RSS

Aylık Arşiv: Kasım 2009

Hasan Nail Canat’ı rahmetle anıyoruz(seni unutmayacağiz ömrümüz oldukça)

Usta tiyatrocu Hasan Nail Canat vefatının beşinci yılında rahmetle anılıyor.

21 Ekim 2004`te ajanslara düşen bir haber önemli bir tiyatrocunun vefat ettiği haberini veriyordu. 61 yaşında rahmeti rahmana kavuşan Hasan Nail Canat, bir Ramazan gecesi aramızdan ayrıldı. Hayatı sahnelerde geçmişti. Kayseri`de sahnede izlediği inançlarına hakaret eden bir tiyatro eseri canını yakmış, çalıştığı fabrikadan ayrılarak, inandığı değerler için tiyatro çalışmalarına başlamıştı.

 İstanbul`a geldiğinde Üstad Necip Fazıl`la tanışan ve etkisine sanat dünyasını açan Canat, Anadolu`nun neredeyse geçmediği ve mesajını ulaştırmadığı yer kalmamacasına çaba gösterdi. Sanatla yıkılmaya çalışılan bir milletin ideallerini sahneye yansıtarak gönüllerde yer edindi.

 Muhafazakar kesimin sanatçısına sahip çıkmayışına, uzun süreli çabalara hazır olmamasına aldırmayarak tüm sıkıntılara göğüs gererek çalışmalarını sürdürdü.

 Çeşitli tiyatro grupları kurdu, farklı gruplarla bir araya geldi. Belediyelerin inançlı insanlar eliyle yönetildiği ilk dönemden itibaren çalışmalarını belediyelerin kültür merkezlerinde sürdürdü. Çok fazla gündemde olmadı, kendisi için kapı aralamadı, sanatıyla ayakta durmaya devam etti.

Binlerce öğrenci yetiştirdiği kültür merkezlerinde bir odasının olmayışına hayıflanmadı. En zor şartları kolaylık olarak görerek, umutsuzluğa düşmeden tiyatro oyuncusu, yazarı yetiştirdi. Kendisinden ders alanlara yakın bir arkadaş, müşfik bir öğretici, sabrı öğreten bir derviş gibi oldu.  Kayseri`de 1943 yılında doğan ve bu ilde başladığı sanat yaşamını İstanbul`da sürdüren Hasan Nail Canat, yaklaşık 10 yıl Altunizade Kültür Merkezi`nde Üsküdar Belediyesi Tiyatrosu`nda oyunlarını sahneledi. Sarıyer, Eminönü Belediyesi`nin kurslarında tiyatro eğitimi verdi. Geleneksel tiyatronun örneklerini sunan Canat, `Keloğlan`, `Sokak Kızı Elif`, `Mindrella`, `Süper Bekçi` gibi çocuk oyunları ile `Bana Mahşeri Anlat`, `Ha Hasan`a Ha Sana`, `Ebabil Kuşları`, `Bir Avuç Ateş`, `Demedim mi?`, `Metropol ve Kadın` adlı oyunlarını da büyüklere sahnelemişti. Altunizade Kültür Merkezi`nde çocuk ve yetişkinlere tiyatro eğitimi de veren Canat, `Bize Nasıl Kıydınız?`, `Beşinci Boyut`, `Sürgün`, `Çizme`, `Hasret`, `Siyah Pelerinli Adam` adlı sinema filmleri ile `Camgöz`, `Deli Yürek`, `Ekmek Teknesi`, `Kalp Gözü`, `Müslüman`ın 365 Günü`, `Müslüman`ın 24 Saati` adlı TV dizilerinde rol almıştı. Marmara FM`de uzun süre `Gece Fırtınası`nı hazırlayıp sunan ve `Gül Yarası`, `Yaralı Serçe`, `Yasemen`, `Nur Dağındaki Çocuk`, `Günahkar Baba`, `Kırımlı Murat Destanı`

Vefat ettiği yıl Necip Fazıl Kısakürek anısına, şairin aynı adlı şiirinden esinlenerek yazdığı `Aynalar Yolumu Kesti` adlı oyunu ekibiyle sahneliyordu. Kalp krizi geçirdiği sahur vakti Samsun`daki oyunu için hazırlıklarını tamamlıyordu.

İzleyiciler ondan son kez beyaz takım elbisesiyle Üsküdar Vapuru`nda “Sakarya Türküsü”nü dinlemişlerdi. Oyunun ardından Üsküdar Belediyesi Ramazan Hatıra Defteri`ne “Bu gece çok güzel ve gizemli” diye yazan Canat, etkinlikten sonra döndüğü Gaziosmanpaşa`daki evinde geceleyin geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Usta tiyatrocunun vefatından sonra daha çok neredeyse karşılıksız tiyatro kursları verdiği belediyelerden Hasan Nail Canat`ın adının bir kültür merkezine vermesi beklendi. Şu ana kadar atılmış ciddi bir adım mevcut değil. Hasan Nail Canat adı bir kültür merkezine verilene kadar oynadığı, Kalp Gözü dizisindeki yüzünde hüzünlü bir tebessüm olan ihtiyar olarak bakmaya devam edecek!

Milli Gazete

 
2 Comments

Posted by Kasım 22, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

“Bana Kur’an öğretin” demeye utanmayın!‏”

Öğrenmenin yaşı yoktur. Bir insan her yaşta öğrenci olabilir.
 Bir işi en kolay ve rahat öğrenmenin yolu da o işi bilen bir kişiden yardım almaktır. Bu sebeple yavaş yavaş Kur’an-ı Kerim öğrenme yolunda mutlaka size yardımcı olacak bir kişinin olması fikrini kendinize telkin edin.
 Zamanla bu telkinler sizde bir kabul meydana getirecektir.
 Hoca olarak, kendinize yakın bir ismi seçmeniz sizi daha da rahatlacaktır. Bu kişi en yakın dostunuz olabileceği gibi varsa eşiniz, çocuklarınız veya sizin yaşınıza yakın başka bir insan da olabilir. Onlara da düşen sizi sıkıntıya sokmadan bu süreci devam ettirmeleridir.
 Dostlarınız sizin Kur’an öğrenmenizi ister. Şeytan ve nefsiniz ise bunu geciktirmek için en makulünden en anlamsızına kadar bir sürü gerekçe uydurmaya devam eder.
 
7 Comments

Posted by Kasım 21, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

dindar olmak gerici olmak değildir.

İnsanoğlu, her geçen gün biraz daha ilerleme kaydetmekte, yeni buluşlar ve keşifler elde etmekte ve daha ileri seviyelere ulaşabilmektedir. Bu ise ona ihsan edilen akıl sayesindedir.
Aklı olmayan hayvanların yaşayışlarında hiçbir değişiklik söz konusu olamaz.
İlk yaratılan karınca, toprak altında yuva yapardı, topladığı gıdaları oraya biriktirirdi, kendisinden büyük yükler taşırdı. Bugünkü karınca da aynı şeyi yapıyor…
İlk yaratılan arı, nasıl ki önce peteğini yapıyor ve altıgen şeklinde meydana getiriyordu ve daha sonra içini çiçeklerden topladığı gıdaları bala çevirip peteğini dolduruyordu ise, bugünkü arı da aynısını yapmaktadır… Hiçbir gelişme ve değişiklik yoktur onların hayatında.

ESKİYE DÖNÜŞ MÜMKÜN DEĞİL!
Fakat bizim hayatımız çok farklı. Yüz sene önce ölen bir insan, bugün dirilse, dünyamızda olup bitenlere bir baksa, ne kadar şaşıracak, âdeta gözlerine inanamayacak.
Yaptığı bir aletle, bulutların üstünde seyretme imkânı, dünyanın öbür ucundaki ile görüşüp konuşabilme nimeti, daha neler neler…
Gün yoktur ki, insanlar ilim ve teknik bakımından yeniliklerle tanışmasın. Artık eskiye dönüş mümkün değildir.
Meselâ, asrımızda yaşayan bir hanımefendiye desen ki: “Eskiden çamaşırlar elde yıkanırdı, sen gene eskiden olduğu gibi çamaşırları elinle yıka, onlar gibi ol!” İkna edebilir misin?
Bir başkasına “Eskiden yaya veya atla seyahat edilirdi. Sen de ecdadın gibi yap!” desen, kaç kişiyi buna razı edebilirsin?
Elektrikle değil, gaz lambası ile aydınlanmayı kime kabul ettirebilirsin?
Dünyanın en yüksek iknâ kabiliyetine sahip olsanız bile, kimseyi yanınıza alamazsınız.

BAZI ŞEYLER DEĞİŞTİRİLEMEZ!
Netice olarak; kimse gerici olmaz, olamaz ve olmak da istemez. Bazıları bundan niçin endişe ediyorlar?
Bazı şeyler değiştirilemez, yerlerine bir başkası konamaz. Meselâ “Güneş milyonlarca sene önceden yaratılmıştır. Bu artık eskidi, bununla aydınlanmak, ise gericiliktir. Biz yeni bir güneş bulalım, o bizi aydınlatsın. Değilse ilerici olamayız” denebilir mi? İstense bile başka güneş bulunabilir mi?
Bize ışık ve hayat veren bu güneşi beğenmezsek aptallık etmiş oluruz; hayatımızı da sona erdirmiş oluruz.
Mukaddes dinimiz de manevi güneşimizdir. Güneş gibi, eskimez ve alternatifi yoktur.
Tarih şahittir ki, Müslümanlar, dinlerine ne kadar değer vermişlerse, dünya işlerinde o kadar başarılı olmuş, ilerleme kaydetmişlerdir.
Bir aşiretten cihan imparatorluğu çıkaran, altı asır üç kıt’aya hakim olan Osmanlı devletinin kurucusu Sultan Osman’ın oğluna yazdığı vasiyeti meşhurdur. Bir bölümü şöyledir:
“Ey oğlum! Allah için cihad et. Padişahlığın aslı ve esası İslamiyet’tir. Bizim mesleğimiz Allah yoludur. Maksadımız onun dinini yaymaktır. Yoksa kuru bir cihangirlik davası değildir…”

HERKES ÇOK İYİ ANLAYACAK!..
Fatih Sultan Mehmed Han, diğer Osmanlı padişahları gibi çok dindardı, gerici değildi. Çağ kapatıp yeni çağ açmıştı. Beşer tarihinde benzeri olmayan karadan gemileri yürütmeyi planlamış ve başarıyla tatbik ettirmişti.
Zamanının en güçlü toplarını imâl ettirip, Bizans surlarını delik deşik etmiş ve İstanbul’un fatihi olmuştu.
Bir gün gelecek ve herkes çok iyi anlayacak ki, dindar olmak gerici olmak değildir.

HAFTANIN SOHBETİ
M.SAİD ARVAS
msarvas@ihlas.net.tr

 
22 Comments

Posted by Kasım 21, 2009 in İslam

 

Etiketler:

Bana Kur’an öğretin” demeye utanmayın!

Öğrenmenin yaşı yoktur. Bir insan her yaşta öğrenci olabilir.
 Bir işi en kolay ve rahat öğrenmenin yolu da o işi bilen bir kişiden yardım almaktır. Bu sebeple yavaş yavaş Kur’an-ı Kerim öğrenme yolunda mutlaka size yardımcı olacak bir kişinin olması fikrini kendinize telkin edin.
 Zamanla bu telkinler sizde bir kabul meydana getirecektir.
 Hoca olarak, kendinize yakın bir ismi seçmeniz sizi daha da rahatlacaktır. Bu kişi en yakın dostunuz olabileceği gibi varsa eşiniz, çocuklarınız veya sizin yaşınıza yakın başka bir insan da olabilir. Onlara da düşen sizi sıkıntıya sokmadan bu süreci devam ettirmeleridir.
 Dostlarınız sizin Kur’an öğrenmenizi ister. Şeytan ve nefsiniz ise bunu geciktirmek için en makulünden en anlamsızına kadar bir sürü gerekçe uydurmaya devam eder.
Önemli olan sizin seçeceğiniz taraftır. Bir çok insan kendi kendine Kur’an öğrenmiştir. Az bir gayretle ortalama bir hafta, bilemediniz iki haftada Kur’an okumaya geçebilirsiniz.
 Şu soruyu sorun, “Rabbimizin kelamı olan Kur’an’ı okumayı gerçekten istiyor muyum ve onu gerçekten seviyor muyum?”
Çünkü, 60-70 yaşından sonra hafızlık yapan ve bunda başarılı olan insanlar varken topu topu 28-29 harfi tanıyıp, okunuşlarını çözmeyi aman aman bir mesele haline getirmeyin. 5-6 yaşındaki çocukların bile Kur’an’ı baştan sona okuyup hatim indirdiklerini unutmayın.

Kur’an hem gençleştirir, hem de ihtiyarlatır!

Hz. Ebu Bekir (ra) bir defasında Efendimiz’e şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Resûlü, ihtiyarladınız!” Peygamberimiz’in (sas) cevabı şu oldu: “Hud, Vâkıa, Mürselât, Amme Yetesâelun, İzeşşemsü Küvvirat (sûreleri) beni ihtiyarlattı.”

 Hadisi açıklayan alimler şu noktaya parmak basıyorlar: “Bu sûrelerde ahiret halleri ile ilgili bilgiler yer alıyordu. Peygamber’in mübarek canına bir şey olacak değil; fakat O, bize bizden daha şefkatli olduğundan bizim başımıza gelecekleri ve ümmetinin o sûrelerde tasvir olunan ahval içindeki yerini düşünüyordu, ağarma bundandır.
” (İbn Sa’d, Tabakat, I, 435) Kur’an’ın, cennet tasvirleri ve mazlumların haklarını ahirette tamamen alacağı müjdesi de mü’minlerin gönlünü gençleştirmekte, ruhlarını ferahlatmaktadır.

 
8 Comments

Posted by Kasım 21, 2009 in İslam

 

Etiketler:

“Sen inkâr edenleri korkutsan da, korkutmasan da birdir. Onlar inanmazlar.”

Allahü Teâlâ, Bakara Sûresi’nin beşinci âyet-i kerîmesinde, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) hitaben şöyle buyurmaktadır:

“Sen inkâr edenleri korkutsan da, korkutmasan da birdir. Onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine perde çekmiştir. Onlar için büyük bir azab vardır.”

Bu âyet-i kerîmeyi basit bir anlayışla ele alan bazı insanlar; “Allah bu adamların kalblerini mühürlemiştir. Bunlar nasıl iman ve ibâdet etsinler hakikatleri görsünler ve işitsinler?” iddiasında bulunmaktadırlar. Halbuki, meseleyi tefekkür, insaf ve vicdan ölçüleri içerisinde ele alan bir mü’min için, böyle bir iddianın yeri yoktur.

Evvelâ, âyet-i kerîmedeki inkâr etme fiili insanlara, mühürleme ve perde çekme fiilleri ise Cenâb-ı Hakk’a aittir. Bilindiği gibi, ihtiyarî fiillerde Cenâb-ı Hakk’ın iradesi, insanların cüz’î iradelerine tâbidir. Burada da inkâra insanlar sapmakta, Allah da onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemekte, gözlerine perde çekmektedir.

Fahr-i Kâinat olan Peygamberimiz (s.a.v.) Hazretleri, “Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzerine dünyaya gelir” hadîs-i şerifleriyle, insanların iman etmelerine ve hidâyete ermelerine bir mâni bulunmadığını beyân etmiştir. Nitekim, Allahü Teâlâ Hazretleri de Kehf Sûresi’nin 55’inci âyetinde, şöyle buyurmaktadır.

“İmanın lüzûmuna delâlet eden deliller insanlara geldiğinde onları imandan ve Rablerine istiğfardan hiçbir şey men’etmedi”…

Şurası muhakkaktır ki, Cenâb-ı Hakk’ın insanın nefsinde ve kâinatta sergilediği nihayetsiz lütûf ve ihsanları imanın nûru ile görülür. Başta küfür olmak üzere günahlar ve isyanlar bu seyre perde olurlar. İnsan günah ve isyana devam ettikçe Rabbi ile arasındaki perdeler kalınlaşır, kesafet peyda eder. Bir insan, işlediği günahlara tevbe ederek mahcubiyetini sürûra ve huzura çevirmediği takdirde, nefs-i emmaresinin hükmetmesiyle kalbinde iman nûru yerine, gurur, riyâ, şehvet ve en nihayette küfür(inkar) yerleşir. Bu hal ise onun basiretinin kör olmasına ve netice olarak kalbinin mühürlenmesine yol açar.

Hûd Sûresi’nin 117’inci âyet-i kerîmesinde,“Rabbin, kasabaların ehlini sâlih halde iken, zulüm ile helâk edecek değildir” buyurulmaktadır. Aynı şekilde, Rahmân ve Rahîm olan Allahü Azimüşşân elbette iman ve sâlih amel üzere bulunan bir insanın kalbini mühürlemez. Ancak küfür(inkar) yolunda yürüyen kimseler, kâinatta Allah’ın varlığına, birliğine, rahmet ve keremine şehadet eden sayısız delilleri okumamakla ve nihayetsiz sadâları işitmemekle, kalblerinin ve kulaklarının mühürlenmesine ve gözlerine perde çekilmesine kendileri sebep olurlar.

2hxbp6ckn7
 
4 Comments

Posted by Kasım 21, 2009 in İslam

 

Etiketler:

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.