RSS

“Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı iman ile ziynetlendiriniz, farzları işlemekle günahlardan muhafaza ediniz.”

14 Ara

İçinde yaşadığı olumsuz
şartlara rağmen insan mutlu olabilir. Peki nasıl mutlu olur insan? Nerede
bulur mutluluğu?

Bakın çağımızın manevi sahibi Bediüzzaman Said Nursi tüm
bunalımların (ümitsizlik, korku, kaygıları, şüphe, evham.. vb.) sebebi
olarak “iman zayıflığı”nı söylüyor. Allah’a iman etmedeki yetersizlik ve
eksiklik, manevi buhranların başlıca sebebi olarak karşımıza çıkıyor.
Bediüzzaman, hastalığın teşhisini koyduğu gibi, reçetesini de sunuyor
insanlığa…

Örneğin diyor ki;
“Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı iman ile
ziynetlendiriniz, farzları işlemekle günahlardan muhafaza ediniz.”
İman, mutluluğun gerçek sahibiyle kurulan bir rabıta. Allah’a iman, manevi
hastalıkların en temel ilacını sunuyor biz insanlara. İman bir anahtar
oluyor ve kainatın kapılarını açıyor insana.
Sultan oluyor insan. Korkularından emin oluyor. Dünya yükünün altında
ezilmiyor insan. Çünkü biliyor Allah, kulunun sesini duyuyor. İhtiyacını
gideriyor, en zor anlarında ona sabır ihsan ediyor. İnsanın en acı zamanı
herhalde sevdiği bir insanın ölmesidir.
O zor anlarda bile Allah kuluna
dayanma gücü veriyor.

 İnsan biliyor; “Bu hayat sonsuz değil. Sevdiğimiz bize
Allah’ın bir emaneti. Allah bu emanetini bizden alıyor. Onunla inşallah
ahirette birbirine kavuşacak.”
Hem insan biliyor ki bu dünyada çektiği sıkıntılar onun öbür dünyada
şahitleri. Şahitler olmadan dava kazanılır mı?

İnsan sıkıntılarına,
hastalıklarına sabrederse mükafatı çok büyük oluyor. En önemli nokta da bu
sıkıntılar bittikten sonra insanın hayatında daha keyifli günler
başlayabiliyor.
Mutlu bir hayat için kişi öncelikle kendisiyle dost olmalı ve kendini
tanımalı.
Yaptığı hatalar için kendini tüketmek yerine, bu hatalarından ders almalı.
Her hatayı, kendini başarıya iyiye götüren bir tecrübe olarak görmeli.

Mutluluğun kaynağı makbul bir iman olduğu gibi gerçek hayata hazırlıkta imandan geçiyor.
Başkalarını hazmetmeyeni, başkaları hazmetmez.
Başkası için yaşamasını bilmeyen, kendisi için yaşamaktan lezzet almaz.
Hatalarını görmeyen hatalardan başını kaldıramaz. Kaldıramaz ki başarma ümidini yitirir. Keza bu da mutsuzluğa vesiledir.
Ve hataları kabul etmek bir erdemlilik olduğu gibi hatalının hatasını da af etmek daha büyük bir erdemliliktir.
En büyük mutluluk affedebilmektedir. Böyle büyük bir huya sahip olmak ne büyük bir kurtululuştur. Affedin ki affedilesiniz.
Birisi sizi kırdığında bunu içinizde biriktirmeyin, anında duygularınızı
söyleyin.
Hayatınızın her anında olumlu düşünmeye çalışın. Unutmayın, “Güzel gören
güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.”
Allah’a emanet olunuz.

 
Leave a comment

Posted by Aralık 14, 2010 in Yazılarım

 

Etiketler:

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.