İslam Huzur Dinidir

İslamı sonradan bulup mutluluğa eren bir yürekten; İslam

İçim yaniyor….

Yazan: gulayozturk Haziran 24, 2008

              

Niye söylemiyoruz biz doğru sözü ?
Harama bakalım diye mi verdi Mevlam gözü ?
Hatırlayınca Hakk’a verdiğimiz sözü,
Kendi-kendimden utanır gibiyim…

Düşünürüm,acaba ne oluyor bu insanlara,
İsyan çıktı taaaa dağların başına,
Sanki hep bir ağzından söz vermişler şeytana,
Bu vaziyet görüp,için-için yanar gibiyim…

Yaratılmış mahluklar içerisinde en büyük bir nimet olan aklın sahibi insanlar niye böyle ?

birçoğu benliğini bir maddiyatçi lik,medeniyet adı altında binbir türlü rezalet sarmış gidiyor.

o bicare yaratık ,o insanım diyen varlık,niçin bir gün de elini şakayına dayayıp,ciddi bie şekilde nefis muhasebesinde bulunmuyor ?
niçin içine dönüp ,ben neyim,beni yaratan kim,yaratılışımın gayesi nedir ? diye sormuyor ?

EY insanım diyen kardesim !
bunu simdiye kadar yapmamışsan,geç kalmış sayılmazsın.
şimdi eline şakağına koy,içine dön,düşün ve bu soruları cavabımnı vermeye çalış..

mevlam cümlemize yar ve yardımcimiz olsun

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

Yüce Allah’a giden yol iman ve ümitle başlar..

Yazan: gulayozturk Haziran 24, 2008

                    

Yüce Allah’a giden yol iman ve ümitle başlar..Mü’min şüphesiz Yüce Allah’a inanan ve güvenen kimsedir..

Mü’min,Mevlasına imanla,ümitle ve amel ile yaklaşır..
Amel olmadan kimse imanın hakikatini anlayamaz,ve onun ilahi tadını tadamaz..

Dinimizde Yüce Rabbimiz Rahmetine güvenmek farzdır..O’nun c.c.,Rahmetinden ümit kesmek haramdır..
İnsan günahlarını ,kusurlarını bakarak ,”benden artık hayır gelmez,ben kesin adam olamam,benim yerim cehennemdir” demek yanlıştır..
Bize düşen ,daima ümitle yaşamak,Allah’ın Rahmetine güvenmek ve kalbi uyanık tutmaktır..
Kul Rabbini nasıl düşünür ve O’ndan ne beklerse,Allah kendisine öyle muamele eder…

Allah kusurları ,günahları affetmez diye düşünen affolmaz..Allah herkesi cezalandırır düşünen,sıkıntıdan kahrolur..O’nu c.c. çok merhametli bilip merhamet isteyen merhamet edilir..
Rabbim Kerim dir ,kusurları açmaz,diye düşünen ve inanan ,kusurları gizlenir…O c.c. ,tevbeleri kabul eder deyip,tevbe edenin tevbesini kabul edilir..
Allah çok cömerttir,Kendisine açılan eli boş çevirmez diye inanan ve yalvarankimseye,düşündüğünden fazlası verilir..

“”De ki: Ey günah işlemede haddi aşan kullarım!!Allah’ın Rahmetinden ümit kesmeyin.Çünkü Allah bütün günahlar bağışlar.”"(ZÜMER,53) Ayeti ,bütün günahkarlara tevbe için büyük bir cesaret ve müjde veriyor…

Allah Rasulü s.a.v.,bu Ayeti okunduğunda: “O c.c.,günahın çokluğuna aldırış etmez,dilediğini affeder”buyurmuştu..

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

GENCLİK VE AŞK‏

Yazan: gulayozturk Mayıs 14, 2008

Genç olarak dünya ve ahiretle ilgili birçok arzularınız, hedefleriniz vardır. Bunları gerçekleştirme yolunda hızla çabalarken türlü türlü engellerle karşılaşırsınız.

Gençlik döneminde yoğunlaşan problemler içerisinde “cinsel duygular”la ilgili imtihan kadar zor, tehlikeli, büyük ve hayatı etkileyen bir mesele yoktur. Aslında bu imtihan hayatın büyük bir safhasını içine alır. Ancak 15-30 yaş arası kadar yoğun bir biçimde hiçbir zaman yaşanmaz.

Özellikle bu zamanda cinselliğin, hemen her aşağı arzular için istismar edilmesi, karşı konulması zor bir baskı altında bırakır gençleri. Ne yazık ki, toplumsal hayatımızın her safhası, gençlerimizin bu imtihandan başarısız çıkmaları için dizayn edilmiş gibidir.

Hayatımızın her evresinde mahremiyet kaldırılmış. Daha ilkokul çağlarında iken başlayan karma eğitim, üniversitenin sonuna kadar devam ediyor. Çarşı pazar, seyahat, eğlence, toplantı gibi insanların yoğunlukta olduğu her yerde gençler imtihan unsurlarıyla birlikte bulunuyorlar. Yetmiyor, gazete, dergi, sinema, TV gibi yazılı ve görüntülü medya organlarının şimdiye kadar görülmemiş bir taarruzu ve tahriki var.

Böyle bir ortamda bu imtihanı yok farzetmek veya kolaylıkla aşılabileceğini ummak safdillik olur. Gençlerin bu imtihanın ne derece hayatî öneme sahip olduğunu görüp çok yönlü bir donanımla mücadeleye girişmeleri gerekirken, bu çağı geride bırakan büyüklerin de gençlerin bunu başarmaları için ciddi bir yardımda bulunmaları vazgeçilmez bir zarurettir.

Kitaplarımda gençlerin sorunlarına yoğun bir şekilde eğildiğim için sayısız mektup alıyorum. Özellikle “Ömür Boyu Aşk” isimli kitabımızın yayınlanmasından sonra okuyucuyla daha sıkı diyaloglarımız oldu. Yaşadıkları sorunları anlatan ve çözüm isteyen gençlerin mektuplarını gözyaşları içinde okuyorum. Bu mektuplar, gençliğin cinsellik imtihanına eğilmekle ne kadar isabet ettiğimizi gösteriyor. Maalesef, ülkeyi ve dünyayı kurtarmaktan, “ferd”i ihmal edebiliyoruz. Afakî çabalar, enfüsî çalışmaları aksatıyor. Dışla meşguliyet, içeride tedavisi zor yaralar açabiliyor. Oysa gençlik içten içe yanıyor, sorunlar girdabında çırpınıyor.

Özellikle cinsellik konusunda, hep genel geçer kurallardan söz edip, detaya ve örneklere girmiyoruz. Sanki ayıpmış ve üslûp kaldırmıyor gibi düşünüyoruz. Oysa örnekleme ve detaylandırma olmayınca, maksat hasıl olmuyor.

Sizlere ibretli bir mektup sunacağım. Neredeyse yoruma hiç gerek yok; gerçekler tüm açıklığıyla ortada. Evet, “Dilruba” rumuzuyla yazan kardeşimizin mektubunu aktarıyorum:

“Çok değerli Cemil Ağabey! Son zamanlarda evlilik, cinsellik ve gençlik üzerine kaliteli çalışmalar yapıyorsunuz. Ben de bir genç olarak yarama parmak bastığınız için bu yazıyı yazmak ihtiyacı duydum.

“Ben erkeklerle hiçbir zaman muhatap olmadım. Lisede hocalarımla bile konuşurken başımı öne eğer, edep ve saygıyla onlarla konuşurdum. Hayatımda erkek olarak sadece babam ve ağabeyim vardı. Üniversiteye geldiğimde dindar, müsbet ve İslâmî bir bölümde okuyan bir beyle tanıştım. Ciddi olarak görüşüyorduk. Bu görüşmeler sırasında ben, kendi hayamla oturmaya, kalkmaya ve konuşmaya dikkat ederdim. Bildiğim dinî ve imanî hakikatları açıklamaya çalışırdım. Sonuçta muhatabım, sadece iman hakikatlarından haberdardı, ama içli dışlı değildi. Evliliğimizi, ileride nasıl bir hayat kuracağımızı, dünya ve ahiret saadetini, kısacası her şeyi meşru daire içinde konuşmuştuk. Bu görüşmeler sıklaşınca işin içine ister istemez nefis ve şeytan karışmıştı. Ben ise ona, bazı tutum ve davranışlarının yanlış olduğunu, yapmaması gerektiğini, meşru olmayan lezzetlerin haram olduğunu, branşı gereği bunları asıl kendisinin anlatması gerektiğini ifade etmeye çalıştımsa da, nafile… Sonunda bir nefis taşıdığım için ben de bu havaya kapılmıştım. İş ciddiye dönüşünce ailesinden sorun çıktı. Böylece bütün söylemler suya düştü. Yaptığım hatalar, günahlar, haram lezzetler bana kaldı.

“Olayın üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen ben sürekli vicdan azabı duyuyorum, her zaman, her namazda tevbe ediyorum. Ağlamadığım gün ve gece yoktur. Ben kendimi affedemediğim halde Rabbim beni nasıl affedecek, onu düşünüyorum; düşündükçe kahroluyorum. Üzüldüğüm şey, dinî ve imanî hakikatlardan haberdar olan birisi olmama rağmen nasıl oluyor da, bu tür şeyleri yapmışım? Benim gibi olan yüzlerce kız var. Size anlatamayacağım hüzün ve pişmanlıklar içerisindeyim. Bunu Cenab-ı Haktan başka kimse bilemez herhalde.

“Benim suçum, ciddi olarak evliliği düşünmemdi. Benim suçum dindar, dinî hakikatlardan haberdar bir insana güvenmekti. Suçum, Doğu kökenli olup, ailesinin beni kabul etmemesiydi. Suçum, dünya ve ahiret saadetini sağlamayı düşünmem, lüks ve şatafatlı bir hayatı istemememdi. Suç üstüne suç sayabilirsiniz…

“Bu olaydan sonra dindar bile olsa erkeklerden nefret etmeye başladım. İçimde onlara karşı kin ve düşmanlık vardı. Evliliğe kapalı kalmıştım.

“Ben artık şefkat tokatlarını yemiştim, aklım başıma gelmişti. Bu mektubu gençlere örnek olsun diye yazıyorum. Hiç kimse, ‘Benim konuştuğum, görüştüğüm kişi temizdir, dürüsttür, dindardır, güvenilirdir, muhafazakârdır’ deyip, kendini kaptırmasın. Çünkü olaylar başka mecralara kayıyor. İnsan geçmişine dönüp baktığında ahlar, hüzünler, senelerce unutulmayacak izler, gözyaşları ve günahların kara lekesi belleğinde kalacaktır.

“Bu musibet bana ne kadar aciz, zayıf ve çaresiz olduğumu, dünyanın gayri meşru lezzetlerinin bir yedirip bin tokat vurdurduğunu, bir an bile nefis ve şeytanla baş başa kalmanın ne büyük yaralar açtığını öğretti. Belâ ve musibetlere karşı sürekli istiğfar etmek gerektiğini, tevbe kapısının açık olduğunu, her şeyde bir hayır ve hikmet bulunduğunu, esma-i hüsnadan birinin de Tevvab olduğunu, hata işleyip nefis muhasebesi yapmakla Hz Yunus’un (a.s.), sabrederek Hz. Eyyub’un (a.s.) meyvelerine ulaştığımı gösterdi.

“Bunları hiç kimseye anlatmış değilim. Siz gençlik sorunlarıyla ilgilendiğiniz için, gençlerin ibret alması niyetiyle yazıyorum.”

Evet, acı bir tecrübe yaşamış bir kardeşimizin bu içler acısı feryadına, umarım genç kardeşlerimiz kulak verir.

Bu mektup gösteriyor ki, kız erkek arkadaşlığında, tarafları mutsuz edecek sayısız sorun ve tuzak var. Meşru ölçülerin dışına taşıldığında telâfisi zor, belki imkânsız kayıplar söz konusu olabiliyor.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

Bir müslüman ,dünya hayatı için rızık peşinde koşarken…

Yazan: gulayozturk Mayıs 9, 2008

Bir müslüman dünya hayatı için rızık peşinde koşarken,ebedi hayatını karartmamak için
 Rabbi’nin belirlendiği sınırları muhakkak dikkatle alır..

Yani haram ve helal ölçüsüne azami rıayet eder,ve şüphelerden uzak durmaya çalışır..
Bir kimse,Allah emrettiği gibi çalışır,rızgını helal yoldan ararsa,ezelde taktir edilen
rızkına kavuşur..
dahası,bu rızık ona bereketli olur..

Ayrıca,ilahi sınırlara titizlik göstererek rızık peşinde koşan mü’minlere
Allahu Teala hiç beklemedikleri kapılar açar..
ve rızıklarını unmadıkları yerden gönderir..
mü’min için rızkın her türlüsü de Allah’la bir irtibat vesiledir..

rızkı veren Yüce Allah olduğunu bilir ve O’na c.c. şükreder..
bir çok Ayet-i kerime ile Cenab-i Mevlamız bize öğretiyor ki,insanların rızkını genişleten,daraltan,
dilediği kadar veren Odur c.c.

aslolan imtihandir..
iyi bir mü’min,içinde bulunduğu halde nasıl bir imihanla yüz-yüze bulunduğunu farkındadır..
Rabbi’nin rızasını arayan bir insan,elinde gelen vazifeyi yaptiktan sonra ,
O’nun c.c. taktirine razi olmalıdır..

“kimseye muhtaç olmadan ” geçinip gitmek herkesi temennisi…
Ama bu yolda elbet ölçüler vardır…

kalbimizde başlayan,sonra hayatımızda yansıması gereken ölçülerdir..
Mü’min olmak,ölçülü yaşamak demektir..

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , , , , , , , | Yorum Yok »

Cennet,nefsin savaşı kazanan yiğitlerindir…

Yazan: gulayozturk Mayıs 6, 2008

Hayat gerçekten bir mücadeledir,bir savaş meydanıdır..
bu savaşın en çetini de iç dünyamızda meydana gelmektedir..


bir yandan kulunun iffetli olmasını isteyen Allahu Teala ,öte yandan onun nefsini
günaha meyili yaratmış,çeşitli organlara da bu zaafı besleme ve onu
günaha itme özelliği vermiştir..
Peygamberimiz s.a.v.,bu hali söyle ifade buyuruyor :
“gözün zinası bakmak,kulağın zinası dinlemek,dilin zinası konuşmak,elin zinası tutmak,ayağın zinası yürümektir.”
Nefis zinayı isteyip arzeder..
üreme organı da bu isteği ya gerçekleştir veya reddeder..
Peki neden böyledir??
çünkü insanın imtihan olması ve “nefis meydan muharebesi”kazanması gerekmektedir..
Cennet,bu savaşı kazanan yığitlerindir..
Rasulullah’a s.a.v. Efendimiz’e “insanın cehenneme en çok sürükleyen şeyin ne olduğunu “
sordular..
O da bunun “ağız ve cinsen organı “olduğunu söyledi..
“”Allahu Teala kullarına zinayı işte bu sebeple yaşaklar…kötülüklerin açığını ve gizlisini onlara bu sebeple haram kılar..”"(Buhari)
Yüce Rabbimiz c.c.,erkeklerin ve kadınların ,gözlerini haramdan korumalarını bunun için emreder.
(Nur,24,30,31)
iffetlerini koruyan erkleri ve kadınları bağışlayacağını ve onlara büyük bir ödül
hazırladığını haber verir.(Ahzab,33,35)
Peygamberimiz s.a.v.,bu konu ilgili ayrı-ayrı öğütler vermiştir..

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , , , , , , | Yorum Yok »