‘iyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı’.

Toplum içinde yaşarken karşılaştığımız en büyük problemlerden birisi de anlaşamadığımız, aramızın biraz limonî olduğu kişilere her şeye rağmen iyilikte bulunma ve zor durumda kaldıklarında onların yardımlarına koşmadır. Bu durumda bir kenarda durup hiç bir şey yapmadan bekleyebilir ve kendi işimize bakabilir ya da insanlık öldü mü deyip o arkadaşımıza bir iyilikte daha bulunabiliriz. Şimdi bu durumları karşılaştırıp hangi tercihin daha uygun olduğunu görmeye çalışalım.


İlk önce böyle bir durumda bir kenarda durup hiç bir şey yapmamayı ele alalım. Eğer biz iyi bir insansak veya en azından içimizde insanlara iyilik yapma niyetinin devamlı bulunduğuna inananlardansak, bu takdirde bizim bu hareketimiz mevcut yapımızın aksiyonu değil belki onun karşıdaki kötülüğe karşı bir reaksiyonu olacaktır.

Dolayısıyla, biz kendimiz gibi değil de başkasının istediği gibi şekillenecek ve etkiye tepki veren sıradan bir makinadan farkımız kalmayacaktır. İkincisi, karşıdakinin kötü davranışına karşı kötü bir davranış tekrar o kişide de kötü bir davranışı doğuracak ve insanlar arası ilişkilerde dostluk, iyi geçinme asılken onun yerini devamlı kökleşen düşmanlıklar alacaktır. Üçüncü bir yön ise atalarımızın dediği gibi “Düşmez kalkmaz bir Allah” bir gün gelir vefasızlık ettiğimiz, zor anında yanında bulunmadığımız bu arkadaşımıza muhtaç olabilir ve geçmişimizi hatırlayarak çok mahçup olabiliriz. Son bir yön ise bu davranışımız kendimize olan saygımızı yitirmemize ve kendi içimizde çatışmalar yaşamamıza sebep olabilir.

Şimdi ise her şeye rağmen irademizi zorlayıp samimiyetle bu tutumda olan arkadaşımıza yardım ve iyilik yaptığımızı düşünelim.
İlk olarak bu tavır, içinde iman, sevgi ve iyilik yapma niyetinin olduğuna inanan insanın doğal bir aksiyonudur.
 Gül, çevresindeki pis kokulara rağmen her zaman bir gül gibi kokar. Çevrenin değişmesiyle kendini değiştirip ben de onlar gibi kokayım demez. İşte bu karakterdir.
Böylelikle kişi reaksiyoner değil aksiyoner olur; diğer bir tabirle edilgen değil etken olur ve çevresini değiştirmeye, kendi boyasıyla boyamaya başlar.
 İkinci olarak, kötülüğe iyilikle cevap veren kişi muhatabının direk vicdanına seslenmiş, orayı uyarmış ve karşıda da iyilik düşüncesini alevlendirmiş olur.
Bu uyarmayla her geçen gün dost çevre daha da büyür ve düşmanlıklar, dargınlıklar, kızgınlıklar en aza iner. Son olarak da insanın içinin rahat olması, oturup muhasebini yaptığında ‘keşke’ dememesi ve herkesin yüzüne rahatça bakabilmesi yönüyle bu tavır insana ayrı bir güç ve öz-saygı verir.

Sonuç olarak, bir tercih yaptığımızda, ilk anlarda zor gelse de, kendimizi kullanılıyor, aldatılan bir insan muamelesi görüyor gibi hissetsek de aksiyoner hareket edip çevremize güzellikler saçma, düşmanlar yerine dostlarla dolu bir çevre oluşturma ve gönül rahatlığı içinde herkesin yüzüne bakabilme adına her şart ve şahıs karşısında iyilik yollarını bulup ilerlemek en makul ve saygın bir insana en yakışır yol gibi gözükmektedir. Büyüklerimizin dediği gibi .

‘iyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı’.
About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 217 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: