RSS

Aylık Arşiv: Ekim 2010

Saâdetin, mutlu olmanın neden ibâret olduğu bilinmiyor. Asıl iş, saâdetin, mesûd olmanın ne olduğunu bilmektedir

Dünyâdaki bütün insânlar mesûd, mutlu olmak ister ama mesûd olanı, pek azdır. Çünkü saâdetin, mutlu olmanın neden ibâret olduğu bilinmiyor. Asıl iş, saâdetin, mesûd olmanın ne olduğunu bilmektedir.

İnsanın dünyâda ve âhırette mesûd, mutlu olması için, sahibine, yaratanına imân etmesi yani müslümân olması lâzımdır. Dünyâda mesûd olmak, râhat yaşamak demektir. Âhırette mesûd olmak ise, Cennete gitmektir.
Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, mesûd olmak yolunu, Peygamberler vâsıtası ile kullarına bildirmiştir.
Çünkü insanlar, bu saâdet yolunu, kendi akılları ile bulamazlar. Hiçbir Peygamber kendi aklından birşey söylememiş, hepsi, Allahü teâlânın bildirdiği şeyleri söylemişlerdir. Saâdet, âhıret ve dünyâ saâdeti olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.
Dünyâ saâdeti için söz söyleyenler, kitâp yazanlar ve bunları dikkatle okuyanlar, dinleyenler çoktur. Âhıret saâdeti hakkında ise, Allahü teâlânın kitabı Kur’ân-ı kerîm, Peygamber efendimizin sözleri olan hadîs-i şerîfler ve din âlimlerinin binlerce kitâpları vardır.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Ekim 6, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

Ahde vefâ olmayınca, verilen sözler yerine getirilmeyince,insanlarında birbirlerine karşı güven ve saygısı kalmamaktadır.

Günlük yaşantımızda, bir çok konuda birbirimize sözler veririz. Gerek beşeri ilişkilerimiz, gerekse ticari ilişkilerimiz hep söz üzerine dayalıdır. Zaman zamanda bu hususları yazılı hale getiririz.
En basit örneğiyle, kişi belli bir saatte bir yerde bulunacağını söylese, bu bir sözleşme hükmündedir. Sözün yerine getirilmesine bir engel çıktığı takdirde karşı tarafa, buluşma saatinden önce haber verilip özür dilenmelidir.
Alınan ve zamanında ödenmeyen borçlar da bunun dışında değildir. Müslümanın sözü karşı tarafa verilmiş bir senet gibidir. O bakımdan verilen söz küçüğüne, büyüğüne bakmadan mutlaka yerine getirilmelidir. Maalesef günümüzde inananlar olarak bu konuya gereken önemi veremiyoruz.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Ekim 6, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

Yüreğin Yüreğe Gülümsemesi

İslâm, sevenlerin sevgi dünyasıdır. İslâm’ın ve Müslümanların imajıyla oynayanların söz sahibi oldukları bir dünyada güvendiğimiz dağlara kar yağdı. Yolumuz ne sol ve ne de sağdı.

Habubullah bağlandığımız yegâne kopmaz tek bağdı. Vefasız sevgiye pusu kurdu, yarım kaldı şarkımız. Kanatları kırılmış kuşlardan yok farkımız!

Sevgi, Allah’ın en kıymetli nimetlerindendir. Her nimetin bir bedeli olduğu gibi, sevginin de bir bedeli vardır. Rabbimizin bahşettiği sevgi de, bizden bedel ister. Seven sevilir, sevilen sever. Rabbimiz buyuruyor: “De ki, siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır. ” (Âl-i İmran Sûresi/ 31)

Seven, arayandır sevilen de bulunandır. Sevgi, inanmakla başlar, yaşamakla da devam eder. İnanmakla sevmek ikizdir. İnanan sever, seven yaşar.

Sevgi; fıtrat atmosferinde yüreğin yüreğe gülümsemesidir. Sevgi, mutluluk yolunda olmazsa olmaz soluktur. Sevgiye fiyat biçilmez. Sevgiye fiyat biçenler, kendilerine fiyat biçenlerdir. Yani kendilerini maddi değerlerle satışa arz edenlerdir. Unutmayalım ki, sevgiyi satın alabilecek maddi değer yoktur.

Sevmeye zaman ayıranlar, sevilmeye çare bulurlar. Çünkü sevilmenin çaresi, sevmede saklıdır. Sevmek, sevilmenin hem çaresi ve hem de çırasıdır. Sevgi olan yerde gurbetin hasreti çekilmez. Sevmeyen ve sevilmeyen, mutluluğun adresini bilmez.

Seven sevilir. Kim başkasını severse kendisi de sevilecektir. Başkalarını kazandırmış olan kendisi de kazanmış olacaktır. Tüm insanlar kendileri arasında karşılıklı bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayıfları avlayamazlar, sayıları çok olanlar daha az sayıdakileri baskıları altına alamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide adalet, kişisel sevgide yanılmayı önler. Çünkü adaletli sevgi, kişisel sevginin de güvencesidir.

Bilgi sevginin, sevgi de mutluluğun bereketidir.
Sevgi, fıtrat doğrultusunda yürümektir. Sevgisizlikse yerlerde sürünmektir. Sevgi üretmek, sevgisizlikse tüketmektir. Sevgi, mutluluğun en doğru ve en kısa adresidir.

Sevilmek, fıtri bir zevktir. Ancak sevilmek ile sevmek ikizdir. Bunun için diyoruz ki; sevmek kalbin özelliği, sevilmek ise ruhun güzelliğidir. Kalblerini özelliksiz, ruhlarını ise güzelliksiz bırakanların mutluluğu olmaz.

Sevgi; bazen bir kelam-ı ehsen/güzel sözdür, bazen tatlı bir tebessümdür, bazen bir damla gözyaşıdır, bazen bir selamdır, bazen sevda uğruna çekilen cefadır, bazen de derde derman olan bir vefadır. Sevgi, kalbi bir eylemdir. Hatta insan kalbinin en soylu eylemi, sevgidir.

Sevgi ilme dayanırsa bire sonsuz veren bir tohuma dönüşür. Sevgi cehalete dayanırsa insanı tutuklayan bir tutkuya dönüşür.

Başkası tarafından sevilen gönülde bulunmuştur. Önemli olan sürekli gönülde kalmayı başarmaktır. Sevgi kalb kadar hassastır. Kalbin bozulması, sekteye uğraması hayatın sonu olduğu gibi, sevginin tükenmesi de münasebetin ölmesi, yani son bulmasıdır.

Gökten düşen cismin parçaları bulunur, ama gönülden düşenin parçaları bulunmaz. Ne yazık ki, günümüzde gönülden düşmeme hassasiyetini gösteren medenilerin sayıları pek az. Gönül ihram giymiş bir Gülbeyaz.

Onun genç ve diri kalmasını istiyorsan ömrünün her sayfasına sevgiyi yaz!.
Selam ve Dua ile…

Yazar : Aslı nur erdem

 
1 Comment

Posted by Ekim 6, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

Ey kuru kafa, bir zamanlar belki sen çok zengindin, ama bak ne hâle geldin.

Bir kimse neye kıymet verirse, Allahü teâlâ ona, kıymet verdiği şey kadar kıymet verir. Onun için büyüklerimiz, (Düşüncesi, arzusu, maksadı sadece dünya olanın, yediği içtiği haram olanın kıymeti, bağırsaklarından çıkardığı kadardır) buyurmuşlardır. Biz bunun için yaratılmadık. Cenab-ı Hak bizi Cennet için yarattı. İnkâr eden, elbette mahrum kalır.
Nimet ne kadar kıymetliyse, onun düşmanı da o kadar çoktur. İnsanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. Bu nefs, Allahü teâlâya düşmandır. Nefsten büyük düşman yoktur. Farzlardan biri de hubb-i fillah ve buğd-i fillah olduğuna göre, demek ki, Allah’ın düşmanı olan nefsimizi sevmeyeceğiz. Allahü teâlâ, (Nefsine düşman ol ki, dostum olasın) buyuruyor

Read the rest of this entry »

 
2 Comments

Posted by Ekim 4, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

Kul hakkı Allahü teâlânın hakkından önde gelmektedir.

Dinimizde Hak; hakkullah (Allahü teâlânın hakkı) ve kul hakkı olmak üzere iki kısımdır. Hakların gözetilmesi ve yerine getirilmesi açık ve kesin bir şekilde bildirilmiştir. Başkasının malına, canına, nâmusuna zarar veren kul hakkı altına girmiş olur.
 Kul hakkı Allahü teâlânın hakkından önde gelmektedir. Çünkü Allahü teâlâ çok merhâmetli olup hiçbir şeye muhtâç değildir. İnsanlar ise, çok şeye muhtâç olup, cimridirler.
Kul hakkı ile ilgili Peygamber efendimiz buyurdu ki:
“Birisinin hakkını alan kimse, ölmeden önce, onunla helâllaşsın! Paranın, malın geçmeyeceği kıyâmet gününe, üzerinde kul hakkı bulunarak gitmesin!

Dünyâda yapmış olduğu ibâdetleri, orada hak sâhibine verilecektir. İbâdeti yoksa veya biterse, hak sâhibinin günâhları, buna yüklenecektir.”

Read the rest of this entry »

 
1 Comment

Posted by Ekim 4, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler: ,

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.