RSS

Doğru yol ve Sapkınlık Kavşağında‏

31 Ara
Mehmet ILDIRAR

İnsanın yaratılışından bu yana bir hak yol, bir de sapkınlık zinciri oluşmuştur. Adem a.s.’la başlayan hidayet zincirinde halkalar birbirine eklenerek Peygamber s.a.v. Efendimiz’e kadar gelmiştir. Bunun karşısında başta İblis olmak üzere, Kâbil, Firavun, Nemrut ve benzerlerinden meydana gelen dalalet ve küfür zinciri vardır. İnsanlar ikisinden birine sarılır.

İblis, insanları ne kadar dalalete düşürmeye çalışsa da kalbi gönlü aydınlık insan ona uymaz. Allah Tealâ, Kur’an-ı Mucizü’l Beyan’da hidayet yolu olarak peygamber kıssalarını naklettiği gibi; Firavun, Nemrut, Ad ve Semud kavmi gibi fitne, çirkinlik ve sapıklıkla helâk olmuşları da bildirir. Ki böylece insanoğlu iki yolu da bilsin ve içlerinden birini tercih etsin.

Nasıl Musa a.s. insanlara hidayette rehberse, Firavun da şerde rehberdir. Nasıl Musa a.s.’a Cibril yol göstermişse, Firavun’a da İblis yol göstermiştir.

İnsanın fiili, kişinin kendi iradesini kullanmasıyla meydana gelir. Hadis-i şeriflerde zikredilen Hakk’a teslim olanla asi olan meselesi bu şekilde izah edilir. Dolayısıyla, insan kendi yaptığından mesuldür. İlm-i ezelde tayin edilen kader, insanları yaptıklarını işlemeye zorlamak için değildir. İnsanın kendi irade ve dilemesiyle o şeyi yaparak o noktaya varacağını Cenab-ı Hakk’ın bildiğinden dolayıdır.
Burası çok önemlidir.

Bir otomobil düşünelim. Onun teknik bilgilerini ihtiva eden bir kitapçığı vardır. Ne kadar yağ konulacağı, aküsünün kaç volt, suyunun kaç litre, hızının kaç kilometre olduğu gibi otomobile ait bilgiler bu kılavuzda yazılıdır. Belirtilen miktardan az veya fazla miktarda yağ konulursa elbette motora zarar verir.

Bu durumda mühendisi suçlayamazsın çünkü mühendis, “Noksan koymasaydın motor yanmazdı.” der. Bunun gibi, kader bahsinde de kişinin kendi tercihi ön plandadır. İnsan, kendi fiilinin neticesini görür, bu yüzden itiraz edemez. İtiraz ederse kafasını taşa çarpar, parçalar. Rabbim Tealâ, herkese ilâhi idrak nasip etsin.

Nâs Suresi’nde insanlara, cinlerin ve şeytanın şerrinden Allah Tealâ’ya sığınmak emrolunmuştur. “Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 168 vd.) ayet-i celilesiyle Allah Tealâ şeytanın düşmanlığını bildirmiştir.

Bu düşman her zaman tetiktedir. Hasan Basrî Hazretleri’ne “Şeytan uyur mu?” diye sorulunca, “Keşke uyusaydı rahat ederdik..” diye cevap vermiştir. Şeytan damarlarımızda dolaşıyor. Allah Tealâ, Peygamberimiz’e nübüvvet mührünü şeytan musallat olmasın diye vurmuştur. Zira nübüvvet mührünün olduğu yer, şeytanın insan cesedine girdiği kapıdır.

O halde biz ne yapacağız? Rabbimize sığınacağız, O’nun dostluğuna erişmek için çabalayacağız. O ki bizi zelil bırakmaz. O ki kendisine sığınanı düşmanına mağlup ettirmez.

Bundan dolayı muhabbet-i ilâhi, Allah’a sevgi farz oldu. İnsan Allah’ı sevmekle zikreder. “El-Hikem’ül Atâiyye”de Ataullah İskenderî k.s. Hazretleri şöyle buyurmuştur:

“Kulun Allah’ı zikretmesi çok önemlidir. Sen, herkes Allah’ı zikredebilir zannetme. Aziz, her noksandan münezzeh ve müberra olan Allah Tealâ ancak sevdiği kulunun diline kendi zikrini verir. Peygamberler ve evliya-i izam böyledir.”

Bizim o büyükler gibi olmamız mümkün değil. Fakat Allah Tealâ’nın yardımıyla göstereceğimiz gayret, hidayet zincirine dahil olup inşallah kurtuluşumuza vesile olacaktır.

 
 
3 Comments

Posted by Aralık 31, 2009 in İslam

 

Etiketler:

3 Responses to Doğru yol ve Sapkınlık Kavşağında‏

  1. gülay

    Aralık 31, 2009 at 6:43 pm

    Mehmet ILDIRAR Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Müminin ferasetini (sezgi ve anlayışını) dikkate alın. Çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” Bu hadis-i şerifte sözü edilen feraset sahibi kişiler, Allah Tealâ’nın rahmet ve yardımına perdesiz olarak kavuşma nimetiyle şereflenmiş olan kişilerdir. Onlar, Allah Tealâ tarafından bilgilendirilmiş ve görüşleri keskinleşmiştir. Doğruyu görür, doğruyu bilirler. Söz ve davranışlarda riyakârlıkla kandırılmaları mümkün değildir. “Feraset ehli” olmak diye adlandırılan bu durum çok kıymetlidir ve her müslümanın kendisi ve çevresi için büyük faydalar barındırır. Müslümanların, hatta bütün insanlığın iyiliği için feraset ehlinin varlığı şarttır ve her müslüman feraset ehlinden olmak için çalışmalıdır.Bunun için öncelikle doğru ve samimi olmak gerekir. Ancak bu vasıflar elde edildiği zaman bir müslüman için gerçek bir teslimiyet söz konusu olur. Bütün bu vasıfların elde edilebilmesi için de nefs terbiyesine ihtiyaç vardır. Buna “tezkiye” diyoruz. Tezkiye, nefsi kötü sıfatlardan temizlemektir. Ebedi saadete ancak bu temizlikle varılır. Tezkiyenin sonucunda ahlâkın kötü ahlâktan güzel ahlâka dönmesi, Allah Tealâ’nın kulu üzerindeki en büyük hakkıdır. Tasavvufun ana gayesi de, kötü ahlâkı bırakıp, iyi ve güzel ahlâka kavuşarak bu hakkın gereğini yerine getirmektir. Güzel ahlâk sahibi olmak bir insan için çok önemlidir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “İyi huy hataları eritir, günahları temizler. Tıpkı güneşin gökten düşen kırağıyı erittiği gibi.” buyurur. Bir başka hadis-i şeriflerinde de şöyle buyuruyorlar: “Geçen gece tuhaf bir rüya gördüm. Ümmetimden bir kişi dizleri üzerine çökmüş oturuyordu. Allah Tealâ ile arasında bir perde vardı. İyi huyu, güzel ahlâkı geldi, perdeyi açtı. O kulu Rabbine kavuşturdu.”Allah’ın tevfiki, rahmeti, yardımı perdesiz olarak kullarına ulaşır, fakat kulların kötü huylarından, nefsin çirkinliklerinden, haram ve günahlardan dolayı kullar üzerinde bir perde meydana gelir. Bulutlar güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşmasını nasıl engelliyorsa, insanın kötü huyları da Allah Tealâ’nın feyz, rahmet ve bereketine engel olur.Hepimizin dış temizliğe olduğu kadar iç dünyamızın temizliğine ihtiyacı var. İyi sıfatların kötü sıfatlara hakim olması insanı olgun yapar. Bunun için insanın yalnızca dış temizliği, beden sıhhatiyle değil, iç dünyasının temizliğiyle de, sağlığıyla da ilgilenmesi gerekir.Bir ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmakta: “Rabbin meleklere demişti ki: Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu tamamlayıp içine de ruhumdan nefhettiğim zaman hemen ona secde edin.” Anlaşılıyor ki insanın iç dünyasıyla kasdedilen Allah Tealâ’nın insana vermiş olduğu ruhtur. İnsan bununla Allah Tealâ’nın zatına ve isimlerine ayna olur. Bunun için her insan kötü huylardan arınıp iç temizliğine ulaşmalıdır.Bu arınmanın herkes için mümkün olup olmadığına gelince, eğer bu mümkün olmasaydı AllahTealâ kimseyi nefsini terbiye etmekle sorumlu tutmazdı. Peygamber olmak insanın istemesiyle olmaz, iyi ve temiz insan olma yolu herkese açıktır. Allah Tealâ’yı anlayacak, kendi nefsini terbiye ve tezkiye edecek güç insanın yaratılışında vardır.Tasavvufun terbiye usulleri insanı arındırıp olgunlaştırır. Kişiyi “ihsan” makamına çıkarır. Bilindiği gibi Rasullullah s.a.v. Efendimiz ihsanın ne olduğunu açıklarken şöyle buyurmuşlardır: “Sen Allah’ı görmüyor olsan bile O seni görüyor. Her an Allah’ın huzurunda olduğunu bil ve her işini ona göre yap.”Bizler ihsana sahip olup Allah Tealâ’nın bizi her an gördüğünün idrakiyle yaşadığımız zaman günaha girmemiz, hatalı, çirkin işler yapmamız mümkün olmaz. Böylece Allah Tealâ’nın yakınlığı, sevgi ve şefkati bize ulaşır. İnsan için en büyük nimet de budur.

     
  2. gülay

    Aralık 31, 2009 at 6:44 pm

    insanoğlunun,Adem (a.s)ile başlayan dünya üzerindeki hayatı,kıyametin kopmasını ile sona erecektır..Allahu Teala,dünya hayatının son diliminde yaşayan insanlara son uyarıcısı göndermiştir..O,son uyarıcı Hazret Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)Efendimizin üzerinde durduğu konuların bir tanesi,müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde olmaları ve başlarında büyüklerini itaat etmeleridir…Yüce Rabbimiz..-"ey iman edenler..! Allah\’dan O\’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin..Hep birlikte Allahın ipine sımsıkı yapışın,sakın parçalanıp ayrılmayın"buyurmuştur..(Al-i İmran.102,103 )"Allahın ipi "islam,Kur\’an,Peygamber,Peygamber varisi imamlar,Alimler şekilde tefsir edilmiştir…Hazret Peygamber zamanında ,O\’nun etrafında toplandı müslümanlar…O\’nun elinde tutup,bey\’at yaptılar ve O\’na itaat ettiler…Çünkü Yüce Mevlamız buyuruyor ki.." Allah\’a ve Rasulüne itaat ediniz..! " (Al-i İmran ,32 )..İtaat,severek ve inanarak söylenenleri kabul etmek,ve güçü yettiğince söylediği şekilde hareket etmek…Bir müslüman ölümüne kadar itaat etmekle sorumludur..İslam itaat dinidir..Kulluğun tadını ancak itaat ahlakıyla elde edilir..Bir müslüman ,Allah\’a ,Rasulüne ve başındaki Peygamberin varisleri olan Alimlere itaat halinde bulunursa,bütün gününü ve gecesini ibadetle geçirmiş sevap alır…Çünkü,bu konuda Allah\’ın emrine her an itaat halinde bulunmaktadır.."Kim itaatten çıkar ve cemaatten ayrılır da sonra ölürse,cahiliyet ölümü üzere ölür. "buyuruyor Peygamberimiz..Bu hadi-İ Şeriften anliyoruz ki,müslümanın diğer müslümanlarla birlik ve beraberlik içerisinde ve önlerinde bulunan imamlarına ve Alimlere itaat üzere yaşamalarını emretmektedir..Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem )şeytanın her an mü\’min avında olduğu,tek başına kalan kimsenin kalbine ve imanına sardırdığını haber veriyor…Ve ,sığınılacak kaleyi gösteriyor.."Allah yolunda Allah rızası için cemaat olun.Yoksa şeytana yem olursunuz,İman selameti ile ölmek ve Cennete girmek isteyen kimse cemaata sarılsın.. "Evet dostlar,bir kimse yaptığı işlerde Allah rızasını hedefe alır,ve beraber olduğu cemaate sımsıkı sarılırsa,onun kalbine şeytan taht kurmaz ..Şeytanlaşmiş insanlar da O\’nu (c.c.)yolundan ayıramaz.Çünkü,onun destekçisi Allahu Teala\’dır..Mevla ile kalın dostlar

     
  3. Rüveyda

    Ocak 1, 2010 at 6:45 pm

    Cenab-i Hakkı’ın en mükemmel şeklinde yaratmış olduğu İnsanoğlunun ,varoluş gayesi nefsini tanıyarak ,Yüce Yaratıcını Bilmek,ve O’na yakınlığı elde etmektir.. Bu da,Efendimiz(s.a.v.) ın haberi verdiği üzere “büyük Cihad” Denilen nefiste mücadele ve başarmakla mümkündür.. İnsan,hem meleki,ve hem de hayvani sıfatları benliğinde taşır.. Bu sıfatlarından hangisini kuvvetlendirici vesilelerle yapışırsa, O yanı ve o benliği gelişir.. Böylece insan ,ebedi felaket ile ebedi saadet arasında gezinir durur.. İman ile inkar arasında sayısız konaklarda mevki ve mertebe Sahibi olur.. Mükellef kılınmış varlıklar olan insan,ve cinlerin dışında Bütün mahlukat tercih hakkı olmaksızın Rabbi’ne itaat eder Ve O’nun adına iş görür.. Her zerresiyle kendi hal lisanıyla O’na (c.c.) işaret eder, O’ndan bahseder.. Eşref,i mahlukat olan insan,Rabbi’ni anması,hatırlaması,kendi arzu Ve iradesine bırakılmıştır.. Kur’an’ı Kerim’de ,bir imtihan alanı olan dünyada, insanoğlunun yolunu keserek ,ona yanlış yönlere şevketmeye çalışacak Düşmanları olduğunu bildirmiştir.. İnsanın en önemli düşman olan iblis’in ,insanı aldatmak için nasıl hareket ettiği,düşündürücü bir tarzda dile getiriyor.. İblis,insanları saptırmak için doğru yolun üstüne mevzileneceğini Ayetlerden biliyoruz.(A’raf,13-16) Yolcuyu hedefinden saptırarak ters yollara sevkeden iblis, Bu süreç başladıktan sonra,tövbe edilip doğru istikamete Girilmedikçe yanlış yönde devam edecektir.. Yani ,hedeften gittikçe uzaklaşan yolcu,karanlıklar içinde Kaybolmaktan kurtulamayacaktır. Efendimiz (s.a.v.) bu durumu şöyle beyan ediyor.. “Mü’min kul bir günah işlediği zaman ,kalbinde bir siyah nokta oluşur.Eğer tövbe ederse o nokta silinir ve kalbi cilalanır. Eğer günah işlemeye devam ederse,o noktalar da artar ve nihayet Bütün kalbine kaplar.” (Tirmizi) Evet,kirliliği son aşamaya geldiği zaman insanın kalbi mühürlenir.. Kalbi mühürlenen insan da artık hakikatleri kavranmaktan uzaklaşmış bir varlık olarak ,hem kendisine hem de çevresine Her türlü zararı verebilecek bir varlığa dönüşmüştür Şu halde insan denen varlığın için ,yaratılışından ve özünden getirdiği değerlere uygun davranışın tek adresi vardır. O da İslam… İslam,yaratılış cevherinin muhafaza edilmesinin tek yoludur.. Çünkü İslam,varlığın ve hayatın dinidir..

     

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.