RSS

Aylık Arşiv: Şubat 2011

‏İnanan insanların sahip olduğu Kuran’i merhamet, beraberinde fedakarlığı, sevgiyi, saygıyı, affediciliği ve ince düşünceliliği getirir.

Mutlu ve huzurlu bir toplumun oluşabilmesi için Kuran`da tarif edilen gerçek merhamet anlayışının, o toplumun insanları tarafından yaşanması gerekir. Merhamet ve şefkat anlayışı yaşanmadığı sürece kargaşa ve huzursuzluk o toplumdan eksik olmaz. Çünkü merhametin ve sevginin olmadığı yerde sevgisizlik ve zulüm vardır.

Merhamet edenlerin en merhametlisi, sonsuz şefkat sahibi Yüce Rabbimiz, Kuran ahlakına uyan kullarının üzerinde Rauf (pek esirgeyen, çok acıyan) ve Rahman-Rahim (Merhamet eden, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vermek suretiyle mükafatlandıran, ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır, rahmet ve irade buyuran, sevdiğini sevmediğini ayırt etmeyerek sayısız nimetlere kavuşturan) isimlerini tecelli ettirir. İnananlar, “Eğer Allah`ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten Rauf (şefkat eden ve) Rahim olmasaydı (ne yapardınız)” (Nur Suresi, 20) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah`ın kendilerine olan merhametine muhtaçtırlar

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 28, 2011 in Yazılarım

 

Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimin birçok yerinde, iffetini koruyabilene, büyük mükafatlar vaat etmiş, iffetini korumayana da, Cehennem azabını göstermiştir.

Sevgi, insanın elinde olmayan bir duygudur. İffeti, yani namusu korumak ve günah olan işlerden kaçmak şartı ile birisine karşı sevgi duymakta mahzur yoktur. Hatta iffetini koruyarak sevgisini gizlemek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir.) [Hakim, Hatib]

(Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar.) [İbni Asakir]

Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak sevgi insanı kör ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ümmetimin üstün olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir.) [Deylemi]
Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 28, 2011 in Yazılarım

 

Hanefî mezhebinde, bir farz namazı özürsüz kazâya bırakmak büyük günahtır. Bu büyük günah, kazâ kılacak kadar zaman, yani 6 dakika geçince, bir misli artar.

NAMAZI KAZÂYA BIRAKMAK
Namaz, bedenle yapılan ibâdet olduğundan, başkası yerine kılınamaz. Herkesin kendi kılması lâzımdır. Özürlü ve özürsüz olarak namazı terk edenin, bunun farzını kazâ etmesi lâzımdır. Hanefî mezhebinin âlimleri, söz birliği ile buyuruyorlar ki:
“Sünnet namazların, yalnız vaktinde kılınmaları emrolundu. Vaktinde kılınmayan sünnet namazlar, insanın üzerinde borç kalmaz. Bunun için, vaktinden sonra kazâ edilmeleri emrolunmadı. Sabah namazının sünneti vâcibe yakın olduğundan, o gün öğleden önce farzı ile kazâ edilir.”

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 27, 2011 in Yazılarım

 

(Mümin, kertenkele deliğine girse de, ona eza edecek biri musallat olur.) [Beyheki]

Dünyada, dertsiz, sıkıntısız insan yoktur. Dünya, mümin için huzur yeri değildir. Azap yeri de değildir. Esas huzur ve azap yeri, ahirettir. Dünya, ahiretin tarlasıdır. Yani dünya kazanç yeridir. Dünyada ne ekilirse, ahirette o biçilecektir. Her nimet, bir külfet karşılığıdır. Külfet de sıkıntısız olmaz. Fakire göre, zenginin sıkıntısı daha çok olur. Zengin, arabası ile giderken, benzini biter, arızalanır, tekeri patlar. Yedek parça ve tamirci arar. Bütün bunlar birer sıkıntıdır. Zenginin borçları, alacakları da olur. Alacaklarını toplamak, borçlarını ödemek için devamlı sıkıntı içindedir. Malı çok olanın, sıkıntısı da çok olur

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 27, 2011 in İslam

 

“O halde, vay kalpleri Allah’ın zikrinden (boş kalıp) kaskatı olanlara.Onlar açık bir sapıklık içindedirler.” (Zümer; 22)

Allahu Teala  bu ayet-i kerime ile bize çok büyük işaretler vermektedir.
Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in hadis-i
şerifleri bizim için büyük bir eczane gibidir. Orada manevi ilaçlar vardır
ve bu ilaçları kullanmamız lazımdır.
Nasıl bir insan, hastalanınca tedavi oluyorsa, tedavi olmadığı zaman da gün
geçtikçe hastalığı artıyor ve ölüme kadar gidiyorsa; manen hasta olan insan
da, manevi ilaçları yani, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifleri uygulamazsa,
gün geçtikçe durumu kötüye doğru gider ve sonuçta bütün maneviyatını
kaybeder, manevi olarak ölür. Bunun için bu ilaçları kullanıp kendimizi
tedavi etmemiz lazımdır.
Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 26, 2011 in İslam

 
 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.