İslam Huzur Dinidir

İslamı sonradan bulup mutluluğa eren bir yürekten; İslam

GENCLİK VE AŞK‏

Yazan: gulayozturk Mayıs 14, 2008

Genç olarak dünya ve ahiretle ilgili birçok arzularınız, hedefleriniz vardır. Bunları gerçekleştirme yolunda hızla çabalarken türlü türlü engellerle karşılaşırsınız.

Gençlik döneminde yoğunlaşan problemler içerisinde “cinsel duygular”la ilgili imtihan kadar zor, tehlikeli, büyük ve hayatı etkileyen bir mesele yoktur. Aslında bu imtihan hayatın büyük bir safhasını içine alır. Ancak 15-30 yaş arası kadar yoğun bir biçimde hiçbir zaman yaşanmaz.

Özellikle bu zamanda cinselliğin, hemen her aşağı arzular için istismar edilmesi, karşı konulması zor bir baskı altında bırakır gençleri. Ne yazık ki, toplumsal hayatımızın her safhası, gençlerimizin bu imtihandan başarısız çıkmaları için dizayn edilmiş gibidir.

Hayatımızın her evresinde mahremiyet kaldırılmış. Daha ilkokul çağlarında iken başlayan karma eğitim, üniversitenin sonuna kadar devam ediyor. Çarşı pazar, seyahat, eğlence, toplantı gibi insanların yoğunlukta olduğu her yerde gençler imtihan unsurlarıyla birlikte bulunuyorlar. Yetmiyor, gazete, dergi, sinema, TV gibi yazılı ve görüntülü medya organlarının şimdiye kadar görülmemiş bir taarruzu ve tahriki var.

Böyle bir ortamda bu imtihanı yok farzetmek veya kolaylıkla aşılabileceğini ummak safdillik olur. Gençlerin bu imtihanın ne derece hayatî öneme sahip olduğunu görüp çok yönlü bir donanımla mücadeleye girişmeleri gerekirken, bu çağı geride bırakan büyüklerin de gençlerin bunu başarmaları için ciddi bir yardımda bulunmaları vazgeçilmez bir zarurettir.

Kitaplarımda gençlerin sorunlarına yoğun bir şekilde eğildiğim için sayısız mektup alıyorum. Özellikle “Ömür Boyu Aşk” isimli kitabımızın yayınlanmasından sonra okuyucuyla daha sıkı diyaloglarımız oldu. Yaşadıkları sorunları anlatan ve çözüm isteyen gençlerin mektuplarını gözyaşları içinde okuyorum. Bu mektuplar, gençliğin cinsellik imtihanına eğilmekle ne kadar isabet ettiğimizi gösteriyor. Maalesef, ülkeyi ve dünyayı kurtarmaktan, “ferd”i ihmal edebiliyoruz. Afakî çabalar, enfüsî çalışmaları aksatıyor. Dışla meşguliyet, içeride tedavisi zor yaralar açabiliyor. Oysa gençlik içten içe yanıyor, sorunlar girdabında çırpınıyor.

Özellikle cinsellik konusunda, hep genel geçer kurallardan söz edip, detaya ve örneklere girmiyoruz. Sanki ayıpmış ve üslûp kaldırmıyor gibi düşünüyoruz. Oysa örnekleme ve detaylandırma olmayınca, maksat hasıl olmuyor.

Sizlere ibretli bir mektup sunacağım. Neredeyse yoruma hiç gerek yok; gerçekler tüm açıklığıyla ortada. Evet, “Dilruba” rumuzuyla yazan kardeşimizin mektubunu aktarıyorum:

“Çok değerli Cemil Ağabey! Son zamanlarda evlilik, cinsellik ve gençlik üzerine kaliteli çalışmalar yapıyorsunuz. Ben de bir genç olarak yarama parmak bastığınız için bu yazıyı yazmak ihtiyacı duydum.

“Ben erkeklerle hiçbir zaman muhatap olmadım. Lisede hocalarımla bile konuşurken başımı öne eğer, edep ve saygıyla onlarla konuşurdum. Hayatımda erkek olarak sadece babam ve ağabeyim vardı. Üniversiteye geldiğimde dindar, müsbet ve İslâmî bir bölümde okuyan bir beyle tanıştım. Ciddi olarak görüşüyorduk. Bu görüşmeler sırasında ben, kendi hayamla oturmaya, kalkmaya ve konuşmaya dikkat ederdim. Bildiğim dinî ve imanî hakikatları açıklamaya çalışırdım. Sonuçta muhatabım, sadece iman hakikatlarından haberdardı, ama içli dışlı değildi. Evliliğimizi, ileride nasıl bir hayat kuracağımızı, dünya ve ahiret saadetini, kısacası her şeyi meşru daire içinde konuşmuştuk. Bu görüşmeler sıklaşınca işin içine ister istemez nefis ve şeytan karışmıştı. Ben ise ona, bazı tutum ve davranışlarının yanlış olduğunu, yapmaması gerektiğini, meşru olmayan lezzetlerin haram olduğunu, branşı gereği bunları asıl kendisinin anlatması gerektiğini ifade etmeye çalıştımsa da, nafile… Sonunda bir nefis taşıdığım için ben de bu havaya kapılmıştım. İş ciddiye dönüşünce ailesinden sorun çıktı. Böylece bütün söylemler suya düştü. Yaptığım hatalar, günahlar, haram lezzetler bana kaldı.

“Olayın üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen ben sürekli vicdan azabı duyuyorum, her zaman, her namazda tevbe ediyorum. Ağlamadığım gün ve gece yoktur. Ben kendimi affedemediğim halde Rabbim beni nasıl affedecek, onu düşünüyorum; düşündükçe kahroluyorum. Üzüldüğüm şey, dinî ve imanî hakikatlardan haberdar olan birisi olmama rağmen nasıl oluyor da, bu tür şeyleri yapmışım? Benim gibi olan yüzlerce kız var. Size anlatamayacağım hüzün ve pişmanlıklar içerisindeyim. Bunu Cenab-ı Haktan başka kimse bilemez herhalde.

“Benim suçum, ciddi olarak evliliği düşünmemdi. Benim suçum dindar, dinî hakikatlardan haberdar bir insana güvenmekti. Suçum, Doğu kökenli olup, ailesinin beni kabul etmemesiydi. Suçum, dünya ve ahiret saadetini sağlamayı düşünmem, lüks ve şatafatlı bir hayatı istemememdi. Suç üstüne suç sayabilirsiniz…

“Bu olaydan sonra dindar bile olsa erkeklerden nefret etmeye başladım. İçimde onlara karşı kin ve düşmanlık vardı. Evliliğe kapalı kalmıştım.

“Ben artık şefkat tokatlarını yemiştim, aklım başıma gelmişti. Bu mektubu gençlere örnek olsun diye yazıyorum. Hiç kimse, ‘Benim konuştuğum, görüştüğüm kişi temizdir, dürüsttür, dindardır, güvenilirdir, muhafazakârdır’ deyip, kendini kaptırmasın. Çünkü olaylar başka mecralara kayıyor. İnsan geçmişine dönüp baktığında ahlar, hüzünler, senelerce unutulmayacak izler, gözyaşları ve günahların kara lekesi belleğinde kalacaktır.

“Bu musibet bana ne kadar aciz, zayıf ve çaresiz olduğumu, dünyanın gayri meşru lezzetlerinin bir yedirip bin tokat vurdurduğunu, bir an bile nefis ve şeytanla baş başa kalmanın ne büyük yaralar açtığını öğretti. Belâ ve musibetlere karşı sürekli istiğfar etmek gerektiğini, tevbe kapısının açık olduğunu, her şeyde bir hayır ve hikmet bulunduğunu, esma-i hüsnadan birinin de Tevvab olduğunu, hata işleyip nefis muhasebesi yapmakla Hz Yunus’un (a.s.), sabrederek Hz. Eyyub’un (a.s.) meyvelerine ulaştığımı gösterdi.

“Bunları hiç kimseye anlatmış değilim. Siz gençlik sorunlarıyla ilgilendiğiniz için, gençlerin ibret alması niyetiyle yazıyorum.”

Evet, acı bir tecrübe yaşamış bir kardeşimizin bu içler acısı feryadına, umarım genç kardeşlerimiz kulak verir.

Bu mektup gösteriyor ki, kız erkek arkadaşlığında, tarafları mutsuz edecek sayısız sorun ve tuzak var. Meşru ölçülerin dışına taşıldığında telâfisi zor, belki imkânsız kayıplar söz konusu olabiliyor.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

Gençliğin gidecek, sıhhatin gidecek, lezzetlerin gidecek…

Yazan: gulayozturk Mayıs 10, 2008

Bir aslanın pençesine bakınca anlıyoruz ki bu pençe parçalamak için
yaratılmış.

Bir kavun ise adeta “ben yenmek için yaratıldım” diyor.

Ya insan? Daha annesinin karnında iken onun bambaşka bir dünya için
yaratıldığı belliydi. O daracık yerde yürüyemiyordu ama ayakları vardı.
Orada hiçbir şeyi göremiyordu ama gözleri vardı. Mahiyetine bakıldığında
anlaşılıyordu ki; insan o daracık mekanın balığı değildi. Organları orada
inkişaf edecek, daha sonra da geniş bir aleme yani dünyaya gidecekti.

Şimdi o, mükemmel cihazlarla donatılmış dünyada bulunuyor ve türlü türlü
zevkler, türlü türlü lezzetler cismaniyet ve ruhaniyetinin hizmetine
koşuyor. Fakat görülüyor ki; onun bütün duyguları burada tatmin olmuyor.

“Lezzetlerim zeval bulmasın… ihtiyarlık semtime sokulmasın… ölümün soğuk
soluğunu hiç ensemde hissetmeyeyim” istiyor. Oysaki insan ebediliğin sırrını
çözemezse, ebedi alemin anahtarını bulamazsa burada nasıl tatmin olacak? Şu
dünyanın fena ve zevaline karşı nasıl ayakta duracak? Çürümüş kemikler
gözünün önünde tüllenirken, yılanlar, akrepler cesetler üstünde cirit
atarken, hayat sönerken, ümitler, emeller kararırken nasıl teselli olacak?
Bunların yerini ne ile dolduracak?

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , , , , | 1 Yorum »

İbadetlerden zevk almak‏

Yazan: gulayozturk Nisan 20, 2008

İbâdetlerden zevk duymak ve bunların yapılması güç gelmemek, Allahü teâlânın en büyük ni’metlerindendir. Hele namazın tadını duymak, nihâyete yetişmiyenlere nasîb olmaz. Hele farz namazların tadını almak, ancak onlara mahsûsdur.

Çünkü, nihâyete yaklaşanlara, nâfile namazların tadını tattırırlar. Nihâyetde ise, yalnız farz namazların tadı duyulur. Nâfile namazlar, zevksiz olup, farzların kılınması büyük kâr, kazanc bilinir.

 (Nâfile namaz, farz ve vâcibden ziyâde, başka namazlar demektir. Beş vakt namazın sünnetleri ve diğer vâcib olmayan namazlar, hep nâfiledir. Müekked olan ve olmıyan, bütün sünnetler nâfiledir.)

Namazların hepsinde hâsıl olan lezzetten, nefse bir pay yokdur. İnsan bu tadı duyarken, nefsi inlemekte, feryâd etmektedir. Ruhları hasta olanların, bu sözleri duyması da, büyük bir ni’mettir ve hakîkî saadettir.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , | Yorum Yok »