RSS

Aylık Arşiv: Eylül 2009

sevval Orucu

Her yıl uğrayıp manevî hayatımızı nurlarla ışıklandıran üç ayları gerilerde bırakırken, Onun bizlere yaşattığı sonsuz hazları hiçbir zaman unutamayız. Kadir Gecesinde ışıl ışıl yanan caddelerde akan nur selini nasıl hatırlarımızdan çıkarabiliriz?

İftar sofralarının feyzi yıl boyunca burnumuzda tütmez mi? Sahurların bereketini unutabilir miyiz? O kudsî hatıraları elbette unutamayız. Özler, arar ve bekleriz.

Ama tabiî ki kuru bekleyiş ve özleyişle yetinmeyiz. Üç aylarda ve bilhassa Ramazan’da kazandığımız manevî disiplini yıl boyunca da devam ettirmeye çalışırız.

Yine namaz kılarız, zaman zaman oruç tutarız, başkalarına yardım ederiz. Malımızla, canımızla ve dilimizle Allah yolunda cihada koşarız. Nefsani his ve arzularımıza kulak vermeyiz. Huzur verici hatıralarını içimizde yaşattığımız mübarek üç aylarda kazandığımız manevî havayı devam ettirmeye çalışırız.

Hayat sermayesinin durmaksızın elden çıktığını unutmayıp bir daha gelecek nur ve huzur mevsimine ulaşıp ulaşamayacağımız ümit ve endişesini her zaman canlı tutarak âhiret hazırlığına aynı şekilde devam ederiz.

Böylece, gelecek yılın o mübarek mevsimlerine yine aynı ruhla ve temiz vicdanla erişmeyi umarız. Bu ruh içinde hayatımız devamlı bir gelişmeye ve ilerlemeye sahne olur. Allah’ın rızasına erişme yolunda dâima ileri gideriz ve bu ilerleme, inşallah son nefese kadar devam eder.

Şevval Orucu

Ramazan-ı Şerif’ten sonraki Şevval ayında oruç tutmak öteden beri sevimli bir adet olarak gelmiştir.

Bir ay boyunca oruca alışmış olan insanlar, şevval ayında da altı gün oruç tutmaya büyük bir ilgi göstermiş, hatta teravih gibi sıcak bir ilgiyle şevval ayı orucunu sürdüre gelmişlerdir… Elbette bu sıcak ilgi sebepsiz değildir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, şevval ayı orucunun bir sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağını duyurmuş, bu yüzden de bir ay Ramazan orucu tutanlar, şevvalde altı gün oruç tutmakla bütün seneyi oruçlu geçirmiş olma sevabını kaçırmak istememişlerdir. Bu konudaki hadisi ve yorumunu şöyle ifade edebiliriz:

"Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!."(Riyazü’s-Salihin, C.2,S.510,2.)

Demek ki, bir aylık Ramazan orucundan sonra Şevvâl’de de altı gün oruç tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap almaktadır.

Âlimlerimiz, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın izahını şöyle yapmaktalar:

Ramazan boyunca oruç tutan insan her orucuna on sevap almışsa yekûnu üç yüz eder. Şevvâl ayında tuttuğu altı orucuna da onardan altmış sevap alınca, eder üç yüz altmış. Yani bir sene.. Dolayısıyla hadîsin işaret ettiği sırra nâil olur. Bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi mânevî kazanç elde edebilir.

Aslında bu gibi mânevî konularda esas olan, o işi ihlasla yapmak, büyük bir gönül arzusu ile talip olmak mühimdir. Bâzen öyle oruçlar olur ki, tutanın gönlünde beslediği derin ve sâfî ihlas yüzünden 360 gün değil, belki 360 senelik nâfile oruç sevabını alabilir.. İhlas ile kim ne isterse Rabbimiz onu verebilir. Bu bir niyet ve yorum meselesidir.

Tıpkı yolun kenarına uzaklardan bir taşı yuvarlayarak güç bela getirip yerleştiren adamla, bu taşı oradan aynı güçlükle uzaklaştıran bir başka adamın niyeti ve yorumu gibi.

Biri düşünmüş ki:

- Bu çölün ortasında yaşlı bir adam yolda giderken bineğine binmek istese, üzerine çıkıp da hayvana binebileceği yüksek bir yer yoktur. Öyle ise şu taşı yuvarlayıp yolun kenarına getireyim de, yolda gitmekte olan yaşlı ve çocuklar hayvanlarına binmek istediklerinde taşın üstüne çıkıp bineklerinin üzerine kolayca atlasınlar, sevabı da bana olsun. Adamın bu hâlis niyetine bakan Rabbimiz ondan razı olmuş, istediği sevabı ihsan eylemiş.

Böyle güzel niyetle getirilen taşı oradan öfke ile yuvarlayıp uzaklaştıran adam ise şöyle düşünmüş:

- Bu taşı buraya getiren kimse ne kadar da yanlış bir iş yapmış. Hiç düşünmemiş ki, gözleri görmeyenler, karanlıkta fark edemeyenler taşa takılıp yere düşerler. Şu taşı buradan uzaklaştırayım da kimse takılıp yere düşmesin, sevabı da bana olsun.

İşte bu adam da taşı buradan uzaklaştırdığından dolayı Allah rızasını kazanmış, ümit ettiği sevaba nail olmuş. Her ikisinde de niyet hâlis, yorum makul…

Biz de sâfi bir niyetle altı gün orucumuzu tutarsak, belki Rabbimiz bu niyetimize, bu bağlılığımıza bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaplar ihsan edebilir, hatâlarımızı affedebilir.. Rabbimizin hudutsuz rahmetine kimse sınır çizemez. Kimse kendi cimriliğini O’ na da şâmil kılamaz.

Bu orucun arka arkaya olması şart değildir. şevvâl ayı içinde olması yeterlidir.

Bir de Ramazan içinde tutulamayan oruçlar varsa, önce o borç olanı tutmak da makul ve meşru olur. Bir an önce borçtan kurtulmayı düşünmek elbette çok yerindedir. Ancak borcu sonra da tutabilirim diye de düşünebilir.. Bu bir tercih meselesidir. Her ikisi de caizdir.

Bir diğer husus da, Şevval ayında iki bayram arası nikah yapılmaz iddiası vardır ki, artık bu batıl iddia etkisini kaybetmektedir. Çünkü Aişe validemizin nikahı Şevvalde olmuş, yani iki bayram arasında yapılmış, ne uğursuzluk, ne de bir başka dinî yasak söz konusu olmuştur. Bu yanlış yorum şuradan da beslenmiş olabilir. şayet bayram cuma gününe rastlarsa, bayram namazı ile cuma namazı arası iki bayram namazı arasıdır. Böylesine dar bir vakte nikahı sıkıştırmayın, iki bayram namazının dışında yapın nikahınızı, tavsiyesini, Ramazan ve Kurban Bayramı arası gibi geniş zamana yayanlar, böyle bir yanlış anlamaya sebep olmuşlardır, diye de düşünülebilir.

Bir Menkîbe

Süfyanı Sevri anlatıyor:
- Ben Mekke-i Mükerreme’de üç sene oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Harem-i şerife gelir, tavaf eder, namaz kılar ve sonra bana selam verip giderdi. Ben bu kimse ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı. Bana dedi ki:

-Ben öldüğüm vakitde kendi elinle beni yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece beni terk etmeyip kabrimde gecele. Mükireyn suali anında bana Tevhid’i telkin et!, dedi.

Ben de o kimsenin istediklerini yapmayı kabul ettim. Bana emrettiğinin aynını yaptım: Kabrinde geceledim. O gece uyku ile uyanıklık arasında iken :

-Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkinine ihtiyaç kalmadı, diye bir ses işittim.

O zaman:

-Ne sebeple bu lütfa eriştin, diye sordum

Bana cevap olarak:- Ramazan-ı şerifin orucunu tutup şevval’den altı gün daha eklemem sebebiyle, dedi.

O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım, uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu Rahmanîdir; şeytandan değildir. O zaman da kabrin yanından ayrıldım ve "Ya Rabbi! Beni Ramazanın orucuna ve şevval’den altı gün orucuna muvaffak kıl" diye dua ettim. Allahü Teala Hazretleri beni de muvaffak kıldı.

alıntı

 
Leave a comment

Posted by Eylül 26, 2009 in İslam

 

Etiketler:

iyilerden olabilmek için..

İyilerden olabilmek için,baştan Peygamberimiz ,Ashabına ve Salih

Kişilere örnek almalıyız..

Güzel örneklere ihtiyaç olan herkes,ölümsüzlüğünü arayan kervanlarına

Katılmalıdır…

Dünyada bütün olumsuzluklara ,engelleri rağmen kervan yürüyor..

Bu kervana katılan kurtuluşun yolunu bulanlardan olur..

Bir kişi,kendi kendine güzel olmanın yolunu bulamıyorsa,

 O yolu bulanların izlemelidir..

Mükemmeli arayanlar kervanına katılmak için,hayatın bütün

Boyutlarında onları izlemek ve onlara benzemeye çalışmak gerekir..

Başta Peygamberimiz (s.a.v.)olmak üzere,onların sevme ve bağlanma,

Hayatlarının bütün ayrıntılarını bilmekle mümkündür..

İnananlar,son Peygamberi,sahip oldukları her şeyden fazla sevmedikçe,

Olgunluğa giden yolun kapılarını aralayamazlar…

Çünkü O’nun ahlakıyla ahlaklanmak,Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklanmak demek..

Güzel ve mükemmel olmak isteyenler,

“Allah güzel,güzelliği sever “diyen büyük Peygamberin (s.a.v.)yolunu

izleyenlere örnek almalı,onların kervanına katılmalı…

onlarla yürümeli,çünkü onların yürüyüşü kıyamete kadar devam

edecektir..

Kişi,Allah’ın,Peygamberin ve Salihlerin yolunda yürüyebilmek için,

Dinin direği olan namaz hakkıyla eda edebilmek,aldığımız her lokmada,

Attığımız her adımda ,işlediğimiz her amelde sadece ve sadece Allah’ın

Rızasını aramalı…

Kişi,dünyevi düşüncelerden kendini sıyrılarak,ebedi olan Ahiret hayatı

Hedef almalı,bunun içinde yeterli hazırlıklar zaman kaybetmeden

Yapmaya gayret etmelidir..

Dua ile…

 
2 Comments

Posted by Eylül 26, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

hayırlı cumalar degerli kardesler..sevgilerimle

      

Sükûnunda ışık rüzgârlar esen sevinçli Cuma, günlerin gülü olsa gerek… Latif latifelerin Rabbani hislerle dolduğu, sekine solunduğu, melekût yağmurlarla ıslanıldığı gün… Yağmurları iliklerine kadar hissedebilmek; kalın ülfet elbiselerini tefekkürle yırtmakla mümkün…

Renklerin toprağından fışkıran derin coşku, yağmurlarla buluştuğunda yüreğin tufandan kurtulduğu gün; seher soluklu Cuma…

Canın coştuğu, ruhun kanatlandığı, gönlün güllerle güldüğü günde; zaman ötesinden kokular getirir zaman… Sürgün saatleri serinletir melekût meltemler…

Mana maddenin önünde gizem kapılarını açar; her şey anlam değerini dillendirir… Dilekler, dualar yükselir durmadan, saat-i icabeyi yakalamak için… Cumanın kalbini yakalayanın kalbi duaları kabul olunur… Ne isterseniz cevap verilir; düğümler çözülür, dertler dağılır, hayata renk gelir, renklere hayat… Ubudiyet dua renkleriyle süzülür gönlün gökkuşağına…

Kulluk toprağından yükselen tefekkür çiçekleri güneşin renklerini görür ve gösterir… Bereket yağmurlar yağar Rahmet bulutlarından… Toprağın kokusuyla, gökkuşağı renkleri coşku kuşlarını uçurtur sekine kanatlarıyla; Dağların, denizlerin ötesinde, yıldızların yetişemediği, galaksilerin göremediği yöne doğru…

Kalp, cumanın kalbiyle bütünleşmiş, yönsüz ve zamansız iklimlerde renkleri ve kokuları geride bırakmış yitik yurdunu arıyordur; sonsuz saadet..!!

Cuma gününe yakışır bir Cuma geçirmemiz Duâsıyla, İnşaAllah… 

  
Allah aşkı derya deniz gibidir.
Kendi meşrebince her insan ondan su alır.
Fakat kimin ne kadar su alacağı kabının büyüklüğüne bağlıdır.
Kiminin kabı fıçıdır, kiminin kova; kiminin kırbadır,
kiminin matara.
Resmin tam boyutunu görmek için üzerine tıklayın.

 
1 Comment

Posted by Eylül 25, 2009 in Dua

 

DOST OLALIM…

Zamanımızda kaybolan aile huzuru birlikte de sevgi ,saygı,şefkat buharlaşıyor.
insan,çalışma telaşı ve hızı içinde ,hele de gençken koştururken,etrafını göremiyor..
Dostlarını ihmal ediyor..
Hatta ,çoluk-çocuğuyla bile ingilenemiyor,dost olamıyor..
Bir sevgi,bir şefkat ihtiyacı anında durup etrafına bakıyor,kimse kalmamış…
Dost olarak,arkadaş olarak,güveneceği insan olarak kimse yok çevresinde…
Yapayalnız ve kimsesiz kalmanın acısı yüreğini kavurmaya başliyor..
Bu noktada tehir edilmiş dostlukların pişmanlığını hiç bir varlık gideremiyor..
Dostların,yani sevgilerin,saygıların ,şefkatlerin,güven duyguların,vefanın ve sadakatın bıraktığı boşluğu,hiç bir kazanım dolduramıyor..
Çünkü insan sadece bedenden ibaret değildir..
İnsan ruh ve beden den oluşuyor,
Ruhun ve mananın temel ihtiyaçlarından biri de,inancını,ahlakını,şefkatini sansürsüz olarak paylaşabileceği dostlarıdır…
Çünkü,onlarsız hayat,hayat olmuyor….
Dostluğu en güzelini,birbirini Allah için sevenler göşterir..
öyle ki,nlar dostlarını canlarına tercih etmişlerdir..
Söyle bir kıssa anlatılır…
-Bir sebeple boyunları vurulmak üzere bir kısım sofiler hükümdar tarafından aranıyorlardı..
Ebu’i Hüseyn en Nuri de bunların arasındaydı..
Yakalanıp huzura getirildiklerinde,bu zat hemen öne koştu ve ilk önce kendisinin öldürülmesini istedi…
Sebebi sorulduğunda söyle dedi…
-"Bir an olsun kardeşliklerime bir hayat kazandırmayı arzu ettim de onun içinde öne geçtim.."
Hükümdarın çok hoşuna giden bu söz sayesinde hepsinin hayatları kurtuldu…
Dostun başına bir musibet geldiğinde,elinden tuttup kaldırmak,Allah için yapılan dostlukların en belirgin özelliğidir..
Vefa da ancak Allah için yapılan dostluklarda mümkündür..
Sıkıntılı anlarımızda uzanan sıcak bir el,huzur veren bir ses,hangi servete değişilir..?
Ve hayatımızdaki izlere baktığımızda samimi bir dostumuzun yerini ne doldurabilir ?
Gerçek zengin,böyle dostlara sahip olabilendir..
Ömür boyu sürecek güzel dostluklar temennisi ile…


Umutlarimin tukendigi anda ciktin karsima
Kocaman yuregini actin sen bana dostum
Kapkara gecelerde duserken tuttun ellerimi
Kalbimin son sahibi artik sen oldun dostum,

Ask nedir diye sorsalardi kalbimi gosterirdim
Dostluk nedir diye sorsalardi seni gosterirdim
Huzunlu anlari sorsalardi sensizligi gosterirdim
Mutluluk nedir diye sorsalardi bizi gosterirdim

 
Simsicak dostlugunla yeserdi tum dunyam
Seninle gulerek bakiyorum hayata dostum.
Hayirli olsun sonumuz inancliyiz sükür

Bu yuce sevgimiz bulmasin son dostum
92x7492x7492x74
92x7492x7492x7492x74

 
3 Comments

Posted by Eylül 24, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

Hayat Ve Ölüm

d2a636da5e7cfe134f166bery8.jpg

İnsan için hayat ve ölüm kelimeleri iki ayrı doğumun isimleridir. Birincisi dünyaya gelişi, diğeri ise dünyadan kabir alemine göçüşü ifade eder.

“Bir müminin ölerek bu dünyadan çıkıp gitmesini, bir çocuğun ana rahminden, o nemli karanlık yerden geniş dünya sahasına çıkmasından başka bir şeye benzetmem.” Hadis-i Şerif

Nur Külliyatında ölüm için yapılan tariflerden birinde “terhis” ifadesi kullanılır.
Ölüm hiçlik olmadığına göre, ruhun bedende görev alması gibi, bu görevinden terhis olması da bir ilahi tasarruf, bir rabbani icraattır.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Eylül 23, 2009 in İslam

 

Etiketler:

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.