Yazan: gulayozturk Kasım 14, 2008

insanoglu varolduğu günden bu yana,gerçek huzuru din sayesinde elde
etmis ve ancak din sayesinde mutlu olabılmıstır..
dini olmadığı bir yerde ahlak ve fazilet bahsetmek mümkün olmadığı gibi,
mutluluk dan bahsetmek de oldukça zordur..
evet,hakiki müslüman olmanın en önemli vasfi,ahlaklı olmaktır..
peki,biz neden ahlaklı insan olamiyoruz ???
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: ahlak, asker, din, lezzet, vazife, şeref | » yorum bırak;
Yazan: gulayozturk Temmuz 14, 2008

tasavvuf Güzel Ahlâk ve Edeptir..
Güzel ahlâk, îmânı taklîdden kurtararak fikir ve davranışlara istikâmet
veren ihsân duygusunu, yâni Cenâb-ı Hakk’ı görüyormuşçasına bir hâlet-i
rûhiyeyi kalbde sâbitleyerek, şahsiyetin hâkim ve ayrılmaz bir unsuru hâline
getirmek ve bu minvâl üzere yaşamaktır.
Ebu’l-Hüseyn en-Nûrî
“Tasavvuf ne şekil, ne de bir ilimdir; o sadece güzel ahlâktan ibarettir.
Eğer şekil olsaydı mücâhede ile, ilim olsaydı öğrenmekle tahsîl edilirdi. Bu
sebeple sırf şekil ve ilim, maksada ulaştıramaz. Tasavvuf, Hakk’ın ahlâkına
bürünmektir.” buyurarak, onun ahlâk ile kopmaz bağına işaret etmiştir.
Tasavvuf, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in örnek hayâtında
ismen telaffuz edilmemiş olsa da, mâhiyeti ve hakîkati itibâriyle mevcuttu.
Güzel ahlâktan maksat, -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ahlâk-ı
hamîdesi ile ahlâklanmaktır. Onun ahlâkı, Rabbimiz tarafından Kur’ân-ı
Kerîm’de:
“Şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin” (el-Kalem, 4)
buyurularak te’yîd ve tekrîm edilmiştir.
Nitekim Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-, kendisine Rasûlullâh’ın ahlâkı
sorulduğu zaman:
“Onun ahlâkı Kur’ân’dı.” (Müslim, Müsâfirîn, 139) buyurmuştur.
Kul, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanıp onun ahkâmıyla da istikâmetlendiği takdirde
âdetâ canlı bir Kur’ân hâline gelir. Kur’ân-ı Kerîm’i, mânâsını tefekkür ile
tilâvet etmek ve ahkâmına tâbî olarak yaşamak, güzel ahlâkın zirve
noktasıdır.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, peygamber olarak
gönderildiğinden itibaren kıyamete kadar bütün zaman ve mekânları tenvîre
memur olmuştur. Bu itibarla O’nun en cüz’î ve mahrem teferruatına varıncaya
kadar bütün davranışları, sağlam bir rivâyetle bizlere intikal etmiş ve bu
intikal, kıyâmete kadar teselsül bereketine mazhar kılınmıştır. Siyer-i Nebî
incelendiği zaman görülecektir ki, insanlığın kemâli ve güzel ahlâkın
zirvesi, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir.
Zîrâ O:
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: ahlak, edep, ihsan, istikamet, tasavvuf | » yorum bırak;
Yazan: gulayozturk Haziran 23, 2008

Nasıl bir müslüman olduğumuzu ,ibadetlerden fazla hareketleri belirler..
Çünkü müslümanlığın ölçüsü güzel ahlaktır…
Güzel ahlak ise,islamiyet bizlere verdiği hakları güzel korumaktır…
Cenab-i Hak,kul haklarına o kadar önem veriyor ki,Kendisine karşı kusur
işleyeni kolayca affederken,kullarının hakkını çiğneyeni ,o kul affetmedikçe
Kendisi de affetmiyor…
Kul hakkı koruma vazifesi önce en yakınlarımız başlayarak,ailemiz’den ,sonra
komsularımız gelir…
Komsularımız,bizimle aynı apartmanı ,aynı sokağı paylaşan kimseler olduğu
gibi,aynı yolu,aynı iş yeri
paylaştığımız insanlarda komsumuzdur…
Her gün ortak mekanlar paylaştığımız bütün insanlar komsumuzdur ve onlara
karşı vazifelerimiz vardır…
Bizi seven,güzel davranan ,her zaman bize yartıma koşan komsular ile iyi
geçinmek güzel,
ama bu bir fazilet değildır…
Önemli olan bizi sevmeyeni sevebilmek,vermeyene vermek,gelmeyen
gitmek,yüzümüzü gülmeyeni tebeşsüm etmek…
Müslümanın temel vasfı zararsız bir insan olmasıdır..
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem )buyrmuşlardı ki…
” Vallahi komsusu zararından emin olmayan kimse mümin değildir..” (Buhari)
Bundan anliyoruz ki mümin,güvenli bir kişi olması gerektiriyor..
İslam müminlere Kardeş ilan ediyor..
Öyleyse biz sevgimizi,duamızı,iyiliğimizi, kardeşlerimilze paylaşmak
zorundayız…
Bir başkasını kendi gibi sevmenin ,ne demek olduğunu ,Rabbi’nın rızasını
işteyenler bilir…
Allah rızası için sevenler,karsısındaki kim olursa olsun,elinden gelen
iyiliğ yaparlar…
Hazret Peygamberimiz’in müsrik komsuları darda kalınca O’na koşuyorlardı..
O’na güveniyorlardı..
Mallarını ve kıymetli eşyalarını O’na teslim ediyorlardı..
Peygamber görevi süresince de,Cebrail (a.s)komsu hakları üzerinde o kadar
çok duruyor ve tavsiyelerde bulunuyordu ki,Efendimiz,komsunun komsuya
miraşci olacağını zannediyordu…
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: ahlak, emin, hareketler, komsu, kulhakkı, vasfı, vazife, zararsız | » yorum bırak;
Yazan: gulayozturk Haziran 15, 2008

Güzel ahlakın hakkıyla yaşanmadığı bir toplumda üstünlüğün nelere dayalı
olduğunu uzun uzun anlatmama sanırım pek gerek yok. Cahiliyenin
kıstaslarının geçerli olduğu bu çarpık sistemde menfaat ilişkilerinin ön
plana çıktığı, bunun sonucunda ise maddi ve manevi sıkıntı, bereketsizlik ve
kargaşanın meydana geldiği inkar edilemez bir gerçektir.
Bediüzzaman Said Nursi’nin de “Ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve
Allah’a asker olmaktadır. ” sözleriyle çok güzel ifade ettiği gibi dünyada
mutluluğu ve huzuru elde etmenin tek çözümü, ancak İslam ahlakını
yaşamaktır.
Gerçekten de insanın şan ve şerefini ancak müslüman olmakla kazanabileceğini
Allah “Andolsun size şan ve şerefinizin içinde bulunduğu bir kitap indirdik.
Yine de akıllanmayacak mısınız? ” (Enbiya Suresi, 10 ayetinde belirtmiştir.
“Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda
size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahimin dini gibi. ” (Hac Suresi,
78 ayetinde ifade edildiği gibi dini yaşamak son derece kolaydır. Ama
toplumun bazı kesimlerinde din kasıtlı olarak zor ve karmaşık gösterilip
müslümanın yapısı ise içine kapalı, dar görüşlü ve pasif bir model olarak
çiziliyor.
Oysa ezik bir müslüman modeli, İslam’ın ilk zamanlarından günümüze kadar
tarihin hiçbir safhasında görülmemiştir. İslam tarihini bu gözle yeniden
incelediğimde Halifeler devrinde dört bir koldan yayılan İslam’ın, her
dönemde cahiliye toplumlarının yasaklarını ve yanlış uygulamalarını ortadan
kaldırip hür bir ortam yarattığını, aklı ve bilimi teşvik ettiğini ve hayatı
tanzim ederek kendisine tabi olan müslümanlara şahsiyet, ilim, zenginlik ve
tüm bunlardan dolayı doğal bir üstünlük kazandırdığını gördüm.
Osmanlı İmparatorluğu’nun çok uluslu yapısını uzun süre devam
ettirebilmesinin, İstanbul’un fethedilmesi gibi başarıların sebebi İslam’ın
sağladığı hoşgörü ve kolaylıktan başka ne olabilir?
Bu yüzden kanaatimce, İslam’ın öncelikle önplana çıkarılması gereken
yönlerinden biri de, İslam’ı yaşamanın sağladığı, geçmişte de defalarca
tecrübe edilmiş olan üstünlüğü olmalıdır.
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: ahlak, akıl, Allah, üstün, ilim, toplum, İslam | » yorum bırak;
Yazan: gulayozturk Haziran 9, 2008
Ben de mü’minim, ben de Allah’ımı seviyorum” deyip de Kur’an’dan ve namazdan
kopuk yaşamak ne kadar mantıklı. Namaz, öncelikle duyarsızlığımızı, ruhi
sıkıntılarımızı giderir ve ahlakımızı güzelleştirir.
Namaz, ahlakı güzelleştiren, keşfedilmeyi bekleyen bir hazinedir. Namaz
hazinesini keşfetmeye başladıkça, onun ahlakı nasıl güzelleştirdiğini
anlamaya başlarız. “Sabır ve namazla Allah’tan yardım dilemeye” namazla
alışan bir kişi, her namazında “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden
yardım dileriz.” diyerek sabır ahlakını gönlüne hapseder. Sabırla hayatın
zorluklarına karşı metanet, azim ve dirayetle yaklaşır.
Her namazında “O, hesap gününün sahibidir.” ayetini hisseden bir kul,
yapacağı her iyiliğin ve kötülüğün hesabını vereceği bilinci içerisinde
Allah’a ve insanlara karşı vicdanlı olmaya çalışır. Hatalarını tekrar etmeme
yeteneğini kazanan insan, Allah’a ve insanlara karşı sorumluluğunun da
bilincindedir. Hatalarına ve isyanlarına rağmen kendisini huzuruna namazla
davet eden Rabb’inin hoşgörüsünü gören bir kul, namaz sayesinde hoşgörüyü
öğrenir.
Her namazda “Rabb’im beni, annemi-babamı ve bütün inananları hesap gününde
bağışla.” duasıyla Rabb’inin kendisini bağışladığını hisseden bir insan,
engin bir hoşgörüyle insanları bağışlamayı tecrübe edebilir. Rabb’imiz
“namaz kılan kimselerin emanetlerine riayet edeceklerini, şahitlikte dürüst
olacaklarını” vurgular.
Namaz hazinesini keşfeden bir insan, “Rabb’imiz bizi doğru yola hidayet et.”
diyerek emanete riayette, şahitlikte ve hayatın her aşamasında dürüst olmaya
çalışır. ‘Rükû’da “Yüce olan Rabb’imi kullara ait bütün eksik sıfatlardan
uzak tutarım.” diyerek Rabb’ine karşı saygı içerisinde eğilen kul,
insanlarla ilişkilerinde de mütevazı davranmaya çalışabilecektir. Secdede
Rabb’ine olan tevazunun zirvesini hisseden bir kul, insanlara tevazuda da
zirveyi yakalayabilir. Rabb’imiz “namaz kılan bireylerin iffetlerini
koruduklarını” ifade eder.
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: ahlak, güzeleşir, hazine, mümin, namaz, Sabır, tevazu, yardım | » yorum bırak;