Yazan: gulayozturk Temmuz 3, 2008

Cenab-ı Allah, mekânlar içinde mukaddes mekânlar, zamanlar içinde mukaddes zamanlar yaratmıştır. Receb, Şaban ve Ramazan ayları, kandil geceleri, Cuma günü, bayramlar ve bayram arefeleri gibi zamanlar, o mukaddes zamanlardandır. Dinimiz böyle zamanlara büyük önem ve kıymet vermiştir.
Hayatın çeşitli sıkıntıları ve nefsin baskıları karşısında yorgun düşen ruhlarımız, mübarek zamanlarda dinlenmeye, kendine gelmeye, toparlanmaya fırsat bulur. Bu nedenle böyle ayları, günleri, geceleri, ganimet bilip, Cenab-ı Hakk’ın kulluk kapısına daha iştiyaklı, daha heyecanlı yaklaşıp tazelenmeliyiz. Esasen her anı ebediyyet yolunda bir sermaye olan hayat için, böyle zamanlar ayrı bir yenilenme fırsatı olarak kabul edilmelidir.
Mukaddes zamanlar, kendimizi denetleme, değerlendirme bakımından çok önemlidir. Bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapar, geleceğe hazırlıklı olma düşüncemizi pekiştiririz.
Üç Aylar bizatihi öneme sahipken, ayrıca bu ayların her biri kendisinde mübarek bir geceyi barındırır. Bu geceler, karanlıkta bir şeyini kaybedenin onu kandille aramasına benzetilmiş ve “kandil geceleri” denilmiştir.
Üç Aylar’daki kandil geceleri, Regaib, Mirac, Berat ve Kadir geceleridir.
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: mirac, kulluk, kandil, ragaib, berat, kadir, receb, şaban, ramazan, mukaddes, aylar, ihsan | Yorum Yok »
Yazan: gulayozturk Haziran 26, 2008

Bismillahirrahmanirrahim.
İsra Sûresi’nde “İnsan, hayra dua eder gibi şerre dua eder; çok acelecidir insan” buyrulur.
Bazen iyilik istediğimizi zannederek kötülüğü isteriz. Başka bir ayet-i kerimede de “hayır zannettiğiniz şer olabilir; şer zannettiğiniz hayır olabilir” buyrulmaktadır. Demek ki, kulun baktığı yerden bakınca ve acele edip sonunu beklemeyince şer zannedilebilecek bazı şeylerin; Allah’ın baktığı yerden bakınca ve sabredince hayır olduğu görülecektir.
Bedir Savaşı’na Hz. Muhammed’in baktığı yerden bakarsanız “Büyük Bedir Gazvesi” dersiniz; Ebu Cehil’in baktığı yerden bakarsanız “ayak takımının şerefli kimseleri alt ettiği tarihte ilk kez görülen bir şey değildir” dersiniz.
Firavun’un baktığı yerden bakarsanız; sihirbazların Hz. Musa’ya uyarak, istikballerini mahvetmiş ve feci şekilde can vermiş olduklarını görürsünüz. Hz. Musa ve Hz. Harun’un baktığı yerden bakarsanız ebedí hayatlarını kurtarmış ve şehit olmuş olduklarını görürsünüz.
Demek ki değer yargınız, nereden baktığınıza göre değişir. Müslüman kadının örtünmesine Allah’ın baktığı yerden bakarsanız özgürlüğünü ve kişiliğini pekiştirdiğini göreceksiniz. Başka bir yerden bakınca özgürlüğünün kısıtlandığını, şahsiyetinin zedelendiğini vehmedeceksiniz.
“İnsanların çoğu”nun baktığı yerden bakarsanız, inancından taviz vermediği için okulundan atılan, işinden kovulan ya da rahatsız edilen mü’minlere “mağdur” ve “mağdure” deyivereceksiniz. Allah’ın baktığı yerden bakarsanız onların ödüllendirilmiş olduklarını göreceksiniz. Sınavda başarılı olduklarını göreceksiniz. “Mü’minlerden Allah’a verdikleri söze sadık kalan yiğitler vardır. Kimi sözünü yerine getirmiş, kimisi de hazır beklemektedir. (Sözlerini) asla değiştirmemişlerdir.” Ayet-i kerimesine masadak olduklarını göreceksiniz.
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: Allah, savaş, ödül, bedir, bakmak, baktığı, hayra, şer, firavun, musa, harun, şehit, yargı, sinav | 2 Yorum »
Yazan: gulayozturk Haziran 24, 2008

Rasulullah (s.a.v)’in Namazı..:
Hz. Ali (r.a) şöyle anlatır: “ Bedir harbinde Rasulullah’ın bir ağaç altında ağlayarak namaz kıldığını gördüm. Hatta öylece sabahladı.. “ (Fezail-i A’mal, 299 ) Bu ağlayış halinin yanında Alemlerin Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) ‘in göğsünden namaz esnasında zaman zaman da tencere kaynarken çıkan ses gibi birtakım sesler işitilirdi. Hz. Aişe validemiz buyururlar : “ Rasulullah (s.a.v) namaza durduğunda zaman zaman yüreğinden kazan kaynaması gibi ses gelirdi.” (Ebu Dabud, Salat, 157, Nesai, Sehv, 18 )
Hz. Aişe validemiz, Rasulullah (s.a.v)’in namaz kılışıyla alakalı olarak ayrıca şunları söyler : “ Rasulullah bizimle konuşur, biz de onunla konuşurduk. Ama namaz vakti gelince sanki bizi tanımıyor gibi bir hale gelir, bütün varlığıyla Allah’a yönelirdi..” ( Fezail-i A’mal, 303 ) ***
Hz. Ömer (r.a) ‘ i Mecusi mızrakla yaralamıştı. Devamlı bir suretle kan kaybediyordu. Bir müddet sonra kendinden geçti ve bayıldı. Bu bir ölüm baygınlığı idi. Fakat namaz vakitleri girdiğinde kulağına eğilip : “ Namaz Ya Ömer, namaz..!” dediklerinde Hz. Ömer hayret verici bir irade ile ayılıyor ve o haliyle namazını eda ediyordu. “Namazı olmayanın İslam’da yeri yoktu..!!” ifadesini tekrarlıyor ve sonra tekrardan kendinden geçiyordu. ***
Hz. Ali (r.a ), namaza durduğunda beti benzi sararır, kendi vücudu dahil her şeyden sıyrılırdı. Bir muharebede mübarek ayağına batan oku, kendi arzusu üzerine namaz esnasında çıkardıklarında bunun farkında dahi olmamıştı. O’na : “Ey mü’minlerin emiri! Namaz vakti gelince niçin yüzünüzün rengi değişiyor ve titremeye başlıyorsunuz?” diye sordular. Buyurdu ki: “Yerin ve göğün kaldıramadığı, dağların taşımaktan aciz kaldığı bir emaneti eda etme zamanı gelmiştir. Onu kusursuz olarak yapabilecek miyim, yapamayacak mıyım , bilemiyorum.” ***
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: ağaç, ağlayarak, bayıldı, bedir, benzi, harb, huşu, kazan, masiva, mızrak, namaz, ok, sararır, ses, tıtremek | Yorum Yok »
Yazan: gulayozturk Haziran 23, 2008

Şuara Suresi’nin 89. ayetinde cennete girecek olanların “Ancak Allah’a selim
(temiz) bir kalp ile gelenler…” olduğu bildirilir.
Ancak Kuran’da bildirilen kalp temizliği, günümüz toplumlarından bazılarının
anladığı gibi bir temizlik değildir. “Kalp temizliği”nin öneminden yola
çıkarak, “ben insanlara hiç kötülük yapmıyorum, fakirlere arada sırada
yardım ediyorum, demek ki Allah’ın istediği ahlaktayım” demek, kendi kendini
aldatmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Kuran’a göre kalbin temiz olması
demek, Allah’a yönelmiş ve O’na itaat etmiş olmak demektir. Belki bazı
insanlar, arada sırada fakirlere yardım ederek, hayvanlara yiyecek vererek,
komşularına gülümseyerek, “iyi insan” olarak tanınabilirler. Ancak
cehennemden kurtulmanın, Allah’ın rızasını ve rahmetini kazanmanın yolu “iyi
insan” olarak tanınmak değil, Allah’ın Kuran’da tarif ettiği şekilde bir
mümin olmaktır.
Bu ahlakı kazanmadan yapılan ve cahiliyenin kendi değer yargılarına göre
“iyilik” olarak kabul edilen bir davranışın, Allah Katında herhangi bir
değeri olmayabilir. İsterse dini bir kisve altında olsun, yapılan işin Allah
nazarında “iyi” ve geçerli olmasının temel şartı, bunun Kuran’da bildirilen
ölçülere uygun olmasıdır. Kuran’daki bu ölçülere örnek olarak aşağıdaki
ayetleri verebiliriz:
Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe
iman eden ve Allah yolunda cehd edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız?
(Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet
vermez. (Tevbe Suresi, 19)
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik,
Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala
olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa,
isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru
kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile
zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve
davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da
bunlardır. (Bakara Suresi, 177)
Kuran’a göre kalbi temiz olan insan, Allah’a iman eden, Allah’ın emir ve
yasaklarına harfiyen uyan, O’na teslim olmuş insandır. İslam’a göre, bundan
farklı bir “kalp temizliği” söz konusu değildir. Kuran’da, “kalp
temizliği”nin ne anlama geldiği detaylı olarak anlatılmaktadır. Buna göre,
kalbi temiz olan insan, sürekli Allah’ı anan ve kalbi Allah’ın zikriyle
“mutmain” olmuş (tatmin bulmuş) kişidir. Öyle ki Kuran’da müminler şöyle
tarif edilir:
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: emir, kalb, mütmain, selim, uyan, zikri | Yorum Yok »
Yazan: gulayozturk Haziran 22, 2008

Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı Allah’a yaklaştırması gerektiği görülebilir.
Delikanlı okulunu bitirdi ve işini kurdu. Artık evlenip çoluk çocuğa karışmak istiyor. Bunun için de düşünüyor ve soruyor: “Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?”
Akıl verense çok oluyor: “Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun”. Ama anne ille de güzel gelin istiyor.
Genç kızın da evlenme yaşı geliyor. O da düşünüyor. “Acaba evleneceğim kişide nasıl bir özellik arasam? Dini diyaneti önemli olmalı mı?” Bu anne de kızının bir zenginle evlenip rahat etmesini düşlüyor..
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: ateş, barikatlar, cazibe, elbise, evlilik, izdivac, kalkan, koruyan, saadet, sığınmak, şaşkın | 2 Yorum »