RSS

Aylık Arşiv: Temmuz 2010

Îmân edenler, dünyâda,, belâ çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlayamazlar

İnsanların, sıhhatli, sağlam, rahat, neşeli yaşamalarına ve âhirette sonsuz saâdete kavuşmalarına sebep olan faydalı şeylere ni’met denir. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, kullarına lâzım olan bütün ni’metleri yarattı ve bunların nasıl kullanılacağını da, Peygamberlerle gönderdiği kitâplarında bildirdi. Müslümân olsun, kâfir olsun, herhangi bir insan, bu kitâplara uygun yaşarsa, dünyâda râhat ve huzûr içinde olur. Îmân ederek bunlara uyarsa, dünyâda rahat ettiği gibi, âhirette de ebedi saâdete kavuşur.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Temmuz 23, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

Allah gafurdur rahimdir.Biz ancak onun affını ümit ederiz” diyerek aldanırlar!!!

Allah gafurdur rahimdir.Biz ancak onun affını ümit ederiz” diyerek aldanırlar!!!

Mü’min iki kısımdır.Birincisi;itaatkar olan yani;Allah’u Zülcelalin emir ve yasaklarına tam manası ile uyan mü’minler.Diğeride Asi mü’minler, yani;Allah’u Zülcelalin amir ve yasaklarına uymayanlar

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Temmuz 23, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

büyük bir yitiğimiz de var.. Sevgi, muhabbet, samimiyet. Sevginin tadını doyasıya yaşamış Mevlanamız da öyle söylemiyor mu?

Sevmek, sevgiyle yaşayabilmek; ömrümüz boyunca sahib olduğumuz cevherlerdir.

Sevgi etrafındakiler için aydınlatan bir ışık, yıkayıp arındıran bir Rahmet, besleyip büyüten bir gıda, kazandırıp zengin eden bir sermaye demektir. Sevgi; ilahi bir tılsımdır.

Girdiği her yere inanmayı, güvenmeyi, yardım etmeyi ve hoşgörüyü getirir.

Sevgiyle yola çıkan her yolcu; engelleri aşar. Menzillere ulaşır. Aradığını bulur.

Sevgi; bütün güzelliklerin tohumudur. Bizler sevgi dolu yüreklerle, tebessümlerle çevremize sevgi ışıkları saçarsak bizim bir sevgimiz bin sevgilere gebe kalır inşaallah.

Sevgi fidanları büyüyüp muhabbet çınarları yetişir.

Kökü sevgiyle beslenmiş gövdesi muhabbetle sulanmış bu çınarlar ise kolay kolay devrilmez toplumlar oluşturur. İlahi vuslatlara ererler.

Sevmek gönül işidir, sevmek her kişinin değil, er kişinin hakkıdır.

Seven kişi her olaya sevgiyle, merhametle bakar. Her şeyde sevilebilecek bir güzellik görür.

Hatta en çetin imtihanlar en zorlu kişilerde bile bunu “Vedud olan Rabbim yarattı.

O sevgi kaynağının yarattığı varlık nasıl kötü olabilir? Nasıl sevilemez” diye merhamet eder.

Ve her şeyi sever. Sevdiği için de Hz. Hamza’nın ciğerini vahşice parçalayan Vahşi gibi tevbe edip birer sevgili olmaya and içen yürekler çoğalır.

Sevmeyenler ise yaşamayanlardır. Onlar ölü kalplerdir.

Hayatı anlamsız ve tatsız duygularla bitkisel hayatta yaşarlar. Gönüllerinde sevgi yerine menfaat, kin, hırs, nefret beslerler.

Bunun için de bulundukları ortamlarda anarşiye ve bunalıma düşerler.

Etrafındaki en yakın insanlarla bile çatışma içindedirler. Yürekleri sevgiden mahrum oldukları için de hiç bir zaman güzellikleri göremezler.

Nimetlere ulaşamazlar. Devamlı kısır dünyalarında egoistçe yaşarlar.

Sevgiyle yaşayarak, birer sevgi insanı olabilmek en çok özlenen şeyler.

Herkesi ama Rabbimin yarattığı herkesi istisnasız sevmeli, tanıdıklarımıza ‘Seni seviyorum’, bunun için de arıyorum, önem verip ziyaretine geliyorum, seviyorum, sevdiğim için de seccademde oturup Ganiyy olan Rabbimden isterken senin için de istiyorum” desek, hastalandığında biz de onunla ağrı çeksek, işleri bir ucundan biz de tutsak.

Mutlu olduğunda tebessümümüzle katkıda bulunsak, zor anlarında yemeğimizi onlarla bölüşsek herhalde hayat bir başka olurdu.

Hz. Ali gibi sevdiğimiz için ölüm döşeklerine yatabiliyor muyuz?

Hz. Ebu Bekir gibi yılan deliklerini ayağımızla tıkayabiliyor muyuz?

Ensar gibi kardeşlerimiz için evimizin yarısını, aşımızın tamamını verebiliyor muyuz?

Yunus’un deyimiyle “Ol dost için ağuları şeker gibi yutabiliyor muyuz?”

Varımızı yoğumuzu bir gönül karşılığında kıyabiliyor muyuz?

Yoksa sevgi mağdurları olarak sevgisiz, aşksız, muhabbetsiz, “Bunlar olamaz mı” diyoruz?

Ama büyük bir yitiğimiz de var.. Sevgi, muhabbet, samimiyet. Sevginin tadını doyasıya yaşamış Mevlanamız da öyle söylemiyor mu?

“Altın ne oluyor? Can ne oluyor? İnci mercan da nedir? Bir sevgiye harcanmadıktan, bir Sevgiliye feda edilmedikten sonra…”

Niye herkesi gönülden sevip, sevginin yollarına dökmüyoruz her şeyleri… Hele bir verelim sadakaları tebessümlerle…

Niye Efendimiz (sav) ısrarla “Sevdiğini sevdiğine söyle” diye nasihat etmiş. Belki de sevgiler ortalara dökülsün, konuşulsun. Çağlayanlar gibi coşsun, diye.

 
Leave a comment

Posted by Temmuz 22, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

(Kulum bana biraz yaklaşırsa, ben ona çok yaklaşırım

İnsanlar, iman edip, İslamiyet’in emirlerine uyar, yasaklarından sakınırlarsa, yükselirler, meleklerden üstün olurlar. Nefslerine, kötü arkadaşlara uyarak İslamiyet’ten uzaklaşırlarsa, alçalırlar. İman etmeyip nefsini kuvvetlendirenler, hayvanlardan aşağı olur. A’raf suresinin 178. ve Fürkan suresinin 44. âyetlerinde mealen; (Hatta onlar, hayvanlardan daha aşağıdırlar) buyurulmaktadır.

 
Leave a comment

Posted by Temmuz 21, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

İnsanları bir arada tutan dini ve milli bağlar zayıflıyor..

Toplumuzun bugün geçirmekle olduğu hızlı sosyal değişim,

Sahip olduğumuz değerlerde de yıpranmayı beraberinde

Getirmekle..

Yaşadığımız bu yıpranmanın bir sonucu olarak görüyoruz ki,

Fertlerin birbirleri olan ilişkileri,diyalogları değişiyor..

Ahlaki değerler bozuluyor…

Dün büyük tepkilerle karşılabilecek çoğu durumlar,artık normal

Kabul ediliyor…

İnsanları bir arada tutan dini ve milli bağlar zayıflıyor..

Özellikle yeni nesiller büyük bir ahlaki çöküntüyle karşı karşıya..

Herkesin bir şeylerden şikayetçi durumda olması ,yaşanan değişimin

Ters istikamette olduğunun bir göstergesi değil mi??

Eğer bir milletin öz değerleriyle kendisi arasında perde varsa,

Elbette başka toplumların kültür ve değerleri akacak..

Bu da ister istemez rahatsızlığa sebep olacak..

Özellikle toplumun dinamik gücü olan gençliğin dininden koparılması,yeterli din eğitimi verilmemesi,veya yanlış temeller

Üzerine kurulması,yeni nesillerin yapancı kültürlerin tahakkümüyle

Baş başa bırakılması demektir..

Hiç şüphesiz bu konuda asıl vazife ailelerindir..

Küçük yaşta itibaren aile içinde doğru metodlarla verilmiş dini

Eğitim,sadece mukaddesatını tanıyan bir gençlik yetiştirmekle kalmaz,aynı zamanda sağlam bir şahsiyet ve karakter oluşumuna

Da önemli katkılar sağlar..

Küçük yaşlardan itibaren cami ve cemaatle sıklıkla katılarak,evinde mübarek gün ve gecelerde manevi bir atmosfer yaşayarak

İbadetleri taklit eden bir çocuk,gençliğinde dininin gereklerini

Hakikatine uygun bir şekilde yaşamaya başlayacaktır..

Aile içinde bu görgü ve eğitimi alan gençin,karşılaşacağı yanlış

Zorlama ve yönlendirmeleri karşı direnmesi de daha kolaydır..

Çocuklara ve gençlere eğitirken de ,onlarla münasebet kurarken,

En mükemmel insan Allah Rasulü (s.a.v.) örnek alınmalıdır..

Zira Rabbimiz,”Andolsun ki,Rasulullah’da sizin için,Allah’a ve

Ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için mükemmel örnek vardır” buyuruyor…

Selam ve dua ile    

Gülay öztürk

 

Ey inananlar, Allah’tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Haşr Suresi: 18

Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.

İsra Suresi: 25

 
Leave a comment

Posted by Temmuz 21, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.