
| Çanakkale Savaşında Dünya’yı Yendik Biz Çanakkale Savaşında, bütün Dünya’yı yendik, Biz Çanakkale Savaşında kaçyüzbin şehit verdik, Biz Çanakkale Savaşında, Haçlıları, dize getirdik, Biz Çanakkale Savaşında, bütün Dünya’yı yendik. Eğer bilmiyorlarsa bilsinler, duysunlar bu gafiller, Ey Milletim üç, beş çapulcuya pabuç bırakmayın, Çanakkale Savaşı Türkiye Cumhuriyetini kurtardı, |
| Yusuf Önder Bahçeci |


gulayozturk
Mart 18, 2010 at 12:15 am
Çanakkale geçilmez!
Gazi olmuş her taşı kan ile toprakları
Arındığı mekândır Çanakkale geçilmez!
En kanlı ve en şanlı tarihin yaprakları
Barındığı mekândır Çanakkale geçilmez!
Kınalı kuzu gibi başa kına yakarak
Mermisi bile yokken süngüsünü takarak
Şehadet aşkı ile öne doğru çıkarak
Yüründüğü mekândır Çanakkale geçilmez!
Topa silaha karşı etten duvar örülüp
Mağrur düşman askeri bir bir yere serilip
İmanın karşısında bel kemiği kırılıp
Süründüğü mekândır Çanakkale geçilmez!
Şehadede koştular komutuyla atanın
Gönlümüze taht kurdu ruhları şühedanın
Kanları pahasına şan, şerefi vatanın
Korunduğu mekândır Çanakkale geçilmez!
Topları sindirmişti Ya Allah naraları
Gazi beziyle sardık alınan yaraları
Türkün destan yazdığı dünyanın karaları
Büründüğü mekândır Çanakkale geçilmez!
Türk askeri kürüdü binlerce kadavrayı
Ellerinin tersiyle teptiler palavrayı
Türke kefen biçenin sonunda paçavrayı
Sarındığı mekândır Çanakkale geçilmez!
Kurtarıldı bu vatan cesaretle imanla
Bu gün dünümüz gibi değişmeyiz zamanla
Şahane abidenin harcı irfanla, kanla
Karındığı mekândır Çanakkale geçilmez!
Mikdat Bal
gulayozturk
Mart 18, 2010 at 12:18 am
Kahraman Asker’e
Sen ne kutlu mekansın ey Çanakkale
Şehidin bu yurdu koruyor bugün bie
Sen ne ulu insansın ey Çanakkale şehidi
Hala kalbinde yaşıyorsun büyük tevhidi
Ey Çanakkale ey şehidimin mekanı
Kelimeler anlatmaya yetmez bu yüce destanı
Düşman güçlüydü toplar kurşunlar Çanakkaleye yağıyordu
Benim Mehmedim kalbinde iman taşıyordu
Yer maşer olmuş gökyüzü buna ağlıyordu
Şehadetler bütün yürekleri dağlıyordu
Belki bir dua bir rekat namaz yıkmıştı bu ateşten kafesi
Şehidim gülümseyerek vermişti son nefesi
Vatan vatan diyordu son sözünde
Belki düşmana bile bir mana vardı yüzünde
Zaferi vardı artık onun gençlik çağında
Şehidim bir yerlerde şimdicennet ocağında
Allah(c.c) sizler gibi bizlere de şehadeti nasib eylesin.
Yusuf Ziya Karataş(serdengeçti)
beyda
Mart 19, 2010 at 2:15 pm
Bir destanın adıdır Çanakkale
Ateşle imtihandır Çanakkale
Tarihte destandır Çanakkale
Düşmana mezardır Çanakkale
Türkün şerefidir bu Çanakkale
Kurşunların sevdası Çanakkale
Ateşe karşı imandır Çanakkale
Haçlıya ölümdür bu Çanakkale
Şehitlere mezardır Çanakkale
Yamyamlara derstir Çanakkale
Canavarlara derstir Çanakkale
En büyük destandır Çanakkale
Kınalı kuzuların yattığı yer Çanakkale
Seyit onbaşıların güçüdür Çanakkale
Yahya çavuşların savaşıdır Çanakkale
Türkün kaderini yazıldığı yer Çanakkale
Düşmana yol vermeyen sudur Çanakkale
Çelikten kaleyi yutan yerdir Çanakkale
Haçlıya tarihi büyük derstir Çanakkale
Türkün geçit vermez kalesidir Çanakkale
beyda
Mart 19, 2010 at 2:16 pm
Çanakkale Askeri
Adına binlerce destan yazılan
Yıllar sonra bir bir anılan
Toprağına taşına yazılan
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale
Adım adım koşan asker
Düşmanını yenen asker
Vatanını seven asker
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale
Tüm dünya’ya örnek asker
Komutanıyla yürek asker
Vatan millet diyen asker
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale
Çanakkale geçilir mi sandın
Topuna tüfeğine mi kandın
Türk’ü yenilir mi sandın
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale
Al bayrakla koşan asker
Ölüm emrini alan asker
Yaralı düşmanı saran asker
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale
Bu destan anlatılmaz yaşanır
Bu şehitler unutulmaz anılır
Koca Seyit Bismillah der kaldırır
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale
beyda
Mart 19, 2010 at 2:20 pm
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela…
Hani tauna da zuldür bu rezil istila…
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz …
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın… Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
MEHMET AKİF ERSOY (SAFAHAT KİTABINDAN)