Bazı insanlar; “Bir kızı çok seviyorum. Ama o beni sevmiyor, yahut maniler var, zor durumdayım! Ne tavsiye edersiniz?” gibi mektuplar geliyor…
Acıkma duygusunu içimize yerleştiren Allah, sevmeyi de yerleştirmiştir. İnsan, mutlaka bir şeyleri sever. “Ben sevemiyorum” diyen insan olamaz…
Şarkı ve türkülere bakarsanız, hepsi aşktan, sevgiden, sevdadan bahseder. Gidip soliste sorsak “Kimi seviyorsun?” Gördüğü ihanetlerden sonra kimseyi sevmediğini söyler. Bununla beraber, güfteler aşk dolu. Çünkü ruhla Allah’ın hayat sıfatı arasında perde yok; lakin ceset ruhu esir etmiş. Beşeri aşkın peşinde koşanlar, ruhuna pay verememiş. Bu sebepten özellikle gençler, Mevla diyeceği yerde Leyla diye haykırıyor.
İnsanların ekserisi, putu dış dünyada aramıştır. Halbuki putların çekirdeği iç dünyamızda filizlenir. Buda’nın heykeline tapanlar, tabiata tapanlar, öküze tapanlar, Mecusiler, Şamanistler, Olimpos dağındaki tanrılar, içteki putçuluğun dışa vurmuş tezahürleridir. Para denilen alet, gönüllerde sevgili, kafalarda gaye, kalplerde kıble zannedilebilir. Bazen de bir kadın…
“Yaktın beni, öldürdün beni!” diye bağıranlar belli ki bir şeyler istiyor, bir şeyleri seviyor. Aslında Allah’ın rızasını isteyecekken, ebedi saadeti sevecekken şehvet duygusunun bataklığına battıkça batmışlar.
Halbuki aşk ve muhabbet duygusu bunun için verilmemiştir!..
Aşk, çok güçlü bir duygudur. Kerem’i yakan odur. Ferhad’a dağları deldiren odur. Kays’ı deli eden odur. Çünkü insanda sevmek duygusu vardır. Sevmemek mümkün değil. Nasıl ki acıkınca bir şeyler yemek zorundaysak, sevmek de zorundayız!..
Allah, bize sevmek duygusunu vermiş ki Allah’ı sevelim, Allah’ın sevdiklerini sevelim, Allah’ı sevenleri sevelim. Hakiki aşk budur. Bunun dışındaki sevgiler, aşklar mecazidir. Yani asıl olmayan, aşka benzeyen duygulardır… Bazen hanım diyor ki; “Bugün senin sevdiğin yemekleri yaptım.” Ona bile canım sıkılıyor, diyorum ki: “Aman hanım, sevdiğin deme, beğendiğin yemek de. Yemeği sevelim, evi sevelim, bahçeyi sevelim, dünyayı sevelim?.. Allah’a ne kaldı?” İnsanlar çok kere, sevilmemesi gerekeni sevdikleri için, sevdiklerinden tokat yerler. Bu sebepten Bediüzzaman Said Nursi buyurmuş ki: “Ey nefsim… Yalnız biri iste; başkaları istenmeye değmiyor. Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor. Biri talep et; başkaları lâyık değiller. Biri gör; başkaları her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar…”
Bir kızı sevip de sevgisini gizli tutana Peygamberimiz dua etmiştir. Dindar erkeğin aşk-ı hakikiye ihtiyacı çok fazladır…
Müslüman, bitmez çilelerin sahibi iken İslam’ı yaşamanın saadetine erer!..
Hekimoğlu İsmail – Zaman



gulayozturk
Şubat 17, 2011 at 12:13 am
AŞK
Tıpkı nefes gibi, zaman gibi, güzellik gibi…
Hep var ve ebedi var olacak.
Çünki kaynağı ezelidir onun. Canlar canını bulandır elbette Bu canıma yağma olsun diyebilen.
Bestami Hazretlerinin diliyle: O, aramakla bulunmaz; ancak bulanlar, yine de arayanlardır elbet.
Yunus Emre bir aşk adamı, bütün çağların en muhteşem aşıklarının ser-halkası.
ALLAH aşkına tutulmuş, sonra da o ummanlara sığmayan aşkını insanlar için coşturup taşırmış, bütün mutasavvıf şairler gibi baştan sona aşkı tekellüm etmiştir onu.
Aşk gelicek cümle eksikler biter demesi bu yüzdendir.
O, iç dinamizmini bu aşk ile diri tutup halk arasında kendine bir aşk mabedi inşa eden adamdır. Bu mabedde cümle yollar hakikate çıkar ve bütün aşklar Mutlak varlığa ulaşır. Kendi basit hayatı içinde yalın bir anlatım ve ritmik bir eda ile devamlı aşkı tekrarlar ve aşksız olımazındediği gibi kimseciklerin de aşksız olmasına gönlü razı gelmez.
Benden benliğim gitti hep mülkümü dost tuttu diye dalıp içinde kaybolduğu o yüce sevgide Vahdet-i vücud’u yaşayıp bütün ikilikleri inkar ile bir Tek olana vuslatı arayan Yunus, insanlığın manasını aşkta bulur. Dünya aşk üzerine kurulmuştur ve aşk olmadan durması mümkün değildir. Yaratılanın Yaratıcı’yla tamamlanması, varlığın sırrı, kainatın idraki ve kemal, ancak aşk ile mümkündür. Aşk ki hakikattir, ölüm ona ilişemez.
Yunus’a göre aşk, İlahi’dir ve yaratılışın sırrını taşır.
Bu bakımdan bütün cihanı kuşatmıştır. Sarhoşluğu ve coşkunluğu ile insan olmanın tecellisi aşkta görülür. Aşık bir harabeye dönmedikçe aşkı hissetmiş sayılmaz.
Aşkı hissettikten sonra da bütün kınanmışlıklar, bütün ayıplamalar onun için boştur. Aşk çıplak hakikattir ve ne dünyayı, ne de maddeyi ayakta bırakır. Aşktan şikayet edilemediği gibi aşka yine ancak kendisinden derman erişebilir. Aşk, sahili olmayan bir deniz misali benliği yutar, kendinde eritir ve sırrını asla ham gönüllere açmaz. Aşkın olduğu yerde ilim bir hiçtir ve aşksız iman taş misali kurudur, katıdır. Bilineni unutturan da, boşaltıp yeniden dolduran da aşktır. Aşkta menfaatten söz edilemez; ancak uğruna feda olunabilinir. Böylece bütün menfiler müspete dönüşür, kuruları yeşertir, durgunu coşturur.
Aşk bir güzel ahlaktır.AŞIK ki idrak eder, o asla yok olası değildir.
AŞK, bir hakikattir ki bütün hakikatleri ortaya çıkarır.
Kısacası AŞKvarlığı eriten varlıktır ve
AŞK oldur ki Hakk’ı seve.
İskender Pala