İslam Huzur Dinidir

İslamı sonradan bulup mutluluğa eren bir yürekten; İslam

Hayırlı,maneviat bol,mutlu bir hafta dilerim

Yazan: gulayozturk Haziran 16, 2008

                        

DOĞAN GÜN MÜJDELİ BİR HABER,

ESSELAMUN ALEYKUM SEVGİLİ KARDEŞLER..

YİNE YENİ BİR HAFTA BAŞLARINDAYİZ.EN GÜZEL ŞEKİLDE GEÇİRMENİZİ DİLERİM.

YAŞATAN MEVLAM,YENİ BİR SABAHLA BİZLERE UYANDİRAN YÜCE RABBİM ŞÜKÜRLER OLSUN..

YAŞİYORUZ,NEFES ALABİLİYORUZ,YİYECEĞİMİZ ,GİYECEĞİMİZ VARDIR.

MÜSLÜMANIZ ELHAMDÜLİLLAH..

DAHA NE İSTEYEBİLİRİZ Kİ??

HER HALDE ŞÜKRETMEK VE YENİ BİR GÜN BİZLERE İMTİHANIN DEVAMINI BİLMELİYİZ..

NE DİYOR YÜCE MEVLAMIZ..

“BEN BİR İMTİHAN İÇİN YOLADİM SİZLERE DÜNYADA”"

ÖYLEYSE BİZ İMTİHANİMİZ EN GÜZEL ŞEKİLDE VERMEYE ÇALIŞMALIYIZ..

HER NERDE OLURSA OLALIM MEVLAM İLE BERABER OLALIM.

KALBİMİZDE ALLAH VE O’NUN HABİBİNE s.a.v. ,DİLİMİZDE SALAVAT OLMALI..

BEN BUNLARI ZADEN YAPTİĞİNİZİ BİLİYORUM..

SADECE PAYLAŞMAK BENİM Kİ..

SİZİ ALLAH İÇİN SEVİYORUM.

RABBİM HER KÖTÜLÜKTAN KORUSUN SİZİ.

ALLAHA EMANET OLUN

 

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , , , | 2 Yorum »

“Hiç bir şey yoktur ki Allah’ı tespih ve Ona hamd etmesin,”

Yazan: gulayozturk Haziran 9, 2008

Cenâb-ı Hakk bu âlemi kendisini tanıtmak için yarattığına göre, bu dünya
hayatında hiç hastalık ve musibet olmasaydı, Allah’ı tanımamız yine
gerçekleşmez miydi? O halde, böyle bir takdirin hikmeti nedir?

Bir hadis-i kutsîde şöyle buyruluyor: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek
istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım.”

Kâinatın ömrü milyarlarca yıl ile ifade ediliyor; insanlık âleminin ömrü ise
on binlerce seneyle. Henüz insan nevi yaratılmadan, bu hadis-i kutsîde
verilen haber, öncelikle melekler âlemine bakıyordu. Allah’ı bilen,
eserlerini temaşa ve tefekkür eden, Ona isyandan uzak bu mübarek varlıklar,
hadis-i kutsîde verilen haberi ibadetleriyle, tesbihleriyle, itaatleriyle,
marifet ve muhabbetleriyle tahakkuk ettirmiş oluyorlardı. Hayvanlar âlemi de
yaratılış gayelerine tam uygun bir hayat sürmekle, ruhları yönüyle,
melekleri andırıyorlardı. Bitkiler âlemi ve cansız varlıklar da mükemmel bir
itaat ile vazife görüyorlardı.

“Hiç bir şey yoktur ki Allah’ı tespih ve Ona hamd etmesin,” mealindeki
âyet-i kerimede geçen “şey” tabiri, canlı-cansız her varlığı içine alır. Her
şey Onu tespih eder ve Ona medih ve senada bulunur.

Cenab-ı Hak, bütün bu tesbih ve ibadetlerin çok daha ileri derecesini icra
etmeye kabiliyetli bir başka mahiyet daha yaratmayı irade buyurdu: İşte bu
ulvi mahiyet, arzın halifesi olacak olan insandı. Cenab-ı Hak, topraktan bir
insan yaratacağını meleklere haber verdiğinde, yukarıdakine benzer bir soru,
meleklerden de gelmiş ve onlara cevaben, “Siz benim bildiklerimi
bilemezsiniz.” buyrulmuştu.

İmtihana tabi tutulan ve kazanmaları halinde melekleri geçecek olan bu yeni
misafirler, âyet-i kerimede de haber verildiği gibi, ancak Allah’a ibadet
için yaratılmışlardı.

“Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”
(Zariyat Sûresi, 56)

Âyette geçen “ibadet” kelimesine bir çok tefsir âliminin “marifet” mânâsı
verdiği dikkate alındığında, bu insanın, Allah’ı tanımak, varlığını,
birliğini bilmek, sıfatlarının sonsuzluğuna inanmak, mahlûkat âlemini de
hikmet ve ibret nazarıyla temaşa ve tefekkür etmekle vazifeli olduğu
anlaşılıyordu.

Bu mümtaz mahlûk, sadece cemal tecellilerine muhatap olmayacak, Cenab-ı
Hakk’ın hem cemal, hem de celal tecellileri ile ayrı ayrı imtihanlara tabi
tutulacaktı.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum Yok »

Dünya hayatının sırrı…

Yazan: gulayozturk Mayıs 15, 2008

Allahu Teala dünya hayatını kullarından hangilerin daha güzel davranışlarda bulunacağını,
kimlerin kendisine itaaat edip,kimlerin etmeyeceğini denemek için yaratmıştır..
 
bu imtihan yerinde güzelliklerle çirkinlikleri,iyiliklerle kötülükleri bir araya koymuş ,böylelikle kusursuz bir
imtihan sistemi kurulmuştur..
insanlar,fıtratlarında,olan imanını ortaya çıkarmak ve bu imanını ölene kadar muhafaza etmek için türlü şekilerde denenmektedirler..
 
bu imtihanın hakkını verenler başarılı olacaklar ve ebedi rızıklarla ödülendirilecekler..
Kuran-i Kerim’de (Ankebut,2-3) Mevlamız buyuruyor ki:
 
“insanlar,(sadece) “iman ettim!” diyerek imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?Andolsun,
onlardan öncekileri de denedik.Allah,gerçekten doğruları da,yalancıları da bilmektedir..”
Yüce Yaratıcının bize sunduğu bu imtihanın sırrını anlayabilmek için öncelikle her şeyin Sahibi olan
Hakk Teala’yı çok sevmek ve iyi tanıyabilmek gerekir..
O ki c.c., bizi yoktan var etmiş,bunca sayısız nimetlere sunmuştur..
 
Rabbimizin bizden bir bedel istemeksizin ,sadece verdiği tüm bu nimetlerin karşılığında,
bizden tek istediği ,Kendisine kulluk ve itaat etmemizdir..
 
bu itaat de öncellikle insanların kendi menfaatleri gereğidir..
Allahu Teala Kuran-i Kerim ‘de (insan,27) buyuruyor:
 
“gerçek şu ki,bunlar,çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorlar.”buyurarak,bizlerin
her an yanıbaşımızda olan ölümü hatırlamamızı ve ölümden sonraki hayat için hazırlık
yapmamız bildirmiştir..
hiç birimizin bir dakika sonrasını garanti altında almamız mümkün değildir..
kaza geçirmek,sakat kalmak,veya ölmek çok kolaydır..
 
günlük hayatımızdan sıklıkla karşılaştığımız bu tür aci tecrübeler,bizlere aslında dünyaya
pamuk ipliğiyle bağlı olduğumuzun açık bir göstergesidir..
 
yeterki,bu olaylardan ibret almasını bilelim ve hayatımızı Hak yolunda tanzim etmeye
gayret edelim..

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , , , , , , , | Yorum Yok »

GENCLİK VE AŞK‏

Yazan: gulayozturk Mayıs 14, 2008

Genç olarak dünya ve ahiretle ilgili birçok arzularınız, hedefleriniz vardır. Bunları gerçekleştirme yolunda hızla çabalarken türlü türlü engellerle karşılaşırsınız.

Gençlik döneminde yoğunlaşan problemler içerisinde “cinsel duygular”la ilgili imtihan kadar zor, tehlikeli, büyük ve hayatı etkileyen bir mesele yoktur. Aslında bu imtihan hayatın büyük bir safhasını içine alır. Ancak 15-30 yaş arası kadar yoğun bir biçimde hiçbir zaman yaşanmaz.

Özellikle bu zamanda cinselliğin, hemen her aşağı arzular için istismar edilmesi, karşı konulması zor bir baskı altında bırakır gençleri. Ne yazık ki, toplumsal hayatımızın her safhası, gençlerimizin bu imtihandan başarısız çıkmaları için dizayn edilmiş gibidir.

Hayatımızın her evresinde mahremiyet kaldırılmış. Daha ilkokul çağlarında iken başlayan karma eğitim, üniversitenin sonuna kadar devam ediyor. Çarşı pazar, seyahat, eğlence, toplantı gibi insanların yoğunlukta olduğu her yerde gençler imtihan unsurlarıyla birlikte bulunuyorlar. Yetmiyor, gazete, dergi, sinema, TV gibi yazılı ve görüntülü medya organlarının şimdiye kadar görülmemiş bir taarruzu ve tahriki var.

Böyle bir ortamda bu imtihanı yok farzetmek veya kolaylıkla aşılabileceğini ummak safdillik olur. Gençlerin bu imtihanın ne derece hayatî öneme sahip olduğunu görüp çok yönlü bir donanımla mücadeleye girişmeleri gerekirken, bu çağı geride bırakan büyüklerin de gençlerin bunu başarmaları için ciddi bir yardımda bulunmaları vazgeçilmez bir zarurettir.

Kitaplarımda gençlerin sorunlarına yoğun bir şekilde eğildiğim için sayısız mektup alıyorum. Özellikle “Ömür Boyu Aşk” isimli kitabımızın yayınlanmasından sonra okuyucuyla daha sıkı diyaloglarımız oldu. Yaşadıkları sorunları anlatan ve çözüm isteyen gençlerin mektuplarını gözyaşları içinde okuyorum. Bu mektuplar, gençliğin cinsellik imtihanına eğilmekle ne kadar isabet ettiğimizi gösteriyor. Maalesef, ülkeyi ve dünyayı kurtarmaktan, “ferd”i ihmal edebiliyoruz. Afakî çabalar, enfüsî çalışmaları aksatıyor. Dışla meşguliyet, içeride tedavisi zor yaralar açabiliyor. Oysa gençlik içten içe yanıyor, sorunlar girdabında çırpınıyor.

Özellikle cinsellik konusunda, hep genel geçer kurallardan söz edip, detaya ve örneklere girmiyoruz. Sanki ayıpmış ve üslûp kaldırmıyor gibi düşünüyoruz. Oysa örnekleme ve detaylandırma olmayınca, maksat hasıl olmuyor.

Sizlere ibretli bir mektup sunacağım. Neredeyse yoruma hiç gerek yok; gerçekler tüm açıklığıyla ortada. Evet, “Dilruba” rumuzuyla yazan kardeşimizin mektubunu aktarıyorum:

“Çok değerli Cemil Ağabey! Son zamanlarda evlilik, cinsellik ve gençlik üzerine kaliteli çalışmalar yapıyorsunuz. Ben de bir genç olarak yarama parmak bastığınız için bu yazıyı yazmak ihtiyacı duydum.

“Ben erkeklerle hiçbir zaman muhatap olmadım. Lisede hocalarımla bile konuşurken başımı öne eğer, edep ve saygıyla onlarla konuşurdum. Hayatımda erkek olarak sadece babam ve ağabeyim vardı. Üniversiteye geldiğimde dindar, müsbet ve İslâmî bir bölümde okuyan bir beyle tanıştım. Ciddi olarak görüşüyorduk. Bu görüşmeler sırasında ben, kendi hayamla oturmaya, kalkmaya ve konuşmaya dikkat ederdim. Bildiğim dinî ve imanî hakikatları açıklamaya çalışırdım. Sonuçta muhatabım, sadece iman hakikatlarından haberdardı, ama içli dışlı değildi. Evliliğimizi, ileride nasıl bir hayat kuracağımızı, dünya ve ahiret saadetini, kısacası her şeyi meşru daire içinde konuşmuştuk. Bu görüşmeler sıklaşınca işin içine ister istemez nefis ve şeytan karışmıştı. Ben ise ona, bazı tutum ve davranışlarının yanlış olduğunu, yapmaması gerektiğini, meşru olmayan lezzetlerin haram olduğunu, branşı gereği bunları asıl kendisinin anlatması gerektiğini ifade etmeye çalıştımsa da, nafile… Sonunda bir nefis taşıdığım için ben de bu havaya kapılmıştım. İş ciddiye dönüşünce ailesinden sorun çıktı. Böylece bütün söylemler suya düştü. Yaptığım hatalar, günahlar, haram lezzetler bana kaldı.

“Olayın üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen ben sürekli vicdan azabı duyuyorum, her zaman, her namazda tevbe ediyorum. Ağlamadığım gün ve gece yoktur. Ben kendimi affedemediğim halde Rabbim beni nasıl affedecek, onu düşünüyorum; düşündükçe kahroluyorum. Üzüldüğüm şey, dinî ve imanî hakikatlardan haberdar olan birisi olmama rağmen nasıl oluyor da, bu tür şeyleri yapmışım? Benim gibi olan yüzlerce kız var. Size anlatamayacağım hüzün ve pişmanlıklar içerisindeyim. Bunu Cenab-ı Haktan başka kimse bilemez herhalde.

“Benim suçum, ciddi olarak evliliği düşünmemdi. Benim suçum dindar, dinî hakikatlardan haberdar bir insana güvenmekti. Suçum, Doğu kökenli olup, ailesinin beni kabul etmemesiydi. Suçum, dünya ve ahiret saadetini sağlamayı düşünmem, lüks ve şatafatlı bir hayatı istemememdi. Suç üstüne suç sayabilirsiniz…

“Bu olaydan sonra dindar bile olsa erkeklerden nefret etmeye başladım. İçimde onlara karşı kin ve düşmanlık vardı. Evliliğe kapalı kalmıştım.

“Ben artık şefkat tokatlarını yemiştim, aklım başıma gelmişti. Bu mektubu gençlere örnek olsun diye yazıyorum. Hiç kimse, ‘Benim konuştuğum, görüştüğüm kişi temizdir, dürüsttür, dindardır, güvenilirdir, muhafazakârdır’ deyip, kendini kaptırmasın. Çünkü olaylar başka mecralara kayıyor. İnsan geçmişine dönüp baktığında ahlar, hüzünler, senelerce unutulmayacak izler, gözyaşları ve günahların kara lekesi belleğinde kalacaktır.

“Bu musibet bana ne kadar aciz, zayıf ve çaresiz olduğumu, dünyanın gayri meşru lezzetlerinin bir yedirip bin tokat vurdurduğunu, bir an bile nefis ve şeytanla baş başa kalmanın ne büyük yaralar açtığını öğretti. Belâ ve musibetlere karşı sürekli istiğfar etmek gerektiğini, tevbe kapısının açık olduğunu, her şeyde bir hayır ve hikmet bulunduğunu, esma-i hüsnadan birinin de Tevvab olduğunu, hata işleyip nefis muhasebesi yapmakla Hz Yunus’un (a.s.), sabrederek Hz. Eyyub’un (a.s.) meyvelerine ulaştığımı gösterdi.

“Bunları hiç kimseye anlatmış değilim. Siz gençlik sorunlarıyla ilgilendiğiniz için, gençlerin ibret alması niyetiyle yazıyorum.”

Evet, acı bir tecrübe yaşamış bir kardeşimizin bu içler acısı feryadına, umarım genç kardeşlerimiz kulak verir.

Bu mektup gösteriyor ki, kız erkek arkadaşlığında, tarafları mutsuz edecek sayısız sorun ve tuzak var. Meşru ölçülerin dışına taşıldığında telâfisi zor, belki imkânsız kayıplar söz konusu olabiliyor.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

Cennet,nefsin savaşı kazanan yiğitlerindir…

Yazan: gulayozturk Mayıs 6, 2008

Hayat gerçekten bir mücadeledir,bir savaş meydanıdır..
bu savaşın en çetini de iç dünyamızda meydana gelmektedir..


bir yandan kulunun iffetli olmasını isteyen Allahu Teala ,öte yandan onun nefsini
günaha meyili yaratmış,çeşitli organlara da bu zaafı besleme ve onu
günaha itme özelliği vermiştir..
Peygamberimiz s.a.v.,bu hali söyle ifade buyuruyor :
“gözün zinası bakmak,kulağın zinası dinlemek,dilin zinası konuşmak,elin zinası tutmak,ayağın zinası yürümektir.”
Nefis zinayı isteyip arzeder..
üreme organı da bu isteği ya gerçekleştir veya reddeder..
Peki neden böyledir??
çünkü insanın imtihan olması ve “nefis meydan muharebesi”kazanması gerekmektedir..
Cennet,bu savaşı kazanan yığitlerindir..
Rasulullah’a s.a.v. Efendimiz’e “insanın cehenneme en çok sürükleyen şeyin ne olduğunu “
sordular..
O da bunun “ağız ve cinsen organı “olduğunu söyledi..
“”Allahu Teala kullarına zinayı işte bu sebeple yaşaklar…kötülüklerin açığını ve gizlisini onlara bu sebeple haram kılar..”"(Buhari)
Yüce Rabbimiz c.c.,erkeklerin ve kadınların ,gözlerini haramdan korumalarını bunun için emreder.
(Nur,24,30,31)
iffetlerini koruyan erkleri ve kadınları bağışlayacağını ve onlara büyük bir ödül
hazırladığını haber verir.(Ahzab,33,35)
Peygamberimiz s.a.v.,bu konu ilgili ayrı-ayrı öğütler vermiştir..

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , , , , , , | Yorum Yok »