Peygamberin s.a.v.ümmetini sevmesi
Yazan: gulayozturk Kasım 7, 2009

Bir baba oğlunu sevdiği gibi, bir Peygamber de ümmetini, babanın evladını sevmesinden daha çok sever, kayırır ve korur.
Babanın oğluna olan sevgisi, görünür, tutulur bir şey değildir. Ancak babanın bu sevgisi, oğluna karşı olan muamelesinden, hallerinden, sözlerinden anlaşılır. Aklı başında olan insaflı bir kimse de, Resulullah efendimizin sözlerine dikkat ederse, insanları irşad için uğraşmalarını, herkesin hakkını korumaktaki titizliğini, güzel ahlakı yerleştirmek için merhamet ve şefkatle çalışmalarını bildiren haberleri incelerse, Onun ümmetine olan merhametinin, sevgisinin, babanın oğluna olandan kat kat daha fazla olduğunu açıkça görür ve iyi anlar.
Peygamber efendimiz, ümmetine o kadar şefkatli, o kadar merhametlidir ki, ana-babanın evlattan, evladın ana-babadan kaçacağı mahşer gününde, ümmetine sahip çıkacak ve şefaatleri ile onları ateşten kurtaracaktır. Nitekim Resulullah efendimiz; (Ümmetimin büyük günahı olanlarına şefaat edeceğim) buyurmuştur.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Rabbimizin gazabını, intikamını söndürmek için La ilahe illallah güzel kelimesinden daha faydalı bir şey yoktur. Bu güzel kelime, Cehenneme götüren gazabı söndürünce, daha küçük olan başka gazablarını elbette söndürür.
Bu güzel kelimeye inanarak, kalbinde zerre kadar iman hasıl eden kimse, kafirlerin adetlerini ve şirk pisliklerini yaparsa, bu güzel kelimenin şefaati sayesinde Cehennemden çıkarılır. Bunun gibi, bu ümmetin büyük günahlarına şefaat edip azabdan kurtaracak en kuvvetli yardımcı, Muhammed aleyhisselamdır.
Bu güzel kelime ve Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatci olmasaydı, bu ümmetin günahları, kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çoktur, Allahü teâlânın da mağfireti sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlerden hiçbirine böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkar ümmet için ayırmıştır. İkram, ihsan, kabahatliler, günahlılar içindir. Kusur ve kabahati çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaat edicisi olan bu güzel kelime, kelimelerin en kıymetlisi oldu. Bunların şefaatcileri olan Peygamberleri, Peygamberlerin en üstünü oldu.
Bütün insanlığın seyyidi, en üstünü olan, böyle bir Peygambere inanan, Onun yolunda giden kimse, elbette ümmetlerin en iyisi olur. Al-i İmran suresinin, (Siz ümmetlerin, din sahiplerinin en hayırlısı, en iyisisiniz!) mealindeki 110. âyeti bunlara müjdedir. Ona inanmayan, insanların en kötüsüdür. Onun dinine inanan, Ona ümmet olanın, az bir iyiliğine kat kat sevab verilir.
Kıyamet günü, kurtulanlardan olmak istiyorsanız, Allahü teâlânın razı olduğu, beğendiği iyi işleri yapınız! Resulullah efendimizin yoluna sarılınız! Siz, Muhammed aleyhisselamın ümmetisiniz. Ümmetlerin en iyisi olan ümmettensiniz. Ömrünüzü oyun ve eğlence ile ziyan etmeyiniz!..”
Kur’an-ı kerimde, Peygamber efendimize hitaben, Duha suresinin 5. âyet-i kerimesinde mealen; (Sana, razı oluncaya kadar, her dilediğini vereceğim) buyurulmaktadır.
Bu âyet-i kerimede Allahü teâlâ, Peygamber efendimize bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, düşmanlarına karşı zaferler ve kıyamet gününde her türlü şefaati ihsan edeceğini vaad etmektedir. Bu âyet-i kerime nazil olduğu zaman, Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselama bakarak; (Ümmetimden birinin Cehennemde kalmasına razı olmam) buyurmuştur.
Netice olarak Peygamber efendimiz, ümmetine, bir babanın evladına olan merhametinden daha çok şefkatli, merhametli olduğu için, onların bütün sıkıntılarına katlanmış, dünyada ve ahirette rahat etmeleri için lazım olan emir ve yasakları tebliğ etmiştir. Ahirette de şefaat ederek imdatlarına yetişecektir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Allahü teâlânın rahmeti, benim ümmetim içindir. Bunlara ahirette azab yoktur.)

gulayozturk demiş
Tufan günü düşen yağmur gibi düştün gönlüme
Hani Rabbin yeryüzünü günahkarlardan temizlemek için
gönderdiği suyun kabaran inişi vardı ya..
İşte öyle günahlarıma karşı bir temizlik başlatır içimde adını anmak!
Her sâlat-u selâm ile biraz daha arınır,
biraz daha senin tevhid geminde bulurum kendinimi.
Ey Sultan-ı Rûsul, Ey ashabının bağlılığını;
-”Anam babam sana fedâ olsun” diyerek ifade ettiği Server-i Enbiya!
Davan uğruna ölen şehitler adedince selam olsun sana!
Her yağmurda semadan inen melekler adedince selam olsun sana!
Aşkın ile yanan aşıklar adedince selam olsun sana..!
ve Hazret-i Yunus aşkıyla yanar söz;
Aşkın ile aşıklar
Yansın Ya Resulallah
İçib aşkın şerabın
Kansın Ya Resulallah…
gulayozturk demiş
Benim Muhammedim
Cebrail’im selam eyle dostuma
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im
Söyle gelsin çıksın arşım üstüne
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im
Arşımı donattım gelsün göreyim
Kullarım halinden haber sorayım
O gelsin ben ona haber vereyim
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im
Arşımın üstünde seyran eyleyen
Kürsüm üzerinde cevlan eyleyen
Mirac’da ümmetin Hakk’tan dileyen
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im
Derviş Yunus severiz Muhammed’i
Her andıkça verelim salavatı
Kadir Mevlam ana mahbübum dedi
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im
Yunus Emre
gulayozturk demiş
Güllerin Efendisi gidiyor.. gitme!!
Hz.Ebubekir (s.a.v) hızla odaya girdi.
Peygamberimiz (s.a.v) yatıyordu.
‘Dostum, kalksana…’ diyordu.
Peygamber, gözleri açık hafifçe gülümsüyordu.
Hz.Ebubekir (s.a.v) sedirin önünde diz çöktü,
‘Kardeşim, kalkar mısın? ‘ diyordu…
‘Peygamberim, kalkar mısın? ‘
Ses yoktu.
Peygamberimiz gözleri açık,
Nurlu yüzüyle hafifçe gülümsüyordu..
Medine oraya yığılmıştı!
Bütün müslümanlar kapıda bekliyordu.
Kapı önünde Hz.Ömer (s.a.v) ,
Bütün sahabiler bekliyordu.
Herkes Hz.Ebubekir’in (s.a.v) dışarı çıkıp,
Ne olduğunu açıklamasını bekliyordu.
Sevenlerin yüreğine ateş düşmüştü.
Sevenler yanıyordu,
Sanki Medine sessizdi ,
Ama yanıyordu…
Bir ara,
Hz.Ebubekir (s.a.v) kendine gelir gibi oldu.
Resulullah’ın (s.a.v) açık gözlerini,
Eliyle incitmeden kapattı…
Üzerini örttü.
Bütün gücünü toplayıp,
Sendeleyerek kapıya yöneldi.
Kapıda herkes iyi bir haber,
İyi bir şeyler bekliyordu.
Sonra içeride iken,
Hz.Ömer’in (s.a.v) gür sesini duymuştu:
‘Hz.Peygamber (s.a.v) yaşıyor, o ölmedi…’
‘Her kim ki öldü derse, şu kılıcımla’
‘Boynunu vuracağım! ‘ diyordu.
Hz.Ebubekir (s.a.v) kalabalığı sıyırıp,
Minbere doğru yöneldi.
‘ Hattaboğlu Ömer (s.a.v) bilesin ki:’
‘ Her kim ki, Hz. Muhammed’e (s.a.v) tapıyor…’
‘ O peygamber ölmüştür! ‘
‘ Her kim ki, Yüce Allah’a (c.c) tapıyor…’
‘ O Yüce Allah (c.c) bakidir, ölümsüzdür! …’
Diyerek, yanan yüreklere,
Bir serinlik getirdi…
İşte o an,
Hz.Ömer (s.a.v) kılıcını elinden düşürdü..
Yıkılmıştı…
Birden, içeri odaya daldı.
Resulullahı (s.a.v) sedirin üzerinde,
Yatıyor görünce…
Bütün gücüyle, bütün sevgisiyle
Kucakladı…
Sonra o da, üzerine kapandı.
Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu…
Hz.Ömer (s.a.v) hayatında ilk defa,
İki büklüm olmuş hüngür hüngür ağlıyordu…
Dışarı çıktığında,
Ağladığını gizlemek için kenara kaydı.
Daha sonra Hz.Ali (s.a.v) içeri girdi.
Yanında Hz.Abbas (s.a.v) ve oğlu vardı.
İçeri kimseyi sokmadılar!
Peygamber (s.a.v) ölmüştü…
Vasiyeti üzerine onu Hz.Ali (s.a.v) yıkayacaktı.
Üzerindeki elbiseyi çıkarmakta tereddüt etti.
Etrafta çıt yoktu…
Birden gaipten bir ses,
‘Elbiselerini çıkarmadan yıka! …’
Diye duyuluverdi.
Belli ki Hz.Cebrail (s.a.v) bildiriyordu.
Sahabiler,
Medine’deki bütün kuyulardan,
Çekilen suyu elden ele,
Yürekten yüreğe içeriye gönderdiler…
Müslümanlar ağlıyordu.
Medine ağlıyordu…
Hz.Ali (s.a.v) yıkayıp kefenlerken
Yanında Hz.Abbas (s.a.v) ve oğlu vardı.
İçeriye girmek için can atan müslümanları,
Odaya almıyorlardı.
Cenaze namazına gelmişti sıra,
Kim imam olacaktı…
Namazı kim kıldıracaktı?
Hz.Ali (s.a.v) ,
‘Hayır! O en büyük imamdı…’
‘Ona kimse imam olamaz! ‘
‘Herkes kendi kılacak…’
‘Resululah’a (s.a.v) kimse imamlık yapamaz! ‘
Diyordu.
Bir ara, odadan herkes dışarı çıktı.
Sadece yıkanmış ve kefenlenmiş,
Tertemiz Resullah’ın (s.a.v) kendisi kaldı…
İşte, o esnada Hz.Cebrail (s.a.v) yardımcı melekleriyle,
Cenaze namazını kıldırıyordu…
Yüce Peygamber (s.a.v) her canlı gibi,
Ölmüştü…
Ama kendisinden sonra İslam dini,
Çığ gibi büyüyerek…
İnanç dolu yürek yürek,
Bu günlere ulaştı.
O büyük insan,
Ölümsüzdü…
gulayozturk demiş
Peygamber efendimizin şefaati nasıl olacak?
Kabirden önce Resulullah efendimiz, üzerinde Cennet elbisesi ile kalkacak. Burak üzerinde, elinde liva-ül-hamd isimli bayrakla mahşer yerine gidecek, peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracak, hepsi, beklemekten çok sıkılacak, önce peygamberlerden Hazret-i Âdem, sonra Hazret-i Nuh, sonra Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa’ya gidip, hesaba başlanması için şefaat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını söyleyecekler, şefaat edemeyecekler, sonra Resulullah efendimize gelip yalvaracaklardır.
Önce, Onun ümmeti, Sırattan geçip Cennete girecektir. Sonra bütün peygamberler şefaat edecektir. (Buhari)
Peygamber efendimizin şefaati şöyle olacak:
1- Makam-ı Mahmud şefaati ile, mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır.
2- Çok kimseyi, sorgusuz, sualsiz Cennete sokacaktır.
3- Azap çekmesi gereken müminleri azaptan kurtaracaktır.
4- Günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır.
5- Sevapla günahı eşit olup, Araf’ta bekleyen kimselerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir.
6- Cennete girmiş olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir.
Şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi sorgusuz, sualsiz Cennete girecektir.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
(Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatçi olmasaydı, bu ümmetin günahları kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çok ise de, Allahü teâlânın af ve mağfireti de sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlere böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkâr ümmet için ayırmıştır.
Allahü teâlâ, af ve mağfiret etmeyi sever. Günahı çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaatçileri olan Peygamberleri, peygamberlerin en üstünü oldu.
İmanlı ölen herkese şefaat
İmanını muhafaza ederek ölen herkes şefaate kavuşacaktır. Duha suresinin (Elbette Rabbin sana [şefaat hakkı ve pek çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın) mealindeki beşinci âyet-i kerimenin tefsirinde Resulullah efendimiz (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı olmam) buyurdu. Şefaate kavuşabilmek için de imanlı ölmek şarttır. İmanlı ölenler de ebedi kurtuluşa kavuşmuş demektir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette şefaat edeceğim. Ya Rabbi, kalbinde hardal zerresi kadar iman olanları Cennete koy diyeceğim. Bunlar Cennete girecekler. Sonra, kalbinde az bir şey olanlara, Cennete girin diyeceğim.) [Buhari]
(Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım.) [İbni Mace]
(Ümmetimden, şirk üzere ölmeyen herkese Allah’ın izni ile şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim]
(Kıyamet günü en önce ben şefaat edeceğim.) [Müslim]
(Her peygamberin, müstecab [kabul olan] bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat etmek için ahirete sakladım.) [Buhari]
(Benden önce hiçbir peygambere verilmeyen beş şeyden biri şefaattir. Şirk üzere ölmeyen [imanla ölen] herkese şefaat edeceğim.) [Bezzar]
(Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [İmam-ı Ahmed, Nesai]
Peygamber efendimiz, günahkârlara şefaat edeceğini bildirince, Hazret-i Ebüdderda, (İmanı olan hırsız ve zâniler de şefaate kavuşacak mı) diye sual etti, (Evet, onlara da şefaat edeceğim) buyurdu. (Hatib)
(Günahı çok olanlara şefaat edeceğim.) [Hatib]
(Nefslerine aldananlara şefaat edeceğim.) [Deylemi]
(Kıyamette, kum sayısından daha çok kimseye şefaat ederim.) [Taberani]
(Kıyamette “Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!” diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.) [Buhari]
(Şefaatime inanmayan kimse, ona kavuşamaz.) [Şir’a]
(Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.) [Tirmizi]
(Ümmetimden geri kalan olur korkusu ile Cennete girdiğim halde tahtıma oturmam. Allahü teâlâya, “Ya Rabbi ümmetim ümmetim” derim. Rabbim “Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?” buyurur. Ben de “Ya Rabbi onların hesaplarını çabuk gör, sıkıntıdan kurtulsunlar” derim. Cehennemliklerin listesi bana verilir. Onlara şefaat ederim. Hatta Cehennem hazini Malik “Ümmetinden cezalanacak kimse bırakmadın” der.) [Beyheki, Taberani]
(Rabbin sana [ahirette çeşitli nimetler, şefaat izni] verecek, sen de hoşnut, razı olacaksın) mealindeki Duha suresi beşinci âyet-i kerimesi inince, Resulullah efendimizin, (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı oldum demem) diye söylediği tefsirlerde bildirilmiştir. (Tibyan)
gulayozturk demiş
Kâinatın yaratılışını varlığına borçlu olduğumuz..
Çöle inen nur..
Sevgili…
En sevgili…
Allah’ın sevgilisi..
O…
Hira dağında tek başına titreyen ve tek başına davetin destanını yazan…Taşlanan, yuhalanan, hakarete ve küfre maruz kalan, yalanlanan…Ama hiç yılmayan, hiç yıkılmayan…
O…
Uğruna candan vazgeçilen, anadan, babadan, yardan geçilen… Uğruna çile çekilen, hicret edilen, göz yaşı dökülen..Adil, cömert, merhametli, barışçı, cesaretli ve “el emin”..
O..
Sevilen, karanlıklara ışık getiren.. Paslı yüreklerin pasını silen, taşlaşmış ruhları hoşgörüyle yoğurup imanla eriten, başlı başına bir destan, örnek bir yaşam ve müjde…
O…
Davasını sevdamız olarak kabul ettiğimiz için zorbalarla karşılaşmışlığımız, sevdamızı yaşatmak üzere karşılaştığımız, karşılaştığımız zorbaları alt etmek için Ebabil kuşlarını beklemişliğimiz, sevilmemişliğimiz, itilmişliğimiz, yok sayılmışlığımız, varlığımız, bütün varlığımızla sevdiğimiz..
O..
Kâinatın yaratılışını varlığına borçlu olduğumuz…
Çöle inen nur..
Sevgili..
En sevgili..
Allah’ın sevgilisi…
***
Zeynep Özcan
gulayozturk demiş
Şemâil
(Allah Rasulü’nün manzum resmi; salât O’na,selâm O’na)
Ne uzun ne kısa kararında boy
Soyu İbrahim’den, ne asil bir soy
Saçları hoş, siyah, dalgalı bir koy
Kemâlini giydir beni benden soy
Varlığın ma’şuku cemâlin göster
Bu kul varlığından soyunmak ister
Güneş pervanesi o güzel yüzün
Nûrundan ışığı vardır gündüzün
Solmaz bir gül rengin ne kış, ne güzün
Tecellî ediyor yüzünde özün
Hasretim, yanarım yüzünü göster
Kölen bu devletle avunmak ister
Simsiyah gözlerin âhu misalin
Daim Hakk’a bakar, her an visalin
Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
Kaşların sûreti gökte hilâlin
Râzıyım rüyada yüzünü göster
Âşık ma’şukuna can sunmak ister
Omuzlar yapılı düzgün el ayak
Boynu güzel, düzgün, gümüşten berrak
Göğsünden inen kıl zarif bir yaprak
Benden mutlu sana sarılan toprak
Azatlık istemem cemâlin göster
Elim ellerine dokunmak ister
Bir tutam sakalın birkaçı beyaz
Göbeksiz vücûdun serin kış ve yaz
Canımı yoluna kurban etsem az
Dostlar defterine köleni de yaz
Açıver kapını yüzünü göster
Gönül hasretinden yakınmak ister
Duyular mükemmel, dişleri inci
Kokusuna tutkun yaşlısı genci
Yürürken koşmadan olur birinci
Kapına gelmiş bir garip dilenci
Açıver ne olur yüzünü göster
Garip ayağına kapanmak ister
Yukardan aşağı heybetle iniş
Yürüyüşünde var hep bu görünüş
Adetin baktığın tarafa dönüş
Bize nasip olsun hayırlı bir düş
Kerem et ne olur yüzünü göster
Kim böyle bir düşten uyanmak ister
Nübüvvet mührünün sırtında yeri
Mühürlemiş Rabbim eşsiz değeri
Görmesinde eşit ön ile geri
İpek mi, hayat mı, bu nasıl deri
Bir dokunabilsem, yüzünü göster
Kölen seyre dalıp bir kanmak ister
Seni ilk görenler korku çekermiş
Sonradan alışır hemen severmiş
Benzerini asla görmedim dermiş
Erenler yolundan giderek ermiş
Benzeri bulunmaz yüzünü göster
Gönüller nûrunla yıkanmak ister
Peygamber mümine kendinden yakın
Bu büyük bir lutfu Cenâb-ı Hakk’ın
Eşleri annemiz, unutma sakın
Ehl-i Beyt’e karşı edebi takın
Sevgilim, Efendim yüzünü göster
Rûh onun rengiyle boyanmak ister
Zâtının nûrundan vermiş sana can
Hılkate rûhunla başlamış Rahman
Yusuf’ta yok sende olan hüsnüân
Ahlâkındır senin mûcize Kur’an
Alemlere rahmet cemâlin göster
Kölen rahmetine sığınmak ister
Ümmetin üstüne titreyen sensin
Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin
Kulunu Allah’a sevdiren sensin
Geceyi gündüze çeviren sensin
Ey Hakk’ın şahidi yüzünü göster
Kul şehâdetinle tanınmak ister
Allah’ı, cenneti umanlar için
En güzel örneksin uyanlar için
Kalbini zikirle yuyanlar için
Hakk’ın yeminini duyanlar için
Ey en güzel örnek yüzünü göster
Fakir bu zîneti takınmak ister
Hakk’ın halîlisin, habîbi sensin
Gönüllerin eşsiz tabîbi sensin
En güzel hutbenin hatîbi sensin
Ümmetin en büyük nasîbi sensin
Aşkımın Leylâsı yüzünü göster
Mecnun seni gözden sakınmak ister
En güzel, en üstün ahlâk senindir
Cömertlikte kemâl elhak senindir
Şefâatte en son durak senindir
Mi’rac senin, Refref, Burak senindir
Sen gördün, bize de cemâlin göster
Pervane şem’ine hep yanmak ister
24-1-1992 de
Mekke’de tamamlandı.
Hayrettin Karaman
gulayozturk demiş
Alemler nura gark oldu, Seninle övündü,
Kisralar çılgına döndü,tabiat alevleri söndü
Nübüvvet mabedinde,hakikat sabahı göründü.
Kokusu güzel,nuru ışık,canım peygamberim.
Ötelerin ötesinde,nurlu yaratılışın temsilcisi.
Bitmeyen merhametin, parlayan güneşi.
Allah’ın habibi Resûllerin efendisi,
Yol göstericimiz,canım peygamberim.
Sevgisiyle,Resûle ağlayıp inleyen kütükler.
Selam verip,dağlar taşlar nasıl feryat ettiler.
Bulut ağlamadıkça,yeşillikler nasıl güler.
Gönüller sultanı canım peygamberim.
Etrafını kuşatan ikram,Medine semalarına yayılır.
Yüce elçi,ifadeye sığmayan bir sevinç bir hal alır.
Onun cömertliğini anlatmaya diller aciz kalır.
Cihana ışık saçan,Hatemül enbiyasın.
Resûlü Ekrem oturdular,Kubadaki kuyu başına
Müyesser oldu Cennetül âla birkaç arkadaşına.
Çağrıldılar huzuru Resûle isim isim tek başına.
Nübüvvet mabedinin,Havzu kevserin sahibisin.
Severlerdi Resûlü sıkaleyni,bitmez tükenmez hazla
Taat itaat timsali,meleklerin gaslettiği Hanzala.
Verdikleri andaki sevinç,nail oldukları sevinçten fazla
Allah’ın davasını yükseltin, düşmanlarını susturdun.
Söyliyeyimde gönlümde ki,gam dağılsın gitsin.
Bütün övgülerin sevgilerin üstündesin.
Kıyamete kadar övsem, Sen bitmezsin
İki cihan serveri, hatemül enbiyasın.
alıntı