Rabbimizin bize emrettiği en büyük ve en vazgeçilmez “namaz ibâdeti”ni hakkıyla ve eksiksiz yerine getirebilmemiz için ilk şart, “namazın önemini çok iyi kavramak”tır.
Her şey önemi derecesinde vazgeçilmezdir. İslâm büyükleri, ölüm döşeğinde bile namazlarını kılmaktan vazgeçmemiştir. Ama biz, ahirzaman Müslümanları, hiçbir gerçek mazeretimiz olmadığı halde namazlarımızı terk edebiliyoruz.
Gereken önemi verseydik böyle durumlara düşer miydik? Yemekten, sudan, havadan vazgeçtiğiniz oldu mu hiç? Daha fazla imkâna kavuşabilmek için yapılan “açlık grevi” dışında hiçbir insan, yeyip içmeyi terk etmez, unutmaz, vazgeçmez.
Maddî hayatımızın devamı bu ihtiyaçlarımızın karşılanmasına bağlıdır. Onların önemi ve değeri, onları vazgeçilmez kılmıştır.
Mânevî hayatımızın canlılığının devamı da, başta namaz olmak üzere tüm ibâdetlerimizi hakkıyla yerine getirmemize bağlı olacaktır.
Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) ve yüce sahabeleri, Bedir Savaşının en şiddetli ânında bile namaz kılmayı ihmal etmemişlerdi. Canlarını kurtarmayı değil, sonu ölüm de olsa namazı tercih etmişlerdi.
Niçin?
Çünkü biliyorlardı ki, canı korumak, canı bağışlayanın elinde. Namaz ise, canı verenin emri. Canlar cananının emrini hiçe sayan candan hayır gelir mi? Hem bütün canları elinde tutanın emri hiçe sayılarak o can korunabilir mi?
Read the rest of this entry »
Aylık Arşiv: Ocak 2011
Canlar cananının emrini hiçe sayan candan hayır gelir mi? Hem bütün canları elinde tutanın emri hiçe sayılarak o can korunabilir mi?
Resulullahın yolundan ayrılmış, reformcu, bid’at ehli, câhil ve fâsık olan din adamlarına danışmamalıdır. Dünyaya düşkün olanlarla birlikte bulunmamalıdır. Her işte, sünnete uymalı, bid’atten sakınmalıdır.
Allahü teâlânın emir ve yasaklarını yerine getiren ancak O’nun rızasına kavuşur. Kalbi temiz olur. Evliyânın büyüklerinden Ebû Ali Rodbârî hazretlerine; “Bir kimse, her türlü günahı işliyor sonra da Kalbim temizdir. Sen kalbe bak diyor. Buna ne dersin?” dediklerinde, “Onun gideceği yer Cehennemdir, haram işleyenin kalbi temiz olmaz” buyurdu.
Bid’at işleyenin yani Resulullahın yolundan, sünnetinden ayrılanın da kalbi temiz olmaz. Çünkü, hadis-i şerifte, “Bid’at sahipleri Cehenneme gideceklerdir” buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, “Bid’at ortaya çıkaran ve bunu yapan kimseye şeytan çok ibâdet yaptırır. Onu çok ağlatır” buyuruldu. Bid’at, Resûlullah efendimizin ve Eshâbının zamanında olmayıp da daha sonra ortaya çıkan ve ibâdet olarak yapılan şeyler demektir.
İmam Gazalî rh.a. hazretleri şöyle diyor: “Kalpten şeytanın vesvesesini atmak, kalbe o vesveseyi veren şeytandan başka bir şeyi koymakla mümkündür.
Bedende her bir uzvun kendine has bir görevi var. Sağlıklı bir hayatın devamı için de bu görevlerini yerine getirmeleri gerekir. Aksi durum ise hastalıktır, sıkıntıdır. Bir şeylerin yanlış gittiğinin işaretidir. Gözün görevi görmek, kulağın duymak iken, göz görmüyor kulak duymuyorsa bu organlar hastadır.
Bunun gibi manevi kalbin de bir görevi, sağlığı ve hastalığı var. Onun görevi, ilim, hikmet, marifetullah, muhabbetullah, Allah’a ibadet, Allah’ı zikir ve bu zikirden zevk almak. Allah Tealâ’yı her şeyden çok sevmek. Kalp, hikmet ve marifet sayesinde insanı hayvandan ayırır. Bu bilme hali, insanın Rabbini, nefsini, dünya ve ahireti bilmesidir.
Büyüklerin tarifine göre, insanın nefsi Allah Tealâ’yı tanımada bir vasıtadır. Şöyle ki: İnsanın nefsi bir varlıktır. Der ki: “Ben varsam, beni yaratan yüce bir Rab de var. Benim ilmim var. Halbuki hakiki ilim sahibi Cenab-ı Mevlâ’dır. Benim iyiyi kötüyü ayırt etme, seçme, karar verip uygulama gücüm var. Elbette kâinatın yaratıcısının bunu geçen, kuşatan iradesi, her türlü karar ve tasarruf hakkı var.”
Read the rest of this entry »
çevremizdeki insanların bize saygı duyabilmesi için, bizimde karşımızdaki insanlara benzeri duyguları verebiliyor olmamız gerekir
Hepimiz çevremizden saygı görmek ve sevilmek isteriz. Peki saygı görmeyi ve sevilmeyi nasıl kazanabiliriz.
Çevremizdeki insanlara Saygı göstermek ve Sevgi sunmak konusu toplumumuzun temel bilmesi gereken konulardan her biri. Bu yazımda bu konuya değinmek, farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum.
Bir an için çevremizde Saygı duyduğumuz insanları düşünelim. Saygı duyduğumuz bir öğretmen, bir arkadaş, bir yönetici, bir büyüğümüz hatta kendi annemiz yada babamız olur, Bu insanların ortak noktası nedir? Neden bu insanlar içimizde saygı uyandırır. Neden bu insanlara sevgi besleriz. Çünki bir çok konuda uzman olmalarından. Mesela öğretmenimiz, anne ve babamız bizim en güzel şekilde yetişmemize vesile olurlar, ihtiyaç duyduğumuzda bilmediğimiz şeyleri danışabileceğimiz yegane insanlardır, bize yeni birşeyler kazandırabilecek olmaları ve daha önemlisi güven vermiş olmalarındandır, Arkadaşımız dürüst, güzel ahlaklı, toplumda sevilen örnek bir insan olmasından dolayı elbette içimizde ona karşı sevgi besleriz saygı duyarız.
Read the rest of this entry »
İslâm dairesine giren istisnasız bütün müslümanların iyiliğini hayrım isteme ve onlar hakkında güzel düşüncelere sahip olma bir müslümanın vazifesidir.
Sâlih bir mü’min insanlar ve olayların hakkında değerlendirmelerde bulunurken olabildiğince iyi niyetli davranır ve hayra yorar. İyi niyetli ve güzel düşünceli olma insanın iç güzelliğini ve hayırhahlığının bir göstergesidir. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Şu üç özelliği taşıyan müslümanın kalbinde hıyanet ve kin bulunmaz Allah için ihlaslı amel bütün müslümanlara karşı iyi niyetli ve nasihatçi olma ve fikir ve amelde müslümanlarla birlik olma” (İbn Mâce Mukaddeme 1 8).
İnsanların iyiliğini isteme onları iyiliğe ve güzelliğe sevketme temelde müslümanın aslî vazifelerindendir. Hz. Peygamber buna dikkat çekmek için “Bütün müslümanlara karşı iyi niyetli olmak” üzere insanlardan bey’at almıştır (Buhârî İmân 42). Ancak burada unutulmaması gereken Hz. Peygamber’in “bütün müslümanlara” ifadesidir.
Read the rest of this entry »






