RSS

Aylık Arşiv: Şubat 2011

Başarının sırrı, tatlı dil ve güler yüzdür. Âhir zamanın cihadı budur. Bunun aksi ise sıkıntı verir; çünkü dostun kalbini kırar, düşmanın düşmanlığını arttırır.

Müslüman, kimseye kötülük etmez. Kendine zarar verene, karşılık vermeyip sabreder. Ona tatlı dille, güler yüzle nasihat eder. Başarının sırrı, tatlı dil ve güler yüzdür. Âhir zamanın cihadı budur. Bunun aksi ise sıkıntı verir; çünkü dostun kalbini kırar, düşmanın düşmanlığını arttırır.
Başarıyla insan arasında nefis vardır. İnsan nefsini aradan ne kadar çekerse, o kadar başarılı olur.

Araya nefsimiz karıştığı müddetçe başarısız olur. Başarıdan kastımız, sadece para kazanmak değildir. Cenab-ı Hakkın rızasına uygun iş yapmaktır.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 21, 2011 in Yazılarım

 

Her işte ve her ahlâkta en güzeli orta yoldur; çünkü işlerin en hayırlısı orta yolda olmaktır.

 

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Her işte ve her ahlâkta en güzeli orta yoldur; çünkü işlerin en hayırlısı orta yolda olmaktır. Yemek hususunda da böyle olmalıdır.

Burada, en faziletli davranış, midenin ağırlığını hissetmeyecek ve açlığın elemini duymayacak derecede yemektir.
Öyle bir derecede yemelidir ki karnını unutmalıdır. Açlık kendisine asla tesir etmemelidir. Çünkü yemenin hedefi; hayatı devam ettirmek ve ibâdet için kuvvet temin etmektir. Midenin ağırlığı ise, insanı ibâdetten meneder. Açlığın elemi de kalbi meşgul eder ve dolayısıyla ibâdetten meneder.

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 21, 2011 in Yazılarım

 

“Hiddet ve kin, hakîkatleri gören gözleri kör eder. Öfke, iyi düşünmeyi daraltır, yanıltır.” “Dünyada en huzursuz kimse, kalbinde haset ve kin taşıyanlardır.”

Kin ve düşmanlık beslememek ve başkalarının da beslememesi için önce buna sebep olan davranışlardan kaçınmak gerekir.İnsan, kendisine veya bazılarına yaptığı kötülük sebebiyle birine düşmanlık eder, kin besler. Kin ise intikam ile yatışır. Düşmanına bir felaket geldiği zaman, bunu kendi kerametine hamlederek buna sevinir ve bunu kendi mükafatı sanır.
Bunun için başkasının hoşuna gitmeyecek işlerden kaçınmak gerekir, bize yapılan olumsuz davranışları da affetmemiz; hatta kin tuttuğumuz kimselere dua etmemiz gerekir. Kur’an-ı kerimde iyilerin ettiği dua şöyle bildiriliyor: “Rabbimiz, bizi ve bizden önce gelip geçmiş mümin kardeşlerimizi affet; kalblerimizde, mümin kardeşlerimize karşı hiçbir kin bırakma!” (Haşr 10)
Hadis-i şerifte, kin ve düşmanlığın günahların affına mani olduğu bildirildi: “Üç şey bulunmayan kişinin günahlarının affı umulur. Bunlardan biri, din kardeşine hıkd etmemektir.”

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 21, 2011 in Yazılarım

 

Aşk, çok güçlü bir duygudur. Kerem’i yakan odur. Ferhad’a dağları deldiren odur.Kays’ı deli eden odur. Çünkü insanda sevmek duygusu vardır.

Bazı insanlar; “Bir kızı çok seviyorum. Ama o beni sevmiyor, yahut maniler var, zor durumdayım! Ne tavsiye edersiniz?” gibi mektuplar geliyor…
Acıkma duygusunu içimize yerleştiren Allah, sevmeyi de yerleştirmiştir. İnsan, mutlaka bir şeyleri sever. “Ben sevemiyorum” diyen insan olamaz…
Şarkı ve türkülere bakarsanız, hepsi aşktan, sevgiden, sevdadan bahseder. Gidip soliste sorsak “Kimi seviyorsun?” Gördüğü ihanetlerden sonra kimseyi sevmediğini söyler. Bununla beraber, güfteler aşk dolu. Çünkü ruhla Allah’ın hayat sıfatı arasında perde yok; lakin ceset ruhu esir etmiş. Beşeri aşkın peşinde koşanlar, ruhuna pay verememiş. Bu sebepten özellikle gençler, Mevla diyeceği yerde Leyla diye haykırıyor.
İnsanların ekserisi, putu dış dünyada aramıştır. Halbuki putların çekirdeği iç dünyamızda filizlenir. Buda’nın heykeline tapanlar, tabiata tapanlar, öküze tapanlar, Mecusiler, Şamanistler, Olimpos dağındaki tanrılar, içteki putçuluğun dışa vurmuş tezahürleridir. Para denilen alet, gönüllerde sevgili, kafalarda gaye, kalplerde kıble zannedilebilir. Bazen de bir kadın…
Read the rest of this entry »

 
1 Comment

Posted by Şubat 17, 2011 in makale

 

Bedene gelen her türlü sıkıntı ve rahatsızlık, ruha ve kalbe şifadır. Kalb şifa buldu mu, kurtulmuş demektir; çünkü kalbin tedavisi zordur.

İmanı anlamaktan maksat, imanı içine, iliklerine sindirmektir. Öğrenmek başka şeydir, kalbe nakşetmek başka şeydir. Onu kalbe nakşetmek, çivilemek zordur. Mesela, kul hakkını öğrenmek başka şey, bunu kalbe nakşetmek başka şeydir. Kalbine nakşeden, ayaklarını uzatıp uyuyamaz. Acaba üzerimde ne kadar kul hakkı var diye uykuları kaçar. Çünkü bir müminin bir kuruş kul borcu olsa, onu ödemedikçe, bütün Peygamberlerin ibadetlerini yapsa Cennete giremez.

Allahü teâlânın bir kulunu sevdiğinin bir alameti vardır. Eğer, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi, Allahü teâlânın veli bir kulunu seviyorsa, yemin etsin ki Allah beni seviyor. Yeter ki Allahü teâlâ, sevgiyi nasip etsin.
Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Şubat 16, 2011 in İslam

 
 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.