RSS

Aylık Arşiv: Eylül 2010

Müslüman, kime olursa olsun beddua ve lanet insani degil, dua ve sefkat insani olmali,

Islam dan önceki devrede kapildigi içki aliskanligini henüz tümüyle terk edememis birini Resulüllah in huzuruna getirdiler. Efendimiz zaman zaman ona nasihatlerde bulunur, bu aliskanligini terk etmesini tavsiye ederdi. O da verdigi esprili cevaplarla Efendimiz e tebessüm ettirirdi. Ancak bu defa Efendimiz bu adama bir kelime kullandi. “Yine sopalik bir is mi yaptin dedi.”

Read the rest of this entry »

 
4 Comments

Posted by Eylül 20, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

İnsan ne kadar zengin, güzel ve kariyer sahibi olursa olsun, öldüğünde bunların hiçbir değeri kalmayacaktır

İnsan nefsinde, yapmak istediği ve içinden geçen konuları daha ileriki bir zamana ertelemek gibi bir eğilim vardır. Kuran’da bildirildiği üzere, kendisi ile beraber tüm insanları cehenneme sürüklemek isteyen şeytan, özellikle hayır ve Allah rızası içeren amellerin ertelenmesi konusunda insanlara telkinler verir. Oysa en önemli sorumluluğu olan kulluk görevini ertelemek veya görmezden gelmek kişiyi bu sorumluluktan muaf tutmaz.

Read the rest of this entry »

 
1 Comment

Posted by Eylül 20, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

Peygamberlerin hepsi, insanlara şefkatle, merhametle, sabırla yaklaşmışlar ve bu şekilde kurtarmaya çalışmışlardır.

Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onları terbiye etmek, iyi ve kötü huyları öğretmek için Peygamberler göndermiş, bunlarla kullarına doğru yolu, saadet-i ebediyye yolunu göstermiş, kullarını kendine çağırmış, rızasının, sevgisinin yeri olan Cennete davet etmiştir.

İnsanlara şefkat göstermek, merhamet etmek demek, onların ahiretlerini kurtarmak ve Cehennem ateşinden korumak demektir. İnsanların dünya işlerine yardım etmek, ahiretlerine yardım yanında hiç kalır. Beled suresinin 17. ve 18. âyetlerinde mealen; (Bundan sonra müminlerden olup, birbirlerine sabır ve merhamet tavsiye ederler. İşte bunlar, eshab-ı yemindendirler, yani Cennet ehlindendirler) buyurulmuştur.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Eylül 20, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

Nasîhat etmek, nefse tesir eder. O hâlde önce kendi nefsine nasîhat et ve onu azarla!

Dünyâ lezzetleri nefsin arzûlarıdır. İnsânın, Allahü teâlâyı tanımasına mâni olan en kuvvetli düşman, nefsin arzûlarıdır. Bu arzûlar bitmez ve tükenmez. Nefis, dünyâ zevklerine, lezzetlerine düşkün olduğu için, bunların iyi, kötü, faydalı, zararlı olduklarını düşünmez. Arzûları, İslâmiyyetin emirlerine uygun olmaz. İslâmiyyetin yasak ettiği şeyleri yapmak, nefsi kuvvetlendirir ve dahâ beterini yaptırmak ister.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Eylül 20, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

mahşer günü ilahi mizan konulduğunda hayır terazimiz hafif çıkarsa bunun telafisi yok.

Resulullah (sav) ashaba (ra) sorar: müflis kimdir? Derler ki; bizde müflis malı tükenmiş, sermayesi sıfırlanmış olana derler. Resulullah (sav) der ki: asıl müflis odurk ki, mahşere yığın yığın sevaplarla gelir; ancak şuna vurmuş, buna sövmüş, diğerine zulmetmiş, başka birinin gıybetini yapmış olduğundan, tüm hayırları hak sahiplerine dağıtılır, ödeşmeyince onların günahlarından da bir kısmı kendisine yüklenip sürüklenerek cehenneme atılandır.
Katıldığı önemli bir sınavı tek bir puanla kaybeden insanın üzüntüsünü bir düşünün… Uzun bir maratonu son ana kadar önde götürüp son dakikada kaybeden bir atleti, bir şampiyonluk maçını doksan dakika 3-0 önde götüren, uzatmalarda yedikleri 5 golle 5-3 yenilen futbolcuları düşünün… Büyük emek ve fedakarlıklarla servet edinip holding olan ve sonra her şeyini kaybedip ekmeğe muhtaç hale gelen bir insanı düşünün…
Halbu ki; bu dünyanın zararları ne kadar çok ve büyük olursa olsun telafisi vardır. Bir adamın evi yanar, fabrikası yanar, iflas edip trilyonlarca zarara girer, tüm serveti ve ehl-u iyali deprem altında kalır yine de tüm bu zararların telafisi vardır. Bu insanların her birinin hayata bir köşesinden devam etmesi mümkündür.
Ancak mahşer günü ilahi mizan konulduğunda hayır terazimiz hafif çıkarsa bunun telafisi yok. Ne aşiretimizin yiğitleri, ne bileğimizin gücü, ne zekamız, ne makam ve servetimiz o teraziyi ağır getiremez.
Ne kadar olduğunu bilmediğimiz bu ömrümüz tek ve son şansımız. Bu dünyaya bir daha gelmeyeceğiz cenneti kazanma ve cehennemden azâd olma, başka bir deyimle ebedi saadetimizi bu ömrümüzde kazanacağız. Ölüm bize bir nefes kadar yakın. Aldığımız nefesi geri vermezsek veya verdiğimiz nefesi geri alamazsak ömür bitmiştir.

Kazanmışken kaybetmek çok daha zordur.

 
Leave a comment

Posted by Eylül 11, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.