RSS

Aylık Arşiv: Ağustos 2011

Namazla Rabb’e Hicret

 

Namaz, kulun Allah’a yönelmesi ve bu yönelişle O’nu övüp yüceltmesi, yalnızca O’ndan yardım dilemesi, O’na bağlanmasıdır. Namaz insana, Allah’ın sonsuz kudret sahibi olduğunu, ölümün yakınlığını, Allah’ın huzurundaki sorguyu, cennetin ve cehennemin varlığını hatırlatır. Sonsuz gücüyle kulları üzerinde gözetici ve koruyucu olan Rabb’ini tanıyan insan yanlış davranışlarını, düşüncelerini, alışkanlıklarını, dünyaya dair her şeyini bırakarak yalnız O’na yönelir, kıyam eder, namazla Rabb’ine hicret eder. İnanan insan Allah’ın doğru yolunda hicret ederek O’na boyun eğer, gönülden teslim olur, yardım diler, O’nun korumasına sığınır.

 Dünyevi her şeyden bedenen, kalben, ruhen ayrılmak, zincirleri kaldırmak, yola çıkmaktır namaz. Amaç; sonlu olan her şeyi terk ederek, sonsuz olana yönelmektir. Namazda, Allah huzurunda O’nunla güçlü bir manevi bağ kurulur. Namaz her gün düzenli yapılan bir ibadet olduğundan Allah ile kurulan bağ, kesintisiz ve canlıdır.

 Namazda giderek artan bir saygı ve korku vardır. Kıyam, Allah’a karşı aczimizi hissettiğimiz ve huzuruna çıktığımız an. Rükûda Allah’ın huzurunda boyun eğeriz. Secde, korkumuzu en fazla hissedeceğimiz andır. Aczimizin bilincinde Allah’ı övdüğümüz secde anı, manevi anlamda en üst aşamadır.

 Kur’an’da, “Sana Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar…” (Ankebut Suresi, 45) ayetiyle ‘dosdoğru’ namaz emredilir. Yüce Allah, namazda yalnızca O’nu anmamızı, O’nu yüceltmemizi ve bütün noksanlıklardan tenzih ederek O’nu birlememizi buyurur. Namaz Allah’a yönelip dönmemizi sağlar ve Yaratıcımız olan Allah’ın buyruklarına uygun bir yaşam sürdürmemize yardımcı olur. Eğer namazla Rabb’e yöneliş, kişiyi çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoymuyorsa değeri olmayacaktır. ‘Dosdoğru namaz’, içten Allah’a yönelmek ve kulluk sorumluklarını da gereğince yerine getirmektir. “İşte (şu) namaz kılanların vay haline” (Ma’un Suresi, 4) buyurur Allah ve bu gerçeği hatırlatır.

 Kur’an’da, namazda yaşanması gereken ruh hali, “Müminler gerçekten felah bulmuştur. Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır.” (Müminun Suresi, 1-2) ayetiyle bildirilir. Samimiyetle Allah’a yönelmeden, düşünmeden, bilinçsizce, yalnızca şeklen yapılan ibadetlerin Allah Katında bir değeri olmayabilir. Yapılan ibadet Allah’a olan yakınlığı, takvayı artırıyor, tefekkürü geliştiriyor, ahlakı güzelleştiriyor ve kötülüklerden engelliyorsa Allah’ın hoşnut olacağı umulur. Kur’an’da suçlu-günahkarlara; “Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?”diye sorulduğunda,“Onlar:”Biz namaz kılanlardan değildik…Yoksula yedirmezdik. (Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik. Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk.” dedikleri bildirilir. (Müddessir Suresi, 43,44,45,46) Dolayısıyla namazla birlikte diğer tüm yükümlülükler de yerine getirilmelidir.

 Namaz müminin, Allah’a karşı boyun eğiciliğini göstermesi, her şeyden kendini çekerek O’na yönelmesi, huşu içinde Rabb’ini düşünebilmesi için bir fırsattır. Namazları konusunda da titizliğiyle örnek Peygamberimiz’in (s) de buyurduğu gibi “Bu dinin başı İslâm’dır, direği namazdır. “ (Kütüb-ü Sitte, 4627)   Namazda huşu içinde Allah’a yönelmek imanda derinliği, samimiyeti ve Rabb’e olan yakınlığı artırır. Allah, namaz kılıp, Kendisi’ne dua eden kullarına rahmet kapılarını açar, onları kötülüklerden arındırır ve içinde kötü düşünce barındırmayan mümini ahlaken de güzelleştirir. Bu insanın Kuran ahlakına uygun olmayan davranışlar sergilemesi -Allah’ın dilemesiyle- artık mümkün değildir. İşte bu durum, namazın ayette söz edilen çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyma özelliğinin tecellisidir. Namazla kuldan beklenen, Allah’ın sınırları içinde yaşamasıdır.
İnsan yalnızca Allah’a yönelerek ve O’nun sınırlarını koruyarak yaşadığında kalbi tatmin olur. Katıksızca Allah’a yönelmemek kulunun Rabb’i ile bağının kesintiye uğramasına/kopmasına neden olur. Bu yönelme tüm yaratılmışlar için geçerlidir. Kur’an’da, “Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah’a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O’na secde eder).” (Ra’d Suresi, 15) ayeti ve diğer birçok ayette tüm canlıların Allah’a boyun eğip secde ettiği bildirilir; güneş, ay, yıldızlar, dağlar, bitkiler, ağaçlar ve gölgelerin…Çok açıktır ki, her şey Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmuştur.

Ancak Rabb’i karşısında aczinin bilincinde olmayan insan, apaçık düşmanının telkinleri nedeniyle teslim olmakta direnir. Şeytan insana her şeyi; Allah’ı, imanı, sevgiyi, merhameti, ölümü, ahireti ve kendisini unutturabilir. Bütün bunları unutan kişi, kendisine insan vasfı kazandıran bütün özelliklerini kaybeder. Yaşam amacını unutturan şeytanın varlığı hiç unutulmamalıdır. Şeytanı hatırladığında insan, Rabb’ine daha fazla ihtiyaç duyar. Çünkü şeytandan yalnızca O’na sığınılır.

Şeytanın telkin ettiği bu gaflet halini engelleyen namaz, insanın Yaratıcısıyla olan randevusudur. Samimi mümin her randevusuna içinde hissettiği bu aşkla, Rabb’iyle buluşacak olmanın verdiği heyecanla gider. Namazla, en içten şekilde Allah’a yönelir, vicdanını en fazlasıyla kullanır ve Allah’ın beğendiği ahlakı yaşamakta süreklilik gösterir. Günün belirli vakitlerinde Allah’a yönelen, üstün sıfatlarını/güzel isimlerini zikreden, rahmetine sığınan ve aczinin bilincinde O’ndan yardım dileyen bir mümin -Allah’ın dilemesiyle- iman derinliğine sahip olabilecektir.

Namazla kenetlenmiş bina gibi saf tutan, her türlü kötülükten arınmış, saf ve masum müminler arasında makamın ve zenginliğin kıstas alındığı ya da güçlünün üstün olduğu bir hiyerarşi yoktur. Güç, servet, ırk ve kimlik birlikte rükû eden, secdeye varan müminler arasında farklılık oluşturmaz.

Allah’a olan yakınlığımızın ve teslimiyetimizin kanıtıdır namaz ve Rabb’imize yakınlaşmamız için önemli bir yoldur. Namaz yalnızca fiili olarak yapılan bir ibadet değildir; amaç Allah’ın sonsuz gücü karşısında acizliğini kabullenmek ve O’nu yüceltmek olmalıdır.

Bizler “İbrahim’in makamı”nı namaz yeri edinelim. Namazın Allah’ın huzuruna çıktığımız an olduğunu her kıyamda hatırlayalım… Şeytanın yapabileceklerini düşünüp, imanımızın artması için ülfetleri kaldırmak çok önemlidir. Yaşamımızdaki, kulluk ve ibadetlerimizdeki, namazımızdaki aklı örten tüm perdeleri –Allah’ın dilemesiyle- kaldıralım.…

Çünkü ‘o gün’, dünyadayken Rabb’inin buyruklarını yerine getirmemiş ve O’na secde etmekten kaçınmış olanların, isteseler de secdeye kapanmaya güçleri yetmeyecektir:

Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler. Gözleri ‘korkudan ve dehşetten düşük’, kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (Kalem Suresi, 42-43)

Yüce Allah o günün geri dönüşü olmayan pişmanlığından ve acıklı azabından esirgesin. Kur’an’da, “…Onları, rükû edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir…” (Fetih Suresi, 29) ayetinde söz edildiği üzere, henüz vakit varken alnımızda secde izi taşımanın zamanıdır…

Namazı yaşam biçimi olarak gören, Rabb’i huzurunda kıyam eden, nefsani ve dünyevi tüm bağlarından koparak Allah yolunda hicret eden kulun yolculuğu, -Allah’ın dilemesiyle- sonsuz konaklama yerinde son bulacaktır.

Orada ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir. (Furkan Suresi, 76)

Fuat Türker

 
1 Comment

Posted by Ağustos 22, 2011 in İslam

 

Günahlarımızın farkında değiliz ki ağlayalım. Ağlayıp affedilelim..

Hayat farkında olmaktır dünyanın. İslam farkında olmaktır hem dünyanın hem de yarının.
Yarından kastım sadece ertesi gün değil elbette. Ertesi günlerin bitmediği günler.
Sizi siz yapan farkında olduklarınızdır. Kimi anneliğin farkındadır. Kimi babalığın. Kimi marangozluğunun sırlarını bildiği için marangoz, kimi doktorluğun. Kimi farkında olduğu için müslüman, kimi olmadığı için değil.
İşte tam bu noktada başlıyor bizim duruşumuz.
Dünyaya, ülkemize, milletimize, sülalemize, ailemize, eşimize, çocuğumuza, komşumuza gördüğümüz ve göremediğimiz – ki bu da en az gördüklerimiz kadar önemlidir- her şeye karşı sorumluluğumuz ya da sorumsuzluğumuz işte tam burada yani, farkında olmamızla başlıyor.
 
Farkında olmazsak, haberimiz olmaz gerçeğine sığınır nice insanlar. Bakar ama görmez. Duyar ama dinlemez. Ya da ne bileyim, bilir ama inanmak gelmez işine. Çünkü görmek de dinlemek de hatta en önemlisi iman, inanmak da sorumluluk yükler. Kaçamazsınız o sorumluluktan. Çünkü artık siz görmüşünüzdür.
İyi, kötü, doğru, yanlış her neyse gördüğünüz. Yolda yürümek eziyet verir size. Şöyle bi rahat dinlenemezsiniz bile. Çünkü dünya artık batmaya başlar size.
Çünkü siz artık farkında olmaya başladınız demektir.
Çünkü artık insan oldunuz demektir..
 
Modern dünya denilen meretin belki de insana yaptığı en büyük zulüm bu. Bizi insanlıktan çıkarttıkları yol da bu belki. Farkında değiliz hiçbir şeyin.
Attığımız her adımın farkında olmak gerekiyor. Ama zordur bunun farkında olmak. Aynanın karşısına geçip sıkıysa söyleyin bu cümleyi. “Farkındayim” Ya ayna çatlar, ya da gözleriniz rahmet dolar. Ağlamak, farkında olmaktır. Günahlarımızın farkında değiliz ki ağlayalım. Ağlayıp affedilelim..

 
Leave a comment

Posted by Ağustos 22, 2011 in Yazılarım

 

İnsanlar Başaklara Benzer; İçleri Boşken Başları Havadadır, Doldukça Eğilirler…

 

Kendisini Allah’ın hayatta tuttuğunun, O’nun nimetlendirdiğinin, dilerse tüm verdiklerini geri alabileceğinin ve Rabb’i karşısındaki aczinin bilincinde değilse insan, kibir içinde yaşar. Kendine benlik verir, kendini herkesten daha fazla sever; çıkarıyla ters düşen her şeyde, bencil istek ve tutkularını önde tutar. Tüm duygularının üstündeki büyüklük duygusu vefayı, şefkat, merhamet ve koruma duygularını yok eder. Gerektiğinde insan yalan da söyler; anlamsız, boş ve hikmetsiz konuşur. Kalbinde gerçek sevgi olmaz; kalbi Allah aşkıyla dolu insanda ise kibir olmaz. Allah’ın sonsuz gücünün bilincindeki insan, kibirlenmeye güç yetiremez. İnsan hem aczini bilip aynı zamanda da büyüklenemez.

 

Read the rest of this entry »

 
Leave a comment

Posted by Ağustos 18, 2011 in İslam

 

Şehitler Ölmez !!

Vurulup tertemiz alnından
Uzanmış da yatıyor
Bir hilal uğruna Yarab!
Ne güneşler batıyor

Onlara ölü demeyin
Şehitler ölmez
Allah için vatan için
Can veren ölmez ölmez can veren ölmez

Ey şehid oğlu şehid
İsteme benden makber
Sana ağuşunu(kucağını) açmış
açmış duruyor peygamber..

 
Leave a comment

Posted by Ağustos 18, 2011 in şiir

 

Ruhunuz şad olsun.KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZ…..

ŞEHİTLERİMİZ
Ölüm!ALLAH’ın emri biliriz.
Bu konuda asla!şüpelenmeyiz.
Vatan için,namus için can verdiniz.
Nur içinde yatasınız,KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZ.

Siz yaşıyorsunuz.Ölmediniz.
Hala peşlerinde mehmetçiklerimiz.
Nesilleri tükenecek.Bunu bilesiniz.
Ruhunuz şad olsun,KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZ.

Her zaman vatan sağolsun deriz.
Hiç kimseye bir karış toprak vermeyiz.
Bu vatan sizin, bize emanetiniz.
Nur içinde yatasınız.KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZ.

Hey! siz mehmetçikle baş edemezsiniz.
Ancak kalleşçe,gizlice vurmayı becerirsiniz,
Karşı,karşıya gelin erkekseniz,
Ruhunuz şad olsun.KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZ…..

 
2 Comments

Posted by Ağustos 18, 2011 in şiir

 
 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.