Kıyametin yaklaşmasıyla karanlıklar artar. Karanlık arttıkça, insanların çarpışması da artar, o ona çarpar, o ona çarpar. Ortalığı karartan ise haramların, bid’atlerin ve küfrün zulmetidir. Öyle ki, İmam-ı Rabbani hazretleri, asırlar önce, kendi zamanı için, (Bid’atler o kadar çoğaldı ki, dünya karardı) buyuruyor. O zaman bid’atler ortalığı karartmıştı. Âhir zamanda ise, küfrün zulmeti ortalığı karartıyor.
(Âhir zamandaki ümmetim, emirlerin onda birini yapsalar, kurtulurlar) hadis-i şerifindeki onda birden maksat, imanı koruyup, doğru imanla ölmektir. Bunu başaran kurtulur, çünkü ahir zamanda en büyük felaket, imansız ölmektir. İmansız ölen, sonsuz Cehenneme gider. Bu zamanda helal ve haram o kadar karıştı ki, çok kimse haramları bilmiyor. Haramın birini hafif gören imanını kaybeder.
Read the rest of this entry »
Aylık Arşiv: Ocak 2011
Kıyametin yaklaşmasıyla karanlıklar artar. Karanlık arttıkça, insanların çarpışması da artar, o ona çarpar, o ona çarpar. Ortalığı karartan ise haramların, bid’atlerin ve küfrün zulmetidir.
Yeryüzünde iki topluluk vardır: Allah`ın fırkası ve şeytanın fırkası. Şeytanın fırkası, Allah`a nankörlük ve isyan içerisinde yaşayan ve şeytanın `adımlarını izleyen` bir topluluktur.
İsyanı ve küstahlığı yüzünden Allah`ın huzurundan kovulduktan sonra İblis, kıyamete kadar sürecek olan mücadelesine başladı. İnsanları telkin ve taktikleriyle aldatarak saptırmak için onlara sokuldu; tuzaklar kurdu. İlk büyük tuzağı, cennette yaşayan Hz. Adem`i(as) ve eşini kandırarak onları Allah`ın buyruğuna isyana sürüklemesiydi. Allah`ın yaklaşmalarını yasakladığı ağaç konusunda onlara vesvese verdi. İnsanlık tarihindeki ilk isyanın ardından, Hz. Adem ve eşi cennetten çıkarıldılar.
(Allah) Dedi ki: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır. Dedi ki: “Orda yaşayacak, orda ölecek ve ordan çıkarılacaksınız. “
(Araf Suresi, 19-25)
Read the rest of this entry »
Hedef, Rabbimizin rızasıdır. Başkasının razı olup olmaması önemli değildir.
Hedef iyi tespit edilirse, ona göre ibadetler, işler, hizmetler rayına oturur. Hedef, Rabbimizin rızasıdır. Başkasının razı olup olmaması önemli değildir. İnsanların kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetsizdir. Allahü teâlânın kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetlidir. Herkes tercihine göre muamele görecektir. Allahü teâlâ âhirette, çok ümitle gelen bazı kullarını maalesef cezalandıracak, onlara şöyle hitap edecek:
(Ey kulum, yaptığın işleri, benim rızam için mi, yoksa insanların takdir etmesi veya para için mi yaptın? İnsanlar için yaptın, insanlar da seni takdir etti, para da kazandın, maksadına kavuştun, ama benim için ne yaptın? Dostlarımı benim için sevdin mi? Düşmanlarıma benim için düşmanlık ettin mi?)
Read the rest of this entry »
Dua edelim de, Müslüman olarak, imanla ölüp, ahirette buluşalım. Ahirette buluşmak için de, birbirimizi çok sevmeliyiz
Allahü teâlâya dua edelim, bizi haramlardan muhafaza eylesin! Gıybet, dedikodu haramdır, büyük günahtır.
Günahkârlar için ateş bekliyor. Böyle bir duruma, böyle bir fitneye düşmekten Allah korusun, çünkü Peygamber efendimiz, (Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin) buyuruyor. Üç beş gün sonra zaten hepimiz öleceğiz.
Ömrü bu günahlarla geçirmeye değmez. Köle, vazifesini ve haddini bilmeli, önüne bakmalı, ne deniyorsa onu yapmalıdır.
Dua edelim, Allah’a dönelim. Birbirimizle uğraşmayalım. Namaz için, sohbet ve başka faydalı şeyler için beraber olmalı.
Ucbun en kötüsü, hatâlarını, nefsinin hevâsını beğenmektir. Hep nefsine uyar. Nasîhat kabûl etmez. Başkalarını câhil sanır.
Kötü huylardan olan, ucb ile kibir birbirine çok yakın olduğuğu için çoğu zaman karıştırılır. Bunun için ucbu iyi anlamak gerekir.
Hadîs-i şerifte, “Üç şey, insanı felâkete sürükler: Buhl, hevâ ve ucb” buyuruldu. Buhl sâhibi, yani hasîs, cimri kimse, Allaha karşı ve kullara karşı olan hakları ve vazîfeleri ödemekten mahrûm olur. Hevâsına, yani nefsinin arzûlarına uyan ve ucb sâhibi olan, yani nefsini beğenen kimse, muhakkak helâka, felakete düçâr olur.
Read the rest of this entry »




