RSS

Aylık Arşiv: Aralık 2009

Yılbaşı Gafleti

Yılbaşı Gafleti

Müslüman millet olarak, bayram,kandil ve ramazan
Kutlamamız gerekirken, aklımıza gelmez bir an.
Hıristiyan milletinden yılbaşından ve modadan
Başka aldığımız şeyden sarhoş olur bir kez tadan.

Yılbaşı günü adeta tüm insanlar canlanıyor
Bazıları çam süslerken,bazısı hindi kesiyor
O akşam suyun yerine midelere şer akıyor.
Bir eli günahta olan öbürünü de sokuyor.

Çoğunluk bilmeden düşmüş bu yılbaşı gafletine
Komşusu yapıyor diye kendide almış evine,
Kutlama yapacak kadar parada girmez cebine.
Bir akşamlık zevki için bir yıl kahır eder kendine.

Halil Kaytazoğlu

 
7 Comments

Posted by Aralık 24, 2009 in şiir

 

Noel Çılgınlığı

Noel Çılgınlığı

Dayanağı yok, Noel’in yılbaşına rastlamasının,
Kendi başına kutsiyeti de yok,tarih ve zamanın.

Çinliler, Japonlar değiştirmediler,alfabelerini.
Yahudiler takvimlerini,İngilizler ölçülerini.

İlişkilerimizden dolayı,hadi biz değiştirdik diyelim,
Neden bunlara,kutsiyet,mukaddesat yükleyelim.

Kutlamalar anlamsız,Hıristiyan olmadığımıza göre
Nerde kaldı,beş bin yıllık şanlı tarih,örf, adet, töre.

Onların şeriatları sembolize ediliyor bu ayinlerde.
Kazıklı voyvodanın torunlarıyla mı olalım bir yerde

Noel baba kılığında yüzlerce insan çocuk avına çıkmış.
Ufacık yavrular hediye alma telaşına kapılmış.

Sembollerle karışmışız,savunmamız zaafa uğratılmış.
Çamur atmışlar benliğimize,zihinlerimiz karartılmış.

Nesillerimiz saldırıların hedefi,kuşku dolu yarınlarımız.
Psikolojik fetih karşısında çocuklarımız yapa yalınız.

Brüksel / 2001

 
Ali Kılıç Kakiz
 
7 Comments

Posted by Aralık 24, 2009 in şiir

 

YILBAŞI ve MÜSLÜMANLAR

YILBAŞI ve MÜSLÜMANLAR
Yılbaşı Nedir?
31 Aralık gününü 1 Ocak gününe bağlayan gece yılbaşı gecesidir. Hıristiyanlar bu geceyi GÜYA Hz. İsa (a.s.)’ın doğum günü olarak kutlarlar. GÜYA dedik çünkü Hz. İsa (a.s.)’ın doğum gününün 1 Ocak olup olmadığı belli değildir.
24 Aralık ile 1 Ocak tarihleri arasında doğduğu kabul edilmektedir. Hıristiyanlar noel adı altında dans,içki,coşku,ağaç süsleme,ışıklandırma,kumar ve hindi kesme gibi çeşitli eğlencelerle bu geceyi kutlarlar.

Read the rest of this entry »

 
3 Comments

Posted by Aralık 22, 2009 in Diğer Konular

 

YILBAŞI ve MÜSLÜMANLAR

YILBAŞI ve MÜSLÜMANLAR
Yılbaşı Nedir?
31 Aralık gününü 1 Ocak gününe bağlayan gece yılbaşı gecesidir. Hıristiyanlar bu geceyi GÜYA Hz. İsa (a.s.)’ın doğum günü olarak kutlarlar. GÜYA dedik çünkü Hz. İsa (a.s.)’ın doğum gününün 1 Ocak olup olmadığı belli değildir.
24 Aralık ile 1 Ocak tarihleri arasında doğduğu kabul edilmektedir. Hıristiyanlar noel adı altında dans,içki,coşku,ağaç süsleme,ışıklandırma,kumar ve hindi kesme gibi çeşitli eğlencelerle bu geceyi kutlarlar.
Ey Müslüman Kardeşim, soruyorum sana, bir Peygamberin doğum gece içki,kumar,dans,zina gibi şeylerle kutlamak Allah’ın (c.c.) indirdiği hangi dine ve kitaba uygundur?
Ey Müslüman Kardeşim, dinimizde noel ve yılbaşı kutlamalarının hiçbir yeri yoktur. Hatta bir insan bugünü kutlama niyetiyle birine ufak bir hediye verse alsa dinden çıkar. O halde dini emirlerimizde ve milli örf ve geleneklerimizde hiçbir yeri olmayan noel ve yılbaşını Müslüm anım diyenler, niçin ve nasıl kutlayabilirler?

Ey Müslüman Kardeşim, bak Rabbimiz ne buyuruyor “ Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost edinirse oda onlardandır.” (Maide Suresi Ayet 51.)
Peygamberimiz (S.A.V.) (S.A.V.) (s.a.v. ) şöyle buyuruyor. "Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. Yahudilere de ve Hıristiyanlara da benzemeyin." (Tirmizi)
ve yine Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor. "Kim bir millete benzemeye çalışırsa oda onlardan olur"Ebu Davud)

Bir takım Müslümanlar yılbaşı gecesine özel hazırlık yaparak, biz bu hazırlığı Hıristiyanlara benzemek için yapmıyoruz diyorlar. Bunların hali şuna benzer, papazın biri kilisenin penceresinde güneşlenirken bir kuş gelip papazın elindeki bardakta bulunan şaraptan içmiş, sonra uçarak haça (istavroza) pislemiş. Bunu gören pa paz kızarak şöyle demiş; eğer Müslüman kuşuysan şarap içmez kiliseye girmezsin, yok eğer Hıristiyan kuşuysan haça (istavroza) niye pisledin..!! Ey Müslümanlar gavurların yılbaşıda ne işimiz var.
Hırsızlığın, adaletsizliğin ve zulmün kol gezdiği dünyada yaşıyoruz. Sırf Müslüman oldukları için Afganistan’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Lübnan’da ve Irak’ta bütün dünyanın gözleri önünde insanlar öldürüldü ve sen yılbaşı kutlarken orada Müslümanlar öldürülmeye devam edecek. Yılbaşı adetinin sahibi Hıristiyanlar geçen senelerde Bosna’lı Müslüman çocukları diri diri kıyma makinesinde çekerek köfte yapıp annelerine yedirdiler, diri diri çocukların gözlerin oydular, çocukların ve kadınların namuslarını kirlettiler. Ve daha nice vicdanın kabul etmediği türlü türlü işkencelerle Müslümanları inim inim inlettiler. Bunları unuttun mu? Bunlar Kanına Dokunmuyor mu? Ve halen Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de ve Çeçenistan’ da bu zulümlerine katliamlarına devam ediyorlar. Her taraf kan kokuyor. Ey Türkiye’li Müslüman Peygamberimize hakarete ediyorlar, Kur’an’ı ve Müslümanları yeryüzünden silmek istiyorlar. Bütün bunlar olurken sen kimin yılbaşısını kutlayacak ve eğelenceksin.
Onlar bize uyuyor mu? Neden biz hep onlara uyuyoruz? Onlar bizim dini ve milli bayramlarımızın hangisine uyuyor? Hiç Yahudi ve Hıristiyan veya bir ermeni gavuru Kurban Bayramında kurban keserken gördünüz mü? Ramazan Bayramını kutlarken gördünüz mü? Bizim Hicri Yılbaşımız olan Peygamber Efendimiz s.a.v.’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği, 1 Muharrem gününü kutluyorlar mı? Hayır.
Bir takım aydın geçinen kara cahiller Kur’an bizi idare edemez, bizi geri bıraktı 14 asır önce indirilmiş bir kitaba uymak gericiliktir, diyerek Dinden Çıkmış bir şekilde avaz avaz bağırırken, Yahudi ve Hıristiyanların yani Batı’nın izini takip etmeyi, onlara uymayı ilericilik sayanlar, şayet onların dediği gibi gericilik çağ dışılık kitabın 14 asır önce inidirilmiş oluşuysa bilsinler ki İncil 20 asır önce , Tevrat ta yaklaşık 30 asır önce indirilmiştir. Bunlarla beraber İncil ve Tavrat’ın yüzlerce farklı nüshaları yazılmış ve aslını bozmuşlardır. Kur’an-ı Kerim ise Allah’ın c.c. indirdiği gibi kelimesi kelimesine, harfi harfine değiştirilmeden bize kadar ulaşmıştır. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin Kur’an- Kerim bir nüshadır. Bu kadar düşmanı olduğu halde değiştirilememiştir. Bu gerçekler Kur’an’ın hak kitap olduğunun İncilin ise farklı nüshalar halinde aslı bozulmuş batıl (yanlış) kitap olduğuna yeterli bir delildir.
Not: Allah’ın indirdiği orijinal İncil ve Tavrat’a iman ettik fakat şu an Yahudi ve Hıristiyanların ellerindeki kitap aslı değildir bozulmuştur, değiştirilmiştir.

Ey Müslüman kardeşlerim; Niçin kafirlerin yılbaşısıyla ilgilenelim ki , Ne kadar yaşarsan yaşa öleceksin, ne kada r seversen sev ayrılacaksın. Görüyorsun ölüm, genç, yaşlı,amir,memur,fakir,zengin demeden hepimize geliyor. Öyleyse bu geçici hayatı ebedi ahrete tercih etmeyelim. Ebedi cennetlere girme imkanımız varken ebedi cehenneme sokacak işleri ve amelleri yapmayalım. Hangi tarafta daha çok kalmak istiyorsak oraya daha çok çalışalım İnşaAllah.
O gecede TV leri kapatıp o rezil kepaze görüntüleri izlemeyelim çevremizi , ailemizi ,komşularımızı, akraba ,eş dost ve arkadaşları uyaralım. İçimizdeki bu beyinzilerin işlediği haramlar günahlar yüzünden bizlere de bir bela müsibet gelmemesi için o gece Kur’an okuyalım, namaz kılıp dualar istigfarlar edelim.

 
5 Comments

Posted by Aralık 22, 2009 in İslam

 

Etiketler:

İtaatte edebi gözetmek‏

Allah Lafzı
İslamiyet insanlara ahlaki ve insani hususları gayet mantıki bir tarzda öğretirken, onları hiçbir zaman yapamayacakları işlere zorlamamıştır. Aksine, onlara iyi ve rahat yaşamak için birçok imkanlar tanımıştır. Allahü teâlâ, insanların rahat ve mesut yaşamasını istemekte ve bunun için de, insanların günah işlememesini emretmektedir. Zira Müslüman, kendisinin daima Allahü teâlânın huzurunda olduğuna inanır ve bu sebeple günah işlememeye, emredilenleri de yapmaya çalışır. Ebü’l-Berekat Hakkari hazretleri; “Edep, kulun, Allahü teâlâya karşı vazifelerini, vakitlerini nasıl değerlendireceğini, haramlardan nasıl korunacağını bilmesidir” buyurmuştur.

Namaz kılmak, Allahü teâlânın huzurunda durmak demektir. Namazda kalbin kötülüklerden temizleneceği, Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir. Zira kötülüklerden temizlenmemiş bir kalb ile, Allahü teâlânın huzuruna çıkılamaz. Namazın büyük ve önemli bir ibadet olduğu, şartlarının çokluğundan anlaşılmaktadır. Ayrıca, vacibleri, sünnetleri, müstehabları, mekruhları, müfsidleri de bunlara eklenirse, kulun Rabbinin huzurunda nasıl bulunması lazım geldiği daha iyi anlaşılır.

İnsan, aciz, güçsüz, zavallı bir mahluktur. Her nefeste, kendisini yaratan Allahü teâlâya muhtaçtır. Bunun için namaz kılmak, kul ile Rabbini ayıran ve kula haddini bildiren bir ibadettir. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
“Nice abdest alanlar vardır ki, abdesti güzel almaz ve nice namaz kılanlar vardır ki, hudu ve huşu ile kılmazlar. Eğer kendini karınca ısırmış olsa, namazı bırakıp o karınca ile meşgul olurlar. Halbuki Allahü teâlânın azametini bilenlerin, ellerini ve ayaklarını kesmiş olsalar hiç direnmezler. Zira onların ibadetleri Allahü teâlâ içindir. Allahü teâlânın huzurunda duran kimse, Onun heybet ve azametini bildiği, tefekkür ettiği kadar huşu eder, korkar. Hükümdarlardan birinin huzurunda bir kişiyi akrep sokar, o da sabreder, hükümdara hürmet için hiç hareket etmez. Ya heybet ve azamet sahibi olan Allahü teâlânın huzurunda duranın hali nasıl olmalıdır? Elbette Allahü teâlânın huzurunda, daha ziyade huzur ve huşu gerektirmektedir.”

Allahü teâlâya ve Onun Resulüne karşı edebi takınarak huzur ile ibadet edenler ve haramlardan sakınanlar, yüksek derecelere, cenâb-ı Hakkın rızasına kavuşurlar. Ebu Ali Dekkak hazretleri anlatır:

“Vezirin birisi bir gün hükümdarın huzurunda iken, orada bulunan hizmetçilerin birisinden bir ses duyar ve o tarafa bakar. Hükümdar da, vezirin kendisiyle ilgilenmeyip, başka bir yere baktığını görür. Vezir, bu durumu fark edince, o tarafa bakmasının, hükümdar tarafından yanlış anlaşılmaması için bakmasına devam eder. Vezir, bundan sonraki toplantılarda da, hükümdarın huzurunda bulunurken, hep bir yere bakar. Böylece hükümdar, vezirin bu halinin tabii olduğunu, edebde kusur etmediğini ve gözlerinde şaşılık bulunduğunu zanneder.

Edeb ve korkuda, kendisi gibi mahluk olan birisinin huzurunda, bu şekilde dikkatli olan bir kimsenin, kendisinin ve her şeyin sahibi, yaratanı olan Allahü teâlânın huzurunda nasıl durması gerektiğini, iyi düşünmesi lazımdır.”

Netice olarak insanın şerefi, kıymeti, ilmi ve edebi ile ölçülür. Allahü teâlâya karşı edebi gözetmeyen bir kimse, kullara karşı da edebli olamaz, onlara şefkat ve merhametle yaklaşamaz. Allahü teâlâya karşı edeb ise, Onun emirlerini yapmak ve yasak ettiklerinden de sakınmaktır. Zira edebi gözetmeyen, Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz.

 
7 Comments

Posted by Aralık 20, 2009 in Yazılarım

 

Etiketler:

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.