RSS

Her ay mübarek; ama Ramazan ayı başka

05 Ağu

 

 

Her ay mübarek; ama Ramazan ayı başkaHer ayda iyiliklere sevap vardır. Ancak Ramazan ayı başka… Her ayda zekât verilirse kabul edilir. Ancak Ramazan ayı başka…Her ayda sadaka verilirse kabule geçer. Ancak Ramazan ayı başka…Evet, Ramazan ayı başkadır. Çünkü diğer aylardaki iyiliklere bire on, belki bire yüz sevap söz konusu olabilir. Ancak Ramazan ayı öyle değildir. Onda, bire yedi yüz ve daha fazlası bahis mevzuu.

 

Bunun içindir ki, zekâtlar da, fitreler de, diğer bütün iyilikler de bu ayda yerini bulur, diğer aylardan farklı bir yardımlaşma sağanağı görülür.

Müminlerde uhrevî duygular bu ayda ve bugünlerde coşar, dünyanın faniliği, âhiretin bakiliği bu ayda daha çok düşünülür, daha şuurlu şekilde gereği yapılır.

Böyle kudsî günlerde ölümü hatırlayan, istikbalini düşünen insanlar, oraya gitmeden tedbir alır, hazırlık yaparlar… Ta ki, varınca orasını harap görmesin, mamur bir yer olarak bulsunlar…

Nitekim biri Resulü Ekrem (sas) Efendimiz’e gelip sorar:
— Yâ Resulallah, nedense ölümü hiç sevemiyorum. Ondan hep ürküyorum, âhirete ciddî bir meyil duyamıyorum!
Şöyle buyurur:
— Malın var mı?
— Evet, var.
— Öyle ise ondan âhiret için harca. Göreceksin ki, oraya ilgi duyacak, meyil hissedeceksin. Bundan sonra da şöyle buyurur:
— Çünkü insan, malının bulunduğu yerden ayrılmak istemez. Senin malın ise hep buradadır. Oraya hiç göndermemişsin!
* * *
Bundan olacak ki, Süleyman bin Abdülmelik:
— Âhirete hiç meyil duymuyorum, acep nedendir? diye soran birine şöyle cevap vermiştir:
— Hep dünyamızı tamir ediyoruz, âhiretimizi ise harap bırakıyoruz ondan, insan mamur ettiği yerde kalmayı ister, harap bıraktığı yere gitmeyi arzulamaz!

Anlaşılan odur ki, kendimizi kontrol etmek kendi elimizdedir. Şayet âhiret için içimizde bir meyil duyamıyorsak, bunun mânâsı açıktır. Malımızı hep buraya yığıyor, oraya bir şey gönderemiyoruz. Burası mamur, orası harap… İnsan ise harap ettiği yere gitmeyi arzulamaz. İmar ettiği yerde kalmayı ister…

Öyle ise sevabımızı önceden oraya öylesine göndermeliyiz ki, içimizdeki meyil oraya kaymalı, oradaki malımızın yanına gitme hissini duymalıyız…

İşte hayatı böyle gören İslâm âlimi Sehl bin Abdullah’a birileri itiraz mahiyetinde derler ki:
— Sen elinde avucunda ne varsa hep İslâm’a hizmet için harcıyor, bir şey bırakmıyorsun. Halbuki sen yaşlı bir adamsın. Bunlara ihtiyacın var!
Şöyle cevap verir Sehl:
— İyi ya, ben de yaşlılığımın gereğini yapıyorum. Ben artık yola çıkmış kimseyim.
Akıllı yolcular mallarını bulundukları yere bırakmazlar, belki gidecekleri yere gönderirler. Ben de öyle yapıyorum. Buraya değil, oraya gönderiyorum. Bunun yanlış görülecek nesi var? Akıllılık gereğidir bu.
* * *
Büyüklerin hayat anlayışlarını okumak, üzerinde düşünmek ne güzel…
İnsan kendi dünyasına işaretler bulur, kendi hayatına örnekler alır… Kendi çapında varacağı yer için bir imar ve inşa hareketine girer.

Tabii.. fırsatlar kaçmadan, imkânlar uçmadan, Ramazan da geçmeden!..

 
Leave a comment

Posted by Ağustos 5, 2011 in İslam

 

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.