RSS

Namaz! Dinimizin direği.

30 Nis

Hamd âlemlerin Rabbine salat ve selam onun Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem)’e ve onun âline ve ashabınadır. Namaz gibi büyük bir ibadeti kullarına farz kılarak onları huzuruna kabul eden Allah’a hamd olsun! Namazı, müminlerin miracı, salihleri n göz nuru ve kalp huzuru kılan Yüce Allah’a hamd olsun!


Namaz! Dinimizin direği. Şahadet kelimesin den sonra islamın en önemli rüknü… Edâsı cennetin anahtarı, ebedî kurtuluş ve saâdet… Günahların kefareti. .. Rabbin rızası… Terki ise Rabbin gazabı. Namaz kulluğun en büyük ifadesidi r. Diğer bütün ibâdetlerin kabûlünün kendisine bağlı olduğu büyük bir ibâdettir.
İSLAMDA NAMAZIN YERİ
Namaz, ibadeti çok eski zamanlard an beri bilinen bir ibâdettir. Bu ibâdet bütün semâvi dinlerce farz kılınmıştır.

İslam dini namaz ibâdetine çok büyük bir önem vermiştir. Namaz ibadetini n önemi Kur’an ve sünnette yer alan emirlerle vurgulana rak kulların onu asla terk etmemeler i konusun da uyarılmışlardır.

v Namaz dinin direğidir.
v Namaz cennetin anahtarıdır.
v Namaz amellerin en hayırlısıdır.
v Namaz, kıyamet günü kişinin ilk önce hesaba çekileceği ibadettir .
Allah bütün Peygamber lerine ve gönderildikleri kavimlere namaz ibadetini farz kılmış peygamber lerin sonuncusu olan Hz Peygamber imize de bu emri şu şekilde vermiştir:

“Kitaptan sana vahyedile ni oku, namazı kıl.”

v Felaha erecek olan mümin kulların en büyük özelliklerinden biri de namazı huşu içinde eda etmektir.

“Müminler felaha ermişlerdir. Onlar ki huşu içinde namazlarını kılarlar…”(Mu’minun:1-2)

v Savaşta, barışta, hastalıkta, sağlıkta, korkuda, emniyette, yolcu olduğumuz veya olmadığımız durumlard a, -hasılı durum ve şartlar ne olursa olsun- namazı edâ etmek her müslümanın üzerine farzdır. Namaz kılmak içinde bulunduğu durum ve şartlara göre kolaylaştırılmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:
“Şâyet korku içindeyseniz yürüyerek veya binek üzerinde (namazınızı eda ediniz”
v Savaş ve korku halinde yürürken veya koşarken rükû ve secde yapmadan da namaz kılınabilir. Böyle durumlard a kıbleye dönmek farz değildir.
Allahu Teâlâ şöyle buyurmakt adır:

“Doğu da Allah’ındır batı da. Nereye yönelirseniz onun yüzüne yönelmiş olursunuz .” (Bakara :115)
Allahu Teâlâ namazını vaktin çıkıncaya kadar tehir ederek bu konuda gaflet gösterenleri çok şiddetli bir şekilde uyarmıştır.
“O namaz kılanlara yazıklar olsun. Onlar ki namazları konusunda gaflet içindedirler..” (Maun:4-5)

NAMAZIN FAZİLETİ
Namaz kılmak islamın şartlarından ikincisid ir ve iki şahadetten sonra en önemli şarttır.
Başka bir âyette Allahu Teâlâ şöyle buyurur:
“Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında huşu içindedirler.” (Mu’minun:1-2)
Namaz, kul ile Rabbi arasında bir bağdır. Allah’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

“Sizden biri namazında Allah’a yalvardığında; Yüce Allah bir kutsi hadiste beyan edildiği üzere şöyle buyurur: Namazı kendim ile kulum arasında ikiye ayırdım, kuluma dilediğini veririm; kulum “El-hamdü lillahi Rabbi’l- âlemin” dediğinde “Kulum bana hamd etti” derim. Kulum, “Er-Rahmanirrahim” dediğinde; kulum beni övdü derim. Kulum, “Maliki yevmiddîn” dediğinde; kulum beni yüceltti” derim. Kulum, “İyyake na’budü ve iyyake nestaîn” dediğinde, derim ki; bu kulumla benim aramdadır, kulumun istediği kabuldür. Kulum, “İhdina s’sırada l’müstagîm, sıradallezine en’amte aleyhim, ğayrilmadûbi aleyhim veladdâlîn” dediğinde; bu kulum içindir ve kulumun isteği kabuldür derim.” [1]

Namaz ibadetler in bahçesidir. Onda her türlü ibâdeti görmek mümkündür. Namaz insanın başı daraldığında ona yardımcı olur, her türlü kötülük ve ahlaksızlıklardan insanı alıkoyar. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:
“Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin.” (Bakara:153)
Başka bir âyette şöyle buyurulur:
“Sana Rabbinden vahyedile ni oku ve namazı kıl, muhakkak ki namaz bütün fahişeliklerden ve kötülüklerden korur.” (Ankebut:45)
Namaz, müminlerin kalplerin in huzuru gözlerinin nûrudur. Peygamber imiz (Sallallah u Aleyhi ve Sellem söyle buyurmakt adır:
“Namaz gözümün nuru kılındı.” [2]
Namaz hataları siler günahlara kefaret olur. Allah’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

“İçinizden birinin evinin önünde bir nehir olsa da günde beş defa burada yıkansa onda bir kir kalır mı? Dediler ki: Onda hiç bir kir kalmaz. Dedi ki: İşte aynı bu şekilde Allah, beş vakit namaz ile kişinin hatalarını siler götürür.” [3]

Başka bir hadiste Allah’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:
“Beş vakit namaz kendi vakitleri arasında meydana gelen günahlara ve iki Cuma da ikisi arasındaki vakitler içinde meydana gelen günahlara kefâret olurlar.” [4]
İbn-i Ömer’in Allah’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem)’den rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulur:
“Cemaatle kılınan namaz fert olarak kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletli dir.” [5]
İbn-i Mesud (Allah ondan razı olsun) şöyle der: Kim ki müslüman olarak yarın Allah’ın huzuruna çıkmak isterse (mahşerde onlarla çağrılacağı) şu namazlarını gereği gibi kılsın. Allah sizin Peygamber inize hidâyet yolları (sünnetleri) tayin etmiştir, işte bu namazlar hidayet yollarındandır . Şayet siz şu geri kalan gibi namazlarınızı evinizde kılarsanız peygamber inizin sünnetini terk etiniz demektir ve şayet Peygamber inizin sünnetini terk ederseniz dalalete düşersiniz. İçinizden biri temizleni r (abdest alır) ve bunu en güzel bir şekilde yapar da daha sonra mescitler den birine namaz kılmaya giderse Allah onun attığı her adım için bir sevap yazar, derecesin i yükseltir ve günahlarını siler. Bizim içimizde ancak nifakları belli olanlar (cemaatle kılınan) namazdan geri kalırlardı. İçimizde öyle kişiler vardı ki ancak iki kişiye yaslanmak suretiyle namaza dursa da (cemaatle kılınan) namazdan geri kalmazlar dı.” [6]
NAMAZI TERK ETMENİN HÜKMÜ
Namaz terk etmenin hükmü konusunda çok eskiye dayanan kuvvetli bir ihtilaf vardır. Ahmed Bin Hanbel şöyle der: “Namazını terk eden kişi islam dininden çıkartan bir küfür ile küfre girer. Tevbe edip namaza başlamadığı takdirde öldürülür. İmamı Ebu Hanîfe, İmamı Şafii ve İmamı Malik namazını terk edenin fâsık olacağını fakat kafir sayılmayacağını ifade etmişlerdir. Daha sonra bu alimler kendi aralarında namaz kılmayanın cezası konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. İmamı Malik ve Şafii namazı terk edenin had cezasına çaptırılarak öldürüleceğini söylemişlerdir. Ebu Hanife böyle bir kişinin had cezasına çarptırılacağını fakat öldürülmeyeceğini ifade etmiştir.
Şeyh Muhammed Bin Useymin (r.a.) “Namazı Terk etmenin Hükmü” adlı eserinde namazı terk etmenin islam milletind en çıkaran küfür olduğunu bildirere k bu konuda kitabı ve sünneti hakem tayin etmenin gerekliliğini vurgulama ktadır. Onun bu konu ile sunmuş olduğu delilleri n bir kısmını sizlere aktaralım. Kuranı Kerimden sunduğu delillerd en bazıları şunlardır:

“Şayet namazı kılar, zekatı verirsele r onlar sizin kardeşlerinizdir.” (Tevbe:11)

Bu ayette müşriklerle aramızda kardeşlik olabilmes i için onların şirkten tevbe etmeleri gerektiğini, namazı kılmaları gerektiğini ve zekâtı vermeleri gerektiğini şart koşmuştur.
“Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar, nefisleri nin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekeceklerdir. Ancak tevbe ederek iman edip salih amel işleyenler cennete girecekle r ve en ufak bir şekilde dahi olsa bir zulme uğramayacaklardır.” (Meryem:59-60)
Bu âyette namazı terk edip şehvet bataklığına batanların felaha ermeleri için tevbe edip iman etmeleri gerektiği bildirilm ektedir. Onlar bu üç şartı yerine getirmedi kçe kardeşimiz olamazlar .
SÜNNETTEN BAZI DELİLLER:
1. Cabir Bin Abdullah Allah’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem)’ den şöyle buyurur:

“Kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır.” [7]

2. Büreyde Bin Husayb (Radıyellahü Anhü) Allah’ın Resûlü (Sallallah u Aleyhi ve Sellem)’den şöyle buyurur:
“Bizim ile onlar arasındaki sözleşme namazdır kim namazı terk ederse küfre düşmüştür.” [8]
Buradaki adı geçen küfür dinden çıkartan küfürdür. Zira namaz mümin ile kâfir arasında bir ayraç kılınmıştır.
[1] Müslim rivayet etmiştir.
[2] Ahmed ve En-Nesaî
[3] Buhari ve Müslim.
[4] Müslim.
[5] Buhari ve Müslim.
[6] Müslim.
[7] Müslim. İman kitabı.

[8] Ahmed, Ebu Davud, Et-Tirmizi, En-Nesaî, İbn-i Mace.

 
2 Comments

Posted by Nisan 30, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

2 Responses to Namaz! Dinimizin direği.

  1. beyda

    Mayıs 3, 2010 at 11:37 am

    İnsanlar, kısacık bir süre mutluluk gibi görünen gafletin faturasını, iki dünyada da çok ağır öderler.

    Bu dünyada, pişmanlığın karabasan gibi üstlerine çöküşü ile ruhun bunalması sonucu, kalplerine çöreklenen iç sıkıntısını, günahın ağırlığının omuzlarına olanca gücüyle yüklenişini hissederler. Oysa ilk zamanlarda nefislerine hoş gelen ilişki, bir süre sonra monotonlaşmaya başlar, daha sonra da bıkkınlık haline gelir. Hele, terazinin iki kefesi birbirini dengeleyemiyorsa…

    Günahtan uzak duramayan, ibadetlerinden uzak kalır. Ara sıra ibadete yönelirse de, ondan gereken zevk ve mutluluğu alamadığı için tekrar bırakır. Allah’ın huzuruna hakkıyla çıkamaz. Ezilir büzülür, o huzura kendini layık göremez. Çünkü günahla ibadet bir yerde duramaz. Hakkıyla ibadet edebilmek için tövbe gerekir. Ancak tövbe ettiğinde, tüm hücrelerine kadar huzur, mutluluk ve temizlik duygusu yayılır. İşte o zaman namaz, namaz; oruç, oruç; zikir tam anlamıyla zikir olur. Aptes de arınmayı hissedebilmek içindir, temizlenmek için değil… Öyle olsaydı, teyemmüm olmazdı.

    Dünya hayatında haram ağır basınca, beden ikiye bölünür. Ruh ikiye bölünür. Nereye intibak edeceğini şaşırır insan. İkili oynamaktan yorulur, sonunda bir tarafa resti çekiverir. Çocuk, eş, dost, akraba, çevre… Genelde eş tercih edilir, diğeri gider. Aile kutsaldır, vefa ve acıma duygusu vardır.

    Kaç yola sapılır, hayat yolunda! Kaç çıkmaz sokağa girilip dönülür! Yol aranır, yoldan habersiz. Yol ararken yol biter, ölüm gafletteyken geliverir.

    Kul, kula vesile… Bilen bilmeyene iletecek yasakları, yaşamın karanlık tarafının zararlarını aktaracak.

    Yanlış yapmamak da marifet değil.

    Marifet; bile bile yanlışta kalmamak, ısrarcı olmamak, kurtulabilmek ve arınabilmek…

     
  2. beyda

    Mayıs 3, 2010 at 11:38 am

    Hani salat demiştin ya…
    Hani dua demiştin…
    Hani huzur demiştin sonra…
    Hani yakînlik olmuştu halim…

    Rabbim, Rabbim!
    Rabbim diyebilmek Sana,
    Nimetlerin en güzeli bana.

    Rabbim ikrar etmeye geldim.
    Hani arkama alıp tüm dünyayı sadece Sana dönmüştü yüzüm. Hani güzelleri terk edip en güzele yönelmiştim. “Allahu Ekber” birliğini ikrar etmiştim sonra, çoklukların karmaşasından sıyrılıp. Hani Senin, eksiklerden uzak olduğunu kabul edip, sadece senden isteyeceğimi söylemiştim. Ve bana öğrettiğin gibi istemiştim senden “Muttakilerin yoluna, gazaba uğramışların değil.” Rabbim yine filler var dünyada, benim etrafımda da yeni filler. Eğer sen duamı kabul edersen ki kabul etmeyi vaad ettin, bana yaklaşamaz cehiller.

    Rabbim kabul etmeye geldim.
    “Sen Azimsin, Senden başka yok azim” deyip eğilerek önünde, önünde eğilecek tek varlığın Sen olduğunu kabul etmeye geldim. Hangi varlık var ki senden başka önünde eğilenleri ezmeyen. Önünde eğilmemi, merhametine vesile kılan tek varlıksın Sen. Rabbim “Subhane Rabbiyel azim”sin Sen.

    Rabbim şükretmeye geldim.

    Hani değersiz hamdlerimi kabul edip onlara değer verdin ya ben bile değer vermeyecekken. Rabbim işte bu yüzden “ümme rabbena ve lekelhamd”sin Sen. (Ey Rabbimiz ezelden ebede, dil ile, kalb ile ve hal ile olmuş ve olacak tüm hamdüsena (gönülden isteyerek yapılan en güzel şekilde övmeler) senin Mukaddes zatına (Hâmid ve Mahmûd olan mukaddes zatına) mahsustur)

    Rabbim kul olmaya geldim.

    Secdenin karanlığında cennet aydınlığı yaşar ya insan. Hani kapandıkça secdeye kanatlanır ya yedi kat semaya ve hani katlar birer birer azalırken çıkar ya ruh bedenden. Rabbim ben ruhumun, bu dünyada buluşabileceği en güzel buluşmayı yaşayabilmesi için geldim. Ben kul olmaya geldim Sübhane Rabbiyel’alâ. Seni misilsiz ve benzersiz padişah kabul etmeye, Seni Rab kabul etmeye geldim.

    Rabbim ben selam almaya geldim.
    “Esselamu aleyna ve ala ibadillahissalihin” (bize ve ‘ın Salih kullarına selam olsun) selamını alan selamet bulur ya hani ve hani selamette olan Seni bulur ya. Rabbim ben Seni bulmaya geldim.

    Rabbim ben muhabbet etmeye geldim.
    Tüm dünya kelamlarını unutup Seninle buluşmaya, Seninle dertleşmeye, Senden istemeye geldim. Sana olan şükür ve hamdlerimi sunmaya geldim. Özlemimi gidermeye ve Rabbim olur ya belki layık kılmışsındır diye, ben Seninle kavuşma ihtimalimin olduğu o “an”ı yakalamaya geldim.
    Secde makamında

    Rabbim!
    Bir secde nasip et bana,
    Nefsinden ve dünyadan uzakta,
    Varlığın hiçlik, hiçliğin ise asl olduğu,
    Dünyanın yıkıldığı, yıkıntıların ise cennet olduğu…

    Rabbim!
    Bir nefes nasip et bana,
    Lailahe illallah makamında.
    Ve layıksam şayet,
    Son anım secde makamında,

    Dilimde;
    Subhane rabbiyel a’la,
    Subhane rabbiyel a’la,
    Subhane rabbiyel a’la

     

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.