RSS

Size Bakan Neyi Görüyor?

20 Nis

Rabia Suluk

Toplumda, genelde dinimizi, özelde bir grubu şahsımızda temsilederiz. Ne yazık ki onu temsil etmeye layık olsak da olmasak da“Müslümanım” diyen herkes bu görevi yüklenmiş oluyor. Bu nedenle “Bize bakan neyi görüyor?” sorusunu herkesin kendine sorması gerekiyor.


Her gün birileriyle karşılaşıyor ya da görüşüyor ve ister istemez bir etkileşim içine giriyoruz. İlişki kurduğumuz insanlar hakkında da belli kanaatler geliştiriyoruz. Dış görünüşünden, hal ve hareketlerine o kişi hakkında bir dizi yorum yapıyoruz. Fakat hiç düşünmüyoruz, “Acaba bizebakan neyi görüyor?” Hem kişisel, hem de toplumsal düzeyde çevremize belli mesajlar veririz. Bu nedenle insanın iç dünyası kadar dış görünüşü de önem arz eder. Yazın tatil için eşimle çıktığımız Avrupa turunda şahit olduklarımız, bu konuda bazı noktalara dikkatimizi çekti.

Gezimizin duraklarından biri, İsviçre’nin Zürih kentiydi. Bizi, orada iki akademisyen karşıladı. Otele yerleşip de namaz ve yemek için biryer sorunca, oradaki Müslümanların ihtiyaçlarının karşılanması için kiralanan bir yerden bahsettiler. Oldukça pahalı; sokakları, binaları temiz ve düzenli olan şehrin merkezinde bulunan, güzel mimarisi ile dikkat çeken bir binaya gittik. Ancak binanın içine girince doğrusu sükût-ı hayale uğradım. Dışı ne kadar düzgünse, içerisi o kadar berbattı. İlkel bir görüntü, kesif bir ayak kokusuyla karşılıyordu geleni.

Derme çatma ayakkabı rafları kir içindeydi. Yemek yenen küçük tabureli masalar, yerdeki halılar, abdest alınan lavabolar öylesine pisti ki bize ikram edilen döneri zoraki yedikten sonra, diğer öğünlerde dışarıda salatayla doymayı tercih ettik. Aynı şekilde saçsakal birbirine karışmış, pejmürde kıyafetli, yabani bakışlı Müslümanlar da beni ürkütmüştü. Onlar görünce Müslümanların haline ve onların üzerinden anlamlandırılan İslam adına çok üzülmüştüm. Oysa Efendimiz (s.a.v), “Temizlik imandandır buyuruyor.” Bu sözle iç ve ahlak temizliğinden bahsettiği kadar, dışımız ve bulunduğumuz mekânların temizliğine de önem verilmesi gerektiğini belirtiyor.

“Önce İslam’ı değil de Müslümanları tanısaydım, Müslüman olmazdım”

Sonradan eşimle yaptığımız değerlendirmede, Müslüman olan batılı şarkıcı Yusuf İslam’ın sözünü anmadan geçemedik. Şöyle diyordu: “Eğer İslam’ı değil de önce Müslümanları tanımış olsaydım, Müslüman olmazdım.” Hakikaten İslam hakkındaki ilk bilgilere, onu temsil eden Müslümanlar üzerinden ulaşılıyor; İslam, mensupları aracılığıyla tanınıyor. Yazık ki, genelde temsil edenler, temsil edilenlere uymuyor.Oysa İslam uyanı güzelliğe taşıyan mükemmellikte. Tüm kusurlar insanlara ait. Ancak bunu bizim dışımızdakiler bilmiyor.

Maalesef Müslümanlar pis ve dağınık olur diye acı bir yargı var. Hiç düşündük mü neden muhafazakâr insanlar tembel, kalitesiz, beceriksiz,güvenilmez tipler olarak lanse edilir? Çoğunun düşmanca duygulardan kaynaklı sıfatlar olduğunu farz etsek bile, yine de bu konuda ciddi bir özeleştiri yapmamız gerekiyor. Diğer yandan karanın üzerinde karaların belki hiçbir anlamı yok ama, beyaz bir zeminde küçücük bir nokta bile gözükür. Kimi ve neyi temsil ettiğimizin bilinciyle, giyim kuşamımıza,oturup kalkışımıza, konuşmamıza, ticaretimize, ahlâkımızdan,ibadetimize son derece titizlik gösterme zorunluluğumuz var.

“Müslümansa entelektüel olmaz, entelektüelse Müslüman olmaz zannediyorduk”

Toplumda, genelde İslam’ı, özelde bir grubu şahsımızda temsil ederiz.

Ne yazık ki onu temsil etmeye layık olsak da olmasak da “Müslümanım”diyen herkes bu görevi yüklenmiş oluyor. Özellikle, bir görevle bir topluluğun içine karışmışsanız orada bulunan insanlar, sizin üzerinizden grubunuzu ya da dindarlığı sorgular. Norveç’te kadınlar konulu bir toplantıda, Ümit Meriç’le konuştuktan sonra bir rahibe şunları söylüyor: “Biz, eğer bir insan Müslümansa entelektüel olmaz,entelektüel ise Müslüman olmaz zannediyorduk. Sizi gördükten sonra bunun bir peşin hüküm olduğunu anladık. Sizden ve Müslümanlardan özür dileriz.”

Bir söz vardır, “dağlarda bir ot olabilirsin ama oranın en güzel otusen olmalısın.” 

 İslam, insanlara her alanda iyi olanı ortaya koymayı emreder. Baştan savma hiçbir davranış ve ibadet hoş görülmez. “Allah;yaptığı işi güzel yapanı sever” hadis-i şerifiyle Efendimiz (s.a.v),Müslümanları her konuda iyi olmaya davet ediyor.
 Bırakın tembelliği,beceriksizliği, biz her ne yaparsak yapalım o konuda örnek olacak kadar iyi olmalıyız. Ayrıca Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki: “Sizin en hayırlınız, gördükleri zaman aziz ve celil olan Allah’ı hatırlatan kimselerdir…” Peki, bizler neyi hatırlatıyoruz?

Neden sufiliği yol edinenler cahil bilinir?

Şu hususu bir kez daha vurgulamada yarar var:

 Genel temsilin dışında aynı zamanda herkes, mensubu bulunduğu topluluğun temsilcisidir. Bizzat temsil makamında olanların ise her Müslümandan daha fazla titiz olması gerekir.
Çünkü onun en küçük yanlış hareketi, temsil ettiği tüm sistemive mensuplarını onarılması mümkün olmayacak bir düzeyde olumsuz etkiler. Şu soruyu da özelde sormak gerekiyor:
Neden sufiliği yoledinenler cahil bilinir? Bizzat, “Siz, toplumun üst katmanlarına,eğitimli, elit kesimine uygun değilsiniz” sözlerini işitmiş biri olarak sormak isterim, acaba nerede hata yapıyoruz? O etiketleri alma noktasında kendimiz ne kadar etkili olduk acaba? Ve o etiketlerle kimlere hitap edip örnek olabiliriz? Kim tasavvufu bizim üzerimizden sevip, ona yakınlaşabilir?

Müslümanlığı yeniden keşfetmemiz ve yeniden öğrenerek hayatımıza uygulamamız gerekiyor. Öncelikle kendimiz değişmeliyiz, model olmalıyız. Böylece  fert fert olacak o değişimin halkalarından biri oluruz.

Son olarak bir kez daha hatırlamakta yarar var:

 İslam’ı, gerçek dindarlığı tanımayanlara kötü örnekler oluşturmayalım. Onu,“kâl”imizden ziyade “hâl”imizle anlatalım.
 Niteliği, güveni, huzuru,iyiliği kısacası, Müslüman kimliğini taşıyalım. İslam’a layık güzellik ve kalitede müminler ve kişilikler sunalım.
Bizi gören Allah’ıhatırlasın, İslam’ı ve Müslümanları güzellikle ansın. Özetle tüm muhafazakâr ve dindar kişilere önemli bir görev düşüyor:
Çirkin sıfatlardan kurtulmak, sicilimizi temsil ettiğimiz mükemmelliğe uydurmak. Böyle olan müminlere ihtiyacımız var, kapı komşumuzdan tutun tüm dünyaya kadar!
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ”

 
Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)
 
3 Comments

Posted by Nisan 20, 2010 in makale

 

Etiketler:

3 Responses to Size Bakan Neyi Görüyor?

  1. gulayozturk

    Nisan 20, 2010 at 10:14 pm

    insanoğlunun,Adem (a.s)ile başlayan dünya üzerindeki hayatı,kıyametin kopmasını ile sona erecektır..
    Allahu Teala,dünya hayatının son diliminde yaşayan insanlara son uyarıcısı göndermiştir..

    O,son uyarıcı Hazret Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)Efendimizin üzerinde durduğu konuların bir tanesi,müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde olmaları ve başlarında büyüklerini itaat etmeleridir…

    Yüce Rabbimiz..
    -”ey iman edenler..! Allah’dan O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin..Hep birlikte Allahın ipine sımsıkı yapışın,sakın parçalanıp ayrılmayın”buyurmuştur..(Al-i İmran.102,103 )

    “Allahın ipi “islam,Kur’an,Peygamber,Peygamber varisi imamlar,Alimler şekilde tefsir edilmiştir…
    Hazret Peygamber zamanında ,O’nun etrafında toplandı müslümanlar…
    O’nun elinde tutup,bey’at yaptılar ve O’na itaat ettiler…

    Çünkü Yüce Mevlamız buyuruyor ki..
    ” Allah’a ve Rasulüne itaat ediniz..! ” (Al-i İmran ,32 )..

    İtaat,severek ve inanarak söylenenleri kabul etmek,ve güçü yettiğince söylediği şekilde hareket etmek…
    Bir müslüman ölümüne kadar itaat etmekle sorumludur..
    İslam itaat dinidir..
    Kulluğun tadını ancak itaat ahlakıyla elde edilir..

    Bir müslüman ,Allah’a ,Rasulüne ve başındaki Peygamberin varisleri olan Alimlere itaat halinde bulunursa,bütün gününü ve gecesini ibadetle geçirmiş sevap alır…

    Çünkü,bu konuda Allah’ın emrine her an itaat halinde bulunmaktadır..

    “Kim itaatten çıkar ve cemaatten ayrılır da sonra ölürse,cahiliyet ölümü üzere ölür. “buyuruyor Peygamberimiz..
    Bu hadi-İ Şeriften anliyoruz ki,müslümanın diğer müslümanlarla birlik ve beraberlik içerisinde ve önlerinde bulunan imamlarına ve Alimlere itaat üzere yaşamalarını emretmektedir..

    Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem )şeytanın her an mü’min avında olduğu,tek başına kalan kimsenin kalbine ve imanına sardırdığını haber veriyor…
    Ve ,sığınılacak kaleyi gösteriyor..

    “Allah yolunda Allah rızası için cemaat olun.Yoksa şeytana yem olursunuz,İman selameti ile ölmek ve Cennete girmek isteyen kimse cemaata sarılsın.. ”

    Evet dostlar,bir kimse yaptığı işlerde Allah rızasını hedefe alır,ve beraber olduğu cemaate sımsıkı sarılırsa,onun kalbine şeytan taht kurmaz ..

    Şeytanlaşmiş insanlar da O’nu (c.c.)yolundan ayıramaz.
    Çünkü,onun destekçisi Allahu Teala’dır..

    Mevla ile kalın dostlar

     
  2. gulayozturk

    Nisan 20, 2010 at 10:15 pm

    Abdullah İbni Ömer radyallahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    “Herhangi bir millete benzeyen, onlardandır.”
    (Ebû Davud, Libas 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 50)

    - Hem şer’î, hem aklî
    Her toplumun, kendine has günlük hayatı yaşama biçimi, âdet ve gelenekleri, millî özellikleri vardır. Aynı Peygambere inanan ve ümmet adını alan geniş insan topluluklarının da aynı imanı paylaşmaktan doğan kendilerine özgü bir takım anlayış ve uygulama şekilleri elbette olacaktır. Hatta aynı cinsten ibâdetlerle mükellefiyet gibi ümmetler arasında ortak bazı noktalar bile bulunacaktır, bulunmaktadır.

    Yükümlülüklerin cinsi aynı da olsa ayrı da olsa, her ümmetin uygulama biçimi, yaşama tarzı, değer ölçüleri, ahlak krıterleri mutlaka değişiklik arzedecektir. En son ümmetin, kendinden öncekilerden üstün ve örnek nitelikte olması, hem şer’î hem de aklî bir gerektir. Muhammed (s.a.v.) ümmeti işte bu konumdadır.

    - Müslümanca yaşama sorumluluğu
    İslâm ümmeti, bu imtiyaz ve toplumlararası tesir-teessür (etki-tepki) olgusu karşısında kendine ait yeri korumak görevindedir. Müslümanlar başlangıçta, önce müşrik hayat düzenine ve geleneklerine karşı, daha sonra da Medine’de ehl-i kitab’ın etkilerine karşı büyük bir gayret ve uyanıklıkla, Allah ve Resülü tarafından öğretilen uygulama biçimlerini yaşama savaşı vermişler ve bunda başarılı olmuşlardır.
    Artık her şeyin en güzeli, insan fıtratına en uygun şekli, Allah katında en makbul biçimi yaşanacak, uydurmalar ve şirk kültürünün kalıntıları, müslümanların bilinçli yaşayışlarıyla ortadan teker teker kalkacaktı. İşte o günlerden bu yana, başka ümmetlere benzememek bütün müslümanların dikkatle izledikleri bir genel yaşama prensibi olmuştur.

    - İslâm ümmeti kendine benzer
    Hadisimizin çizdiği genel çerçeve ve belirlediği umûmî prensip, kâfir ve müşriklere benzememenin ötesinde ehl-i kitaba da benzememeyi, İslâm ümmetinin apayrı bir hüviyetinin olduğunu açıkça ilan etmektedir. Günümüz gerçekleri karşısında böyle bir prensibin, milletlerin milli kimlikleri ve ümmetlerin dini kişilikleri açısından ne kadar önemli olduğu pek açık bir şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır.

    Yüce kitabımız daha ilk sûrede yahûdîleri, “gazaba uğramışlar”; hristiyanları da “sapıklar” (el-Fatiha (1), 7) diye tanıtmaktadır. Bu sebeple onlara benzemeye kalkmak, bu hükümlerde de onlara ortak olmaya rızâ göstermek anlamını taşır. Halbuki İslâm, yahûdî ve hristiyanların bile bile değiştirdikleri, bazı ilâve ve çıkarmalarla aslî hüviyetinden uzaklaştırdıkları ilâhî çağrının en mükemmel şekilde yeniden sistemleştirilmesidir. Müslümanlar da bu yeni ve mükemmel şekli yaşamak ve bütün insanlığa örnek olmak durumundadırlar.

    - Benzeme yönüne göre
    Hadisimiz, müslümanların bu nâzik ve çok ciddi durumlarını belirlemekte ve öteki ümmetlere benzememe konusunda genel bir kâide olarak, başkalarına benzeyenlerin, benzeme yönlerine göre, benzedikleri millet hükmünü alacaklarını bildirmektedir.

    Kabul etmek gerekir ki, en büyük tehlike inançta başkalarına benzemektir. Ancak şeklî benzeme de tehlikelidir. Çünkü benzeme, taklid edilenlerin bütün değerleriyle benimsenmesine ve onlara tam bir uydu olmaya kadar uzanır. Nitekim bu husus bir başka hadîs-i şerîfte, “Siz, sizden öncekilere karış karış, adım adım uyacaksınız. O kadar ki, şâyet onlar bir keler deliğine girecek olsalar, siz de onların peşinden oraya gireceksiniz…” (Buhârî, İ’tisâm 9) diye tesbit edilmiş bulunmaktadır. Tabiidir ki böylesi bir durum, benzeyenlerin sonu demektir.

    “Ey inananlar, eğer kâfire itaat ederseniz, sizi ökçeleriniz üzerinde gerisin geri küfre çevirirler.” (Al-i İmrân (3) 149)

    “Ey inananlar, eğer kendilerine kitap verilenlerden (herhangi) bir grubauyacak olursanız, sizi imandan sonra küfre döndürürler.” (Al-i İmrân (3), 100)

    Açıkça görüldüğü gibi bu âyetler, başkalarını taklidin sonunda köklü ve itikâdî değişim yani bozulma ve sapıklığın bulunduğunu haber vermektedir. O halde en mükemmel dine sahip olan müslümanların, kendi özellikleri içinde kalmaları, hem en ciddi kimlik görevleri ve hem de en vazgeçilmez haklarıdır.

    Başkalarına benzememek İslâm’da pek büyük önem arzetmekte ve çok geniş bir yer tutmaktadır. Hz. Peygamber, çoğu kere ehl-i kitaba, mecûsîlere veya kâfirlere benzememeyi, nehiy gerekçesi olarak göstermiştir. Bu arada bazı hadislerde de Şeytan’ın aynı şekilde nehy (yasak) gerekçesi yapıldığını hatırlarsak, başkalarına benzemeye kalkışmanın ne ölçüde sakıncalı bir davranış olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Bu konuda yüce kitabımızın şu ikazı ne kadar anlamlıdır:

    “Mü’minler, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onlar üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı. Çoğu yoldan çıkmış kimselerdi…” (el-Hadid (57), 16)

    Bir başka âyette açıkça “Sizden kim onlara yönelir, onları dost edinirse, onlardandır” (el-Maide (5), 51) hükmü yer almış bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz ise bir hadîs-i şerîflerinde “Bizden başkasına benzeyen bizden değildir” (Tirmizi, İsti’zan 7) buyurmaktadır.

    Buraya kadar zikrettiğimiz âyet ve hadisler, İslâm ümmetinin günlük yaşayışında başkalarına benzemekten azamî ölçüde sakınmasını, kaçınmasını gerekli kılmaktadır. Burada hemen işâret edelim ki, belli bir milletin ya da ümmetin alâmet-i fârıkası (şiârı) olmayan ya da bu özelliğini kaybetmiş olan şekil ve konularda başkalarına benzemek hüküm ve sonuç açısından daha hafif ve daha az tehlikelidir. Ancak bu noktada da asıl hedef, bize ait özelliklerin ve güzelliklerin yaygınlaştırılıması olmalıdır.

    Öte yandan başkalarına benzememe konusundaki yasak, bilim ve teknikle ilgili konuları kapsamamaktadır. Bu konularda en ileri ve güncel gelişmeleri takip etmek, daha ileri atılımlar gerçekleştirmek ümmetin bir başka ve önemli görevidir.

    Unutulmamalıdır ki, ümmet-i Muhammed’in kendi özellikleri içinde varlığının, gücünün ve üstünlüklerinin hâkimiyeti, günlük hayatın, İslâm’a yabancı unsur ve propagandaların olumsuz etkisinden uzak tutulmasıyla sağlanabilecektir.

    En mükemmel dine ve en doğru yola sahip olmanın haklı güveni ve derin sorumluluğu içinde inançlarımızın hayata yansıması demek olan İslâmî âdet ve geleneklerin ümmet-i Muhammed tarafından korunması, “tutuculuk ve çağdışılık” suçlamalarına rağmen, bu ümmetin mutlu geleceğinin başlıca teminatıdır. Çağdaşlığı, her konuda ilkesizlik olarak anlayan ve uygulayanlar, bu soylu düşünce ve tavrı anlamakta elbette güçlük çekeceklerdir.

    Yarınlara kendisi olarak ulaşmak her millet ve ümmet için en büyük görev ve bahtiyârlıktır.

    Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, Hadislerle Gerçekler, 126-129 Derleyen: İbrahim Gülle

     
  3. çok güzel

    Nisan 23, 2010 at 8:14 am

    çok güzel arkadaş yayınlamışsınız elinize sağlık syglr

     

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.