Yaşamaları, sürekli yeşermeleri birbirine bağlı. Birbirlerinin köklerinden besleniyorlar.
Ve bu üç çiçeğin varlığı tüm insanlık için yaşamsal bir önem taşıyor.
Onların yokluğu demek, yüreklerin buz tutması demek.
Onların yokluğu demek, savaş demek, kan demek, gözyaşı demek, tutsaklık demek, ölüm demek.
Bu üç çiçek biliyorsunuz, hiç de uzaklarda, öyle Kaf Dağı’nın ardında yetişmiyor.
Hepimiz, her gün onlarla uyanıyor, onlarla yatıyoruz.
Usulca elimizi uzatıp sevgi çiçeğini kopartmayı deneyelim. Sevginin olmadığı bir yerde barış ve hoşgörü olabilir mi sizce?
Ya da barışı tutup köklerini ayırmaya çalışalım sevgi ve hoşgörüden. Barışın olmadığı yerde sevgi ve hoşgörüyü nasıl görebiliriz?
İçinde sevgi ve hoşgörüyü barındırmayan bir barış olur mu?
Sevginin mucizevi gücüne hemen hepimiz defalarca tanık olmuşuzdur.
Kaba kuvvetle, şiddetle, zorbalıkla birkaç santim bile aralanamayan çelik kapılar, çoğu kez sevginin o inanılmaz gücüyle ardına dek açılır. Çünkü sevgi yıkıcı değil, yapıcıdır. Sevgi öldürmek değil, yaşatmaktır.
Sevgi, beraberliği, doğruluğu, eşitliği ve anlayışı amaçlayan bir yaşam biçimidir.
İçindeki sevgi çiçeğini solduranlar ise, yalnızca kendileri için değil, başka insanlar için de mutsuzluk kaynağı olurlar.
İnsanlığı yok etmeye yönelik savaşlar, kötülükler, yakmalar, yıkmalar hep bu “içlerindeki sevgi çiçeğini” öldürmüş insanların ürünüdür. İçlerindeki sevgi çiçeğini öldürmüş insanlar, barış ve hoşgörü kavramlarının anlamını bilmezler.
İçindeki sevgi çiçeğini yaşatmayı beceremeyen insanların yüreği buz tutmuştur.
İşte bu nedenle, sevgiye inanmak yetmez. Sevgiye sahip olmak yetmez.
Daha yaşanılası bir dünya için, kötülük tohumlarının yeşermesini engellemek için, sahip olduğumuz sevgi çiçeğinin büyüyüp gelişmesine, kendi bahçemizin dışına kök salmasına çaba göstermeliyiz.
Sevgi, paylaştıkça çoğalır.
Sevginin gelişmesi demek hoşgörü çiçeğinin yeşermesi demektir.
Hoşgörüyü vurdumduymazlık ile karıştırmamak gerekir.
Hoşgörü, hataların ayırdına varılarak düzeltilmesi yönünde atılan önemli bir adımdır.
Hoşgörü, sabır ve emek ister. Yunus Emre’lerin, Mevlana’ların, Nasreddin Hoca’ların Anadolu’su hoşgörü üzerine kurulmuştur.


