İslam Huzur Dinidir

İslamı sonradan bulup mutluluğa eren bir yürekten; İslam

Peygamberin s.a.v.ümmetini sevmesi

Yazan: gulayozturk Kasım 7, 2009

Bir baba oğlunu sevdiği gibi, bir Peygamber de ümmetini, babanın evladını sevmesinden daha çok sever, kayırır ve korur.
Babanın oğluna olan sevgisi, görünür, tutulur bir şey değildir. Ancak babanın bu sevgisi, oğluna karşı olan muamelesinden, hallerinden, sözlerinden anlaşılır. Aklı başında olan insaflı bir kimse de, Resulullah efendimizin sözlerine dikkat ederse, insanları irşad için uğraşmalarını, herkesin hakkını korumaktaki titizliğini, güzel ahlakı yerleştirmek için merhamet ve şefkatle çalışmalarını bildiren haberleri incelerse, Onun ümmetine olan merhametinin, sevgisinin, babanın oğluna olandan kat kat daha fazla olduğunu açıkça görür ve iyi anlar.

Peygamber efendimiz, ümmetine o kadar şefkatli, o kadar merhametlidir ki, ana-babanın evlattan, evladın ana-babadan kaçacağı mahşer gününde, ümmetine sahip çıkacak ve şefaatleri ile onları ateşten kurtaracaktır. Nitekim Resulullah efendimiz; (Ümmetimin büyük günahı olanlarına şefaat edeceğim) buyurmuştur.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Rabbimizin gazabını, intikamını söndürmek için La ilahe illallah güzel kelimesinden daha faydalı bir şey yoktur. Bu güzel kelime, Cehenneme götüren gazabı söndürünce, daha küçük olan başka gazablarını elbette söndürür.

Bu güzel kelimeye inanarak, kalbinde zerre kadar iman hasıl eden kimse, kafirlerin adetlerini ve şirk pisliklerini yaparsa, bu güzel kelimenin şefaati sayesinde Cehennemden çıkarılır. Bunun gibi, bu ümmetin büyük günahlarına şefaat edip azabdan kurtaracak en kuvvetli yardımcı, Muhammed aleyhisselamdır.

Bu güzel kelime ve Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatci olmasaydı, bu ümmetin günahları, kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çoktur, Allahü teâlânın da mağfireti sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlerden hiçbirine böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkar ümmet için ayırmıştır. İkram, ihsan, kabahatliler, günahlılar içindir. Kusur ve kabahati çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaat edicisi olan bu güzel kelime, kelimelerin en kıymetlisi oldu. Bunların şefaatcileri olan Peygamberleri, Peygamberlerin en üstünü oldu.

Bütün insanlığın seyyidi, en üstünü olan, böyle bir Peygambere inanan, Onun yolunda giden kimse, elbette ümmetlerin en iyisi olur. Al-i İmran suresinin, (Siz ümmetlerin, din sahiplerinin en hayırlısı, en iyisisiniz!) mealindeki 110. âyeti bunlara müjdedir. Ona inanmayan, insanların en kötüsüdür. Onun dinine inanan, Ona ümmet olanın, az bir iyiliğine kat kat sevab verilir.

Kıyamet günü, kurtulanlardan olmak istiyorsanız, Allahü teâlânın razı olduğu, beğendiği iyi işleri yapınız! Resulullah efendimizin yoluna sarılınız! Siz, Muhammed aleyhisselamın ümmetisiniz. Ümmetlerin en iyisi olan ümmettensiniz. Ömrünüzü oyun ve eğlence ile ziyan etmeyiniz!..”

Kur’an-ı kerimde, Peygamber efendimize hitaben, Duha suresinin 5. âyet-i kerimesinde mealen; (Sana, razı oluncaya kadar, her dilediğini vereceğim) buyurulmaktadır.

Bu âyet-i kerimede Allahü teâlâ, Peygamber efendimize bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, düşmanlarına karşı zaferler ve kıyamet gününde her türlü şefaati ihsan edeceğini vaad etmektedir. Bu âyet-i kerime nazil olduğu zaman, Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselama bakarak; (Ümmetimden birinin Cehennemde kalmasına razı olmam) buyurmuştur.

Netice olarak Peygamber efendimiz, ümmetine, bir babanın evladına olan merhametinden daha çok şefkatli, merhametli olduğu için, onların bütün sıkıntılarına katlanmış, dünyada ve ahirette rahat etmeleri için lazım olan emir ve yasakları tebliğ etmiştir. Ahirette de şefaat ederek imdatlarına yetişecektir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Allahü teâlânın rahmeti, benim ümmetim içindir. Bunlara ahirette azab yoktur.)


7 Yanıt “Peygamberin s.a.v.ümmetini sevmesi”

  1. gulayozturk demiş

    Tufan günü düşen yağmur gibi düştün gönlüme

    Hani Rabbin yeryüzünü günahkarlardan temizlemek için
    gönderdiği suyun kabaran inişi vardı ya..
    İşte öyle günahlarıma karşı bir temizlik başlatır içimde adını anmak!
    Her sâlat-u selâm ile biraz daha arınır,

    biraz daha senin tevhid geminde bulurum kendinimi.

    Ey Sultan-ı Rûsul, Ey ashabının bağlılığını;
    -”Anam babam sana fedâ olsun” diyerek ifade ettiği Server-i Enbiya!
    Davan uğruna ölen şehitler adedince selam olsun sana!
    Her yağmurda semadan inen melekler adedince selam olsun sana!

    Aşkın ile yanan aşıklar adedince selam olsun sana..!

    ve Hazret-i Yunus aşkıyla yanar söz;

    Aşkın ile aşıklar
    Yansın Ya Resulallah
    İçib aşkın şerabın
    Kansın Ya Resulallah…

    • gulayozturk demiş

      Benim Muhammedim
      Cebrail’im selam eyle dostuma
      Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im
      Söyle gelsin çıksın arşım üstüne
      Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

      Arşımı donattım gelsün göreyim
      Kullarım halinden haber sorayım
      O gelsin ben ona haber vereyim
      Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

      Arşımın üstünde seyran eyleyen
      Kürsüm üzerinde cevlan eyleyen
      Mirac’da ümmetin Hakk’tan dileyen
      Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

      Derviş Yunus severiz Muhammed’i
      Her andıkça verelim salavatı
      Kadir Mevlam ana mahbübum dedi
      Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

      Yunus Emre

      • gulayozturk demiş

        Güllerin Efendisi gidiyor.. gitme!!
        Hz.Ebubekir (s.a.v) hızla odaya girdi.
        Peygamberimiz (s.a.v) yatıyordu.
        ‘Dostum, kalksana…’ diyordu.
        Peygamber, gözleri açık hafifçe gülümsüyordu.
        Hz.Ebubekir (s.a.v) sedirin önünde diz çöktü,
        ‘Kardeşim, kalkar mısın? ‘ diyordu…
        ‘Peygamberim, kalkar mısın? ‘
        Ses yoktu.
        Peygamberimiz gözleri açık,
        Nurlu yüzüyle hafifçe gülümsüyordu..
        Medine oraya yığılmıştı!
        Bütün müslümanlar kapıda bekliyordu.

        Kapı önünde Hz.Ömer (s.a.v) ,
        Bütün sahabiler bekliyordu.
        Herkes Hz.Ebubekir’in (s.a.v) dışarı çıkıp,
        Ne olduğunu açıklamasını bekliyordu.
        Sevenlerin yüreğine ateş düşmüştü.
        Sevenler yanıyordu,
        Sanki Medine sessizdi ,
        Ama yanıyordu…

        Bir ara,
        Hz.Ebubekir (s.a.v) kendine gelir gibi oldu.
        Resulullah’ın (s.a.v) açık gözlerini,
        Eliyle incitmeden kapattı…
        Üzerini örttü.
        Bütün gücünü toplayıp,
        Sendeleyerek kapıya yöneldi.
        Kapıda herkes iyi bir haber,
        İyi bir şeyler bekliyordu.

        Sonra içeride iken,
        Hz.Ömer’in (s.a.v) gür sesini duymuştu:
        ‘Hz.Peygamber (s.a.v) yaşıyor, o ölmedi…’
        ‘Her kim ki öldü derse, şu kılıcımla’
        ‘Boynunu vuracağım! ‘ diyordu.
        Hz.Ebubekir (s.a.v) kalabalığı sıyırıp,
        Minbere doğru yöneldi.
        ‘ Hattaboğlu Ömer (s.a.v) bilesin ki:’
        ‘ Her kim ki, Hz. Muhammed’e (s.a.v) tapıyor…’
        ‘ O peygamber ölmüştür! ‘
        ‘ Her kim ki, Yüce Allah’a (c.c) tapıyor…’
        ‘ O Yüce Allah (c.c) bakidir, ölümsüzdür! …’
        Diyerek, yanan yüreklere,
        Bir serinlik getirdi…

        İşte o an,
        Hz.Ömer (s.a.v) kılıcını elinden düşürdü..
        Yıkılmıştı…
        Birden, içeri odaya daldı.
        Resulullahı (s.a.v) sedirin üzerinde,
        Yatıyor görünce…
        Bütün gücüyle, bütün sevgisiyle
        Kucakladı…
        Sonra o da, üzerine kapandı.
        Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu…
        Hz.Ömer (s.a.v) hayatında ilk defa,
        İki büklüm olmuş hüngür hüngür ağlıyordu…
        Dışarı çıktığında,
        Ağladığını gizlemek için kenara kaydı.

        Daha sonra Hz.Ali (s.a.v) içeri girdi.
        Yanında Hz.Abbas (s.a.v) ve oğlu vardı.
        İçeri kimseyi sokmadılar!
        Peygamber (s.a.v) ölmüştü…
        Vasiyeti üzerine onu Hz.Ali (s.a.v) yıkayacaktı.
        Üzerindeki elbiseyi çıkarmakta tereddüt etti.
        Etrafta çıt yoktu…
        Birden gaipten bir ses,
        ‘Elbiselerini çıkarmadan yıka! …’
        Diye duyuluverdi.
        Belli ki Hz.Cebrail (s.a.v) bildiriyordu.

        Sahabiler,
        Medine’deki bütün kuyulardan,
        Çekilen suyu elden ele,
        Yürekten yüreğe içeriye gönderdiler…
        Müslümanlar ağlıyordu.
        Medine ağlıyordu…

        Hz.Ali (s.a.v) yıkayıp kefenlerken
        Yanında Hz.Abbas (s.a.v) ve oğlu vardı.
        İçeriye girmek için can atan müslümanları,
        Odaya almıyorlardı.

        Cenaze namazına gelmişti sıra,
        Kim imam olacaktı…
        Namazı kim kıldıracaktı?
        Hz.Ali (s.a.v) ,
        ‘Hayır! O en büyük imamdı…’
        ‘Ona kimse imam olamaz! ‘
        ‘Herkes kendi kılacak…’
        ‘Resululah’a (s.a.v) kimse imamlık yapamaz! ‘
        Diyordu.

        Bir ara, odadan herkes dışarı çıktı.
        Sadece yıkanmış ve kefenlenmiş,
        Tertemiz Resullah’ın (s.a.v) kendisi kaldı…
        İşte, o esnada Hz.Cebrail (s.a.v) yardımcı melekleriyle,
        Cenaze namazını kıldırıyordu…

        Yüce Peygamber (s.a.v) her canlı gibi,
        Ölmüştü…
        Ama kendisinden sonra İslam dini,
        Çığ gibi büyüyerek…
        İnanç dolu yürek yürek,
        Bu günlere ulaştı.
        O büyük insan,
        Ölümsüzdü…

  2. gulayozturk demiş

    Peygamber efendimizin şefaati nasıl olacak?
    Kabirden önce Resulullah efendimiz, üzerinde Cennet elbisesi ile kalkacak. Burak üzerinde, elinde liva-ül-hamd isimli bayrakla mahşer yerine gidecek, peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracak, hepsi, beklemekten çok sıkılacak, önce peygamberlerden Hazret-i Âdem, sonra Hazret-i Nuh, sonra Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa’ya gidip, hesaba başlanması için şefaat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını söyleyecekler, şefaat edemeyecekler, sonra Resulullah efendimize gelip yalvaracaklardır.

    Önce, Onun ümmeti, Sırattan geçip Cennete girecektir. Sonra bütün peygamberler şefaat edecektir. (Buhari)

    Peygamber efendimizin şefaati şöyle olacak:
    1- Makam-ı Mahmud şefaati ile, mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır.
    2- Çok kimseyi, sorgusuz, sualsiz Cennete sokacaktır.
    3- Azap çekmesi gereken müminleri azaptan kurtaracaktır.
    4- Günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır.
    5- Sevapla günahı eşit olup, Araf’ta bekleyen kimselerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir.
    6- Cennete girmiş olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir.

    Şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi sorgusuz, sualsiz Cennete girecektir.

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
    (Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatçi olmasaydı, bu ümmetin günahları kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çok ise de, Allahü teâlânın af ve mağfireti de sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlere böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkâr ümmet için ayırmıştır.

    Allahü teâlâ, af ve mağfiret etmeyi sever. Günahı çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaatçileri olan Peygamberleri, peygamberlerin en üstünü oldu.

    İmanlı ölen herkese şefaat
    İmanını muhafaza ederek ölen herkes şefaate kavuşacaktır. Duha suresinin (Elbette Rabbin sana [şefaat hakkı ve pek çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın) mealindeki beşinci âyet-i kerimenin tefsirinde Resulullah efendimiz (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı olmam) buyurdu. Şefaate kavuşabilmek için de imanlı ölmek şarttır. İmanlı ölenler de ebedi kurtuluşa kavuşmuş demektir.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Kıyamette şefaat edeceğim. Ya Rabbi, kalbinde hardal zerresi kadar iman olanları Cennete koy diyeceğim. Bunlar Cennete girecekler. Sonra, kalbinde az bir şey olanlara, Cennete girin diyeceğim.) [Buhari]

    (Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım.) [İbni Mace]

    (Ümmetimden, şirk üzere ölmeyen herkese Allah’ın izni ile şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim]

    (Kıyamet günü en önce ben şefaat edeceğim.) [Müslim]

    (Her peygamberin, müstecab [kabul olan] bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat etmek için ahirete sakladım.) [Buhari]

    (Benden önce hiçbir peygambere verilmeyen beş şeyden biri şefaattir. Şirk üzere ölmeyen [imanla ölen] herkese şefaat edeceğim.) [Bezzar]

    (Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [İmam-ı Ahmed, Nesai]

    Peygamber efendimiz, günahkârlara şefaat edeceğini bildirince, Hazret-i Ebüdderda, (İmanı olan hırsız ve zâniler de şefaate kavuşacak mı) diye sual etti, (Evet, onlara da şefaat edeceğim) buyurdu. (Hatib)

    (Günahı çok olanlara şefaat edeceğim.) [Hatib]

    (Nefslerine aldananlara şefaat edeceğim.) [Deylemi]

    (Kıyamette, kum sayısından daha çok kimseye şefaat ederim.) [Taberani]

    (Kıyamette “Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!” diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.) [Buhari]

    (Şefaatime inanmayan kimse, ona kavuşamaz.) [Şir’a]

    (Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.) [Tirmizi]

    (Ümmetimden geri kalan olur korkusu ile Cennete girdiğim halde tahtıma oturmam. Allahü teâlâya, “Ya Rabbi ümmetim ümmetim” derim. Rabbim “Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?” buyurur. Ben de “Ya Rabbi onların hesaplarını çabuk gör, sıkıntıdan kurtulsunlar” derim. Cehennemliklerin listesi bana verilir. Onlara şefaat ederim. Hatta Cehennem hazini Malik “Ümmetinden cezalanacak kimse bırakmadın” der.) [Beyheki, Taberani]

    (Rabbin sana [ahirette çeşitli nimetler, şefaat izni] verecek, sen de hoşnut, razı olacaksın) mealindeki Duha suresi beşinci âyet-i kerimesi inince, Resulullah efendimizin, (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı oldum demem) diye söylediği tefsirlerde bildirilmiştir. (Tibyan)

    • gulayozturk demiş

      Kâinatın yaratılışını varlığına borçlu olduğumuz..
      Çöle inen nur..
      Sevgili…
      En sevgili…
      Allah’ın sevgilisi..
      O…
      Hira dağında tek başına titreyen ve tek başına davetin destanını yazan…Taşlanan, yuhalanan, hakarete ve küfre maruz kalan, yalanlanan…Ama hiç yılmayan, hiç yıkılmayan…
      O…
      Uğruna candan vazgeçilen, anadan, babadan, yardan geçilen… Uğruna çile çekilen, hicret edilen, göz yaşı dökülen..Adil, cömert, merhametli, barışçı, cesaretli ve “el emin”..
      O..
      Sevilen, karanlıklara ışık getiren.. Paslı yüreklerin pasını silen, taşlaşmış ruhları hoşgörüyle yoğurup imanla eriten, başlı başına bir destan, örnek bir yaşam ve müjde…
      O…
      Davasını sevdamız olarak kabul ettiğimiz için zorbalarla karşılaşmışlığımız, sevdamızı yaşatmak üzere karşılaştığımız, karşılaştığımız zorbaları alt etmek için Ebabil kuşlarını beklemişliğimiz, sevilmemişliğimiz, itilmişliğimiz, yok sayılmışlığımız, varlığımız, bütün varlığımızla sevdiğimiz..
      O..
      Kâinatın yaratılışını varlığına borçlu olduğumuz…
      Çöle inen nur..
      Sevgili..
      En sevgili..
      Allah’ın sevgilisi…
      ***
      Zeynep Özcan

      • gulayozturk demiş

        Şemâil
        (Allah Rasulü’nün manzum resmi; salât O’na,selâm O’na)

        Ne uzun ne kısa kararında boy
        Soyu İbrahim’den, ne asil bir soy
        Saçları hoş, siyah, dalgalı bir koy
        Kemâlini giydir beni benden soy
        Varlığın ma’şuku cemâlin göster
        Bu kul varlığından soyunmak ister

        Güneş pervanesi o güzel yüzün
        Nûrundan ışığı vardır gündüzün
        Solmaz bir gül rengin ne kış, ne güzün
        Tecellî ediyor yüzünde özün
        Hasretim, yanarım yüzünü göster
        Kölen bu devletle avunmak ister

        Simsiyah gözlerin âhu misalin
        Daim Hakk’a bakar, her an visalin
        Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
        Kaşların sûreti gökte hilâlin
        Râzıyım rüyada yüzünü göster
        Âşık ma’şukuna can sunmak ister

        Omuzlar yapılı düzgün el ayak
        Boynu güzel, düzgün, gümüşten berrak
        Göğsünden inen kıl zarif bir yaprak
        Benden mutlu sana sarılan toprak
        Azatlık istemem cemâlin göster
        Elim ellerine dokunmak ister

        Bir tutam sakalın birkaçı beyaz
        Göbeksiz vücûdun serin kış ve yaz
        Canımı yoluna kurban etsem az
        Dostlar defterine köleni de yaz
        Açıver kapını yüzünü göster
        Gönül hasretinden yakınmak ister

        Duyular mükemmel, dişleri inci
        Kokusuna tutkun yaşlısı genci
        Yürürken koşmadan olur birinci
        Kapına gelmiş bir garip dilenci
        Açıver ne olur yüzünü göster
        Garip ayağına kapanmak ister

        Yukardan aşağı heybetle iniş
        Yürüyüşünde var hep bu görünüş
        Adetin baktığın tarafa dönüş
        Bize nasip olsun hayırlı bir düş
        Kerem et ne olur yüzünü göster
        Kim böyle bir düşten uyanmak ister

        Nübüvvet mührünün sırtında yeri
        Mühürlemiş Rabbim eşsiz değeri
        Görmesinde eşit ön ile geri
        İpek mi, hayat mı, bu nasıl deri
        Bir dokunabilsem, yüzünü göster
        Kölen seyre dalıp bir kanmak ister

        Seni ilk görenler korku çekermiş
        Sonradan alışır hemen severmiş
        Benzerini asla görmedim dermiş
        Erenler yolundan giderek ermiş
        Benzeri bulunmaz yüzünü göster
        Gönüller nûrunla yıkanmak ister

        Peygamber mümine kendinden yakın
        Bu büyük bir lutfu Cenâb-ı Hakk’ın
        Eşleri annemiz, unutma sakın
        Ehl-i Beyt’e karşı edebi takın
        Sevgilim, Efendim yüzünü göster
        Rûh onun rengiyle boyanmak ister

        Zâtının nûrundan vermiş sana can
        Hılkate rûhunla başlamış Rahman
        Yusuf’ta yok sende olan hüsnüân
        Ahlâkındır senin mûcize Kur’an
        Alemlere rahmet cemâlin göster
        Kölen rahmetine sığınmak ister

        Ümmetin üstüne titreyen sensin
        Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin
        Kulunu Allah’a sevdiren sensin
        Geceyi gündüze çeviren sensin
        Ey Hakk’ın şahidi yüzünü göster
        Kul şehâdetinle tanınmak ister

        Allah’ı, cenneti umanlar için
        En güzel örneksin uyanlar için
        Kalbini zikirle yuyanlar için
        Hakk’ın yeminini duyanlar için
        Ey en güzel örnek yüzünü göster
        Fakir bu zîneti takınmak ister

        Hakk’ın halîlisin, habîbi sensin
        Gönüllerin eşsiz tabîbi sensin
        En güzel hutbenin hatîbi sensin
        Ümmetin en büyük nasîbi sensin
        Aşkımın Leylâsı yüzünü göster
        Mecnun seni gözden sakınmak ister

        En güzel, en üstün ahlâk senindir
        Cömertlikte kemâl elhak senindir
        Şefâatte en son durak senindir
        Mi’rac senin, Refref, Burak senindir
        Sen gördün, bize de cemâlin göster
        Pervane şem’ine hep yanmak ister

        24-1-1992 de
        Mekke’de tamamlandı.
        Hayrettin Karaman

  3. gulayozturk demiş

    Alemler nura gark oldu, Seninle övündü,
    Kisralar çılgına döndü,tabiat alevleri söndü
    Nübüvvet mabedinde,hakikat sabahı göründü.
    Kokusu güzel,nuru ışık,canım peygamberim.

    Ötelerin ötesinde,nurlu yaratılışın temsilcisi.
    Bitmeyen merhametin, parlayan güneşi.
    Allah’ın habibi Resûllerin efendisi,
    Yol göstericimiz,canım peygamberim.

    Sevgisiyle,Resûle ağlayıp inleyen kütükler.
    Selam verip,dağlar taşlar nasıl feryat ettiler.
    Bulut ağlamadıkça,yeşillikler nasıl güler.
    Gönüller sultanı canım peygamberim.

    Etrafını kuşatan ikram,Medine semalarına yayılır.
    Yüce elçi,ifadeye sığmayan bir sevinç bir hal alır.
    Onun cömertliğini anlatmaya diller aciz kalır.
    Cihana ışık saçan,Hatemül enbiyasın.

    Resûlü Ekrem oturdular,Kubadaki kuyu başına
    Müyesser oldu Cennetül âla birkaç arkadaşına.
    Çağrıldılar huzuru Resûle isim isim tek başına.
    Nübüvvet mabedinin,Havzu kevserin sahibisin.

    Severlerdi Resûlü sıkaleyni,bitmez tükenmez hazla
    Taat itaat timsali,meleklerin gaslettiği Hanzala.
    Verdikleri andaki sevinç,nail oldukları sevinçten fazla
    Allah’ın davasını yükseltin, düşmanlarını susturdun.

    Söyliyeyimde gönlümde ki,gam dağılsın gitsin.
    Bütün övgülerin sevgilerin üstündesin.
    Kıyamete kadar övsem, Sen bitmezsin
    İki cihan serveri, hatemül enbiyasın.
    alıntı

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>