İslam Huzur Dinidir

İslamı sonradan bulup mutluluğa eren bir yürekten; İslam

Mesajlar Etiketlendi ‘sünnet’

Güzel İşler Güzel Kalmalı

Yazan: gulayozturk Ağustos 26, 2008

                  

Nurullah TOPRAK • Ekim 2000
Yaptığımız bir amelin salih olması ve sevap yazılması için iki önemli şart vardır: Birincisi Allah rızası için yapmak, ikincisi de dinin emrettiği şekilde ilme ve edebe uygun tamamlamak. Allah için yapılmayan bir ibadet, ya şirktir, ya da gösteriştir, tevbe edilmezse ikisinin de sonu ateştir.
Allah rızası için yapılan bütün hayır çeşitleri salih amel kapsamına girer. Farz, vacip, sünnet, müstehap, mendup gibi dinin emir, teşvik ve tavsiye ettiği bütün işler salih amel olarak tanımlanır. Salih amele hayırlı iş de denir. Salih ameller kalp, beden ve mal ile yapılabilir. İman, Allah için sevmek, ihlas, tevekkül gibi ameller kalple yapılan salih amellerden bir kaçıdır. Namaz, zikir, oruç, hac, Allah yolunda hizmet, anne-babaya hürmet, fakirleri sevindirme, güzel davranışlar, helalinden rızık kazanma gibi işler, bedenle ve mal ile yapılan salih amellere örnektir. Haramlardan sakınmak da salih ameldir.
Kitab ve Sünnet’e uymayan bir amel salih değildir. Güzel ameli yapmak kadar korumak da önemlidir. Bir amelin ahirette fayda vermesi için, ahirete kadar götürülmesi ve korunması gerekir.

İyi işler övünme değil, şükür gerektirir
Salih amellerin yapılmasında ve korunmasında bazı engeller vardır. Her şeyden önce şeytan, kulun niyetlendiği hayır amele mani olmaya çılışır. Bunun için önüne bir sürü engel çıkarır. Bunu başaramaz ise, amelin içine riya, gaflet, cehalet katarak amelin sevabını azaltmaya veya hepten yok etmeye gayret eder. Onda da başarılı olamaz ise, ölene kadar kulun amelini çalmaktan ve zayi ettirmekten ümidini kesmez. Önce insanı ameline güvendirir; yaptığı hayırlar ile övündürür, kendini beğendirir, Allah’ın yardım ve rahmetini unutturur. Bazı hayırları başa kaktırır, hayır yaptığı kimseyi hor gördürür; böylece hayır ameli ahiretten önce yok etmeye uğraşır.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , | » yorum bırak;

sevdalıyım ben ol MUHAMMED MAHMUD RASULE

Yazan: gulayozturk Haziran 21, 2008

             

sevdalıyım ehlibeytine Senin

sevdalıyım ashabına Senin

sevdalıym ravzana Senin

sevdalıyım Allaha ve Sana

 

sevdalıym Seni sevenlere

sevdalıyım Sana gönül verenlere

sevdalıyım Senin yolunda gidenlere

sevdalıyım Senin sünneti seniyyene

 

sevdalıyım Resulullahın ervahına

sevdalıyım yoluna baş koyanlara

sevdalıyım yolunda yok olanlara

sevdalıyım Allah için ağlayanlara 

 

 

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Şiirlerim | Etiketler: , , , , , | 2 Yorum »

Bosanmak mi Fazilettir ;yoksa sabir mi?

Yazan: gulayozturk Haziran 19, 2008

                                

Cenâbı Hak Cennet ehlinin, Cennette eşleriyle birlikte ebedî mutluluğa mazhar olacaklarını müjdeler. Bu müjde Kurân’da şöyle yer alır: O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar. Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine getirilir. Onlara Rabbi Rahîm’den selâm da vardır. (1)

Dünyanın dikenli bağlarında acı günde, tatlı günde birlikte yaşayan, birlikte ağlayan, birlikte gülen, hayatın ve imtihanın bir gereği olarak yer yer kendilerini alıkoyamadıkları sürtüşmeleri ve tartışmaları bertaraf etmesini de başaran karı kocanın ebedî âhiret hayatında ebedî zevkleri ve ebedî güzellikleri birlikte paylaşmaları elbette müstesnâ bir ihsânı İlâhîdir. Bu ihsanı İlâhîyi dünyadaki sabırlarının bir sonucu olarak hak ettikleri de söylenebilir. Çünkü sırf âile yuvalarının selâmeti ve huzuru için birlikte dünyanın acılı imbiklerinden süzülmüşler, birlikte ıztıraplı eleklerden geçmişler hep ama hep birlikte sabretmişler, Allaha birlikte dayanmışlar, Allahtan birlikte ümit ışığı beklemişler. 

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Diğer Konular | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum »

GERÇEK TESLİMİYET BU…

Yazan: gulayozturk Haziran 2, 2008

Hiç kimse durduğu yerde “ben padişah oldum”demekle

Padişah olmaz..

Padişah olmanın alametleri vardır..

Kanun olması,memleketinin olması,vezirinin olması ve bütün

Bunlara hükümran olması lazim…

Müslümanlık da böyledir..

“Ben müslümanım”diyen kimsenin ,işi Allah’ın emir ve yasaklarına

Uygun olmaktır..

Allah’ı her zaman kalbinde bulundurmalıdır ki bütün işi

Allah için olsun.İman ehli olabilsin…

Ancak o zaman Müslüman ,imanın tadını alır..

Büyüklerin yoluna tabi olmuş olur..

“Ben Allah’a seviyorum “diyen ,Allah’ın gösterdiği yolda gitmiyorsa,

Yalancıdır..

Allah’ı gerçekten seven, O’nun yolunda gider..

Allah’ı gerçekten seven,O’nun Peygamberinin sünnetine uygun

Hareket eder..

Öyle olması lazımdır,imanın aslı itikada dayanır..

İtikadı güzel olmayanın imanı da zayıf olur.İmanda kemalat

Önemlidir..

Bir kişi,herhangi bir günah işleyeceği zaman,imanı ona engel oluyorsa,işte bu İMAN KAMİL İMANDIR..

Selam ve dua ile

Yazı kategorisi: Yazılarım | Etiketler: , , , , , , | » yorum bırak;

Müslümanız ama neyimiz islami?

Yazan: gulayozturk Mayıs 26, 2008

Toplumsal yapımızı inceleyen her akıl sahibi, şu acı hakikati tüm çıplaklığıyla görecektir. Bizim söylemlerimizle fiiliyatımız birbiriyle uyumlu değil.

İnancımız Sosyal Sorumluluk Gerektirir

Fahri Razi derki; “Eğer bir gül kokuyorsa, bu o gülün kokan cinsten olduğunu gösterir. Eğer kokmuyorsa, kokusuz demektir. Biri çıkıp ‘efendim bunun kokusu var amma kokusunu hapsediyor’ derse, bu batıl bir iddia olur. Eğer bir insan iman etmişse, imanı onun sosyal hayatına yansımalıdır. Eğer yansımıyorsa, ya yoktur ya da yok denilecek kadar zayıftır.”

Burada; nasıl iman edilmesi gerekiyorsa öyle iman edin veya imanınızı hayatınıza yansıtın, davranışlarınızla ve ahlakınızla bunu isbat edin deniliyor. Müslümanın her zaman salih amellerle inancını kuvvetlendirmesi gerekmektedir.

Çevresinde yaşananlara duyarlı olmalı. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hadisinin işaret buyurduğu üzere, mümin sadece imanını ibadetlerle güçlendirmez, aynı zamanda dünyada olup biten her hadiseyi tefekkür eder. Ve ne yapması gerektiği noktasında teyakkuzda olur. Sosyal sorumluluğunun bilincindedir. Komşusu aç iken kendisi tok yatmaz.

Müslümanların Dağınıklığının Sorumlusu Kim?

İkiyüzyıldır İslam âleminin yaşadığı makûs talih bence budur. Bugün müslümanların birinci kıbleleri ellerinden alınmış, ikinci kıbleleri de zülüm altında inliyor. Müslümanlar yaklaşık elli parçaya bölünmüş, birbirlerine yabancılaştırılmış ve yaşadıkları coğrafyalara ait özel İslami anlayışlar oluşmuştur. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri talan edilmiş ve dünyanın her tarafında zulüm ve baskı altında kalınmıştır.

İşte bu durumdaki Müslümanlar, ne yapmalı ve nerden başlamalılar? Acaba şu an yeryüzünde egemen olan zalimleri ve gayri İslami anlayışları mı suçlayacağız ve kendimizi mazlum ve hakları gasp edilmiş olarak düşüneceğiz? Ya da oturup kendi nefis muhasebemizi mi yapacağız?

Ben diyorum ki, önce kendimizden başlayalım. Şu halimize bir bakalım; şikâyet edip durduğumuz ehli dünyadan ne farkımız var? Acaba, adil olan kaderi ilahiyeye ne kadar teslim olmuşuz? Acaba bu çektiklerimizin sebebi, ehli dünyaya gösterdiğimiz riyakârlık olamaz mı? Bizi onlardan farklı kılan neyimiz var?

Bakın İslam âleminin ünlü şairi Muhammed İkbal içinde bulunduğumuz hal ile ilgili olarak ne diyor;

Kaç bu Müslümanlardan
Sığın Müslümanlığa

Mehmet Akif ise şöyle der;

Müslümanlık denilen ruh-u ilahi arasak
Müslümanız diyen insan yığınından pek uzak

Biz bu yazıda, ne durumda olduğumuz ve ne yapmamız gerektiği noktasında kendimizi sorgulayacağız.

Müslümanız Ama Neyimiz İslami?

Toplumsal yapımızı inceleyen her akıl sahibi, şu acı hakikati tüm çıplaklığıyla görecektir. Bizim söylemlerimizle fiiliyatımız birbiriyle uyumlu değil. Adeta ameli bir nifak yaşıyoruz. Belki bazı İslami ibadet ve sembolleri üzerimizde taşıyoruz ama ahlakımız ve davranışlarımız asla İslami değil. Belki garip gelecek, biz dindarız ama İslam ahlakıyla ahlaklanmamışız. Belki de bu ucube halin tarihte ilk mucidi de sayılabiliriz.

İslam ahlakı; konuşurken yalan konuşmamamızı, ses tonumuza dikkat etmemizi, insanlarla olan muamelelerimizde dürüst olmamızı, eleştirirken daha medeni ve vakar sahibi olmamızı, komşumuzun haklarına saygılı olmamızı emreder. İnsanların yüzlerine tebessümle bakmanın büyük bir erdem olduğunu bildirir. Sevgili Peygamberimiz, ancak bu kurallara uymakla ahlaklı olabileceğimizi buyurur.

Evet, İslam ahlakı, insanların dillerinin ve renklerinin, Allah’ın ayetlerinden olduğunu ve bu şekilde kabul etmemizi, sevmemizi ve ayırım gözetmememizi emreder.

Zengin de olsak, fakir de olsak, yine İslam ahlakına sahip olmalıyız. Zenginlerimiz sahip oldukları malların Allah’a ait olduğunu, kendilerinin sadece vekil olduklarını unutmamalıdırlar. Haram yollardan mal kazanmak haramdır, helal yollarlardan kazanılmışsa bile, israf etmek yine haramdır.

Bugün toplumsal hayatımızda gördüğümüz o ki, zengin olan müslümanlar büyük oranda debdebe ve israf içinde yaşıyor. Adeta kendi hallerine uygun bir İslami anlayış icat ettiler, ‘sosyete müslümanlar’ tabirine uygun düştüler. Özel yaşam alanları oluşturdular, adeta kendi özel ‘getto’larını kurdular. Fakir halkın sorunlarından uzak durdular. İslam’a hizmet için kapılarına gidildiğinde büyüklendiler ve yardımcı olmadılar. Yardımcı olduklarında da karşılarındaki insanları minnet altında bıraktılar. Fakir müslümanların hali de bundan pek farklı değil.

Medine Modeli’ne Uzak Düştük

İslam’ın Medine’de oluşturduğu medeni yaşam tarzı, maalesef ne ahlakımızda, ne de tasavvurumuzda kaldı. Hâlbuki İslam, Medine’den yayıldığı vakit, insanlara hem onları dünya ve ahirette mesut edecek bir inanç, aynı zamanda fiziki hayatlarında da şehirin kültür ve güzelliğini getirdi. Badiyeden Medine’ye gelip müslüman olan bir insan, çöle sadece sağlam ve güzel inançla dönmüyordu, aynı zamanda, çöle şehrin yaşam ve kültürünü taşırdı. Böylelikle, İslam kültürü adeta şehirden kırsal kesime doğru bir ışık gibi yayıldı.

Evet, insanlar Medine’de yere tükürmezdi, çöplerini orta yere atmazlardı. Hiç kimse burnunu kulağını karıştırmaz, insanların rahatsız olacağı davranışlardan sakınırlardı. Bağırarak kimse bir başkasını çağırmaz veya konuşmazdı.

Kadına Her Zaman Özel Muamele Edilmeli

Kadınlar pazara veya panayıra gittiklerinde, insanlar onlara özel yer verir ve saygı gösterirlerdi. Hiçbir kadın Medine toplumunda küçük düşürülmemiş ve asla zamanımızda sıkça karşılaştığımız şiddete maruz kalmamıştır. Beni Kaynuka ile yapılan savaşın sebebinin, bir kadına yapılan saygısız bir davranış olduğunu unutmamalıyız.

İslam’ın ilk zuhur ettiği çağda, hem Arap yarımadasında hem dünyanın diğer coğrafyalarında, kadın adeta ikinci sınıf insandı. Verasetten mahrum bırakılır, kız çocukları diri diri torağa gömülürdü. Hindistan’da, ölen erkekle beraber hanımı da diri diri toprağa gömülürdü. Avrupa’da ise kadının insan olup olmadığı tartışılıyordu.

Peygamberimiz ise tebliğ ettiği dini en güzel kendisi yaşardı. Çocuklara şefkatle muamele eder, namazda dahi çocukların kendisine sıkıntı vermelerini hoş görürdü. Kendi işini kendi yapar, söküğünü kendisi dikerdi. Sevmediği bir yemek sofraya gelince, sesini çıkarmaz bir sonraki yemeğe kadar aç kalırdı. Hayatında hanımlarına ‘lima?’ (Neden? Niçin?) demedi. O zarif ve ince bir insandı.

Cahiliye Kültürü ve Hayat Tarzı Hortladı

Ve Resulullahtan sonra da cahili kültür, belirgin bir şekilde İslam kültürü karşısında tutunamayıp hayat sahnesinden çekildi ama yok olmadı. O, varlığını hınzırca ve bir alt kültür olarak korudu. Cehaletin ve bedeviliğin olduğu yerlerde, hep lokal olarak varlığını sinsice sürdürdü.

Ta ki, İslami yaşam tarzı ve gerçek İslami bilgi aramızdan kayboldu ve insanlar İslam’ın medeni yaşam tarzını kaybettiler, işte olan oldu! Ve tekrar o cahiliye kültürü nüksetti.

Kabalık yapanlar ‘taş fırın erkeği’ oldu ya da ‘kazak’ veya ‘Osmanlı erkeği’. Nezaketli olmanın adı ise ‘kılıbıklık’ oldu. Ne kadar korkunç ve ne kadar acı verici…

En hüzünlü olanı da, bu kaba-saba halimize bir de kalkıp dinden delil uydurmaya çalışmamız…

Maalesef batı kültürünün İslam topraklarını istila etmesinden sonra, bu durum daha da kötüleşti. Batının temel düşünce yapısı, kadının aşağılanması üzerine inşa edilmiştir. Büyük bir filozof olarak bilinen Nietzsche bile kadının, erkekle aynı cins olmadığını, benzer davranışlar gösterdikleri için beraber yaşadıklarını söyler.

Çıkış Yolunu Ararken…

Müslümanlar iman ettikleri Kur’an ve Resulüllahın sünnetini canlı bir şekilde hayatlarında yaşamadıkları sürece, bu kötü durumdan kendilerini asla kurtaramayacaklardır.

Bu kaba-saba halimiz, ancak iyi bir irfan mektebinde alacağımız eğitimle düzelir. Resulullahın zuhur ettiği topraklarda, insanlar adeta birer sırtlan gibi vahşice birbirlerini yerdi. Resulullah (sav) o kupkuru çölde, vahşi yaşam tarzını değiştirdi ve medeni bir toplum inşa etti. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anhum) gibi efsanevi insanlar yetiştirdi.

Evet, Resulullaha vahyedilen Kur’an ve kendi Sünnet-i Seniyyesi dipdiri duruyor. Yeter ki, günlümüzü avuçlarımızın arasına alıp onlara iltica edelim.

İlahi rahmetin eseri olarak, bu ümmette nurani bir silsile ile Resulullaha bağlı ulema her zaman vardır. Ve var olmaya devam edecektir, inşallah.

Ve onların nebevi tebliğlerine günlümüzü açmalıyız.

Allah onların velayetlerini üzerimizden eksiltmesin.

Rızkım için tevekkül ettim yaratıcım olan Allah’a
Şüphesiz iman ettim Allah’ın rızkımı veren olduğuna

Rızkımdan bir şey eksilmez asla
Derin denizlerin dibinde de olsa

Yüce Allah fazlıyla ulaştırır onu bana
Konuşan bir dilim olmasa da

Neyin hasretini çekiyor ki nefis
(O yüce) Rahman mahlûkatın rızkını taksim etmiş

MUHAMMED Z. YILDIZ

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , , , , , | » yorum bırak;