İslam Huzur Dinidir

İslamı sonradan bulup mutluluğa eren bir yürekten; İslam

Evlilikte Guven Eksikligi

Yazan: gulayozturk Temmuz 7, 2008

                   

Mutlu ve huzurlu bireyler, mutlu ve huzurlu yuvaların eseridir. Evinde olumlu enerjiyle dolan, anlayışı ve sevgiyi bulan insanlar, kendine güvenen ve çevrelerine neşe saçan, pozitif insanlar olurlar. Aksi de mümkündür tabi. Çevremize bakıp, nerden çıktı bu asık suratlı, acı dilli, ters bakışlı insanlar dersek, bakışlarımızı önce kendimize, sonra da evlerimize çevirmeliyiz.
Ailedeki mutluluğun düşmanlarını çeşitlendirmek mümkün ama, en önemlisi güven eksikliği. Evlilikte güven çeşitli sebeplerden dolayı sarsılmış ise geri kazanmalıyız, peki nasıl davranmalyız?:-Eşiniz hakkında küçük düşürücü ifadeler kullanmaktan ve yorumlar yapmaktan kaçının. Bu konudaki şakacı ve espirili yaklaşımınız bile havayı yumuşatmayabilir.

-Kullandığınız sözcüklerin gizli manalar ifade edip etmediğini iyi kontrol edin. İmalardan asıkının. Aynı cümle, söyleyiş biçiminize, ses tonunuza ve davranışlarınıza göre çok farklı manalar ifade edebilir.
-Kullandığınız sözcüklerin eşinizin davranışlarını yargılamamasına dikkat edin.


Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Diğer Konular | Etiketler: , , , , | Yorum Yok »

Evlilik Insani Allah’a Yaklaştimali ..

Yazan: gulayozturk Haziran 22, 2008

                    

Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı Allah’a yaklaştırması gerektiği görülebilir.

Delikanlı okulunu bitirdi ve işini kurdu. Artık evlenip çoluk çocuğa karışmak istiyor. Bunun için de düşünüyor ve soruyor: “Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?”

Akıl verense çok oluyor: “Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun”. Ama anne ille de güzel gelin istiyor.

Genç kızın da evlenme yaşı geliyor. O da düşünüyor. “Acaba evleneceğim kişide nasıl bir özellik arasam? Dini diyaneti önemli olmalı mı?” Bu anne de kızının bir zenginle evlenip rahat etmesini düşlüyor.. 

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , , , , , , | 2 Yorum »

“İnsanın kalbinde eşine karşı beslediği sevgi çoğaldıkça, imanı da çoğalmıştır.”

Yazan: gulayozturk Mayıs 19, 2008

Her insan doğal olarak sevmek ve sevilmek ister, bu Allah’ın insana
bahşetmiş olduğu en güzel hediyelerden biridir

Allah kullarını sevmektedir ve kullarından da istediği birbirlerini
sevmeleridir.
İmam Bakır’ın (a.s) buyurduğuna göre; din sevmekten ibarettir.
Allah’ın insana vermiş olduğu bu hediyeyi, insan da eşine vermelidir.
Eşinize vereceğiniz en güzel ve en kıymetli hediye ona olan sevginizi
göstermektir. Bu hususta imam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“İnsanın kalbinde eşine karşı beslediği sevgi çoğaldıkça, imanı da
çoğalmıştır.”
Kadın ve erkek birbiriyle evlendiklerinde, nikâh akdi okunur okunmaz,
Allah tarafından aralarına çok üstün ve tarif edilmez bir sevgi
yerleştirilir.
“İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda
muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir.
Bunlarda, düşünen toplum için dersler vardır.”Rum–21
Bundan sonrasında ise, karı kocanın vazifesi bu ilahi aşkı koruyarak,
gün be gün çoğaltmaktır. Evlilikte sevgi için değişik dönemler
bulunmaktadır; bir dönemde sevgi en had seviyede kendisini göstermekte,
eşler birbirlerini çok sevmekte, beraber olmaktan keyif almakta ve aşkla
ilişkilerini sürdürmektedirler. Fakat bir dönemde ise; sevgi ilk heyecan ve
yoğunluğu kaybetmektedir, bu aşamada sevgiyi koruyup, çoğaltmak için
çabalamak gerekir.


Hayatımızın devamı, mutlu bir yaşam için sevgiye ihtiyacımız var,
öyleyse kendi kalbimizi ve eşimizin kalbini sonsuz bir aşk ve sevgiyle
dolduralım. Kadının belki de en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgidir,
erkekler bu ihtiyacı eşlerinden esirgememelidirler, O hiçbir beklenti
içerisinde olmadan tüm sevgisini sana vermektedir, öyleyse sende tüm
sevgini ona vermelisin. Bunun içinde her iki tarafında yapması gereken
çok basit, ama çok önemli olan şu iki adım atılmalıdır:

Bir: Sevginizi Göster
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Diğer Konular | Etiketler: , , , , , , , , , | 5 Yorum »

GENCLİK VE AŞK‏

Yazan: gulayozturk Mayıs 14, 2008

Genç olarak dünya ve ahiretle ilgili birçok arzularınız, hedefleriniz vardır. Bunları gerçekleştirme yolunda hızla çabalarken türlü türlü engellerle karşılaşırsınız.

Gençlik döneminde yoğunlaşan problemler içerisinde “cinsel duygular”la ilgili imtihan kadar zor, tehlikeli, büyük ve hayatı etkileyen bir mesele yoktur. Aslında bu imtihan hayatın büyük bir safhasını içine alır. Ancak 15-30 yaş arası kadar yoğun bir biçimde hiçbir zaman yaşanmaz.

Özellikle bu zamanda cinselliğin, hemen her aşağı arzular için istismar edilmesi, karşı konulması zor bir baskı altında bırakır gençleri. Ne yazık ki, toplumsal hayatımızın her safhası, gençlerimizin bu imtihandan başarısız çıkmaları için dizayn edilmiş gibidir.

Hayatımızın her evresinde mahremiyet kaldırılmış. Daha ilkokul çağlarında iken başlayan karma eğitim, üniversitenin sonuna kadar devam ediyor. Çarşı pazar, seyahat, eğlence, toplantı gibi insanların yoğunlukta olduğu her yerde gençler imtihan unsurlarıyla birlikte bulunuyorlar. Yetmiyor, gazete, dergi, sinema, TV gibi yazılı ve görüntülü medya organlarının şimdiye kadar görülmemiş bir taarruzu ve tahriki var.

Böyle bir ortamda bu imtihanı yok farzetmek veya kolaylıkla aşılabileceğini ummak safdillik olur. Gençlerin bu imtihanın ne derece hayatî öneme sahip olduğunu görüp çok yönlü bir donanımla mücadeleye girişmeleri gerekirken, bu çağı geride bırakan büyüklerin de gençlerin bunu başarmaları için ciddi bir yardımda bulunmaları vazgeçilmez bir zarurettir.

Kitaplarımda gençlerin sorunlarına yoğun bir şekilde eğildiğim için sayısız mektup alıyorum. Özellikle “Ömür Boyu Aşk” isimli kitabımızın yayınlanmasından sonra okuyucuyla daha sıkı diyaloglarımız oldu. Yaşadıkları sorunları anlatan ve çözüm isteyen gençlerin mektuplarını gözyaşları içinde okuyorum. Bu mektuplar, gençliğin cinsellik imtihanına eğilmekle ne kadar isabet ettiğimizi gösteriyor. Maalesef, ülkeyi ve dünyayı kurtarmaktan, “ferd”i ihmal edebiliyoruz. Afakî çabalar, enfüsî çalışmaları aksatıyor. Dışla meşguliyet, içeride tedavisi zor yaralar açabiliyor. Oysa gençlik içten içe yanıyor, sorunlar girdabında çırpınıyor.

Özellikle cinsellik konusunda, hep genel geçer kurallardan söz edip, detaya ve örneklere girmiyoruz. Sanki ayıpmış ve üslûp kaldırmıyor gibi düşünüyoruz. Oysa örnekleme ve detaylandırma olmayınca, maksat hasıl olmuyor.

Sizlere ibretli bir mektup sunacağım. Neredeyse yoruma hiç gerek yok; gerçekler tüm açıklığıyla ortada. Evet, “Dilruba” rumuzuyla yazan kardeşimizin mektubunu aktarıyorum:

“Çok değerli Cemil Ağabey! Son zamanlarda evlilik, cinsellik ve gençlik üzerine kaliteli çalışmalar yapıyorsunuz. Ben de bir genç olarak yarama parmak bastığınız için bu yazıyı yazmak ihtiyacı duydum.

“Ben erkeklerle hiçbir zaman muhatap olmadım. Lisede hocalarımla bile konuşurken başımı öne eğer, edep ve saygıyla onlarla konuşurdum. Hayatımda erkek olarak sadece babam ve ağabeyim vardı. Üniversiteye geldiğimde dindar, müsbet ve İslâmî bir bölümde okuyan bir beyle tanıştım. Ciddi olarak görüşüyorduk. Bu görüşmeler sırasında ben, kendi hayamla oturmaya, kalkmaya ve konuşmaya dikkat ederdim. Bildiğim dinî ve imanî hakikatları açıklamaya çalışırdım. Sonuçta muhatabım, sadece iman hakikatlarından haberdardı, ama içli dışlı değildi. Evliliğimizi, ileride nasıl bir hayat kuracağımızı, dünya ve ahiret saadetini, kısacası her şeyi meşru daire içinde konuşmuştuk. Bu görüşmeler sıklaşınca işin içine ister istemez nefis ve şeytan karışmıştı. Ben ise ona, bazı tutum ve davranışlarının yanlış olduğunu, yapmaması gerektiğini, meşru olmayan lezzetlerin haram olduğunu, branşı gereği bunları asıl kendisinin anlatması gerektiğini ifade etmeye çalıştımsa da, nafile… Sonunda bir nefis taşıdığım için ben de bu havaya kapılmıştım. İş ciddiye dönüşünce ailesinden sorun çıktı. Böylece bütün söylemler suya düştü. Yaptığım hatalar, günahlar, haram lezzetler bana kaldı.

“Olayın üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen ben sürekli vicdan azabı duyuyorum, her zaman, her namazda tevbe ediyorum. Ağlamadığım gün ve gece yoktur. Ben kendimi affedemediğim halde Rabbim beni nasıl affedecek, onu düşünüyorum; düşündükçe kahroluyorum. Üzüldüğüm şey, dinî ve imanî hakikatlardan haberdar olan birisi olmama rağmen nasıl oluyor da, bu tür şeyleri yapmışım? Benim gibi olan yüzlerce kız var. Size anlatamayacağım hüzün ve pişmanlıklar içerisindeyim. Bunu Cenab-ı Haktan başka kimse bilemez herhalde.

“Benim suçum, ciddi olarak evliliği düşünmemdi. Benim suçum dindar, dinî hakikatlardan haberdar bir insana güvenmekti. Suçum, Doğu kökenli olup, ailesinin beni kabul etmemesiydi. Suçum, dünya ve ahiret saadetini sağlamayı düşünmem, lüks ve şatafatlı bir hayatı istemememdi. Suç üstüne suç sayabilirsiniz…

“Bu olaydan sonra dindar bile olsa erkeklerden nefret etmeye başladım. İçimde onlara karşı kin ve düşmanlık vardı. Evliliğe kapalı kalmıştım.

“Ben artık şefkat tokatlarını yemiştim, aklım başıma gelmişti. Bu mektubu gençlere örnek olsun diye yazıyorum. Hiç kimse, ‘Benim konuştuğum, görüştüğüm kişi temizdir, dürüsttür, dindardır, güvenilirdir, muhafazakârdır’ deyip, kendini kaptırmasın. Çünkü olaylar başka mecralara kayıyor. İnsan geçmişine dönüp baktığında ahlar, hüzünler, senelerce unutulmayacak izler, gözyaşları ve günahların kara lekesi belleğinde kalacaktır.

“Bu musibet bana ne kadar aciz, zayıf ve çaresiz olduğumu, dünyanın gayri meşru lezzetlerinin bir yedirip bin tokat vurdurduğunu, bir an bile nefis ve şeytanla baş başa kalmanın ne büyük yaralar açtığını öğretti. Belâ ve musibetlere karşı sürekli istiğfar etmek gerektiğini, tevbe kapısının açık olduğunu, her şeyde bir hayır ve hikmet bulunduğunu, esma-i hüsnadan birinin de Tevvab olduğunu, hata işleyip nefis muhasebesi yapmakla Hz Yunus’un (a.s.), sabrederek Hz. Eyyub’un (a.s.) meyvelerine ulaştığımı gösterdi.

“Bunları hiç kimseye anlatmış değilim. Siz gençlik sorunlarıyla ilgilendiğiniz için, gençlerin ibret alması niyetiyle yazıyorum.”

Evet, acı bir tecrübe yaşamış bir kardeşimizin bu içler acısı feryadına, umarım genç kardeşlerimiz kulak verir.

Bu mektup gösteriyor ki, kız erkek arkadaşlığında, tarafları mutsuz edecek sayısız sorun ve tuzak var. Meşru ölçülerin dışına taşıldığında telâfisi zor, belki imkânsız kayıplar söz konusu olabiliyor.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

Evliliğe flört ederek adım atmayı savunanlar hayli fazladır.

Yazan: gulayozturk Mayıs 1, 2008

AŞK VE FLÖRT

Flört veya aşkın fırtınasıyla mutlu bir evliliği bulacaklarını sananlar aldanma ihtimalini göz önünde tutmalıdırlar.

“Onlar erdiler mutluluğa, biz çıkalım kerevetine”. Sevgiyi işleyen masalların çoğu bu cümle ile biter. Genç kızla erkek birbirlerine delicesine tutulmuşlardır, araya giren “kötü” kişilere rağmen kavuşurlar ve evlenirler. Artık onlar mutluluğa ermişlerdir, hiç problemleri yoktur ve saadet dolu, cıvıl cıvıl bir evlilik onlarındır. Prensle prensesi veya Aslı ile Kerem ‘i artık sonsuza kadar sürecek mutluluk beklemektedir.

Romantik aşk efsanesi dediğimiz bu şartlanma, bize dünyadaki her genç erkeğe karşılık, “onun için yaratılmış” bir genç kız bulunduğunu anlatır. Kendisine yazılmış olan insanla karşılaşıldığında kişi onu hemen tanır; çünkü ona aşık olur. Artık kendi seçtiği insanla karşılaştığına ve bu birleşme haliyle kusursuz olacağına göre, birbirlerinin bütün ihtiyaçlarına ebediyen karşılık verebilir ve dolayısıyla da sonsuza kadar kusursuz bir uyum ve beraberlik içinde mutlu yaşayıp gidebilirler.

Ama gerçek böyle olmaz. İhtiyaçlar karşılanmazsa, korkunç bir hata yapılmış olduğu ortaya çıkar. Demek ki yanlış yorum yapılmıştır; aşk zannedilen gerçek aşk değildir. Ya boşanma veya geçimsizlik evlileri bekleyen akıbettir.

Aşık Olma:

Gerçek anlamda “Aşık olmak”, iki kişinin sadece, birbirlerinin gözlerinin içerisine sevgiyle bakmaları değil; aynı zamanda, tüm fikirleriyle aynı yöne bakabilmeleridir ve bakışlarla olduğu gibi ruhen de bütünleşebilmeleridir.

Aslında “aşık olma” sevgiye eşdeğer değildir. Birincisi aşık olma tecrübesinin özellikle cinsel arzu ile ilgili yanı vardır. İkincisi de hiçbir aşk, hep devam etmez ve geçicidir. Kime aşık olunursa olunsun, bu ilişki yeterince devam ederse er ya da geç aşk sona erer. Bu, aşık olunan kişiyi sevmekten mutlaka vazgeçilir anlamında değildir. Ama aşık olmanın en büyük özelliğini oluşturan ihtiraslı sevgi mutlaka biter. Balayı muhakkak sona erer. Romantizmin açan çiçeği katiyetle solar.

Meşhur hikâyede Mecnun da Leyla ‘ya olan aşkının geçici olduğunu anlar, sonunda ilahi aşka yönelir. Artık o fani olan Leyla’nın peşinde koşmaz, ebedî aşka kavuşmuştur.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Diğer Konular | Etiketler: , , , , , , , | Yorum Yok »