaki ilişkiler,anne-baba çocuklar arasındaki davranışlar,yaşlılara hürmet komsuluk münasebetler..Müminler Rabbimiz bizlere Kur\’an da emrediği gibi dinlerini yaşamalıdırlar..Çünkü,diğer insanlara etkileyecek en güzel yol islamı yaşadığımız görmektır..Yaşanan bir müslümanlıktan insanların etkilenmemeyi mümkün değil,çünkü islamda huzur,mutluluk,sevgi dinidir,ve insanlar aradıklarını islamda mevcud…islamı diğer kardeşlerimizi de anlatmamız lazim çünkü islam teblig dinidir..islamı anlatırken de izleyeceğımız metod da çok önemli..Her insana ulaşacağımız bir yol olmalı…"zorlaştırmayın,sevdirin "buyuruyor Yüce Önderimiz(sallallahu aleyhi ve sellem )Bu yüzden anlatmamız şefkatle,yumuşak bir dilde olmalı..Ve eğer dinimiz sahip çıkmazsak,Mevlamız bizlere Rahmet etmez..İslam tarihinde bakarsak,bir çok müminleri ,Allah yolunda can ve mallarını vermişler….Bizde dinimiz sahip çıkarsak,iyi örnek olursak,fedakarlık yapıp insanlara islam dini güzellikleri anlatırsak,Mevlamız bizlere yar ve yardımcı olacak,her iki cıhanda dostumuz olacak,ve bizi tüm korkulardan emin kılacak..Herkes istediği hayat yaşar..Birde dini hayata önem vermeden yaşayanlar vardır..ot gibi yaşar ve hiç bir şey kazanmadan öteki dünyaya gider ve cezasını çeker..Bizim,yaratılış gerçeği ve yaşamanın sırrı anlamak için çok tefekkür etmeli,kainata ibret gözüyle bakmalı,gözyaşı dökmeli seccade başında..müslüman,Zor şartlar içinde olsa da kendisini korumaya çalışacak,her taraf onu günaha itecek günah göründüler olsa da….o direnecek ve kurtulmaya çalışacak…Mevlam yar ve yardımcımız olsun dostlar Rabbim ile kalın.
gülyüzlüm..gülay
Ekim 2, 2009 at 7:28 pm
İmam-ı Ebu Yusuf hazretlerinin, Halife Harun Reşid’e tavsiyesi özetle şöyledir:Ey Müminlerin Emiri, Allahü teâlâ sana büyük bir vazife verdi. O öyle bir vazife ki sevabı sevapların, cezası da cezaların en büyüğüdür. Artık sen, Allahü teâlânın kendilerine emir tayin edip idarelerini sana emanet ettiği insanlar için bina yaparak, adaleti icra etmeye başladın. Bina adalet ve doğruluk harcından mahrum temel üzerine kurulduğu vakit, Allahü teâlâ o binanın temellerini bozar, yapan ve yapılmasına yardım edenlerin üzerine yıkar. Bu sebeple vazifeni ihmal edip herhangi bir hakkın zayi olmasına sebep olma!Bugünün işini yarına bırakma, aksi halde işleri zayi etmiş olursun. Ecel emelin önündedir. Ecele, iş ve amel ile koş. Çünkü ecel geldikten sonra artık iş ve amel yoktur. Çoban, efendisine hesap verdiği gibi idareci de Rabbine hesap verir.O halde hakkı sahibine ver, adaleti icra et! Çünkü Kıyamette Allah katında en mutlu idareci, idare ettiği elemanlarını en fazla mutlu edendir.Eğer sen haktan ayrılırsan, elemanlar da doğruluktan ayrılır. Nefsine uyarak emir vermekten, öfke ile iş yapmaktan sakın! İki işten, ahiret için olanı tercih et! Çünkü ahiret baki, dünya fanidir.Daima temkinli ol; temkinli olmak dil ile değil kalb iledir. Azabından korkarak ve rahmetini umarak Allah’a sığın, çünkü sığınmak ve korunmak korku ve ümit iledir. Kim Allah’a sığınırsa Allahü teâlâ onu korur. Daima iyi bir akıbet, zayi olmayacak bir iş, herkesin vardığı bir kaynak için çalış. Çünkü, eninde, sonunda varılacak yer, o kadar korkunç bir duraktır ki, orada yürekler hoplayacak, çok kimse zillet içinde olacaktır.Kıyamette, o korkunç yeri bilip de amel etmeyen, yararlı iş yapmayan kimsenin duyacağı hasret ve pişmanlık sonsuzdur. Şu âyet-i kerimeyi düşünmelidir!(Bugün [hak ile bâtılın, iyi ile kötünün, haklı ile haksızın ayrıldığı] bir gündür. Sizi de, sizden öncekileri de burada topladık.) [Mürselat 38]Telafisi imkansız olan bir ayak kayması, acı bir pişmanlıktır. Bu hayat, sadece gece-gündüzün nöbet değiştirmesinden ibarettir. Zaman her yeniyi eskitir, her uzağı yakınlaştırır, vaad edilen her şeyi getirir. Herkes ne yapmışsa, mutlaka karşılığını görür.Dünyadaki az bir zamandaki işlerin hesabını vermek çok çetindir. Dünya da, içindekiler de yok olacaktır. Ahiret ise devamlı kalma yeridir. Yarın Allah’a, asi olarak mülaki olma! Şunu iyi bil ki, Kıyamet gününün hakimi, kullarını evlerine, yerlerine ve mevkilerine göre değil ancak amellerine göre muhakeme edecektir. Allahü teâlâ ikaz ediyor, o halde dikkatli ol. Çünkü sen; abes olarak yaratılmadın, bu sebeple de başı boş bırakılmayacaksın. Şüphesiz Allahü teâlâ seni yaptıklarından ve içinde bulunduğun durumdan hesaba çekecektir. İyi düşün, nasıl cevap vereceksin? Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz: Ömrünü nasıl geçirdi, ilmi ile nasıl amel etti, malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcadı, cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?) [Tirmizi]Ey Müminlerin Emiri, bu soruların cevabını hazırla! Çünkü bugün dünyada yaptıkların hesabı yarın sana sorulur. Gizli işlerin maskesinin düşeceğini de hatırla! Sana, vazifelerini Allah rızası için yapmanı tavsiye ederim. Tavsiyeme uymazsan; aslında yürünmesi kolay olan yol sana zorlaşır; gözlerin etrafı görmez, gerçekler kaybolur. O geniş yol sana daralır, orada bildiklerini tanımazsın; fakat tanımadıklarını bilirsin. Bu sebeple, nefsine karşı, muzaffer olmasını isteyen kimsenin gayreti ile, husumeti ile nefsine karşı koy!Ey Müminlerin Emiri, idare ettiklerinin zararına sebep olma! Allahü teâlâ onların haklarını senden alır da, neticede zararın büyük olur. Bina, ancak yıkılmadan önce tahkim edilir. Şüphesiz, Allahü teâlânın, idaresini sana verdiği kimseler hakkında yaptıkların, senin lehine, telefine sebep oldukların da, senin aleyhine olarak tespit edilir.Allahü teâlânın, idaresini sana emanet ettiği kimselerin işlerini unutmazsan, sen de unutulmazsın. Onlardan ve onlara faydalı şeylerden gafil olmazsan, sen de aldatılmazsın.İdarecilerin yolunu aydınlatacak nur; ancak cezaları tatbik etmek, araştırmaya ve açık delillere dayanmak suretiyle hakkı sahibine vermektir.İyi kişilerin yolunu takip etmek, onların iyi hareket ve prensiplerini devam ettirmek daha tesirlidir. İdarecinin zulmetmesi; idare edilenler için bir felaket, itimat ve güvenden yoksun kimselerle yardımlaşıp millet idaresinde onlara dayanması ise bütün halk için bir helaktır.Ey Müminlerin Emiri, güzel komşuluk ve iyi muamele et! Şükrederek nimetin çoğalmasını iste! Zira Hak teâlâ buyurdu ki:(Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım şiddetlidir.) [İbrahim 7]Allah katında ıslahtan daha iyi, fesattan daha kötü bir şey yoktur. Kötülük işlemek nimetlere karşı nankörlüktür. Nankörlük edenlerin çoğu, şereflerinden mahrum olmuş ve Allahü teâlâ, onlara düşmanlarını musallat etmiştir.[İmam-ı Ebu Yusuf hazretlerinin bildirdiği hadis-i şerifler]Ey Müminlerin Emiri, şu hadis-i şeriflerin gereğini yapmaya çalış! 1- (İnsanların en kıymetlisi ve kıyamette bana en yakın olanı, adaletle hükmeden idarecidir. İnsanların en kötüsü ve en fazla azap görecek olanı ise, zalim idarecidir.)2- (Allahü teâlânın hayır murat ettiği milletin idarecileri yumuşak ve cömert kimseler olur. Kim idareci olurda rıfk [yumuşaklık] ile muamele ederse, Allahü teâlâ da ona rıfk ile muamele eder.)3- (Cemaatten bir karış uzaklaşan, boynundaki İslam halkasını koparmıştır.)4- (İdarecilerinize sövmeyin. Eğer iyi idare ederlerse sevabı onlaradır, size de teşekkür gerekir. Eğer kötülük ederlerse vebali onlara, size de sabır gerekir. Çünkü idarecilik bir nikmet [cezalandırmak suretiyle mükafat vermek] tir, Allahü teâlâ dilediğini o yoldan imtihan eder. Onun nikmetini öfke ile değil, sabırla karşılayın!)5- (Her emire itaat et, her imamın arkasında namaz kıl! Eshabımın hiçbirine sövme!)
gülyüzlüm..gülay
Ekim 2, 2009 at 7:29 pm
Yüce Peygamberimiz (a.s.m.), bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:"Adâlet güzeldir, fakat idârecilerde olursa daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, fakat zenginlerde olursa daha güzeldir. Dinde titiz olmak güzeldir, fakat âlimlerde olursa daha güzeldir. Sabır güzeldir, fakat fakirlerde olursa daha güzeldir. Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir. Hayâ güzeldir, fakat kadınlarda olursa daha güzeldir." (Deylemî, Müsnedü\’l-Firdevs) Görüldüğü gibi, burada sayılan güzel huylar en çok kim muhtaç ise onda daha güzel olacağı belirtilmiştir. İdâreci, başkaları hakkında çok hüküm verdiğinden, adâlete herkesten daha muhtaçtır. Cömertlik zenginlerde daha güzeldir, çünkü bu huyunun gereğini yapacak imkânı vardır. Herkes dinde titiz olmalıdır. Ancak âlimler, başkalarına yol gösterdikleri ve örnek oldukları için daha fazla hassas olmalıdır. Sabır herkes için lâzımdır. Fakat fakirlik çeken birisinin günaha girmemesi için daha sabırlı olması gerekir. Tevbe herkese lâzımdır, fakat günaha girmeye en eğilimli olan gençlerde daha güzeldir. Utanma duygusu güzeldir, ancak kadınlarda olursa, güzelliklerini başkalarına göstermezler ve günahtan çekinirler. Burada, gençlerle ilgili tevbe konusuna biraz daha ağırlık verelim.Her sözünde bir nur ve ümit bulunan Efendimizin (a.s.m.) bu hadîsinde de, gençler için mühim bir uyarı ve müjde vardır.Tevbe, kişinin yaptığı günahtan dolayı pişman olmasıdır. Rabbimiz meâlen, "Ey îman edenler! Allah\’a tam bir ihlâsla tevbe edin. Umulur ki Allah günahlarınızı bağışlar ve sizi altından ırmaklar akan Cennetlere koyar" (Tahrim: 8) buyurmuştur. Tevbe, "pişmanlık" olduğu için bizzat günah işleyen kişi tarafından yapılmalıdır. Kişi, bir başkası için tevbe edemez. Ama, istiğfar edebilir. Çünkü, istiğfar Allah\’tan bağışlanma istemektir ki, bir başkası için bunu isteyebiliriz. Bağışlanma istemek için önce tevbe edilmelidir. Kişi işlediği günahtan pişman olmalıdır ki, onun bağışlanması için Allah\’a yalvarabilsin.