Tövbenizi tehir etmeyin!..

Soru: Can boğazdan geçmedikçe tövbe kabul olur, diyorlar. Böylece bize ümit veriyorlar. Siz nasıl bakıyorsunuz, bu can boğazdan çıkmadıkça tövbenin kabul olma olayına. Gerçekten de son nefesimizi vermek üzere iken dahi tövbemiz kabul olur mu? Geç kalmış sayılmaz mıyız? Tövbenin böyle son ana kadar tehir edilmesinde tehlike söz konusu olmaz mı?

Cevap: Bu soru, hayata sondan bakışı ifade ediyor. Halbuki biz tövbe gibi ciddi bir konuyu hayatın sonunda değil de başında düşünmeli, tüm fırsatları kaçırdıktan sonrakilerin çaresizliklerine göre değil de henüz fırsatları kaçırmayanların görevlerine göre davranışlarımızı düzenlemeliyiz.

Bu sebeple insan, hayatının başında hata ve kusurlarını mutlaka düşünmeli, her an farkında olduğu yanlışlarından dolayı da yine her an tövbe istiğfara yönelmeli, hatta hadisin ifadesiyle günde yüz defa da olsa tövbe istiğfar duygusu içinde yaşamalıdır. Çünkü tövbe istiğfar halinde olup Yaratan’dan af dilemek, yazdığı yanlışları silip yeni yanlışlar yazmamaya gayret etmek demektir.

İşte siz böyle baştan sağlam bir niyet ve azim içine girmişken şeytan yaklaşır, can boğazdan çıkmadıkça tövbe kapısı da kapanmaz, aceleye gerek yoktur.. diye vesvese verip tövbenizi tehir ettirmeye çalışabilir. Sakın şeytanın bu vesvesesine uyup da (Allah korusun) tövbenizi tehir etme gibi telafisi mümkün olmayan bir yanılgıya düşmeyesiniz…

Zira canın boğaza kadar çıktığı son anda, heyecan da son hadde çıkar, böylesine telaşlı ve korkulu demlerde rahatça tövbe etmek ne kadar mümkün olabilir? Ya da ne kadar makbul sayılır bu son an tövbesi?.. Buna ‘yeis-çaresizlik’ tövbesi de denir. Çünkü tünelin ucu görünmüş, sanki istekle değil de mecburiyetten dolayı tövbe etme durumu meydana gelmiştir o anda. İrşat kitaplarında verilen şu misalle de bu tehlike nazara verilir:

Bir maneviyat büyüğü, tövbesini daha çok vakit var, diyerek hep tehir eden terziye, "Neden tövbeni tehir ediyorsun?" diye sormuş. Terzi de aynı şeyi söylemiş:

– Daha erken, nasıl olsa can boğazdan çıkıncaya kadar tövbe yapılabilir! Maneviyat büyüğü sormuş:

– Bu yaşa gelinceye kadar elin en çok neye alıştı? Neyi daha kolay yapıyorsun?

– Kumaş kesmeyi, demiş terzi.

– Öyle ise demiş, canın boğazına geldiği telaşlı ve korkulu son anında eline bir makas verseler de en çok yaptığın işi yap, şu kumaştan bir kat elbiselik kes, deseler yanlışsız kesebilir misin?.. Terzi, ümitsiz cevap vermiş:

– Öyle telaşlı ve güçsüz halimde kumaşı nasıl keseceğimi pek bilemem. Dikkatim dağılır, ellerim titrer, kendimden emin olamam. Kafam karmakarışık olur! Maneviyat büyüğü taşı gediğine koymuş:

– Ömür boyu hep yaptığın bir işi o anda rahatça yapacağından emin olamıyorsun da, ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o anda doğru dürüst yapabileceğinden nasıl emin olabiliyorsun?

Bu düşündüren soru üzerine terzi itiraf etmiş:

– Sen doğruyu söylüyorsun ey Allah’ın muhterem kulu, demiş. Ben daha fazla tehir etmemeli, tövbemi hemen yaparak hayatıma temiz bir sayfa açmalıyım…

Ne var ki, hemen tövbe etme duygusuna giren insana şeytan bu defa da hatalarının çokluğunu hatırlatarak ümitsizlik telkin eden vesveseler verir, tövbe niyetini yine tehire sebep olabilir. Buna da yine irşat kitaplarında ümit veren şu sorular sorulur. Denir ki:

– Sizin hatanız mı daha çok, yoksa Rabbimiz’in rahmeti mi? Elbette Rabbimiz’in rahmeti daha çok değil mi? Öyle ise rahmeti daha çok olan Rabbimiz’den ümit kesmek yok, tövbeyi hemen yapıp hayatımıza tertemiz bir sayfa açmak var…

Ayrıca tövbesini tehir etmeyip de hayatına tertemiz bir sayfa açanlara şöyle bir müjde de veriliyor irşat kitaplarında. Rabbimiz Musa Aleyhisselam’a emir vermiş:

– Mahallede sevgili bir kulumun cenazesine halk sahip çıkmadı, ortada kaldı. Git ona sen sahip çık, cenazesini sen defnet! Musa Aleyhisselam:

– Ya Rabbi demiş, insanların sahip çıkmadığı bir cenazeye neden benim sahip çıkmamı emrediyorsun, özelliği nedir ki öyle bir kulun? Şöyle buyurmuş Rabbimiz:

– İnsanlar o kulumun günahlarını biliyorlar, ben ise daha fazla geç kalmayayım diyerek yaptığı gizli tövbesini biliyorum. Onun için ona sahip çıkmanı istiyorum.

Evet, Rabbimiz, geç kalmayayım diyerek tövbe eden kuluna işte böyle sahip çıkıyor, peygamberinin de sahip çıkmasını istiyor. Rabbimiz’in bize sahip çıkmasını sağlayacak acil tövbelerimiz olmalı, can boğazdan çıkma zamanına kadar tövbeyi tehir etme gibi telafisi mümkün olmayan bir hata yapmamalı, gaflete düşmemeliyiz…

AHMED ŞAHİN

bismt6xz
Reklamlar

3 responses to this post.

  1. Posted by gülay on Ocak 13, 2010 at 1:15 am

    Amellerin kıymeti niyetlere bağlıdır. Niyeti ne ise, eline geçecek de odur.. Burada bahsedilen ameller " Salih ameller"dir. Yani insanın iyi, güzel, faydalı ve Allah rızasına sabep olacak, haram sınırına girmeksizin ihlas ile yapmış olduğu davranışlardır. Amel; iş, fiil anlamına gelmektedir. Salih ise; temiz, elverişli ve yararlı demektir. Kısaca Amel-i Salih; kişiye ahiret saadetini sağlamaya, Allah\’ın rızasını kazanmaya elverişli olan, Allah katında bir değer ifade eden davranışlardır.Hal böyle iken. yukarıdaki Hadis-i Şerif\’de, niyetlerin bu kadar önemli olan amellerin de önüne geçtiğini görüyoruz. Neden niyetler daha önemli?Çünkü niyet\’in yeri kalp\’dir, dil ise ancak niyete tercümandır. Kişinin bütün amellerinin özü niyetlerine bağlıdır. Niyetini Allah rızası için yapmayan bir insanın ameli ne olursa olsun, ona bir değer kazandırmaz. Niyetin Allah rızası için olması ise, nefsin arzu ve isteklerinden uzak tutulmasıdır. Niyetler konusu anlatılırken, Cenab-ı Hakk\’ın rahmetinin ne kadar bol olduğunu belirten başka bir Hadis-i Şerif\’den bahsedilir; " Kim bir iyiliği niyet eder de; onu tam yapamazsa , o niyetin sevabı ne kadarsa ona yazılır. Örneğin; kulun iyi bir niyetini yerine getirmesine zamanı, gücü yada ömrü yetmemişse bile, o niyeti yapmış kabul ediyor. İnsan niyetleri ölçüsünde değerlendirildiğinden; iyi ve hayır olana niyet edildiğinde, Cenab-ı Hakk mutlaka iyi ve hayır dolu olaylarla cevap veriyor, kötü ve şer olaylar niyet edildiğinde de, kötü ve şer olaylarla karşılaşması kaçınılmaz oluyor. İşde bütün bu sebepler düşünüldüğünde; insanoğlunun yapabileceğin en iyi şey, her durumda ve her olayda kötü düşünmemek, olaydan hikmet çıkarmak, hayır aramakdır

    Cevapla

  2. Posted by gülay on Ocak 13, 2010 at 1:16 am

    Hey gidi insanoğlu, Nicedir bu gidişin sonu? Ağız burun hep küfür dolu. Yok, mu içinizde Rabden yana korku? İşlenmekte Rabbimizin yasaklamış olduğu, Meydan okuyor sanki Adem oğlu, Unutmuş görünüyor bir damla sudan oluşunu. Her halde razı görünüyor, olmaya cehennem odunu. Sorsan Müslüman’mısın? Diye, Çifte vurmaya kalkışır sorgu sahibine. Derk haddine mi düşmüş, bana böyle demeye. Mırıldanır hemen hacıdır, hocadır anam babam diye. Sığınmak doğrumudur bu gölge dibine? Herkesin amel defteri verilir kendi eline. Cennette bir köşk ayrılır, Allah’a kullukta yarış edene, Cehennemde bir çukur verilir, kötülükte ilerleyene. Dünya dönmüş adeta tersine, Yaşama devam etmekte insanoğlu pisipisine. Bak yüce makamı atmış terkine, Hızla inmekte makamı rezile, Akıl erdiremiyorum bir türlü bu gidişe, Ölüm meleği gezmekte hâlbuki peşince, Bilemiyorum ölümsüz mü sanıyor kendini ne, Tekmelesem de yumruklasam da gelmiyor kendine. Acıyorum ben bu sefillerin haline, Dönmüşler kör, sağır, kalpsiz bir vaziyete, Akılsız mı, beyinsiz mi bunlar ne? Durmadan girip çıkmaktalar, ateş nehrine. Haramı helal sayanlar bu demde, Zinayı gerekli görenler bu devrede, O hesaplaşma günü gelince, Düşecekler Zebanilerin pençelerine. Pişmanlığı göreceksin, çıkacak en yüksek zirveye, Son pişmanlık faydasız, hepsi nafile, Sanmayın ettim kendimi bunlardan beri, Yığsam hatalarımı geçer en yüksek tepeleri. Zayıf iman ve amelsizliktir, bunun semeresi. Aht ettim artık takip edeceğim tek yol sıratımustakimi, Can, mal ve zaman feda etmektir, bunun bedeli. KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR \’\’ Hz.MUHAMMED(S.A.V.) sair Ekrem YANGÖZ

    Cevapla

  3. Posted by gülay on Ocak 14, 2010 at 10:59 pm

    Mehmet ILDIRAR Tevbe, günah işlemekten duyduğumuz pişmanlıktır. Bu pişmanlıkla o günahı bir daha yapmamaya azmederiz. Tevbe edenin bir daha günaha dönmemesi icap eder. Fakat yine günaha dönerse yeniden tevbe lazım gelir. Ne var ki aynı günahın tekrarlanması tevbenin samimiyetinde noksanlık olduğunu gösterir. Dinimiz günahkâr olanın günahlarına tevbe etmesine önem verdiği kadar, tevbeyi bozmamasına, günaha yeniden dönmemesine de o kadar önem verir.Günaha döndüren, tevbeyi bozan sebeplerin en başında şeytan gelir. Şeytanın vesvesesi ve aldatmasının tesiri altında nefs de insana günahı güzel gösterir.Dünyada hiçbir insan yoktur ki ona bir şeytan musallat olmasın. Her insana doğduğu anda bir şeytan musallat olur. O şeytan da insanı yoldan çıkarmak için uğraşır. Tek istisnası Peygamber s.a.v. Efendimiz’dir. O buyurmuştur ki: “Benim şeytanım Allah’ın kudreti ile müslüman olmuştur. Bana hayrı emretmekten başka bir şey tavsiye etmez. Beni günaha sevkedici bir vesvese vermez.” Efendimiz s.a.v.’in dışında bütün velilerin, bütün alimlerin, bütün müminlerin muhakkak bir şeytanı vardır.Şeytan, Adem Aleyhisselam yaratılmadan önce var idi, onun yaratılışını gördü. Yaratıldıktan sonra da Adem Aleyhisselam’a ve çocuklarına düşman kesildi. Kur’an-ı Kerim’de “Bir zamanlar meleklere ‘Adem’e secde edin!’ demiştik. Hemen secde ettiler, yalnız İblis hariç. O diretti.” (Taha, 116) buyuruluyor. Şeytanın secde etmemesini müfessirler şu sebeplerle açıklıyorlar: Birincisi, İblis, Adem Aleyhisselam’a türlü nimetler verildiğini gördü. Allah Tealâ Adem Aleyhisselam’ı halife yaptı, onu ilimle, bilgiyle donattı. Bu yüzden İblis’in kıskançlığı galeyana geldi. İkinci olarak, İblis, “Ben ateşten yaratıldım, Adem topraktan. Ateş topraktan üstündür.” diyerek gurura kapıldı. Üçüncüsü Adem Aleyhisselam’ın genç, kendisinin ihtiyar olmasıydı. Bu da hasedine sebep oldu.Hülasatü’l Beyan’da, Araf suresinin tefsirinde ilk defa kıyas yapanın İblis olduğu, kendi görüşüyle kendine kıymet biçtiği ve bu kıyasla “Ben Adem’den hayırlıyım” diyerek ilâhi emre karşı geldiği bildirilmektedir.Allah Tealâ şeytanın düşman olduğunu açıkça bildirmiştir: “İblis secde etmeyince, ey Adem, dedik. Bu hem senin için hem de zevcen için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Sonra yorulur, meşakkat çekersiniz. Zira ey Adem, senin için cennette acıkmak ve çıplak kalmak yoktur. Burada sen susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın.” (Taha, 117-119)Şeytanın kandırmasına kapılmamak, ona uymamak farzdır. İmam Gazalî Hazretleri de “Şeytanın kalbe giriş yollarını kapamak vaciptir.” buyuruyorlar. Ebussuud Efendi, “Andolsun biz, daha önce de Adem’e ahit vermiştik. Ne var ki o unuttu. Fakat onu günah işlemekte kararlı bulmadık.” (Taha, 115) ayetinin tefsirinde, Allah Tealâ Hz. Adem ve Hz. Havva’ya bir ağaçtan yememeyi onların menfaati icabı olarak emretmişti, buyuruyor. Allah Tealâ bu ayet ile hem şeytan sizi aldatmasın, hem de siz şeytana aldanmayın buyuruyordu. Bu ağacın yasaklanması insanoğlunun menfaati icabıdır, ama onlar düşmanları olan şeytanın sözüne aldandılar. Bu mananın yanı sıra, Hz. Adem ile Hz. Havva’nın emri unutarak böyle yaptıkları anlamı da verilmiştir. “Fakat onu günah işlemekte kararlı bulmadık.” ayetinin sebebi, Adem a.s.’ın sonradan pişman olup tevbe etmesine bağlanmıştır.Bütün bu ayetler kıyamete kadar gelecek olan ümmet-i Muhammed’e korunmaları gereken hususları ve uymaları gereken emr-i ilâhiyi bildirmektedir. O da şeytanın düşmanlığından bir an olsun gaflete düşmemeye gayret etmek ve işlenen günahlara samimiyetle tevbe edip bir daha yapmamaktır.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: