Bize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür.

Ancak namaz kılanların yaptıkları kıymetlidir

Bize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür. Ömrün de kendine göre bir hesabı vardır. Mümin her an yaşadığı hayatın hesabını verme şuuruyla yaşar. Bu şuuru her zaman canlı tutan da günde beş defa davet edildiğimiz namazdır.

Namazın dinimizin direği olduğunu Müslümanlar olarak hepimiz biliyoruz. Ancak, hepimiz namazımızı kılıyor muyuz? Zira, o olmadan diğer ibadetlerin bir kıymeti olmayacaktır. Namazsız bir adam, direksiz, sütunsuz bir binaya benzer ve yıkılıp gitmesi, an meselesidir. Hadislerde geçen bazı müjdeli haberler; mesela, cömertlerin cennete gideceği haberi, her ne kadar bir müjde olsa da bu, namaz kılan cömert için geçerlidir. Namazsız bir cömertlik işe yarasa da, insana cenneti garanti edemez. Benim kalbim temiz deyip, o kalbi veren Allahın en çok istediği ibadeti yapmayan insan, sadece kendini aldatır. Çünkü, kalb ancak Allahı anmakla tatmin olur.


Bir kalpte  yoksa, o kalb dünya sevgisiyle dolu demektir. Bir insan namaz kılmıyorsa, kalbinde Allaha karşı derin bir boşluk var demektir ve her an, bu insanın inançsızlık (küfür) sathına geçmesi söz konusudur . Efendimiz(sas) buyuruyor ki; Namaz kılmayanla küfür arasında sadece bir perde kalmıştır. Belki de bunun için Sahabi, namaz kılmayana neredeyse Müslüman değil nazarıyla bakıyordu.  Resulü, Namazı terk eden, Allahın huzuruna,  ona çok kızmış bir halde çıkar.

Namazsızlar şeytanı sevindiriyorlar

Hazreti Ali (kv) bir gün sabah namazına kalkamaz. O gün akşama kadar ibadetle meşgul olur. Ertesi gün kendisini, tanımadığı biri namaza kaldırır. Hazreti Ali ona Sen kimsin? der. Şeytan olduğunu söyler. Niçin bunu yaptığını sorunca da, Yine bütün gün Allaha ibadet etmen, beni memnun etmezdi diye cevap verir. Evet, şeytan vazifesini yerine getiriyor, Hazreti Ali de kendine düşeni yapıyordu. Namaz kılmayanlar, her gün şeytanı ne kadar sevindiriyorlar, oturup iyiden iyiye düşünmelidirler!

Namaz, imandan sonra gelen en büyük hakikattir.  (cc) Kuranı Kerimin pek çok yerinde, imandan hemen sonra namazdan bahseder. Müminleri tarif ederken hep, iman eden ve salih amel işleyen şeklinde tarif eder. Salih amelin başı ise namazdır. Pek çok yerde de, imandan sonra direk namazı getirir. Daha Bakara Suresisinin başında gayba iman edenler ve namazı dosdoğru kılanlar şeklinde,  müminleri tarif eder.

Miraca engel ne varsa kurtulmak

Ensardan bir zat hurma bahçesinde namaz kılarken, gözü hurma salkımlarının gölgesine ilişir ve kendisine geldiğinde kaç rekat namaz kıldığını unutur. Sonra da Hazreti Osman’a gelerek, “Beni namazda oyalayan bu bahçeyi  yolunda feda etmek istiyorum” der. Hazreti Osman da bahçeyi elli bin dirheme satarak hazineye aktarır. O bahçe o tarihten sonra ‘elli binlik bahçe’ diye anılır. Evet, kuvvetli bir  inancına sahip olan sahabi, kendisini Allahtan alıkoyan bahçesini, yine  yolunda feda etmeyi hiç zor görmüyordu. Namaz onların nazarında buydu.

Namaz, müminin miracıdır. Namazın muhtevası, insanların çok engin düşünmelerine vesile olacak kadar geniştir. Namaz kılarken, derinlemesine bir aşk u şevk içinde Allahın huzurunda bulunmanın şuurunda olmaktan, onu Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)in arkasındaki cemaatten bir fert olarak kıldığını hissetmeye kadar; doğrudan doğruya kendisini meleklerin safları arasında görmekten, bir hamlede bizim ufkumuzu açan, Arşın örtüsüne alnını koyuyor gibi onu eda etmeye kadar, geniş bir yelpazede namazı duyma, hissetme şekilleri vardır.

İnsanın buna muvaffak olmasının ilk şartı, namazı tıpkı bir Mirac veya Miracın gölgesi gibi bilmesidir. Zira o, sadece yatıp kalkmaktan ibaret bir hareketler topluluğu değildir. Mü’min için her namaz bir Mirac vesilesidir. Ve mü’mine düşen de, her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa, Miracını tamamlamaktır.

Namaz, tesbih, tazim ve şükürdür

Namaza duran kimse, kendi kusurunu, günahını, küçüklüğünü, Allahn kusurdan, aczden uzak olduğunu ve O’nun büyüklüğünü hatırlayarak subhanallah ve Allahuekber der. Allahın sonsuz nimetine karşı sonsuz şükür gerekir, elhamdulillah der. Fakat bu şükür sadece sözle mümkün değildir. Ancak, insan niyetiyle ve niyetini mümkün olduğunca amele dökerek bu şükrü yerine getirebilir. Bu da sağlam bir kulluk ve devamlı ibadetle olur.

Kulluğun en bariz özelliği ve ibadetlerin özü ise namazdır. Namazda elhamdülillah kelimesi bu şükrün dil ile ifadesidir. , Rabdır. Rab besleyen, terbiye eden, büyüten demektir. Allahın sonsuz bir Rububiyeti (Rablığı) vardır. Bu durum, ‘ın, sonsuza kadar mahlukatı beslediği, terbiye ettiği manasına gelir.

Bu kadar sonsuz ve büyük bir saltanat, elbette kusurdan, noksandan uzak olmalıdır. İşte bu manayı ifade eden, namazın içindeki ‘subhanallah’ kelimesidir. Yine bu saltanat, acizlikten, küçüklükten, başkasına muhtaç olmaktan da uzaktır. Öyle olmasaydı nasıl her şeyi çok mükemmel bir şekilde idare edecek, her şeyin ihtiyacına koşacak, her şeye cevap verecekti!

İşte bu manayı ifade eden, yine namazın içindeki, el pençe divan durarak, bel kırarak, boyun bükerek; rükûlarda, secdelerde, kıyamlarda söylenen Allahuekber kelimesidir. Yine bu saltanat, yani bu kadar doyuran, besleyen, terbiye eden, idare eden bir saltanat, elbette karşılığında bir şükür ister. İşte namazda, her rekatta Fatihanın başında söylenen elhamdulillah kelimesi, iki namaz arasındaki nimetlere bir nevi şükürdür. Ayrıca, bu manaları teyid eden, destekleyip kuvvetlendiren bir de namaz sonrası tesbihler vardır. Yani, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından büyük sevabı olduğu ifade edilen, terk edilmesi ise çok büyük bir boşluk ve kayıp olarak görülen, 33er defa söylenen subhanallah, elhamdulillah ve Allahuekberlerdir.

Namaz hem çok kolay hem de çok kârlı bir ticarettir

Bediüzzaman Hazretlerinin sözler adlı kitabında (Dördüncü Söz) işaret ettiği gibi beş vakit namaz, yirmi dört altın seviyesinde olan günlük yirmi dört saatin sadece bir saatini alır, fakat ebedi bir cennet hayatını insana müjdeler. Tüccar, elbette sermayesinin hepsini harcamaz, bir kısmını yanında tutar, ta ki, ilerde işe yarasın, işini devam ettirebilsin. Hepsini birden, hem de lüzumsuz bir iş için harcarsa, neticede ne olacağı belli olur. Lüzumlu bir iş için harcasa bile dünya hayatı ebedi değilken, ne kadar lüzumlu olabilir! Şimdi, günlük sermayesinin yirmi üç saatini bu kısa dünya hayatı için harcayıp da onun bir saatini ebedi hayatı için vermeyen insanın ne kadar zarar ettiği malumdur.

Evet, namazdaki secde, kulun Allaha en yakın olduğu andır. Efendimiz (sav)in ifadesidir bu. Namaz, günde beş defa Allaha hesap vermenin adıdır.

Bize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür. Ömrün de kendine göre bir hesabı vardır. Mümin her an yaşadığı hayatın hesabını verme şuuruyla yaşar. Bu şuuru her zaman canlı tutan da günde beş defa davet edildiğimiz namazdır.

SABAH VE AKŞAM NAMAZINDAN SONRA

 Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu;
Kim, sabah ve akşam namazından sonra, henüz yerinden kalkmadan, on defa Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehul mulku ve lehul hamdu, yuhyî ve yûmitu ve huve âlâ kulli şeyîn kadîr derse,  ona on sevap yazar, on günahını siler, on da derecesini yükseltir. Bütün gün, istenmeyen her şeyden korunur, şeytan da ona bir şey yapamaz. Allaha ortak koşmaktan başka, hiçbir günahı ona tesir edemez.” (Tirmizî)

Reklamlar

3 responses to this post.

  1. saolasın ablam harika gercekden her birini okuyorum her okuyusumda yenı yenı ufuklara yelken acıyorum rabbim senden razı olsun

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: