Namazı hakkıyla kılmak için‏

Namazı hakkıyla kılmak için

Namazın özü, Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh, ta’zîm ve O’na şükürdür. Tesbîh (Sübhânallah), tekbîr (Allahu Ekber) ve hamd (Elhamdülillah), namazın çekirdekleri hükmündedir.
Ondandır ki, namazdaki bütün hareketlerde ve zikirlerde "Sübhânallah", "Elhamdülillah" ve "Allahu Ekber" sözlerinin manaları gizlidir.

 Bediüzzaman Hazretlerinin de ifade ettiği gibi, iftitah tekbîrinden selam vereceğimiz ana kadar biz, hemen her an söz, hal ve tavırlarımızla ya "Sübhânallah" deyip Cenâb-ı Hakk’ı takdîs eder, ya "Elhamdülillah" sözüyle hamd ü senâ hislerimizi seslendirir ya da "Allahu Ekber" diyerek O’na ta’zimde bulunuruz.

Namaza başlarken söylenen tekbîre, ibadete onunla başlandığı için genel olarak "iftitah tekbîri" denir. Namaz içinde bazı şeylerin yapılması bu tekbîrle haram kılındığı için ona "tahrim tekbîri" ya da "ihram tekbîri" de denmiştir.

Aslında bu tekbîr, Allah’tan gayrı her şeyi kendine haram kılarak harem dairesine adım atma, bütün dünyevîlikleri kapının dışında bırakma ve bütün benliğimizle yalnızca Sultan-ı Kâinat’a yönelme adına bir söz vermektir.

Bu tekbîr o andan itibaren, namazın bütün dakikalarına, saniyelerine ve saliselerine tesbîh, tahmîd ve tekbîr ruhunu işleme, bir manada bütün bütün namaz kesilme ve adeta namazlaşma ahdi demektir. Fethullah Gülen Hocaefendi konunun ehemmiyetini anlatırken şunları söyler: "Melekler, bu tekbîrin manasını idrak edip gereğini yerine getirerek namazını kılan bir kulun âlem-i misâle yansıyan resmini çizseler, ihtimal ortaya namaz tablosu çıkar; o insan ancak mücessem bir namaz kesilmiş olarak resmedilebilir."

Namazı hakkıyla ikâme etmek istiyorsak, tekbîrle beraber Allah’tan gayrı her şeyden sıyrılmalı ve gönlümüzü sadece O’na açmalıyız. Dudaklarımızdan dökülen her kelimeye şuurumuzun ve idrakimizin mührünü basmalıyız.

 Mesela, "Elhamdülillah" derken, bu sözün ne mana ifade ettiğini iyi bilmeli, onu derinlemesine düşünerek namazımızı kılmalıyız. "Kimden kime olursa olsun bütün hamd ü senâlar, bütün minnet ve şükürler Allah’a (Tebâreke ve Teâlâ) aittir; bu hakikati ilan etmek kıyamete kadar benim vazifem, Yüce Yaratıcı’nın da hakkıdır." diye gürlemeliyiz. Böylece o kısacık "Elhamdülillah" kelimesi, Cenâb-ı Allah’a yükselirken üzerine yüklediğimiz o derin manalarla beraber yükselir.

O’nun Rahmân ve Rahîm olduğunu ilan ederken, yine aynı derin duygularla dolmalıyız. "Mâlik-i yevmi’d-din" hakikatini dile getirirken onun ihtiva ettiği manaları da üzerine bir damga gibi vurmalı ve Cenâb-ı Hakk’a o yüküyle beraber göndermeliyiz.

 Namaz hepimiz için bir mi’raç olmalı ve her birimiz Efendimiz’in Mi’raç’ta duyduğu hakikatleri kendi idrak ufkumuzdan duyma gayreti içinde olmalıyız.

Burada sözü yeniden Muhterem Hocaefendi’ye bırakmak uygun düşüyor: "Namaz kılarken o ibadetin bütün manalarını yudumlayarak adım adım yükselmelisiniz. Adeta birinci kat semada Hazreti Âdem’le, ikinci kat semada Hazreti Yahya ve Hazreti İsa ile üçüncü kat semada Yusuf Aleyhisselam’la, derken diğer katlarda Hazreti İdris, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim’le görüşmelisiniz.

Onların her birinin hayatından ibretler almalı, huzurlarının insibağına ermeli ve bir adım daha atınca kendinizi haremgâh-ı İlâhîye girmiş gibi hissetmelisiniz.

 Namazın sonunda selam verir vermez de huzurun adabına riayet edememiş olma endişesiyle bir kere daha ellerinizi kaldırmalı, yine, tesbîh, tahmîd ve tekbîr cümleleriyle dergâh-ı İlahîye nazar etmeli ve namazın manasını kuvvetlendiren o mübarek kelimeleri otuz üçer defa tekrarlamalısınız."

Tabiûn’un büyük imamlarından Fudayl bin İyâz, Sahabe efendilerimizin namazlarını anlatırken şöyle der: "Sahabe efendilerimiz, benizleri atmış, yüzleri sararmış bir şekilde sabahı karşılarlardı. Çünkü gecenin çoğunu namazda geçirirlerdi. Bazen dakikalarca kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı.

Cenâb-ı Hakk’a içlerini dökerken, rüzgârlı bir günde sallanan ağaçlar gibi sallanır; gözlerinden, elbiselerini ve yeri ıslatacak kadar yaş dökerlerdi.

Namazın lezzeti onlara bedenî yorgunluklarını unuttururdu ve o vuslat dakikaları hiç bitmesin isterlerdi. Sabah olunca, yüzlerine yağ sürerler, gözlerine sürme çekerler ve halkın içine sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş ve iyice dinlenmiş gibi çıkarlardı."

Böyle bir namaz ufku yakalamak için hedefe kilitlenmeli ve yolumuzdan sapmadan işi ciddiyetle ele almalıyız.

 Her namazdan sonra, gelecek namazı daha iyi kılmanın, onu daha derinden hissetmenin planlarını ve hazırlıklarını yapmalıyız.

SÜLEYMAN SARGIN

Image Hosted by ImageShack.us

Reklamlar

4 responses to this post.

  1. Posted by ayyüzlüm..gülay on Aralık 5, 2009 at 6:47 pm

    Ancak namaz kılanların yaptıkları kıymetlidirBize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür. Ömrün de kendine göre bir hesabı vardır. Mümin her an yaşadığı hayatın hesabını verme şuuruyla yaşar. Bu şuuru her zaman canlı tutan da günde beş defa davet edildiğimiz namazdır.Namazın dinimizin direği olduğunu Müslümanlar olarak hepimiz biliyoruz. Ancak, hepimiz namazımızı kılıyor muyuz? Zira, o olmadan diğer ibadetlerin bir kıymeti olmayacaktır. Namazsız bir adam, direksiz, sütunsuz bir binaya benzer ve yıkılıp gitmesi, an meselesidir. Hadislerde geçen bazı müjdeli haberler; mesela, cömertlerin cennete gideceği haberi, her ne kadar bir müjde olsa da bu, namaz kılan cömert için geçerlidir. Namazsız bir cömertlik işe yarasa da, insana cenneti garanti edemez. Benim kalbim temiz deyip, o kalbi veren Allahın en çok istediği ibadeti yapmayan insan, sadece kendini aldatır. Çünkü, kalb ancak Allahı anmakla tatmin olur.Bir kalpte yoksa, o kalb dünya sevgisiyle dolu demektir. Bir insan namaz kılmıyorsa, kalbinde Allaha karşı derin bir boşluk var demektir ve her an, bu insanın inançsızlık (küfür) sathına geçmesi söz konusudur . Efendimiz(sas) buyuruyor ki; Namaz kılmayanla küfür arasında sadece bir perde kalmıştır. Belki de bunun için Sahabi, namaz kılmayana neredeyse Müslüman değil nazarıyla bakıyordu. Resulü, Namazı terk eden, Allahın huzuruna, ona çok kızmış bir halde çıkar. Namazsızlar şeytanı sevindiriyorlarHazreti Ali (kv) bir gün sabah namazına kalkamaz. O gün akşama kadar ibadetle meşgul olur. Ertesi gün kendisini, tanımadığı biri namaza kaldırır. Hazreti Ali ona Sen kimsin? der. Şeytan olduğunu söyler. Niçin bunu yaptığını sorunca da, Yine bütün gün Allaha ibadet etmen, beni memnun etmezdi diye cevap verir. Evet, şeytan vazifesini yerine getiriyor, Hazreti Ali de kendine düşeni yapıyordu. Namaz kılmayanlar, her gün şeytanı ne kadar sevindiriyorlar, oturup iyiden iyiye düşünmelidirler!Namaz, imandan sonra gelen en büyük hakikattir. (cc) Kuranı Kerimin pek çok yerinde, imandan hemen sonra namazdan bahseder. Müminleri tarif ederken hep, iman eden ve salih amel işleyen şeklinde tarif eder. Salih amelin başı ise namazdır. Pek çok yerde de, imandan sonra direk namazı getirir. Daha Bakara Suresisinin başında gayba iman edenler ve namazı dosdoğru kılanlar şeklinde, müminleri tarif eder. Miraca engel ne varsa kurtulmakEnsardan bir zat hurma bahçesinde namaz kılarken, gözü hurma salkımlarının gölgesine ilişir ve kendisine geldiğinde kaç rekat namaz kıldığını unutur. Sonra da Hazreti Osman\’a gelerek, "Beni namazda oyalayan bu bahçeyi yolunda feda etmek istiyorum" der. Hazreti Osman da bahçeyi elli bin dirheme satarak hazineye aktarır. O bahçe o tarihten sonra \’elli binlik bahçe\’ diye anılır. Evet, kuvvetli bir inancına sahip olan sahabi, kendisini Allahtan alıkoyan bahçesini, yine yolunda feda etmeyi hiç zor görmüyordu. Namaz onların nazarında buydu.Namaz, müminin miracıdır. Namazın muhtevası, insanların çok engin düşünmelerine vesile olacak kadar geniştir. Namaz kılarken, derinlemesine bir aşk u şevk içinde Allahın huzurunda bulunmanın şuurunda olmaktan, onu Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)in arkasındaki cemaatten bir fert olarak kıldığını hissetmeye kadar; doğrudan doğruya kendisini meleklerin safları arasında görmekten, bir hamlede bizim ufkumuzu açan, Arşın örtüsüne alnını koyuyor gibi onu eda etmeye kadar, geniş bir yelpazede namazı duyma, hissetme şekilleri vardır. İnsanın buna muvaffak olmasının ilk şartı, namazı tıpkı bir Mirac veya Miracın gölgesi gibi bilmesidir. Zira o, sadece yatıp kalkmaktan ibaret bir hareketler topluluğu değildir. Mü\’min için her namaz bir Mirac vesilesidir. Ve mü\’mine düşen de, her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa, Miracını tamamlamaktır.Namaz, tesbih, tazim ve şükürdürNamaza duran kimse, kendi kusurunu, günahını, küçüklüğünü, Allahn kusurdan, aczden uzak olduğunu ve O\’nun büyüklüğünü hatırlayarak subhanallah ve Allahuekber der. Allahın sonsuz nimetine karşı sonsuz şükür gerekir, elhamdulillah der. Fakat bu şükür sadece sözle mümkün değildir. Ancak, insan niyetiyle ve niyetini mümkün olduğunca amele dökerek bu şükrü yerine getirebilir. Bu da sağlam bir kulluk ve devamlı ibadetle olur.Kulluğun en bariz özelliği ve ibadetlerin özü ise namazdır. Namazda elhamdülillah kelimesi bu şükrün dil ile ifadesidir. , Rabdır. Rab besleyen, terbiye eden, büyüten demektir. Allahın sonsuz bir Rububiyeti (Rablığı) vardır. Bu durum, \’ın, sonsuza kadar mahlukatı beslediği, terbiye ettiği manasına gelir. Bu kadar sonsuz ve büyük bir saltanat, elbette kusurdan, noksandan uzak olmalıdır. İşte bu manayı ifade eden, namazın içindeki \’subhanallah\’ kelimesidir. Yine bu saltanat, acizlikten, küçüklükten, başkasına muhtaç olmaktan da uzaktır. Öyle olmasaydı nasıl her şeyi çok mükemmel bir şekilde idare edecek, her şeyin ihtiyacına koşacak, her şeye cevap verecekti!İşte bu manayı ifade eden, yine namazın içindeki, el pençe divan durarak, bel kırarak, boyun bükerek; rükûlarda, secdelerde, kıyamlarda söylenen Allahuekber kelimesidir. Yine bu saltanat, yani bu kadar doyuran, besleyen, terbiye eden, idare eden bir saltanat, elbette karşılığında bir şükür ister. İşte namazda, her rekatta Fatihanın başında söylenen elhamdulillah kelimesi, iki namaz arasındaki nimetlere bir nevi şükürdür. Ayrıca, bu manaları teyid eden, destekleyip kuvvetlendiren bir de namaz sonrası tesbihler vardır. Yani, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından büyük sevabı olduğu ifade edilen, terk edilmesi ise çok büyük bir boşluk ve kayıp olarak görülen, 33er defa söylenen subhanallah, elhamdulillah ve Allahuekberlerdir. Namaz hem çok kolay hem de çok kârlı bir ticarettirBediüzzaman Hazretlerinin sözler adlı kitabında (Dördüncü Söz) işaret ettiği gibi beş vakit namaz, yirmi dört altın seviyesinde olan günlük yirmi dört saatin sadece bir saatini alır, fakat ebedi bir cennet hayatını insana müjdeler. Tüccar, elbette sermayesinin hepsini harcamaz, bir kısmını yanında tutar, ta ki, ilerde işe yarasın, işini devam ettirebilsin. Hepsini birden, hem de lüzumsuz bir iş için harcarsa, neticede ne olacağı belli olur. Lüzumlu bir iş için harcasa bile dünya hayatı ebedi değilken, ne kadar lüzumlu olabilir! Şimdi, günlük sermayesinin yirmi üç saatini bu kısa dünya hayatı için harcayıp da onun bir saatini ebedi hayatı için vermeyen insanın ne kadar zarar ettiği malumdur. Evet, namazdaki secde, kulun Allaha en yakın olduğu andır. Efendimiz (sav)in ifadesidir bu. Namaz, günde beş defa Allaha hesap vermenin adıdır. Bize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür. Ömrün de kendine göre bir hesabı vardır. Mümin her an yaşadığı hayatın hesabını verme şuuruyla yaşar. Bu şuuru her zaman canlı tutan da günde beş defa davet edildiğimiz namazdır.SABAH VE AKŞAM NAMAZINDAN SONRA Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu;Kim, sabah ve akşam namazından sonra, henüz yerinden kalkmadan, on defa Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehul mulku ve lehul hamdu, yuhyî ve yûmitu ve huve âlâ kulli şeyîn kadîr derse, ona on sevap yazar, on günahını siler, on da derecesini yükseltir. Bütün gün, istenmeyen her şeyden korunur, şeytan da ona bir şey yapamaz. Allaha ortak koşmaktan başka, hiçbir günahı ona tesir edemez." (Tirmizî)

    Cevapla

  2. Posted by ayyüzlüm..gülay on Aralık 5, 2009 at 6:50 pm

    Biz her namazı son namaz olarak kılarız. İkindiyi kıldık. Şu an ölebiliriz. Akşama yetişirsek, akşamı da son namazımız gibi kılarız. Yatsıya yetişmek diye bir garanti yok elimizde… İnsanın ölmesi çok basit… Kalp durdu mu işimiz bitti. Kalbimizi çalıştıran ALLAH, kalbimize dur dese, bir sonraki namaza yetişemeyiz! İnsanda tembellik kulağı vardır. Yani her insanda zaman zaman tembellik olabilir. Önemli olan, tembellik ibadete mani olmasın. Dinlenmek iyidir. Uyku ne büyük nimet. Amma uykuyu tembelliğe dönüştürmesi kötü. Uyuyalım amma sabah namazına engel olmasın. Tembellik duygumuz içimizden üflüyor; "Yahu yat!" Açlık kulağımızla açlığımızı hissediyoruz mesela. Organların insanlara hükmetmesidir bu. Vücut diyor ki: "Ben yorgunum!" Onun sözüne kulak asıp yatıyoruz. İnsan ebediyen yaşayacağını zanneder. Ölmek aklına bile gelmez. İnsan şöyle düşünmeli: "Ölmeden şu akşam namazımı da kılayım…" Ben bu yaşa geldim. Düşünüyorum; elimde hiçbir şey yok. Öldüğüm anda elimde kalacak tek şey ibadetler… Tek kazancım ibadetler. Gerisi boş… Çok güzel yemekler yedik. Hepsi gitti. Gezdik eğlendik. Hepsi geçti. Para biriktirdik, yiyemedik. Şöhretimiz dağlar kadar yükseldi. İşe yaramadı. Elimizde bir tek şey kaldı. İman ve ibadet… Sanki ömrümüz boşa geçti. Her şey boşmuş… "Her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun ab-ı hayatı ve lâtife-i Rabbaniyyemin hava-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir." (21. Söz) Bir ömür boyu nefes alıp verdik. "Yeter artık, nefes almayacağım!" diyor muyuz? Bir ömür boyu su içtik. "Artık su içmeyeceğim!" diyor muyuz? Öyle bir iman gerek ki, namaz su gibi, hava gibi olsun… "Kılmazsam yaşayamam." diyebilmek… Ben öyle şahıslar gördüm ki, odasında bir tane rahle var. Kendisi kıbleye dönmüş, namazda oturur gibi oturuyor. Uykusu gelirse, başını rahleye koyuyor. Her anı secdede… "Namaza doyamıyorum!" diyor. Rabb\’imiz böyle mübarek kulları ne de güzel övüyor: Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar aksatmazlar. (Mearic 70/23) Onlar ki namazlarını muhafaza ederler. (Mearic 70/34) Eğlenceler, dünya hayatının meşgaleleri bize hastalık verirken, namaz kılmak, hastalıklarımıza ilaç gibi tesir ediyor. Kalbimiz rahatlıyor. Üzüntümüz hafifliyor. Elemler geçiyor… Biz namazı bitirdik, sarhoş kadehi bitirdi, kumarbaz oyunu bitirdi… Bugün, şu an ölsek, namazımız bize arkadaş, yoldaş. Gerisi burada kalacak…

    Cevapla

  3. Posted by ayyüzlüm..gülay on Aralık 5, 2009 at 7:07 pm

    Hamd, ancak Allah içindir. O\’na hamdeder, O\’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O\’na sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.Allah\’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki, Muhammed O\’nun kulu ve Rasülü\’dür. "Ey iman edenler! Allah\’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslüman olarak ölün." (Al-i îmran: 102)"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah\’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir." (Nisa:1)"Ey iman edenler! Allah\’tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (Ahzab: 70-71)Bundan sonra: "Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu Allah\’ın Kelam\’ı, yolların en hayırlısı Muhammed (s.a.v.)\’in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bid\’at, her bid\’at sapıklık ve her sapıklık da ateştedir."

    Cevapla

  4. Posted by ASLI NUR on Aralık 6, 2009 at 3:29 pm

    Uyku; bir çeşit ölüm halidir faniye, ta ki uyanana kadar.Uyanıklık yaşamakla alakalı, yeni bir gün yeni bir doğuş ve belki yeni bir umut eksiği olana, bilene.Yine böyle bir uyku hali anlatacağımız.Gün ışımamış sabah yakındır…Yorgunluğun verdiği ağırlıkla hemen uykuya dalmıştı.Bir iniltiyle uyandı adam.Etraf halen karanlıktı. İniltiyi rüya gördüğüne yordu. Dudakları susuzluktan çatlıyordu, öyle susamıştı. Işıkları yakmadan mutfağa gidip suyunu içti ve yatağına döndü. Tam uyumak üzereyken, aynı inleme sesi tekrar kulaklarını tırmalamaya başladı. Ama rüyamıydı uyanık mıydı farkında değildi. Sesin geldiği yöne doğruldu. O an rüyada olduğuna iyice emin oldu. Çünkü duyduğu sesin sahibi evin tek seccadesiydi.Adam şaşırdı ve korkulu bir sesle-İnleyen sen miydin?-Evet dedi seccade-Niçin ağlıyorsun?Seccade yine içe işleyen bir sesle:- Seni uykundan uyandıran susuzluğunu, doyuncaya kadar, su içerek giderdin. Oysa benim susuzluğumu giderecek kimsem yok!- Nasıl susarsın, sen canlı bile değilsin dedi adam.Seccade:- Benim ihtiyacımda bir nevi sudur ama içtiğin değil. Benim susuzluğumu ancak tövbekar kulların gözyaşları giderir.- Anlamadım dedi adam meraklı gözlerle seccadeye- Ağlarım çünkü Allah’ın kulları; kabrinin aydınlığa ulaşmasını, karanlıklarda kalmamayı, o kutlu günde aydın olmayı isterler. İsterler de bu vakitte kalkıp iki rekat teheccüt namazı kılmazlar. Hep bakarım sana, bir günde kalkıp şükür için iki rekat namaz kılmazsın.-Beni rahat bırak deyip döndü adam.Seccade devam etti;- Ey Allah’ın kulu; bak işte sabah namazının vakti geldi. Ezanlar; namaz uykudan hayırlıdır diye sesleniyor. Ah sabah namazı , ah bu sabah namazı ! Namazlar arasında müstesnadır. Hem kalbe hem de ruha hayat veren bir iksirdir o . Yetmiyor mu ? gece gündüz dünya için koşuşturduğun , Aziz ve Kahhar olan Allah’ın çağrısına neden icabet etmezsin!!!Adam iyice sıkılarak:-Ey seccadem, beni rahat bırak . Gündüz yeterince yoruluyorum, biraz daha uyuyayım deyip yatağın sıcaklığına bıraktı kendini.- Seccade yılmadan adamı uyarmaya ve uyutmamaya uğraşıyordu.- Demek ki sen dünyaya ahretten daha çok önem veriyorsun.Adam iyice öfkelendi:-Yeter artık lütfen konuşma diye bağırdı.Seccade bu çıkışın karşısında önce sustu. Daha sonra sesini iyice alçaltarak ;-Ah o fecir vaktindeki adamlar, ah o fecir vaktindeki adamlar dedi. Sen O nurlu Peygamberin bu vakit için neler söylediğini bilmez misin? “Her kim ki güneş doğmadan ve batmadan evvel namazlarını eda ederse ateşe girmeyecek”, “ Ve yine O güzel insan “Kim şu iki namazı (sabah – ikindi veya sabah – yatsı) kılarsa cennete gider.” Ve nihayet “Münafıklara en ağır gelen namaz sabah ve yatsı namazıdır. Onlar ki o iki namazdaki ecri bilselerdi sürüne sürüne giderlerdi…”Bunun üzerine adam yatağından doğrulup;-Haklısın sabah namazı gerçekten önemli dedi..Seccade:-öyleyse kalk ve namaz kıl dedi.-Yarın inşAllah , mutlaka kalkacağım ama bugün çok yorgunum dedi adam.Seccade son bir ümitle ;-Kişi Salih amellerin ne kadar büyük ecri olduğunu idrak edemezse tüm zamanlarda bu ameller zor gelir. Sorun uyumaksa, kabir de uykudan çok ne var! Gel sözümü dinle Ey Allah’ın Kulu!Bu andan sonra adamda tek kelime duyulmadı. Seccade de bir süre sessiz kaldı. Adam uykuya devam etti.Ama heyhat! Adam ömründeki en uzun uykuyu dalmıştı bile. Seccadenin son sözlerini duyamadı. O an seccade adamın öldüğünü anlayınca kısık bir sesle şunları söylüyordu.-Ey tövbesini yarına erteleyen, bilir misin yarına çıkabileceğini !!!ölüm pusuda hep, biz dünya için günah işlerken.Süresi de kısıtlı. Gün gelip çatar, farkında olmadan.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: