
Sabrın ne olduğunu bilmiyoruz.
Onun, başa gelen sıkıntılara katlanmaktan ibaret olduğunu sanıyoruz. Halbuki sabır, acılara, felaketlere tahammül etmekten ibaret değildir.
Sabır, bütün hayatı kucaklayan bir şeydir. Mesela savaşın zorluklarına katlanarak düşmanı yenip zafer kazanmak, ancak sabırla mümkündür. Ama biz bu yiğitliğe sabır demeyiz ona kahramanlık deriz, şecaat deriz.
Öte yandan nefsimiz zevkü safa içinde yaşamak ister. Fakat biz bu isteklere karşı direnir, sabrederiz.Ama biz bu direnişe sabır değil, zühd adını veririz. Nefsimiz yasak zevkleri de çok sever.
Fakat din bu zevkleri yasakladığı için ona da direniriz.
Ama bu direnişe de sabır değil iffet deriz. Bir de öfke vardır baldan tatlı olan öfke.
Öfkeye hâkim olmak zor iştir.Biz öfkesini frenleyen yiğitlerin bu sabrına hilim deriz. Sabır dediğimiz faziletler bunlardan da ibaret değildir. Biri bize sırrını emanet eder.
Zaman olur o sırrı saklamak içimizi yakar. Onu biriyle paylaşmak isteriz..
Ama bize düşen, kalbini sır kabristanı yaparak o emaneti korumaktır.Demekki sır saklamak da bir sabır işidir. Tok gözlü olmak, aza kanaat etmek de gücünü sabırdan alır.Nefsin daha çok yiyip içme isteğine karşıkoymak da bir sabır işidir. Görüldüğü gibi, Müslümanca yaşayabilmek için, Nefsin sayısız istediğini frenlemek, onlara direnip sabretmek gerekir. Sabretmeden mükemmele erişmek mümkün değildir. Ne mutlu sabır sayesinde hedefine ulaşan yiğitlere, zahidlere, namus ve iffetiyle yaşayanlara, hilim sahiplerine, sır saklamasını bilenlere, aza kanaat edenlere,
Selam olsun onlara..Allah c.c. rızasi için sabredenlere..








