İtaatte edebi gözetmek‏

Allah Lafzı
İslamiyet insanlara ahlaki ve insani hususları gayet mantıki bir tarzda öğretirken, onları hiçbir zaman yapamayacakları işlere zorlamamıştır. Aksine, onlara iyi ve rahat yaşamak için birçok imkanlar tanımıştır. Allahü teâlâ, insanların rahat ve mesut yaşamasını istemekte ve bunun için de, insanların günah işlememesini emretmektedir. Zira Müslüman, kendisinin daima Allahü teâlânın huzurunda olduğuna inanır ve bu sebeple günah işlememeye, emredilenleri de yapmaya çalışır. Ebü’l-Berekat Hakkari hazretleri; “Edep, kulun, Allahü teâlâya karşı vazifelerini, vakitlerini nasıl değerlendireceğini, haramlardan nasıl korunacağını bilmesidir” buyurmuştur.

Namaz kılmak, Allahü teâlânın huzurunda durmak demektir. Namazda kalbin kötülüklerden temizleneceği, Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir. Zira kötülüklerden temizlenmemiş bir kalb ile, Allahü teâlânın huzuruna çıkılamaz. Namazın büyük ve önemli bir ibadet olduğu, şartlarının çokluğundan anlaşılmaktadır. Ayrıca, vacibleri, sünnetleri, müstehabları, mekruhları, müfsidleri de bunlara eklenirse, kulun Rabbinin huzurunda nasıl bulunması lazım geldiği daha iyi anlaşılır.

İnsan, aciz, güçsüz, zavallı bir mahluktur. Her nefeste, kendisini yaratan Allahü teâlâya muhtaçtır. Bunun için namaz kılmak, kul ile Rabbini ayıran ve kula haddini bildiren bir ibadettir. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
“Nice abdest alanlar vardır ki, abdesti güzel almaz ve nice namaz kılanlar vardır ki, hudu ve huşu ile kılmazlar. Eğer kendini karınca ısırmış olsa, namazı bırakıp o karınca ile meşgul olurlar. Halbuki Allahü teâlânın azametini bilenlerin, ellerini ve ayaklarını kesmiş olsalar hiç direnmezler. Zira onların ibadetleri Allahü teâlâ içindir. Allahü teâlânın huzurunda duran kimse, Onun heybet ve azametini bildiği, tefekkür ettiği kadar huşu eder, korkar. Hükümdarlardan birinin huzurunda bir kişiyi akrep sokar, o da sabreder, hükümdara hürmet için hiç hareket etmez. Ya heybet ve azamet sahibi olan Allahü teâlânın huzurunda duranın hali nasıl olmalıdır? Elbette Allahü teâlânın huzurunda, daha ziyade huzur ve huşu gerektirmektedir.”

Allahü teâlâya ve Onun Resulüne karşı edebi takınarak huzur ile ibadet edenler ve haramlardan sakınanlar, yüksek derecelere, cenâb-ı Hakkın rızasına kavuşurlar. Ebu Ali Dekkak hazretleri anlatır:

“Vezirin birisi bir gün hükümdarın huzurunda iken, orada bulunan hizmetçilerin birisinden bir ses duyar ve o tarafa bakar. Hükümdar da, vezirin kendisiyle ilgilenmeyip, başka bir yere baktığını görür. Vezir, bu durumu fark edince, o tarafa bakmasının, hükümdar tarafından yanlış anlaşılmaması için bakmasına devam eder. Vezir, bundan sonraki toplantılarda da, hükümdarın huzurunda bulunurken, hep bir yere bakar. Böylece hükümdar, vezirin bu halinin tabii olduğunu, edebde kusur etmediğini ve gözlerinde şaşılık bulunduğunu zanneder.

Edeb ve korkuda, kendisi gibi mahluk olan birisinin huzurunda, bu şekilde dikkatli olan bir kimsenin, kendisinin ve her şeyin sahibi, yaratanı olan Allahü teâlânın huzurunda nasıl durması gerektiğini, iyi düşünmesi lazımdır.”

Netice olarak insanın şerefi, kıymeti, ilmi ve edebi ile ölçülür. Allahü teâlâya karşı edebi gözetmeyen bir kimse, kullara karşı da edebli olamaz, onlara şefkat ve merhametle yaklaşamaz. Allahü teâlâya karşı edeb ise, Onun emirlerini yapmak ve yasak ettiklerinden de sakınmaktır. Zira edebi gözetmeyen, Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz.

Reklamlar

7 responses to this post.

  1. Posted by ayyüzlüm..gülay on Aralık 20, 2009 at 11:39 pm

    İnsan, kimi dost edindiğini, kimden yana olduğunu salim bir kafayla düşünmelidir. Nefisten yana ve onun sevgilisi miyim, yoksa Allah\’tan yana ve O\’nun yolunda mıyım? Böyle bir muhakemeyi bırakmış, süfli işlerle uğraşıyoruz. Nefsimiz, eşkiyayı evliya, şeytanı ahbap gösteriyor.Bu nefisle, bu cesetle Allahu Tealâ\’ya nasıl varılır? Kulların ibadetleri taklittir. Sıkışınca Peygamber\’e taş atar, daha ileri gider, -hâşâ- Allah\’ın işine karışır.Allah bir kula mal-mülk verir, hacca gitmesini emreder. Fakat o, hep bir bahane ile bunu erteler. “Filan işimi halledeyim ondan sonra” demekle, Allah\’a karşı çıkmak, “benim işime karışma” demek arasında ne fark var? İşte büyüklerin sohbeti, kulun bu farkı kavrayıp, kendini nasıl kandırdığını ve yerinde saydığını anlamasına vesile olur.Ariflerin sözüne kulak vermek lazım. Çünkü irfan sahibi olmak idrak mahsulüdür, Allah\’tan bir lütufdur . İrfan ehli, hakikati, marifeti, hikmeti ve en önemlisi Allah\’ı anlar. Alim olmak ise, çalışma, gayret mahsulüdür. Diplomasını medreseler, fakülteler verir. Eğer her ilim ehli irfan sahibi olsaydı, en önce şeytan isyan etmezdi.İmam Gazalî k.s. İhya\’da diyor ki:“Bazı kişiler her gün Kur\’an\’ı hatim ederler. Ama onun hükmüne, ilmine değil, lafzına hürmet ederler. Hatimden maksat Kur\’an\’ı ezberlemek ve hükmüyle amel etmek içindir, ama onların kulakları ayetlerin ahvalini duymaz. İşte bunlar her gün bir hatim okumakla aldanmıştır.Tıpkı bunun gibi, her gün oruç tutar ama aldanmıştır. Yıl orucu tutar, ahvalinden haberdar olmaz. Dili gıybet söyler, gözü zina eder, oruç diye bir şey kalmaz ortada. Oruçtan maksat Allah\’a ve O\’nun hükümlerine riayettir. Keşke bu kişiler yıllık oruç yerine Ramazan orucuyla yetinseydi de, diğer azaları Allah\’a itaat etseydi.Şu halde kulluk başka bir sanat ve bu sanat Veysel Karanî gibi bir sanatçının elinde Arş\’ı titretiyor.Akıl, gazap ve şehvetini yenip şecaat ve iffet sahibi olunca akl-ı selim olur. İlimden sonra hikmet doğup irfan alınca, işte o zaman akıl selamet bulur. Akıl, kalbin nuruyla nurlanırsa akıl olur.Dikkat ediniz, Allah önce aklı değil, kalbi methetti. Önce kalp selameti, sonra akıl selameti gelir. Aklın selameti imansız gelmez.Şu halde Kur\’an\’ın nimetlerini kazanmak, faydalanmak gerek. Bunun için zahmete gerek yok, bir ücrete gerek yok. O, herkese açılmış nur-u ilâhi bir kandildir. Güneşten beşeriyet nasıl faydalanıyorsa, bizim de, zahmetsiz rızkımız Kur\’an hükümlerinden öylece faydalanmamız gerekir.

    Cevapla

  2. Posted by ayyüzlüm..gülay on Aralık 20, 2009 at 11:59 pm

    Dinlendin insan oğlu hayat denen gölgede şimdi iş asıl yere dönmekte.dün yoktun burada bugün ise geçicisin burada sen varlığıyın sebebini hiç düşündünmü bu dünyada. Kimler geldi kimler geçti senin sahip olduğun topraklardan.kime kaldı ki sana kalsın bu yalancı gölge ağacı.Şimdi sorgulama vakti kendini ben var mıyım? niçin varım?varolma sebebim ne?ve nereye gidiyorum? boş bir hayalmi yoksa amacı olan bir meskendemiyim? varlığımın bir sebebi olmalımı? Sorgula ey insan kimsin sen ve neden varsın? Yıllarca sordum bu soruyu kendime, çocukluk yaşlarımdan gelen bir soruydu? Niçin vardım, Çok cevaplar verildi soruma anlattılar bana ama idrak edemedim. Kendi içimde soruyor soruyor soruyordum, cevaplar buluyordum bazen, bazen bulamıyordum. Sanki aşamadığım çok yüksek bir duvar vardı beni engelleyen. Bu soruların doğruya götüreceğini bilemezdim o zamanlar. Sonra bir gün Allah\’tan bahseden bir ses duydum. Bir radyoda sohbet vardı. Dünyada bulunma amacımız kesintisiz mutlu olmaktır. Allah bizden bunu bekliyor diyordu. Sohbeti yapan muhterem kişi. Peki neydi mutluluk ben nasıl kesintisiz mutlu olabilirim? Sohbetin devamında şöyle söyleniyordu. Allah\’a ulaşmayı dileyin, mutluluğun birinci adımı budur. Bir insan İbadetlerini yaparak Allah ile olan ilişkilerinde doğruyu başarır Allah\’a yakın olur ve mutlu olur, ikincisi doğruları gerçekleştirerek iç dünyamızda huzuru yakalar ve mutlu oluruz ve üçüncüsüde etrafımızdaki insanlar ile olan diyaloglarımızda doğru davranışları gösterir incitmeden ve incinmeden yaşayabilirsek işte gerçek mutluluğu bulduk demektir. Allah\’a yakın, ibadetlerini yapan, İnsanlara hoşgörülü, adaletli ve Ahlaklı davranan . Acılar, güzellikler olaylar , attığımız her adımda rabbimize yakın olabilsek O\’nun kullarını ne kadar çok sevdiğini bir anlayabilsek, Allah\’ın istediği gibi kul olabilmeyi öğrenebilsek. Evet sorularım cevaplandı. Ancak hayatın gerçeğini öğrenmek bize çok büyük sorumluluklar veriyor. Üç kuralı bir araya getirmek büyük mücadelenin eseri olabiliyor. Ve insan nefsi ve iblis yüzünden ne yazık ki bunu başaramıyor , elbette bu benim için geçerli ve biliyorum ki gerçekten mutluluğun anlamını bilen ve doğruları yaşayan çok insan da var. Allah hepimize nasip etsin. Mutluluk gözlerinin içinde, kalbindedir mutluluk, Yüzündeki tebessümde , söylediğin sözdedir, mutluluk bakan gözde değil , görmeyi bilendedir, mutluluğu söyleyen değil, sadece dileyen bilir… Dilerimki Allah Hepimize gerçekten Onun istediği standartlarda O\’na en güzeli ile kul olabilmeyi nasip etsin…

    Cevapla

  3. Posted by ayyüzlüm..gülay on Aralık 21, 2009 at 12:05 am

    ŞEYTANIN VARLIĞINI… Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır. (Fatır Suresi, 6) • Şeytanın bizim en büyük düşmanımız olduğunu, • Her an, sabırla bütün insanları yanıltmak için beklediğini, • Nimetleri fark ettirmeyerek şükretmenizi engellemeye çalışacağını, • Özellikle ani olaylarda fırsat kollayıp her işte bir hayır olduğunu size unutturarak, tevekkülsüz davranmanızı istediğini, • Üzerinize bir ağırlık, öfke, boşvermişlik, dikkatsizlik, bencillik, kıskançlık, unutkanlık vermeye çalışacağını, • Tüm ibadetlerinizi, güzel ahlaklı olmanızı engellemek istediğini, • Gerçek müminler üzerinde hiçbir etkisinin olamayacağını, • Şeytandan geldiğini fark ettiğiniz en ufak bir vesvesede bile hemen Allah\’a sığınmayı, • En çok kullandığı tuzaklardan birinin UNUTTURMA olduğunu, • Sizi Allah\’ı anmaktan ve namazı kılmaktan da alıkoymak istediğini, • Hak olana karşı direnmenin ve kibirin Allah katından kovulmuş şeytanın vasfı olduğunu, • Sizi en olmadık kuruntulara düşürmeye çalışacağını, • Sizin Allah\’a dua etmenizi, O\’nu razı etmenizi, cennete gitmenizi asla ve asla istemediğini, • En büyük hedefinin, sizin de kendisi gibi sonsuz azaba mahkum olmanız olduğunu, • Hiçbir zorlayıcı gücünün de olmadığını, sadece insanları çağırdığını SAKIN HİÇ UNUTMAYIN.

    Cevapla

  4. Posted by Rüveyda on Aralık 23, 2009 at 6:56 pm

    Islâm\’in insanlara ögrettigi ilâhî esaslardan biri de, Allah\’i sevmek ve O\’ndan korkmaktir.Mü\’min; nimeti, lütfu ve keremi sonsuz olan Rabbine karsi büyük bir sevgi ve hürmetle baglanacak, O\’nun rahmet ve merhametinin her sey\’i kusattigini düsünecek, ne kadar günahkâr olursa olsun, O\’nun afvindan ümidini kesmiyecektir. Yüce Allah\’in rahmet, sevgi ve sefkati sonsuz ise de, bunun yaninda kahr ve azâbinin siddetli oldugunu da unutmayarak O\’ndan korkacak, gazabindan emin olmayacaktir.Korkunun ifratindan yeis, yani, ümidsizlik dogar. Pek fazla ümidlenmek ise, insani gaflete atar ve âkibeti umursamamaya götürür. Bu bakimdan Allah\’in azâbindan emîn olmak da, rahmetinden ümîd kesmek de dînimizde yasaklanmistir.Su halde mü\’minin kalbi, Rabbinin huzurunda, korku ile ümid arasinda O\’na lâyik bir kul olma heyecaniyle çarpmalidir.Kur\’ân-i Kerîm\’de mü\’minlerin bu vasfina su sekilde dikkat çekilmektedir:"Mü\’minler, Allah\’in rahmetini umarlar ve azâbindan da korkarlar…" (el-Isrâ, 57)."Allah\’a korku ve ümid içinde dua ediniz" (el-A\’râf, 56) buyurulmaktadir.Imanin kemâline delâlet eden bu hâle beyne\’l-havf ve\’r-recâ, yani, korku ile ümid arasinda olma hâli adi verilir.Gerçekten de Allah\’a olan îmanin kemâli, sadece Allah\’i sevmek veya sadece O\’ndan korkmakla gerçeklesemez. Ikisinin bir arada bulunmasi gerekir. Insan, sevginin verecegi nazlanma ve simarikliktan ve rahmetine güven duygusunun sevkedecegi taskinlik ve itâatsizlikten, ancak Allah korkusu ile kurtulabilir…Sadece korkunun verecegi ye\’s ve ümidsizlik halinden insani kurtaracak da, Allah sevgisi, rahmetinin genisligine ve afvinin sonsuzluguna olan inançtir. Bu sebeble "Hayrin basi Allah sevgisi; hikmetin basi da Allah korkusudur" denilmistir.Aslinda, Allah\’a olan sevgi kadar, O\’ndan korkmak da son derece tatli ve zevkli bir haldir…Allah korkusunda nasil bir lezzet ve ruhî haz oldugu su sekilde izah edilmistir:"Ârif-i billâh, aczden, mehafetullah\’dan (Allah korkusundan) telezzüz eder. Evet, havf\’da (Allah korkusunda) lezzet vardir. Eger bir yasindaki bir çocugun akli bulunsa ve ondan suâl edilse, "En leziz ve en tatli hâletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi ve za\’fimi anlayip validemin sefkatli sinesine sigindigim hâlettir…"Halbuki bütün vâlidelerin sefkatleri ancak bir lem\’a-i tecellî-i rahmettir (Allah\’in rahmetinin küçük bir tecellîsidir).Onun içindir ki kâmil insanlar, aczde ve havfullah\’da öyle bir lezzet bulmuslar ki kendi havl ve kuvvetlerinden siddetle teberrî edip Allah\’a acz ile siginmislar, aczi ve havfi (korkuyu) kendilerine sefaatçi yapmislar…" (Sözler)Allah\’i sevmek ve O\’ndan korkmak hususunda Peygamberimiz de söyle buyurmuslardir:- "Mü\’min kimse, Allah\’in azab ve ikabinin miktarini bilseydi, hiçbir kimse Cenneti ümid etmezdi. Kâfir de Allah\’in rahmetinin ne kadar çok oldugunu bilseydi hiç kimse O\’nun rahmetinden ümid kesmezdi."- "Cennet size ayakkabinizin bagindan daha yakindir, Cehennem de böyle…"- "Sagilan süt memeye girmedigi gibi Allah korkusundan aglayan kimse de Cehenneme girmez. Allah yolunda çarpisirken husule gelen tozla Cehennemin dumani birlesmez."- "Allah katinda iki damla ve iki izden daha sevimli bir sey yoktur.Iki damla:* Allah korkusundan dolayi gözden akan yas,* Allah yolunda dökülen kan damlalaridir.Iki iz\’e gelince:* Allah yolunda alinan yara izleri ile,* Allah\’in farzlarinin birini îfa ederken husûle gelen eserlerdir."- "Herhangi biriniz ölürken Allah\’a hüsn-i zan etmeksizin (afv ve magfiret edecegini ummaksizin) ölmesin."

    Cevapla

  5. Posted by Rüveyda on Aralık 23, 2009 at 6:58 pm

    İnsan, sadece etten ve kemikten bir varlık değildir. Bir de manevî yapısı, yani ruhu vardır. Nasıl ki bedenimizi beslemek için ekmek ve suya ihtiyacımız varsa, ruhumuzu beslememiz için de bazı gıdalara ihtiyaç vardır. Ruhî gıdaların en başta geleni îmandır.Ruh, îmanla beslenmezse gelişemez, cüce kalır. Peki, düşünelim; gelişen bir vücuda karşı gelişmeyen bir ruh neye benzer acaba? Bu olsa olsa küçük motor takılmış büyük bir vasıtaya benzer herhalde.Îman, insanları her türlü hastalıktan koruyan Rahmânî bir aşıdır. Hayat iksiridir. Kurtuluş ümidini kaybedip karanlıklarda bocalayan insanları huzur ve emniyete kavuşturan, onları kula kul olmaktan kurtaran hep îmandır. İnsanoğlu, maddî ihtiyaçlarını ne kadar iyi temin ederse etsin; ister semalarda dolaşsın, ister denizlerin dibini didik didik etsin, inanmadığı müddetçe huzursuz olmaya devam edecektir. Allah Teâlâ; ?Kim Allah?a îman ederse Allah onun kalbine hidayet (ferahlık, huzur ve istikamet) verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.?(et-Teğâbun, 64/11) buyurmaktadır. O halde diyebiliriz ki:Kim ruhunda bir sıkıntı duyuyorsa îmana koşsun.Kim dert ve ıstıraplarını dindirmek istiyorsa îmanı arasın. Kim saadet ve huzur istiyorsa îmana gelsin.Kim gönül bahçesinde mutluluk çimeni yeşertmek istiyorsa îmana sarılsın.Îmanla ve bunun yanında ibadetleriyle ruhunu besleyen bir Mü?min kötülük işleyemez. Dolandırıcılık, sahtekârlık, hırsızlık edemez. Yalan söylemez, başkalarının hak ve hukukuna tecavüz edemez. Namaza inanan ve kılan kimse, ruhunu kuvvetlendirir, miraca yükselir. Oruca inanan ve tutan kimse, nefsini kötülüklerden uzaklaştırır ve temizler. Zekâta inanan ve veren kimse, cimrilik ve mal ihtirasından kurtulur. Hacca inanan ve giden kimse, gurur perdelerini yırtar. Kısacası îman zevki apayrıdır. Bu öyle bir zevktir ki, hiçbir güç ve kuvvet onu yok edemez. Nitekim îman ettikleri için işkenceler karşısında doğruluktan ayrılmayan nice güzide tablolarla doludur İslâm tarihi. Îmanından dönmesi için kızgın kumlar üzerinde ve güneş altında göğsüne kocaman kayalar konmak suretiyle eziyet edilen Bilal-i Habeşî?ye ?Allah bir!? dedirten kuvvet, îmandan başka ne olabilir ki?! Îmandan dönmedikleri için kılıç darbeleriyle İslâm?ın ilk şehitleri olma şerefine nail olan Yâsir (r.a) ailesine bunu yaptıran, îmandan başka hangi duygu olabilir ki?! İşkenceler altında darağacına götürülürken, ?Yerinde Muhammed?in olmasını ister misin?? sualine ?Allah?a yemin olsun ki, değil yerimde olmasını, Medine?de yürürken ayağına bir dikenin batmasına bile gönlüm razı olmaz!? karşılığını veren Hubeyb?e bu sevgiyi îmandan başka ne verebilir ki?! Îman, öyle önemli ve kul için hayati bir gerçektir ki, İslâm?ın beş şartından ilki olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, dilimizle kabul ettiğimizi kalbimizle de iyice kabullenmeliyiz ki, biraz önce verdiğimiz Sahâbe-i Güzin efendilerimizin îman örneklerindeki güzellik ve samimiyete bir nebze olsun kavuşabilelim. Yani taklîdî bir îman ile yetinmeyelim, bilinçsizce yaşamayalım. Îmanımızı Rabbimiz ve Habîb?inin sevgisi ile besleyelim. İnanma gücü, kişiye dünya ve âhireti açısından lütfedilmiş büyük bir rahmettir. Bir şeye inanmayan, o şeyi doğal olarak reddeder ve muhatabını sevmiyorsa söylenilenler doğru bile olsa kabule yaklaşmaz. "Ne diyor acaba? Söyledikleri doğru ise kabul etmeliyim!" diye, üzerinde düşünmez bile. Kuru inadın esiri olur. Nitekim Peygamberlerin söyledikleri hakikatleri insanlar ya sevgisizlik, ya da inatları sebebiyle inkâr etmiştir. Hayatın zevk ve lezzetinden, onlardan zarar görmeden istifade etmek isteyenler, onu îmanla hayatlandırmalıdır. Her şey îman sırrında gizlidir. Çünkü îman, kalp ve vicdanlara rahmet nurları döken ilâhî bir duygudur. İnsan aşırılıktan îman ile kaçar, doğru yolu yine îman ile bulur. Îman insanı, inandığı konuda gerekeni yapmaya zorlar. Nihayet hayır üzere netice hâsıl olur. Allah\’a inanan kul sonunda azaptan kurtulur. Nebî (s.a.v)?e îman ve emirlerine, örnek hayatına uymak ise kulu Allah\’ın rızasına vasıl eder. Cennet?in yolunu kolaylaştırır, en büyük kurtuluşa iletir.Îmanın gücüyle ilgili söylenebilecek çok şey vardır; ama en önemlisi, inandığın şey bir gün anladığın, aklettiğin ve olması gerektiği veçhile sevdiğin olur. Çünkü inandığın için üzerinde düşünür, tefekkür edersin. Sonuçta aklının ve gönlünün kabul edeceği deliller içini doldurur. Gerçekten seversin. Görmediğin halde görür gibi inanırsın. O vakit gayenin önünden tüm perdeler kalkmış, güneşin rahmet tecellilerini setreden engeller zayi olup gitmiştir. Bir de sevgi dolu îman ile takva ve edeb bütünleşirse; ?Şüphesiz Allah?a karşı gelmekten sakınanlar, cennetlerde, ırmak başlarındadırlar. Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.? (el-Kamer, 54/54, 55)?Rabb?inin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.? (er-Rahmân, 55/46) Yüce Mevlâmız bizlere de îmanın lezzetini tatmayı nasip eylesin!

    Cevapla

  6. Posted by Rüveyda on Aralık 23, 2009 at 7:20 pm

    Yaşadığınız Her Günün, Allahın Rızasını ve Sonsuz Cennetini Kazanmak İçin Bir Fırsat Olduğunu Unutmayın İnsan günlerini zaman geçirme psikolojisiyle yaşamamalıdır. Geçen zamanın asla geri döndürülemeyeceğini bilerek, zamanı iyi değerlendirmelidir. Bir günü sıradan bir 24 saatlik süre olarak değil, Allahın rızasını kazanabileceği yeni bir fırsat olarak değerlendirmesi, geçen bu süreyi kişinin kendi lehine kullanması açısından çok önemlidir. Her insan yaşadığı her günü, üzerine yazılacak yeni bir sayfa gibi kabul etmeli ve bu sayfanın üzerine gücü yettiğince çok salih amel eklemeye çalışmalıdır. İnsanın günün sonunda, tüm gününün Allah için pek çok hayırla dolu olduğunu görmesi, vicdanını rahat ettirecek vesilelerdendir. Ertelemeden, zamanında yapılan bir ibadet, geciktirmeden yerine getirilen bir güzel ahlak özelliği, Müslüman için kazançtır. Ayrıca müminin Yüce Rabbimize olan teslimiyetini, sevgisini, inancını, imanını göstermesi için birer lütuftur

    Cevapla

  7. Posted by ahmed on Aralık 23, 2009 at 9:53 pm

    EY NEFSİM ! HALİS OL Kİ,HALAS BULASIN ! EY NEFSİM !Ey nefsim, kendi gerçeğinle yüzleşmeye hazır mısın?Hesaptan önce hesap vermeye ne dersin?Halkın sevgisini ararken, Allah\’ın nefretinden emin misin? Kendine karşı sadakatini kaybetme… Elest bezmindeki ahd-ü misakını unutma… Ey kendi başına buyruk nefsim! Sevdaların, korkuların, kaygıların?!Evet biraz açar mısın?Kalp ritmini zorlayan heyecanlarından bahsetsene!Hangi limana demir attın? Göze gireyim derken, gözden düştüğünün farkında değilsin…Övünmek ve saygınlık kazanmak için bu ne hırs? Kendini beğenen nefsim şöyle demen gerekmiyor mu? RABBİM BENİ BANA BEĞENDİRME..Bilmediklerine ben bilirim demekten vazgeçmeyecek misin?Hala bilmiyorum demeyi bir nakısa olarak mı göreceksin? NEFSİM! Kitaba karşı neden soğuksun?Namaza neden ağırsın?Kardeşlerine niçin mesafelisin?Aktüaliteye meraklı, Ahirete duyarsızsın…Hangi kulvarda geziniyorsun?Başını almış nereye gidiyorsun? Ne zaman samimi olacaksın…Riya ile kendine zulmetme…Toplum içinde kıldığın namaz ile yalnız iken kıldığın namaz arasındaki farkı nasıl izah edeceksin? Nefsim! Rabbimin Feveylun dediğini duymuş olman lazım…Namazında kendine yazık etme…riya bulaşan namaz başına bela olmasın… Okuduğun Kur-an sana zulmetmesin…Nice Kur-an okuyanlar var ki, Kur-an onlara lanet eder.Bunu biliyorsun. Ey kendine zulmeden nefsim! Günah işlemekte ne kadar cesursun…Ateşe dayanma gücünü nerden alıyorsun? Nefsim ebedi ve ezeli düşmanına, şeytana açık veriyorsun…Düşmanını küçümsüyorsun… Nefsim! Niçin susuyorsun?Çünkü suçlusun…Haydi itiraf et…Dönsene…Gel tevbeye… Ey nefsim hala kendini temize çıkarmaya devam edecek misin?Oysa Hz. Yusuf Nebi şöyle diyordu:Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Yusuf\’un yapmadığı tezkiyeyi yapıyorsun. Bak dinle Kur-an ne diyor: Nefislerinize tezkiye etmeyiniz.(Necm- 32) Ey nefsim! Kendini güvende mi hissediyorsun?Oysa Hz. Muhammed (s.a.v), kızı Fatıma\’ya güvence vermemişti… Kızım Fatıma nefsini ateşten koru, kıyamet günü senin için elimden bir şey gelmez. Yoksa kimsenin bilmediği güvencelerin mi var? Hz. Muhammed\’in kızına vermediği garantiyi sana veren mi var?Nefsim topraktan geldiğini unutmuş gibisin…Azrail ile randevunu erteledin mi yoksa? Ey yaşam hırsı ile sersem hırsım! Hz. Muhammed\’den geriye kalan neydi? Nefsim! Mutmain misin? Samimi misin? Haydi rabbine dön!Sen dönmek istemesende dönüş O\’nadır…Sen Rabbinden? Rabbin senden razımı? Uyarıya muhtaç nefsim, kendini müstağni görme…Yoksa samimiyetsizliğini gizlemek için mi samimiyet edebiyatı yapıyorsun.? EY NEFSİM! HALİS OL Kİ, HALAS BULASIN!.. selam ve dua ile ablacan

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: