Allah dostları hep Allah’a kavuşmayı arzulamışlar..

Bazen insanlar “şu ölüm olmasaydı ne güzel olurdu “diye düşünmektedir..
 Acaba ölüm olmasaydı gerçekten güzel olurmuydu ?
 Yoksa dünya dayanılması imkansız bir zindan mı olurdu ?
 Acaba yaşlanıp güç ve takatten kesilen ,ölümcül hastalıkların verdiği acılar 
içinde kıvranan insanlar ,ölüm olmasaydı ne yapacaklardı ?
 Bunu üzerine derin-derin düşünmek gerekir..
 insanlar ve tüm diğer canlılar için ölüm,ruh ve bedenin birbirinin 
ayırmasıdır..
 Ölüm,bir yok oluş asla değildir.Ölüm,Allah’tan gelen bir varlığın tekrar 
Allah’a dönmesidir..
 Yüce Rabbimiz “O ( Allah) ki,hanginizin daha güzel davranacağını sınamak 
için ölümü va hayatı yaratmıştır.O,mutlaka galiptir.(Büyük ve Güçlüdür.)ve 
çok Bağışlayıcıdır..”buyuruyor (Mülk sür.Ayet 2..)
 (enbiya sür.Ayet 35 ise,) Yüce Mevlamız buyuruyor ki…

 “Her canlı ölümü tadar.Bir deneme olarak sizi hayırla da,şerle de imtihan 
ederiz,ve siz ancak Bize döndürüleceksiniz..”
 Rivayet edildiği göre Hazreti Zülkarneyn zamanında insanlar kendisine gelip 
ve ona..
 “Ey Allah’ın Peygamberi,ölüm bizi sevdiklerimizden ayırıyor..Ne olur,Allah’a 
yalvarsan da ölümü kaldırsan da bizde sevdiklerimizden ayrı kalmasak da..”
 Bunu üzerinde Hazreti Zülkarneyn Yüce Allah’a dua eder ve Allah onun duasına 
kabul eder,ve bir süre insanlar ölmemeye başlarlar..
 Bir zaman sonra insanlardan bazıları yaşlanıp kuvvetlerinden düşerler..
 Hiç bir ihtiyaçlarını karşılamak için güçleri kalmaz..Acılar içinde 
kıvranmaya ve ağlamaların diğer insanların yürekleri dağlanır..
 Allah’ın işini karıştiklarını için bin pişman olup doğru Hazreti Zülkarneyn 
gitip,ne kadar pişman olduklarını ve bu duruma bir çare bulmasını için 
yalvarırlar..
 Bunun üzerine Hazret Zülkarneyn Yüce Allaha niyaz eder,ve ölüm tekrar 
görevini ifa etmeye başlar..
 Evet dostlar,bu dünya ebedilik yeri değildir..ve hiç kimseye de sonsuz bir 
hayat imkanı sunulmamıştır..
 Hazret Muhammed,sallallahu aleyhi ve sellem ve diğer Peygamberler ölmüşse 
hiç kimse ölümden kurtulamaz..
 Yaratılmış hiç bir varlık ölümden kurtulamaz..İnsanlar hangi tür teknoloji 
icat ederler etsinler,asla ölümü ertelemezler..
ister yerin derinliklerine,ister yüksek kalelere saklansınlar,ölüm gelir 
onları bulur..
 Çünkü Allah’ın emrine ve kudretinden kaçamazlar..
 inanan mü’min için,ölüm korkulan bir sey değildir..ölüm aslında uykuya 
benzemektedir.
 Fakat uykuda ruhu geri dönerken,ölümde ruha geri dönme izin yok….
 cahil insanlar ölümden korkarlar,çünkü,onların değerli buldukları her şey 
dünya hazlarıdır..
 inanmiş ve Mevlasının emirlerini tutan kişi ise ,ölümden korkması için hiç 
bir sebep yoktur..
 o,mümkün olduğu kadar uzun yaşamak ve iyi amellerini arttırmak isterki,bu 
sayete ölüm den sonra ki
 mutluluğu da artmış olur..
 Allah’a seven kişi,yüreğinde Allah ve Peygamber sevgisi olan asla ölümden 
korkmaz..
 Daima ölüme hazırdır..
 Allah dostları hep Allah’a kavuşmayı arzulamışlar..
 Hazret Mevlana söyle diyor..
 “Gelmez sana bir ziyan ölümden gönlüm,
 Can gitse de korkma,başka bir candır ölüm..!”
 Ölümü çok hatırlamak,ölümden sonrasını düşünmek ,Ahiret için hazırlık yapmak 
her mü’minin görevidir..
 Ölümü hatırlamak,herşey den el-etek çekmek ,hayatından bezmiş bir haline 
dönmek değildir..
 Aksine,daha çok çalışmak,ölümden sonrası için yeteri kadar hazırlık 
yapmaktır..
 Allah’a emanet olun
 Photobucket
 
” Seni korkutacak geçtiğin yollar,
 Arkandan gelecek hep ayak sesim.
 Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
 Enseni yakacak ateş nefesim…
 
Kimsesiz odanda kış geceleri,
 İçin ürperdiği demler beni an !
 De ki : O dur sarsan pencereleri,
 De ki : Rüzgar değil O dur haykıran…
 Göğsümden havaya kattığım zehir,
 Solduracak bir gül gibi ömrünü,
 Kaçıp dolaşsan da sen şehir şehir,
 Bana kalacaksın yine son günü…
 
 Ölürsün… Kapanır yollar geriye;
 Ben mezarla sırdaş olur beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye,
 Toprağında bir taş olur, beklerim…
 
N.F.K.

Reklamlar

One response to this post.

  1. Posted by gulayozturk on Eylül 22, 2009 at 6:58 pm

    bir anlık düştür hayat

    Ve bir ağacın altında gölgelenmek kadar kısa. Nice güzellikler vardır, nice hasretler vardır henüz başlayan, nice sevdalar vardır kâinat kadar azametli. Hepsi; ama hepsi bir kaşık hüzünle noktalanmaya mahkûmdur.

    Bu dünya; gurûbların yarıştığı bir dünya. Tulûların gurûblarla tamamlandığı bir dünya. Her doğuş batışı, her batış bir doğuşu barındırır koynunda.

    Hayat, hisseden gönüllere bir seraptır. Acıların tortulaştığı ömür için, günler salise olur, mevsimler saniye, seneler dakika. Yaşanan her güzellik, başlayan her sevdâ, ışık hızıyla geçer ömrün kenarından. İnsana yalnızca geçirdikleri arkasından buruk bakışlar kalır.
    Bazen bütün güzelliklerin başladığı mesut bir bahar akşamı hayatın veda çığlığını işitirsiniz acımasızca. En beklenmedik bir zamanda misafirlerin en büyüğü kapıyı çalmıştır; kimin emanetinin vakti dolmuşsa onu alıp götürmeye gelmiştir.

    Bakarsınız hayat bir müddet önce gülen, konuşan, hisseden; ama şimdi önünüze uzatılan bir cesedin kirpiklerinin altına gizlenmiştir. Ruhunuz karışır, garip bir hüzünle sarsılırsınız.

    Gönlünüz gözünüzden akan yaşları tercümeye çalışır. Gönül ile gözyaşının düğümlendiği yerde, hüzün ve acı kesişir. İsyan etmek istersiniz, ne isyan ne de gözyaşı geri getirmez gideni. Giden, bir meçhule yelken açmış ve dönüşü olmayan yolculuğa çıkmıştır artık. Geride kalanlara, önce feryat sonra da suskunluk kalmıştır.

    Gözyaşları yetersiz davetiyeleridir ömür ağacının. Ömür ağacı, ağaçların içinde yeşilliği en az süren ve meyvesi bütün ağaçlardan en az olandır. Zira “Ömür sermayesi pek kısa, lüzumlu işler pek çoktur.” Yazık ki bazı ömürler bu kısa turfanda vakitte meyve bile veremez. İlâhî dergaha niyazımız, meyvesiz hayattan O’na sığınmaktır.
    Ölüm gidilesi yol, içilesi şerbet; ölüm, dünya talimgâhında yorulan bedenlerimize terhis tezkeresi; ölüm, cemale müştak ruhlar için şeb–i arus, şaşalı bir düğün; ölüm, ruh kuşunun yanarak vuslata kanat açması; ölüm, dünya orucunu bir meleğin elinden içilen kevser şarabıyla neticelendirip dostla yapılan iftar ve :

    “Ölüm ölene bayram bayrama sevinmek var
    Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.”
    Bir dünyaya gelince, doğunca kundaklanır insan, bir de ahirete giderken ecel şerbetini içince. Kâinatın dar rahminden ahirete doğmaktır ölümün diğer adı. Her doğum bir tazelik, bir muştudur. Bu müjdeye hazırlıklı olmanın yolu kul olmaktan geçer. Resul’un (S.A.V) getirdiği nâmeyle kul olma şerefini yakalayanlar hakiki imanı elde ederler.

    “Hakiki imanı elde eden kâinata meydan okuyabilir.” ve Hak(C.C) tarafından kabule mazhar olur.

    Hak(C.C) sevdiğini meleklerine fısıldar, melekler de halka sevdirir. Marifet, dünyanın gönderirken mahsun olduğu, toprağın da misafir etmek için sabırsızlandığı bir bedenle Hakk(C.C)’a yürümek ve herkes ağlarken gülerek dünya misafirhanesini terk etmektir.

    Temennimiz bütün insanların bir anlık düşün sonunda geride bıraktıklarına tebessüm etmeleridir. ..

    “Ey dost, canı sen aldıktan sonra, ölmek şeker gibi tatlı. Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlı.” (Mevlana)

    Hüner ne pekiyi? Cevabı şair versin:

    “O demde ki perdeler kalkar perdeler iner
    Azrâil(A.S)’e hoş geldin diyebilmekte hüner.”

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: