
İyi ve kötü, bu iki özellik insanın tabiatında bulunduğuna göre, insan ikisi arasında seçim yapma hakkına sahiptir. Aslen dünyadaki işi de bu seçimdir. Tercihine, yaptığı seçime bağlı olarak hem dünyada hem ahirette mutlu olabileceği gibi; dünyada musibetle, ahirette de şiddetli azapla karşılaşabilir.
Allah Tealâ insan yaratılışına nefsi koyarak onu serbest bırakmıştır. İşte kâmil insanla ifsada uğramış günahkâr insan arasındaki fark, nefs terbiyesinden sonra kazanılan karaktere bağlıdır.
Kâmil insan ve şerli insan… her birinin kendine mahsus hayat tarzı vardır. Nasıl yaşanılıyorsa nefs o yönde şekillenecektir. Her insan İslâm’a uygun bir yaratılışla dünyaya gelir, fakat anne-babanın, çevrenin tesiriyle farklı yollara sapar.
Yaşadığımız sürece sorumluluklarımız var. Herkes dilediği gibi yaşamak ister ama ahiret korkusuyla ve dünya saadetine ulaşabilmek için meşru sınırlar içinde bir hayat yaşamak zorundadır. Allah Tealâ peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir ki, bu hayatın hukukunu, nasıl yaşanması gerektiğini bilelim. Allah Tealâ’nın yolunda sabit ve istikamet üzere olalım. Bunun için AllahTealâ insanı akılla donatmıştır.
Allah Tealâ kullarının karakterini ve ihtiyaçlarını bilir. Onları nasıl uygun şekilde -akıl, irade gibi özelliklerle- donattıysa, buna ait sorumluluğu da belirlemiştir. Kimse kendi kafasına göre bir hayat yaşayamaz. Yaşarsa sorumluluklarını yerine getirmemiş olur. Bunun sonucu mahcup olmak, pişman olmaktır. Hem dünyada çektiği ızdırapla perişan olur, hem ahirette büyük bir cezayla karşılaşır.
Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz, iyilikleri ve güzellikleri yaşayarak göstermiş, örnek olmuştur. Sahabiler, O’nu görerek örnek almış ve O’nun gibi yaşamaya gayret etmişlerdir. Sonraki nesiller de onların yolunda gitmişlerdir. Bu bir kervan gibidir. Bu kervanı takip etmek, onların uğradığı yerlere uğramak gerekir. Güvenli yol budur.
Efendimiz s.a.v., Ashab-ı Kiram’ı takip edip onlara tâbi olmamızı buyurmuşlardır. Çünkü Sahabiler, Allah Rasulü’nden ne gördülerse onu almış, hayatlarına tatbik etmiş, ebedi mutluluğa ermiş, gökteki yıldızlar gibi nuranî kemalâta kavuşmuşlardır. Onları takip etmenin nasıl olacağını da alimler bildirmişlerdir. Yolun ve nasıl gidileceğini bizlere aktardıkları ve gösterdikleri için alimler ve veliler de çok kıymetlidir. Onlar peygamberlerin bıraktığı ilmi ve manevi mirasa sahip çıkmışlardır.
Bu nedenle insanlar alimlerin, velilerin etrafında toplanmış, onların zahirî ve batinî ilminden faydalanmışlardır. Allah’ın alim, veli kulları sadece varlıklarıyla bile insanlara Allah’ı hatırlatırlar. Rasulullah s.a.v. Efendimiz tarafından, İsrailoğullarının peygamberlerine benzetilen bu zatlar, yolda olmak ve yolda ilerlemek isteyenler için rehberdir.
Bu insanlar kendilerini müslümanların iyiliğine adamış, onların Hakk’a ulaşmalarına vesile olmak isteyen, sadık, muhlis insanlardır. Bunların ortamında bulunmak, onlarla birlikte olmak, İslâm’ı yaşamaya, güzel ahlâk sahibi olmaya büyük bir vesiledir.
Nihayetinde mümin olarak hepimiz biriz. Farkımız, dinin emirlerini yaşamada, günahlardan uzak durmada ve Allah’tan korkmada hassasiyet farkımızdır.


gülay
Ekim 31, 2009 at 4:48 pm
HEPİMİZİN korkuları vardır. Ürktüğümüz, olmasın diye içimizden dualarla önünü kesmeye çalıştığımız ürküntülerimiz vardır.Bazen başarırız. Belki de takdir öyle uygun görür. Bazen bize rağmen, dualarımıza rağmen endişelerimizi aşamayız. Tabii ki bütün bu noktalarda tek sığınağımız, dualarımızda yöneleceğimiz yer ve makam yüce Rabb’imizdir. Ondan gayri kimin gücü yeter, güç yetirilemeyen şeylere.Bu satırları okuduğumuzda hangi endişe ve korkular sakınılması gereken haklı korkulardır, hangileri ise boş endişelerdir diye düşünmüşsünüzdür. Aslında herkesin kendisine ait özel korku ve endişeleri olabilir. Bunların bir kısmı hepimiz için genel olan korkulardır. Bir kısmı ise kişiye göre değişen özel korkulardır.* * Dini hayatımızla ilgili sırları belirleyen Peygamberimiz de yaşamı boyunca bazı endişelerden yüce Allah’a sığınmıştır. O, korkularından güvende olmaya, emin olmaya gayret ederdi. Bunu yaparken, "Allah’ım, falan veya filanca şeyden sana sığınırım" diyerek endişelerini sıralardı.İşte bu haftaki yazımızda Peygamberimizin kendi sözlerinden, Allah’a sığındığı hususları paylaşmak istedim. Onun için de yukarıdaki satırları yazdım. Bakalım Efendimiz, nelerden Allah’a sığınırmış.1- Allah’ım! Hazineleri senin kudretinde olan her türlü hayrı isterim ve hazineleri senin kudretinde olan her şerden sana sığınırım. (Hákim)Peygamberimizin bu yalvarışı, az cümleyle çok şey anlattığı en güzel yakarışlardandır. Öyle ya, her türlü iyilik de, kötülük de yüce Allah’ın izniyle değil mi? Öyleyse bilmediğimiz her kötülükten O’na sığınmak ve sınırlarını bilmediğimiz her iyilik için de O’na yönelmek en doğru olanı değil mi? Şunu da belirtelim. Allah şerri yaratır, ama şerrin kullanılmasından razı olmaz. İyiliği de yaratır ama iyiliğin kullanılmasından razı olur.2- Allah’ım! Kötü günden, kötü geceden, kötü saatten, kötü arkadaştan, evimin yakınındaki kötü komşudan sana sığınırım. (Tabarani)Günün ve gecenin bizatihi kötüsü olmaz. Ama gelecek gece veya gündüzlerin hangisinin kötü şeylere gebe olduğunu sadece yüce Allah bilir. Peygamberimiz bu anlamda gece ve gündüzün şerrinden Allah’a sığınmıştır.3- Allah’ım! Hilekár dosttan sana sığınırım. O (sözde) dost ki, bana dost bakışıyla bakar! Halbuki kalbiyle her an beni kontrol eder. Benim iyi bir iş yaptığımı görürse onu örter. Benim kötü bir işimi ve hatamı görürse hemen etrafa yayar.Dostlar üç türlüymüş. Birincisi gerçek vefalı dost: İyi ve kötü günde yanınızda olur, siz yüceldiğinizde sevinir, düştüğünüzde üzülür. İkincisi, menfaat için yanınızda olan dosttur: Vefasızdır. Siz iyi olduğunuzda yanınızdadır, düştüğünüzde uzağınızdadır. Üçüncüsü ise yukarıdaki hadiste anlatılan dosttur: Hilekárdır, münafık ruhludur.4- Allah’ım! Faydasız ilimden, kabul olmayan amelden, karşılık görmeyen duadan sana sığınırım. (Müslim, Zikr, 73; Ebu Davut, Vitr, 32; Nesai, Daavat, 68; Nesai, İstiaze, 13; Müsned, ibn Hibban, Hákim)İhlas, yani takva olmazsa gerçek ilmin de, amelin de, duanın da fayda sağlaması mümkün değildir. Bir de faydasız olan ama bazılarınca ilim olarak tarif edilen sihir, kehanet ve büyücülük gibi uğraşlar vardır. Bunlardan da Allah’a sığınmak lazım.5- Allah’ım! Fakir düşmekten, yoksulluktan, zillete düşmekten sana sığınırım. Allah’ım başkasına zulmetmekten ve başkası tarafından zulme uğramaktan da sana sığınırım. (Ebu Davut, Vitr, 32; Nesai, İstiaze, 14; İbn Mace, Dua, 3; Ahmed, Müsned, 2/305)Hz. Peygamber, zengin değildi. Bazen üç ay boyunca evinde çorba pişmezdi. Yamalı elbise giydiği olurdu. Ama fakirliği övmezdi. Belki, başkasının hakkını yiyerek zengin olmak yerine fakirlik daha iyidir derdi. Bu nedenle de başkasına muhtaç olacak seviyedeki fakirlikten Allah’a sığınacak kadar kaçınırdı* * *6- Allah’ım! Beni -gözümü açıp kapatacak kadar- kısa bir an bile nefsimle baş başa bırakma. Bana verdiğin iyi şeyleri benden geri alma.Ne kadar manidar değil mi! Yüce Rabbimizin gönderdiği elçi. Son peygamber. Ama içimizden biri. Bizim gibi, bize yakın, bizim endişelerimizi taşıyan biri. Allah’ın kulu ve elçisi. Ne kadar da açık, yalın ve temiz. Nefsinize güvenmeyin. Heva ve heveslerinize aldanmayın. Boş kuruntular peşinde koşmayın. Sonu belli olan bir hayat için kendinizi yitirmeyin. Bakın ben bile, ben Muhammed bile nefsimin kötü arzularından Allah’a sığınıyorum. Onun bu duayla anlattığı bu aslında. Sığınağını kaybetmiş, korkunç yıldırımların, şimşek ve afetlerin sağanağı altında sırılsıklam olmuş ve hatta ümidini yitirmiş çağımız insanına bundan daha güzel yol gösterici olabilir mi?Evet, bazen insan, sislerin içinde yönünü kaybediyor. Duman gözünü bürüyor. Günahlar dengesini bozuyor. İşte o an "Allah’ım! Sana Peygamberimizin sığındığı gibi sığınırım" demekten başka çare var mı?Nihat hatipoglu
gülay
Kasım 1, 2009 at 8:26 am
Allahu Teala Kur’an’da buyuruyor ki..“Ey imanla şereflenen kullarım..!!size nereden kar,nerede zarar geleceğini ancak Ben haber veririm.Siz,Bana ve Benim Rasulüme tabi olursanız,İki cihanda da aziz olursunuz.Benim Habibime tabi olmayıp,zikrimden yüz çevirir,Yaratılış gayesi unutur,kulluk görevlerinizi ifa etmezseniz,Dünyanıza berbat olur,ahiretiniz de..””Evet,bir mü’min olarak en mühim vazifemiz Allah (c.c.)İle aramızı iyi tutmaktır.Bütün dünya ile aramız iyi olsa,veya bütün ile dost olsak,Mevla’yı darılttıktan sonra ne değer ifade eder..?Her mü’minin birinci vazife Mevla’nın dostluğunuKazanmak olmalıdır..Sıfat,makam,ve mevkisi,maddi durumu hangi konumunda Olursa olsun,Veya bir insana gerektiğinden çok güvenen,gerektiğinden Çok seven,bağlanan kişi,sonunda ortada kalmaya Mahkümdür.Ancak Mevla ile arası iyi olan,Mevla ile dostluk kuran kişiHem kurtulur,hem kazanır..Mevla ile dostluk kurmak,O’nu anmakla (zikir) ile olur..Zikir kelime manası,(anmak,hatırlamak) olup,Allah (c.c.)Çok anıp azametini,Kudretini,nimetlerini,düşünmektir.Zikir,bir çok şekilde yapılabilir,dil ile,kalp ile,beden ile gibi.Rasulüllah(s.a.v.) şöyle buyurdu..“Ben size amellerin en hayırlısını,Malikiniz Allah katında en çok beğenilen,Cennetteki derecelerinizi en çok yükselten,altın ve gümüşü Allah yoluna vermekten size daha sevaplı olan, ve düşmanınıza rastlayıp da boyunlarını vurmanız gazi olmanız ile düşmanınızın sizi boyutlarınızı vurmasından,şehit edilmenizden daha üstün faziletli işi haber vereyim mi.?”Buyurdular..O sırada orada bulunanlar..–Bu amel nedir ? Ya Rasulallah, dedilerBuyurdu ki..“Zikrullah,Allah’ı anmaktır.” Ve devam etmişlerdir..“Bir mecliste oturup da orada Allah’ı anan her Müslümancemaatı melekler kuşatır..onları Rahmet kaplar,üzerlerine sekinet peyderpey iner ve Allah ,katındaki melekler arasında onlardan övgü ile söz eder.”Ey mü’min kardeşim !Bir düşün,yaşadığımız dünyada seni makam ve mevki sahibi bir zat arkandan ansa ne kadar sevinirsin değil mi.?O halde bir düşün,bütün mevcudatın Sahibi,her şey yoktan var eden,Allah (c.c.) seni anacak..Senden gök ehline övgü ile söz edecek..Bunu bilen bir mü’min Allah’ı anmadan nasıl durur..?Ne mutlu o kullara ki,Allah’ın övgüsüne mahzar olurlar..
Hayat Acımasız
Kasım 1, 2009 at 11:41 am
Kasap vitrinini andıran diğer sayfaları gördükten sonra size söyliyecek bir şey bulamıyorum ne diyeyim Allah sizden ve sizin gibilerden razı olsun sayınızı kat be kat arttırsın inşallah Amin…
gülay
Kasım 1, 2009 at 5:46 pm
Allah c.c. razi olsun efendim.İnsan,yaratılmış gayesi biliyorsa,yeryüzünde halife olarak yakışır bir şekilde yaşamaya çalışır..Mevlam c.c. bu şuuru versin müslümanlara inşallah.her sabah saat 10.30 canlı yayındayim bu sayfam dan dinleyin inşallah.cümlemize hayırlı günler dilerim