Allah yolunun sebatkar, azimli ve mütevazı yolcusu İmanın aydınlığında yola koyulmuş ve bu yolda türlü zorluklara katlanmayı peşinen kabul eden dost Allah’ı ve Resulünü (sav) her şeyden, hatta canından, anne ve babasından, eşinden ve çocuklarından daha çok seven ve tüm sevdiklerine de bu ilahi sevgiyle yön veren, yol gösteren dava insanı Kur’an’ın yürekleri serinletici ikliminde kalbini itminana kavuşturan takva ehli
Zamanın koyu zulmü içinde kendisini ve aile efradını namazla ve sabırla ateşten korumaya çalışan zahid İstikamet üzere yürüyen ve yoldaki engellere aldırmayıp bunların tek tek üstesinden gelen cesur kahraman Zulme boyun eğmeyen ve Hakkı zalimin karşısında pervasızca haykıran adalet neferi Allah’a, topluma ve ailesine karşı sorumluluk bilincinde olan insan İnsana, tabiata ve eşyaya aşkın bir anlam yükleyerek imtihanın sırına varmış mü’min Her şeyde;
ama her şeyde Allah’ı tek Rab, tek İlah, tek otorite kabul eden ve her şeyin tasarrufunun O’nun (cc) elinde olduğuna inanan muvahhid Ebeveynlerine, eşine ve çocuklarına; hatta hayvanlara ve nebatata şefkatle yaklaşan merhametli insan
Yukarıda sıralamaya çalıştığımız Müslüman sıfatlarını daha da uzatmak mümkün elbette Çünkü Müslüman’ı anlatmaya kelimeler yetmez
Bundan dolayı umududur insanlığın Müslüman Çekilen çilelere dur diyecek, kararan dünyayı aydınlatacak, çıkmazlar ve bunalımlar içinde bulunan insanlığın elinden tutacak olandır Müslüman O, insanlığın değişmez değerlerinin temsil edildiği şahsiyettir O, Allah’sız bir hayatı anlamsız ve boş görendir
Bundan dolayıdır ki, şu anda kendi kıyametini hızlandıran ve gittikçe zulmün, vahşetin, karanlığın ve huzursuzluğun girdabında boğulan dünyamız insanı, İslam’ın ve Müslüman’ın diriltici soluğuna muhtaç
Müslüman’dır mazlumun umudu, zulmün kalkanı Müslüman’dır diriliş medeniyetinin muştusunu yüreğinde taşıyan Müslüman’dır mimsiz, sevgisiz ve seviyesiz medeniyetlere kafa tutan Müslüman’dır saadet devrini getirecek olan
Müslüman ütopyalar peşinde koşmaz
Bir ayağı yere sağlam basan, diğer ayağıyla da tüm dünyayı kucaklayan pergel gibidir Aşağılık kompleksi içinde değildir
Kendine ve sahip olduğu düşünceye güvenen emin insandır Okuyan, araştıran, tefekkür ve tezekkür edendir
Hayırlarda yarışan toplumun mimarıdır Yetime uzanan sıcak bir eldir Dünyanın ücra yerinde zulüm gören kardeşinin derdiyle dertlenen ve duasını onlardan eksik etmeyendir Müslüman, yaptıklarının ve yapması gerekirken yapmadıklarının, söylediklerinin ve söylemesi gerekirken söylemediklerinin hesabını vereceği bilinciyle hareket edendir Allah’ın boyasıyla boyanan ve hayatının her anını bu boyayla şekillendirendir Haksızlığa gelmeyen, aynı zamanda haksızlık yapmayan; haram yemekten, harama bakmaktan ve haramla iştigal etmekten ateşten kaçar gibi kaçınandır Müslüman
Müslüman insanların elinden ve dilinden emin olduğu kişi, Müslüman komşusu açken tok yatmayan, kendisi için istediğini kardeşi için isteyen, aradaki muhabbeti arttırmak için selama ve sıla-i rahime riayet edendir Müslüman direnişi ve dirilişi yüreğinde büyüten, devletini önce yüreğinde kurandır Topraklardan önce yürekleri fethedendir O, her türlü asabiyetten, kavmiyetçilik ve taassuptan uzak, milliyeti “itikadı” olan kişidir Müslümanlar ümmetin coğrafyasına çizilmiş yapay sınırlara karşıdır İslam’ın ve Müslümanların birliği ve dirliği için çalışan, ümmet şuurunu her daim canlı tutanlardır
Müslüman özünü Allah’a kullukla gürleştirir
Gerçek özgürlüğün Allah’a hakkıyla kul olmakta olduğunu bilir Rabbi dışındaki tüm sahte ilahlara “La”; yani hayır demesini bilen, tevhidi bilinci hayatının maksadı haline getirendir Rabbi yolunda şehit olmak en büyük arzusudur Şehitçe yaşamaya ve hayata şahit olmaya çalışır
Üzerinde bulunduğu doğru yolun nebilerin, sıddikların, âlimlerin, şehitlerin ve Salihlerin üzerinde yürüdüğü soylu bir yol olduğunu bilir Duyarsız değildir etrafında olup bitenlere Kendisine dokunmayan yılanı bin yaşatmaz; çünkü O, kardeşlik hukukunun ne demek olduğunu bilendir Farklı coğrafyalarda acı çeken mazlum ümmetin derdiyle dertlenir
Müslüman Çeçenistan’da bir kartal, Filistin’de sapanlı bir ebabil ve Irak’ta Rabbin rızasını kazanmış bir Habil’dir Hamza gibi titretir kafirin kalbini ve dalgalandırır tevhid bayrağını
Müslüman sömürülen dünyaya ve sömürgecilere, kanla beslenen vampirlere düşmandır Antiemperyalist bir tutumu, haksızlığa karşı klâs bir duruşu vardır Müslüman, karanlığı yırtarcasına direnen ve şerefli yürüyüşüyle sarp yokuşları aşandır Seveni vardır, sevmeyeni de Lakin kendisi de Allah için sever ve Allah için buğzeder Kendini davasına adamıştır Birinin kendi elinden hidayet bulması O’nun için tün dünyalara bedeldir
Umududur insanlığın Müslüman Allah’a teslim olmuş bir gönülle herkese hakkını teslim edecektir Müslüman bilir ki, kim Allah’ın Aziz dini olan İslam’a yardım ederse, Allah’ta O’na yardım edecektir Sağ elin verdiğini sol elin görmeyeceği ölçüde infaka riayet eden, malını Allah yolunda tasadduk edendir Kindar değil dindardır
Tebessüm saçar etrafa, saçılan tebessümle gönüllerde çiçekler açar “Güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen Kutlu Nebiyi kendisine örnek ve rehber edinmiştir Müslüman adeta yürüyen Kur’an’dır O’nu öldürmeye gelen O’nda dirilir
Hikmet üzere hareket eden kişidir Müslüman İtidal üzere davranır İfrat ve tefritten uzaktır Olayların arka planını görecek kadar ferasetli ve aynı delikten sokulmayacak kadar uyanıktır Sakının Müslüman’ın ferasetinden; çünkü O Allah’ın nuruyla bakar Müslüman Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmez
Ancak kâfirlerin Allah’ın rahmetinden ümit kestiğini bilir Yüreğinde bir muştudur ümit, bugüne ve yarına dair Çünkü umuduysa insanlığın Müslüman, nasıl kesebilir ümidini Allah’tan
İman ve aksiyon adamıdır Müslüman İbadeti siyaset, siyaseti ibadet olan bir dinin müntesibidir Aktüaliteyi takip eder; ama cahiliyenin günlük politik kaygılarından uzaktır Beşer ürünü her türlü sistem ve izm karşısında Aziz dinimiz İslam’ın evrensel mesajını taşır hayata Tüm çağlara hitap eden ilahi kelam Kur’an’ı azimüşşan ile kendisine, ailesine ve çevresine şekil vermeye çalışır
Öyleyse ey cennet yolunun yolcusu Müslüman, ne kadar yüce bir görevi üstlendiğini bil
Dağların bile yüklenmekten çekindiği bu emaneti yüklendin sen Tüm insanlığın tek umudu olduğunu unutma Devrimci ruhunla kalk ve uyar cehalet içinde bocalayan insanlığı Tevhid, adalet ve özgürlük şiarıyla dirilt yeniden kaybolan İslami değerleri
Ne mutlu Allah yolunun yolcusu Müslümanlara, Ne mutlu umudunu diri tutanlara, Ne mutlu vahyin gölgesinde ruhunu arındıranlara ve ne mutlu Müslüman’ım diyenlere
Muallim İDRİS

ahmed
Eylül 30, 2009 at 8:23 pm
bir dua yükseliyor ruhumdan O\’na bana anı yaşamayı öğret Rabb\’im; ta ki, o anın kıymetini bileyim! her acıyı, belayı kabullenme yeteneği ver ki Allah\’ım; hayatın tadına varabileyim… sabrı ve dayanma gücünü ver Yüce Yaratıcım, başka bir şeyden korkmayayım… seni sonsuz sevdir bana Allah\’ım ta ki herkesi ve herşeyi seveyim ben de ve ey tüm güç ve irade elinde olan Rabb\’im; ruhuma irade ve güç ver ki; nefsime, kendime, arzularıma yenik düşmeyeyim! (amin) "talha bora öge"selam ve dua ile Gülay abla Allah c.c. razı olsun inşallah
gülay
Eylül 30, 2009 at 8:26 pm
EY MÜ’MİN.!!Uğradığın herkese,Gül kokularıyla esen yeller Gibi uğra.!Geçtiğın yollarda,burcu-burcu senin kokunu duyulsun..Mumlar gibi yan,eri,başkalarına aydınlat,Ama kat’iyen bu büyük fedakarlığı kendi çıkarlarına Bağlama.!!Dolaplar gibi dön ve inle,bütün yanan yürekleriniz ateşiniSöndür,ama kendini hiç düşünme.!Her zaman iyilik duygularıyla otur-kalk,ve hep güzelliklere Tercüman ol!Hep hayır düşün,hayır konuş,ve hayırlı işler istikametine koş!!Kalk,askerler gibi bayrak taşı,arılar gibi kovanını balla Doldur..!Her zaman insanlığa hizmette emre amade bulun,ve Göçüp gitmeye de hazır ol..!Ne zaman göç emri geleceği belli olmasa da,O,muhakkak ve mukadderdir..MEVLAM seninle olsun…
gülay
Eylül 30, 2009 at 8:27 pm
EN KUTLU DAVAYA GÖNÜL VERDİN SENEN UZAK DURAĞI HEMEN GÖRDÜN SENMELEKLERDEN YÜCE UFKA ERDİN SENBU DUYGUYLA ÇALIŞMAK SENİN GÖREVİN.. BOĞ,SEN KARANLIĞI BİR GÜNEŞ GİBİKALBLERİ KAVURAN BİR ATEŞ GİBİNEBİLERE,VELİLERE EŞ GİBİBATILLA SAVAŞMAK SENİN GÖREVİN BİL Kİ,SENİN YOLUN KUR’AN YOLUDURKALBİN DAVA AŞKI İLE DOLUDURMÜ’MİNLER SADECE HAKKIN KULUDURRIZAYA ULAŞMAK SENİN GÖREVİN RASÜLÜN İZİNDEN AYRILMA SAKINAHLAKI,HAYAYI BAŞINA TAKINGÜLECEKTİR YÜZÜN,O GÜNLER YAKINİNKARCIYA ŞAŞMAK SENİN GÖREVİN BU YOLDA CEFALAR VIZ GELİR SANAKIŞ GİBİ SEHERLER,YAZ GELİR SANAYİRMİ DÖRT SAAT DE AZ GELİR SANAZAMANLA YARIŞMAK SENİN GÖREVİN DOĞRULUK,FAZİLET,İFFET SENDEDİRRİYA YOK SÖZÜNDE ,SAFFET SENDEDİRKİNE “KİN “DUYARSIN ÜLFET SENDEDİRSEVGİYLE YAKLAŞMAK SENİN GÖREVİN
gülay
Eylül 30, 2009 at 8:40 pm
aleykum selam tesekkürler Ahmed kardeşim.hayırlı geceler inşallah
gülay..
Ekim 1, 2009 at 9:39 pm
Sınav için geldik fani dünyayaGönderilmedik keyif çatmayaElbet varacağız Baki HüdayaNe mutlu Hakka teslim olanlaraBirgün yakasız gömleği giyeceksinKefen içinden geri dönemeyeceksinAmel defterini teslim edeceksinBen masumum diyemeyeceksinBirer birer hesap sorulacakSınavı geçemeyenler ağlayacakKimisi cennetin tadına varacakEbedi hayattan uyandırılmayacakSevdiklerim birer birer toprak olmuşGözümü açtım kıyamet kopmuşKabirler cansız bedenler ile dolmuşKabristanlar kimsesiz olmuşÖlüm bir köprüdür banaGöçeceğim elbet bugün yarın özlediğim vatanımaOkurlarsa dostlarım bir fatihaMağfiret edilir belki günahlarımaKaç kıracı melek oldu vardı RabbimeGöreceğim sevdiklerimi divan-ı mahşerdeŞefaat eyle Efendim Ümmeti MuhammedeNasip eyle Ya Nur cemalini görmeyeHer canlı ölümü tadıcıdırUçan bedendir ruh kalıcıdırŞehitler en yüksek rütbeyi kazanırSemada isimleri nakışlıdırAhiret yolcusuyuz, güvenme kendineCihad et sonuna kadar nefsin ileHerdaim Allah c.c. nün sözünü dinleGünahlarını geç kalmadan temizleKapını çalar ansızın birgün Azrail efendiTeslim edeceksin aldığın gibi emanetiniAğlatacaksın belki geridekileriniYaşayasın sevinç ile AhiretiniTerazini sağlam tut yıkılmayasınKabirde cehennem çukuruna varmayasınSırat köprüsünden hızla uçasınEvvela hasretini çektiklerini kuçaklayasınEhli Kübraya selam olsunKalbimiz iman ışıklarıyla dolsunRabbim kevser ile bizi doyursunSon sözümüz şehadet olsun
gülay..
Ekim 1, 2009 at 9:42 pm
Her insan ancak, Allah (c.c.)’ın takdir ettiği süre kadar yaşar Bu süreyi kısaltmak yada uzatmak, kesinlikle insanın kendi elinde değildir Allah (c.c.)’ın belirlediği süre geldiğinde, insan bir anda ölüm meleklerini karşısında bulur Bu yüzden ölümünden sonra Allah (c.c.)’a hesap vereceğinin bilincinde olan bir insan, kendisine verilen bu süreyi en iyi şekilde değerlendirmelidirOrtalama 60-70 sene ömür süren insan, çevresinde sürekli meydana gelen ölümlere rağmen, kendisini ölüme çok uzak görür Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi davranarak kendisini tamamen dünyanın geçici nimetlerine kaptırır Oysaki 70 sene, ahiret hayatındaki sonsuz hayatla kıyaslanamayacak kadar kısadır Kaldı ki hiçbir insan 70 sene yaşama garantisine sahip değildirSamimice düşünen bir insan dünya hayatının çok kısa bir süre olduğuna kanaat getirir, buradaki hayatın sadece bir sınavdan ibaret olduğunu kavrar ve hayatına bunları göze alarak devam eder İşte burada günlerin, saatlerin, hatta dakikaların değeri ortaya çıkar Zamanın ne kadar değerli olduğunu anlayan insan, her sabah uyandığında Allah (c.c.)’a şükretmelidir Çünkü Allah (c.c.) ona yeni bir gün nasip etmiştir Belki o gün Allah (c.c.)’ın rızasını kazanacak bir harekette bulunacak ve hüsrana uğramaktan kurtulacaktır Ancak bir insan Allah (c.c.)’ın ona vermiş olduğu hayat süresinde Allah (c.c.)’ın rızasını kazanamayabilir, bu durumda sonsuz azabı tatmaktan başka seçeneği kalmamıştır“İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım" Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur”Fatır-37İnsanın ölümünden sonra sorumlu tutulacağı kaynak Kuran-ı Kerimdir Kuran’ın bütününe bakıldığında, Allah (c.c.) insanları sürekli olarak ibadet etmeye ve çalışmaya teşvik etmektedir Peygamberlerimizin hepsi yaşamlarının son anına kadar sürekli Allah (c.c.)’ın rızasını kazanabilmek için çabalamışlardır Allah (c.c.) kitabında kendi rızasını kazanabilmek için çalışanların çabasını övmüştür Peygamberlerimizden hiçbiri yaptıklarını yeterli görüp, Allah (c.c.)’ı zikretmekte ve ona ibadet etmekte gevşeklik göstermemişlerdir “Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et” İnşirah-7"Bu sebepten dolayı Kuran ayetlerini ve bu değerli insanların hayatını göz önüne alarak, her anımızı elimizden gelen en iyi şekilde değerlendirmeliyiz Çünkü zaman Allah (c.c.)’ın bize sunmuş olduğu en kıymetli nimetler arasındadır Nefsimizi ezerek, Allah (c.c.)’ın hoşnutluğu için harcadığımız hiçbir dakika karşılıksız kalmayacaktır Biz unutmuş olsakta olmasakta, Allah (c.c.) yaşadığımız her dakikayı yaptıklarımızla birlikte karşımıza getirecektir.."Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz Hesap görücüler olarak Biz yeteriz "Enbiya-47
gülyüzlüm..gülay
Ekim 2, 2009 at 7:24 pm
Nice küçük ameller vardır ki, niyetler onları büyütür. Nice büyük görünen ameller vardır ki, niyetler onları küçültür. Niyet halis olmadıktan sonra yapılacak en büyük amellerin bile zerre kadar değeri yoktur. Yüce Mevlâ’nın kendisine hem ilim, hem mal, hem de salih amel nasip ettiği sayısız insan bulunmaktadır. Bu kişiler Allah’ın rızasına uygun olarak helalinden kazanmayı ve kazançlarını meşru yerlerde harcamayı prensip edinmişlerdir. Bazı kişiler de var ki, Allah onlara ne ilim, ne de servet vermiştir. Ancak o kişiler, “keşke benim de ilmim ve malım olsaydı da, ben de Allah‘ın ilim ve servet verdiği kişiler gibi yaşasaydım” derler. İşte bunların her ikisi de Allah katındaki mükâfatta beraberdir. Yüce Allah, kullarından bir kısmına da mal vermiş, fakat ilim vermemiştir. Bu kişiler cahilce hareket edip, mal biriktirme konusunda helal ve harama pek aldırış etmezler. Bazıları da bunlara özenerek, “eğer ben de böyle servet sahibi olsaydım, bu adam gibi har vurur harman savururdum” şeklinde düşünmektedirler. İşte bu durumda onların her ikisi de günahta beraberdir. Hz. Peygamber s.a.v Efendimiz buyuruyor ki: “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır.” (Taberanî) “Şüphesiz ki Allah, kulunu niyetine göre cezalandırır veya mükafatlandırır.” (Nesaî, Enes b. Malik, Ahmed b. Hanbel) İşler Niyete Göredir İnsanın yapmış olduğu amellerin Allah katında kabul veya reddedilmesinde kişinin niyeti büyük önem arzeder. Amelin iyi veya kötü sonuç vermesi de niyete bağlıdır. Niyet iyi ise sonuç mutluluk ve kurtuluş, kötü ise hüsran ve pişmanlıktır. Bu husus, Sevgili Peygamberimiz s.a.v.’in şu hadislerinde ne güzel dile getirilmiştir: “Ameller niyet iledir ve herkes için sadece niyet ettiği şey vardır. Kişinin niyeti Allah ve Rasulü yolunda hicret etmekse, hicreti gerçekten Allah ve Rasulü’nedir. Şayet hicret etmekteki maksadı dünyalık bir iş içinse onun da hicreti niyet ettiği şeyedir.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî) Yüce Mevlâmız, ahireti bırakıp yalnızca dünyaya yönelme niyet ve arzusu içinde olan kişilerin, aslında ne kadar aciz ve muhtaç olduklarını kendilerine hatırlatır ve en çok istedikleri şeylerden daha bu dünyada iken onları mahrum bırakabilir. Bunun yanında dünya ve ahiretini dengeleyen ve devamlı Allah rızasına uygun yaşamaya çalışan kişilerin de kalbine cömertlik, zenginlik yerleştirir ve korktukları şeylerden muhafaza eder. Allah Niyete Göre Yardım Eder İnsan bir şey yapmadan önce nasıl niyet edileceğini öğrenmelidir. Zira niyetsiz yapılan ameller hiçbir kıymet ifade etmez. Bunun içindir ki Hz. Peygamber s.a.v.: “Niyeti olmayan kişinin ameli de olmaz” (Beyhakî) buyurmuşlardır. Yani yapılan işin kıymeti niyete bağlıdır. Buradan çıkan bir sonuç da şudur: Allah’a kulluk ve insanlara iyilikle meşgul olmalı, gücümüzün yetmediği, imkan bulamadığımız zamanlarda ise bunları ileride yapmaya niyet etmeliyiz. Çünkü Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz bizlere, insanların niyetleri üzere haşrolunacağını (Buharî, Müslim) haber veriyor. Dolayısıyla kişi hayra niyet ettiği sürece devamlı hayır işlemiş ve niyeti sayesinde her saatini ibadetle geçirmiş olur. İnsanın işlediği amelin küçük veya büyük olması onun niyetine bağlıdır. Nice küçük ameller vardır ki, niyetler onları büyütür. Nice büyük görünen ameller vardır ki, niyetler onları küçültür. Niyet halis olmadıktan sonra yapılacak en büyük amellerin bile zerre kadar değeri yoktur. Bu hususun daha iyi anlaşılması için, Salim b. Abdullah’ın Ömer b. Abdülaziz’e yazdığı mektupta geçen şu ifadeler bize yardımcı olacaktır: “Bilmiş ol ki, Yüce Allah’ın kuluna yardımı, niyeti nisbetindedir. Kimin niyeti tam olursa, Allah’ın ona yardımı da tam olur. Niyeti ne nisbette bozulursa, Allah’ın yardımı da o nisbette azalır.” O, Kalplerimizi Biliyor İyi niyet sahibinin yardımcısı Allah’tır. Nefis insana ahiret hayatını bir tarafa bırakmasını ve sadece dünya nimetlerine yönelmesini ne kadar telkin ederse etsin, insan kalbindeki güzel niyet ve ulvî düşünceleri sayesinde mutlaka doğru yola ulaşır. İnsan bir işi yaparken niyetinin iyi mi kötü mü olduğunun, bize şah damarımızdan daha yakın olan Yüce Allah tarafından bilindiğini ve yapılanın kesinlikle karşılıksız kalmayacağını hiçbir zaman unutmamalıdır. Art niyetli kişilerin durumlarını ortaya koymak ve ibret almak açısından Hz. Peygamber s.a.v.’in şu hadisine kulak verelim: “Bir kişi geri vermemek niyetiyle borç alsa veya bedelini ödememek niyetiyle mal satın alsa ve bu durumda iken ölse, o kişi hain ve hırsızdır.” (Ahmed b. Hanbel, Taberanî) Ayrıca iyi niyetli ve samimi kişiler devamlı Allah’ın himayesinde, kötü niyetliler de yine Allah’ın takibindedir. Hz. Peygamber s.a.v. buyururlar ki: “Bir kişi geri ödemek niyet ve arzusuyla bir başkasından borç para veya mal satın alsa ve borcunu ödemeye imkân bulamadan ölse, o kişinin borcunu kıyamet günü Cenab-ı Allah öder. Geri ödememek niyetiyle borçlanan ve bu haldeyken de ölen kişiye kıyamet günü, ‘kulumun hakkını almayacağımı mı zannettin?’ diye nida edildikten sonra, bu kişinin borcuna karşılık olarak sevaplarından alınır ve borçlu olduğu kişiye verilir. Şayet sevabı yoksa, borçlu olduğu kişinin günahlarından alınarak bu kişinin üzerine yazılır.” (İbnu Mace, Ahmed b. Hanbel) Bir gün Hz. Peygamber s.a.v.: “İki müslüman kılıçları ile karşılaştıkları vakit, ölen de öldüren de cehennemdedir.” buyurdu. “Ölenin suçu nedir?” diye sorulması üzerine: “Zira o da onu öldürmek istemişti.” (Buharî, Müslim) buyurarak, niyetin yol açtığı sona dikkat çekmişti. Yatağında Can Veren Şehitler Bir ağaç gölgesinde biraz konaklayıp, yoluna devam etmek kadar kısa olan dünya hayatında sevap kazanmak ve Yüce Mevlâmız’ın rızasına nail olmak, aslında çok kolay. Hz. Peygamber s.a.v.’in hadisleri, bunun nasıl olacağını bize açıklıyor: “Bir kimse, biraz uyuduktan sonra kalkıp namaz kılma niyet ve arzusuyla gece yatağına yatıp uyusa ve sabah oluncaya kadar uyanamasa, Allah ona yapmaya niyet ettiği şeyin sevabını verir.” (Ebu Davud, Nesaî, İbnu Mace) “Şehit olmak niyet ve arzusuna sahip bir kimse, yatağında da ölse şehit olarak ölmüş olur. Ümmetimin şehitlerinin çoğu, başı yastıkta ölenlerdir. Savaş alanında nice öldürülenler vardır ki, onların niyetini ancak Allah bilir.” (Ahmed b. Hanbel) Görüldüğü gibi, kişinin niyeti amelinden önde gelmektedir. Öyleyse yaptığımız her şeyde önce Allah’ın hoşnutluğu aramalı, daha sonra iyi niyetimizle irademizi birleştirerek hayatımızı Allah’a hasretmeliyiz. Büyük veli Hasan Basri k.s.’nin şu hikmet incisi sözü kulağımızda küpe olmalı: “Cennet ehlinin ebedi cennette, cehennem halkının da ebedi cehennemde kalmaları niyetleri sebebiyledir. Çünkü niyetleri inançlarında ebedidir.” sözü, niyetin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Hz. Ömer r.a. meseleyi ne güzel özetliyor: ”Amellerin efdali, Allah’ın farzlarını eda edip haramlarından kaçınmak ve sadık niyettir." Dr. Hüseyin Erçelik, Semerkand Dergisi, Nisan 2002
gülyüzlüm..gülay
Ekim 2, 2009 at 7:25 pm
Sabır, insana üstün bir ahlak kazandıran, onu pek çok yönden geliştiren ve kişiye din ahlakını yaşamayan insanlarla kıyaslanmayacak derecede güzel ve huzurlu bir yaşam sunan bir özelliktir. En önemlisi de iman edenler, Allah rızası için gösterdikleri sabrın karşılığını dünya hayatında ve ahirette kat kat artırılmış olarak alırlar. Sabrın gerçek anlamını bilen ve bu ahlak özelliğini Allah\’ın beğeneceği umulan şekilde yaşayan tek topluluk müminlerdir. Çünkü onlar, Kuran\’ı rehber edinmişlerdir. Kuran ise sabrın gerçek manasını, Allah Katında nasıl bir sabrın makbul olduğunu açıklayan bir kaynaktır. İşte bu nedenle de Allah\’ın ayette emrettiği gibi, "güzel bir sabırla sabreden"ler sadece Kuran\’a tabi olan müminlerdir: "Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret." (Mearic Suresi, 5) Kuran\’da sabretmek konusunda bildirilen bir diğer gerçek ise, sabretmenin insanları karanlıklardan nura çıkaracak yollardan biri olduğudur. Sabır dünyada ve ahirette tüm samimi iman sahiplerini -Allah\’ın izniyle- karanlıklardan nura çıkaracaktır. Bu güzelliklerin ve üstünlüklerin bazılarını şöyle sıralamak mümkündür: Sabrın Kazandırdığı Büyük Bir Nimet: Akıl İnsanların akılcı davranmalarını engelleyen en önemli sebeplerden biri, sabırsızlıkları neticesinde ortaya çıkan fevri düşünceleri ve tavırlarıdır. Ani bir öfke ya da ani bir hırsa kapılmak aklı kapatır ve insanı bir anda hiç düşünmeden hareket etmeye itebilir. Aynı şekilde korku, alınganlık, dargınlık gibi tavırlar da, insanın mantıklı ve akılcı düşünmesini engelleyebilir. İşte Kuran ahlakının kazandırdığı sabrı yaşamayan kimseler, hayatlarının büyük bölümünde bu tür duygularına yenik düşer ve akılcılıktan tamamen uzaklaşırlar. Müminler ise Allah\’ın emrine uyarak sabretmeleri sonucunda, akıl gibi çok büyük bir nimete kavuşmuş olurlar. Sabırlı bir insan, bu özelliği sayesinde karşılaştığı olayları ani bir heyecan, korku ya da duygusallık içerisinde değil, sakin ve itidalli bir biçimde değerlendirebilme imkanına sahip olur. Olayları derinlemesine ve çok yönlü düşünerek, her konuda olabilecek en akılcı sonuçlara varıp en faydalı kararları alabilir. Daha da önemlisi mümin, sabrı neticesinde Kuran\’ın tüm emirlerini en güzel şekilde uygulayabilir. Sabırlı davrandığı için hayatının her aşamasında, olayları Kuran hükümlerine uygun olarak değerlendirdikten sonra harekete geçme fırsatını yakalar. Kuran ahlakına uyanları Allah doğru yola ve en mükemmel tavırlara, en akılcı düşüncelere yöneltir. Dolayısıyla sabreden bir insan, Kuran hükümlerini en güzel şekilde uygulamakla bir yandan da bu hükümlere uymanın getirdiği üstün aklı kazanmış olur. "Erkek olsun, kadın olsun, bir mü\’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97)
gülyüzlüm..gülay
Ekim 2, 2009 at 7:26 pm
Sizin altınızda olana bakın, sizden üstün olana bakmayın. Allah’ın nimetlerini küçümsememeniz için, böylesi daha uygundur. Bizleri dünyasal sıkıntılara sokan en önemli konuların başında, hep kendimizde olmayanı istemek geliyor. Daha iyiye gitmek elbette bir Müslüman’ın hakkıdır ancak, imkanlar kısıtlıysa ve bunu hırs haline getirmişsek, işte o zaman ahirette bizi yakacak olan odunu dünyadan götürüyoruz demektir. İşde bu yüzden; Allah’ın verdiği nimetlere şükrederek, daha iyi olanların seviyesine gelebilmek için hırslanmak yerine, daha zor durumda olanlar için gayret göstermek daha uygundur. Allah’ın insanlar üzerinde sonsuz nimetleri vardır. Ancak bunların bir kısmını ele alacak olursak; Kur’an-ı Kerim, Akıl, sağlık ve bizlere tanıdığı daha pek çok maddi ve manevi imkanlardır diyebiliriz.Şurada kısaca ele aldığımız üç,beş nimeti bile düşünecek olursak, hiçbiri küçümsenecek gibi olmadığını göreceksiniz. Bunlar bizim için çok önemli unsurlardır. Ve biz yalnızca burada ele aldığımız bu nimetlerin bile şükrünü eda edemiyoruz. Her nefeste “Şükür” desek bunu bile ödeyemiyoruz. O halde düşünmemiz gereken; başkalarında olan maddi özellikler bizde yoksa, bunları kendimize üzüntü kaynağı yapmaktansa, elimizde olanların şükrünü eda edebilmenin yollarını aramalıyız.Her şey sırf bununla da bitmiyor; elimizde olan her türlü dünyasal nimetleri mutlaka bizdeki kadar bile olamayan kimselerle paylaşmak zorundayız. Bu bizim hem insanlık, hem dini hem de vicdani borcumuzdur.
ahmed
Ekim 6, 2009 at 4:07 pm
Ey Filistinli çocukların Rabbi! Ey alemlerin Rabbi olan yüceler yücesi Mevlamız!Kendisinden başka ilah olmayan Rabbimiz!Son olarak dört yüz Filistinli yiğidimizi ve yavrumuzu Senin yüce huzuruna gönderdik, kabul eyle ALLAH’ım!Bu kardeşlerimize rahmetinle, merhametinle muamele buyur ALLAH’ım!Bu kardeşlerimize lütfunla, ihsanınla ve kereminle ikram eyle ALLAH’ım!Bu yiğit kardeşlerimizin ruhlarını, rasullerin ruhlarıyla, şehitlerin ruhlarıyla beraber eyle ALLAH’ım!Şehitlerin ruhlarını nerede misafir eylemişsen, bunları da onların yanında misafir eyle ALLAH’ım!Hz. Hamza ile Hz. Cafer ile Hz. Hüseyin ile beraber eyle ALLAH’ım!Şeyh Ahmed Yasin’in ruhuyla, Abdülaziz Rantisi’nin ruhuyla beraber eyle ALLAH’ım!“İşte evlatların geldi, işte yiğitlerin geldi” diye, Şeyh Ahmed Yasin’in ruhuyla kucaklaştır ALLAH’ım!Bugüne kadar Aziz İslam davası için canlarını feda ederek huzuruna varanların kervanına bu kardeşlerimizi de dahil eyle ALLAH’ım!Biz bu kardeşlerimizin şehadetlerine şahidlik ediyoruz ALLAH’ım! Senden başka ilah olmadığını haykırarak bu dünyadan ayrıldıklarına şahidlik ediyoruz ALLAH’ım!Kanlar içinde kalmış dudaklarıyla şehadet getirerek aramızdan ayrıldıklarına şahidlik ediyoruz ALLAH’ım!Her birinin şehadet parmağının senden başka ilah olmadığını gösterir biçimde sana gittiklerine şehadet ediyoruz ALLAH’ım!Sadece ölürken değil, yaşarken de tevhid üzere yaşadıklarına, tevhid için yaşadıklarına şahitlik ediyoruz ALLAH’ım!Bizim onlar hakkındaki şahitliğimizi de makbul bir şehadet olarak kabul buyur ALLAH’ım!Ey alemlerin Rabbi olan yüce Mevlamız!Filistinli kardeşlerimizin şehadetlerini, bütün bir İslam coğrafyasının imanlarının yenilenip coşmasına, müslümanca bir şuurla donanmalarına vesile eyle ALLAH’ım! Onların şehadetlerini, yeryüzündeki bütün Müslümanların gerçek anlamda dirilişlerine, kıpırdamalarına ve ayağa kalkmalarına vesile eyle ALLAH’ım!Üzerlerini örten ölü toprağı silkip atmalarına, içerisinde bulundukları uyuşukluktan sıyrılıp kurtulmalarına vesile ALLAH’ım!Yiğit kardeşlerimizin dökülen kanlarını, Müslümanların gözlerinde ışığa dönüştür, yüreklerine cesaret olarak yansıtıver ALLAH’ım!Filistinli kardeşlerimizin şehadetlerini İslam coğrafyasındaki Amerika ve İsrail bağlısı kukla yönetimlerinin yıkılıp gitmelerine vesiyle eyle ALLAH’ım!Kardeşlerimizin aylardır, yıllardır çektikleri açlıkları, susuzlukları, ilaçsızlıkları, ışıksızlıkları kaderimizin dönüm noktası eyle ALLAH’ım!Ey Filistindeki nur yüzlü çocukların Rabbi!Kırmızıya boyanmış beyaz kundaklarının içinde, uykularında ölüme yakalanmış, yüzlerindeki tebessümleriyle sana gönderdiğimiz yavruları, insanlığın uyanan vicdanı eyle ALLAH’ım!Yeryüzündeki diğer bütün ezilenlerin, mustazafların ufkunda doğan bir umut güneşine çevir ALLAH’ım!Annelerinin kucağında, beşiklerinde hunharca katledilen Filistinli bebekleri, insanlık aleminin ayağa kalkan ve isyan eden vicdanı eyle ALLAH’ım!Dün kendi öz peygamberlerini katleden, bugün peygamberler kadar masum yavruları kundaklarında katleden Yahudileri Kahhar isminle kahreyle ALLAH’ım!İslam aleminin ortasına paslı bir hançer olarak saplayan kafir batıyı, kafir ve zalim Amerika’yı sana havale ediyoruz ALLAH’ım! Ey Filistinli çocukların Rabbi!Ey cehennem gibi ölüm kusan tanklara ve uçaklara, sapan taşlarıyla karşı koyan yiğit çocukların Rabbi!Ey, çelik paletlerin altından dipdiri yavrular çıkaran Rabbimiz!Ey arka sokaklardakilerin RabbiEy ötekilerin RabbiEy zayıf düşürülenlerin RabbiEy kimsesizlerin kimsesiEy gariplerin, ezilenlerin Rabbi!Ve ey bizim Rabbimiz!Ente Mevlana fensurna alel kavmil kafiriyn!..Amin Mehmet GÖKTAŞ selam ve dua ile abla Allah c.c. razı olsun inşallah