“BENİM KALBİM TEMİZ”,

Sen namazı boş ver, benim kalbime bak!
Bazılarına namaz kılmaları tavsiye edildiğinde “Sen namazı boş ver, benim kalbime bak!” gibi bir savunmayla karşılaşıyoruz. Bu söylenilen ne derece doğrudur?

“BENİM KALBİM TEMİZ”, “Sen benim kalbime bak”, “İçin temiz olsun yeter” gibi sözlere sığınan bazı insanlar, ibadeti, namazı, tesbihi, zikri pek önemsemez, “olmasa da olur” gibi bir yaklaşım sergilerler.

Oysa kalbin sahibi Allah’tır.

Kalbi kim yaratmışsa, onun temizlik hükmünü de ancak O verir. Bunun için bir insanın kendini “temize çıkarması” yetmez. Üstelik temize çıkarmakla da temize çıkmış olmaz; gerçekte temiz olmalı.

Bu düşünceye sahip olan kişileri Kur’an anlatırken der ki:

“Görmüyor musun, kendisini temize çıkaranları? Oysa Allah dilediğini temize çıkarır, hiç kimse de kıl kadar haksızlığa uğramış olmaz.” (Nisa, 4:49)

Mütevazı olan kimse “Ben mütevazı bir kişiyim” diyemez, ihlâslı olan kişi de “Ben ihlâslı bir insanım” diyemeyeceği gibi…
Yine bir kimse, “Ben iyi bir adamım”, “Ben hayırlı bir kimseyim” diyerek kendini öne çıkaramaz, çıkarmaması gerekir.

Bu açıdan “Ben temiz kalpli bir kişiyim, benim kimseye bir kötülüğüm yok” gibi sözlerle bir insan kendini anlatamaz. Çünkü kim bu faziletleri sahiplenerek dile getirirse, o faziletlerden yoksun olduğu ortaya çıkar.

Kur’an’ın ifadesiyle, “Siz kendinizi temize çıkarmayın. Kimin takva sahibi olduğunu en iyi O bilir.” (Necm, 53:32)

“Temize çıkmak” Allah katında hâlis ve takva sahibi bir kul olmak anlamına geliyor. Bir insan takva sahibi olmaya çalışır, takva üzere bir hayat yaşar, ama kimin gerçek anlamda muttaki olduğunu ancak Allah bilir. Bu da ancak Allah’ın lütfu ve rahmeti sayesinde olur.

“Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, ebediyen hiçbiriniz temize çıkamazdınız. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır” (Nur, 24:21) âyeti bu gerçeği dile getirirken, insanın sahip olduğu bütün nimetlerin, manevî hallerin, ahlakî üstünlüklerin bütünüyle Allah’ın bir ikramı ve ihsanı olduğunu anlatıyor.

Âlâ Suresi’nde ise, “Temize çıkan kurtuluşa erdi” âyetinin devamında, “Rabbinin adının anıp namaz kılan” âyeti gelir ki, gerçek anlamda temizliğin iman ve namazdan geçtiği bildirilir.

Zaten Kur’an’da imanla birlikte namazın geçtiği, imanla namazın peş peşe, yan yana bulunduğu birçok âyet vardır.

Kalbin temizlenmesi, ruhun arınması, nefsin ıslahı ve insanın terakki etmesi/yücelmesi imanla ve ibadetle mümkün olur.

Bazı kimseler, kalp temizliğini sadece, insanlar hakkında bir kötülük düşünmemek yahut yardımsever olmak gibi basit bir çerçevede anlıyorlar. Bununla da kalmayıp, insanlara iyi davranmakla, ibadet sorumluğundan kurtulduklarını sanıyorlar. Bu düşünce, şeytanın bir oyunu ve tuzağıdır, nefsin de bir aldatmacasıdır.

Bu kişiler, namazında niyazında olan bazı kimselerin, İslam’ın ruhuna aykırı düşen, başkalarına zarar veren davranışlarını tespit ediyorlar. Bunu bahane ederek, “Bak, bu kişiler namaz kıldıkları halde şu şu hataları da yapıyorlar. Ben böyle bir ikilem içine girmektense, namazı hiç kılmam daha iyi” diyerek kendi namazsızlıklarını bir özür olarak öne sürebiliyorlar.

 
Bir defa, farzlarda yorum yapmaya hiç gerek yoktur. Onlarda yanlış yorum yapmaya ve gerçeği saptırmaya da kimsenin hakkı yoktur. Çünkü ortada yoruma açık bir durum söz konusu değil. İnanan bir insanın yerine getirmesi gereken en önemli ve en hayatî ibadet namazdır. Kendi tembelliğini, kendi ihmalini bahane göstererek “kalp temizliğini” öne sürüp namazı gereksiz görmek bir akıl mantık işi değildir.

Karşınızda açlıktan kıvranan bir yoksul duruyor, hemen yanında da para içinde yüzen zengin birisi. “Bu adama niçin yardım etmiyorsun?” diyecek oluyorsunuz. O da “Siz benim yardım etmediğime bakmayın, benim kalbim şefkat dolu, merhamet dolu” diye karşılık veriyor.

Şefkat ve merhamet, kalbe ait birer güzelliktir. Fakat şefkat ve merhamet ancak aç ve fakir insanlara yardım edince kendini gösterir.

İmanın da bu şekilde bir ortaya çıkışı vardır. Kalbin, Allah’ın emirlerine itaat etmesi bir güzelliktir. Bu güzelliğin belirtisi ve ispatı ise ibadettir.

Kalplerinin temizliğini iddia ederek ibadetten kaçanların büyük çoğunluğu, nefsine uyarak ruhlarını karartan ve maddeden başka bir şey görmeyen insanlardır.

Bir insan, namaz kıldığı halde nefsini yenememişse, işlerini Rabbinin emirlerine göre düzenleyememişse, bu adam namazın ruhuna erememiş demektir. Ama o kul, bu hatasını namazı terk ederek tedavi edecek değildir. Bunun yolu yine namazdan geçer. Bu adam namazını böylece kılmaya devam etse de, özlenen o kemal noktaya varamadan ölse ne olur?

Mahşerde, o büyük hesap gününde, namazının sevabı da tartılır, işlediği hataların günahı da… Neticede, günahları galip gelse ve cehenneme gitse de, sonunda yine cennete döner. Ama elbette oradaki makamı da o noksan namazına uygun olacaktır.

O mizanda, zerre kadar iyilik de kötülük de tartılacaktır. Biz, “kalbimiz temiz” diyerek nefsimizi başköşeye oturtup başkalarının günahlarına bakacağımıza, kendi noksanlarımızla ilgilensek ve onları tamamlamaya gayret göstersek o gün daha kârlı çıkarız.

Biz o âlemde, başkalarının hatası nispetinde değil, kendi sevabımız miktarınca derece alacağız. Başkasının noksanlığı bizi yükseltmeyecek. Bu dünyada bile onun misallerini yaşamıyor muyuz?

Bir meyveye elimiz erişmediği zaman, ayağımızın altına bir şeyler koyuyor ve ona ulaşıyoruz. Yoksa boyu bizden daha kısa olanlara bakmakla midemize bir şeyler gitmiyor.

Geliniz, hayalen mahşere gidelim:

“Günahkâr bir kimse ister ki o günün azabından (kurtulmak için) oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran sülalesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de tek kendisini kurtarsın.” (Mearic, 70:11-15)

Şimdi bu âyetin sergilediği tabloyu birlikte seyredelim. En yakınlarımızı bile feda etmemizin para etmeyeceği o meydanda, başkalarının kusurlu oluşunun bize bir fayda sağlamayacağını iyice anlayalım.

Sonra dönelim dünyaya, kendimize gelelim. Kusurlarımızı görüp, noksanlarımızı bilelim. “Senin kalbin temiz” diyerek bizi oyalamaya çalışan ve ibadetten uzaklaştıran nefsimizi en büyük düşman tanıyalım. Onunla çarpışalım. Zaman en büyük sermaye. Onu başkalarını tenkide değil, kendimizi tekmile sarf edelim. (*)

Bu açıdan namazı küçümser bir tavır içinde bulunmak insanı tehlikeye götürür, imanını zedeler, dinî hayatını uçuruma sürükler. Zaman içinde İslamî hassasiyeti de azalarak kendisini bütünüyle şeytana bir oyuncak haline getirir.

(*) Alaaddin Başar, http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=5037
Mehmet Paksu

Reklamlar

4 responses to this post.

  1. Posted by gülay on Şubat 21, 2010 at 6:03 pm

    Cennete yolculukta ,Allah’a,Ahirete ve Cennetin Varlığına inanmak,insana büyük bir güç ve Enerji veriyor..Ama, acaba günümüz dünyasında kaç kişi CennetinVarlığına bütün benliğiyle inanmaktadır..?N e yazık ki,günümüzde pek çok müslümanın gönlünde Ahiret gününe samimi bir iman ve inanç yoktur..İnanç,gönülleriniz derinliklerine gereği gibiYerleşmemiştir.Kendilerine Ahiret sorulduğu vakit,”Evet inanıyorum,doğrudur “Diyen dilleri ile ondan bahsederken ,kalpleri ciddiyetsizlikVe gaflet içindedir.Evet zor zamanda bulunuyoruz..Sanki Peygamberimizin,”zaman gelecek,kişinin İslamiyet’iYaşaması elinde kor ateş tutar gibi zor olacak “mealindekiİhbarı tahakkuk etmiş gibi görünüyor..Bunu bir imtihan kabul edip,bundan başarıyla Çıkmaya çalışmalıyız.Böyle zor dönemlerde,yüreğimizle,sevgi ve nefretimizle nerede,Ne tarafta,kimin ve kimleri yanında olduğumuza bakmalıyız.Kalp diriliği bakımından kıyamda olup olmadığımızı,ayakta Durup-duramadığımızı kontrol etmeliyiz.Bilmeliyiz ki,Müslümanlar böyle çileli yıllar yaşayarak,Maddi ve manevi ızdıraplar çekerek,olgunlaşacak,Yanacak,pişecek,arınacak..Saflaşacak,ve tortularını atacaktır..Hakiki ile sahte ,kalıcı ile geçici böylece belli olacaktır.Hepimiz birer Cennet yolcusuyuz.Yapmakta olduğumuz bu yolculuk bir defa yapılacağını göre,Rehberimize (s.a.v.) iyi kulak vermeliyiz.Sözlerini,açıklamalarını,uygulamalarını,dikkatle izlemeliyiz.Attığımız her adımı,O’nun izine denk düşürmeye çalışmalıyız.Allahu Teala bizden bunu istemektedir.Adımını Peygamberin izine denk düşüren kurtulur..

    Cevapla

  2. Posted by gülay on Şubat 21, 2010 at 6:04 pm

    Bazı insanlar derler ki..Ahlak denilen ruhi melekeler,yaratılıştan gelmektedir,Bunlar değiştirmek mümkün değildir..”Fakat,bu fikir doğru değildir..Ahlak,ister yaratılıştan olsun,ve ister kimilerin dediği gibiİnsandaki gelişimin neticesi veya kabiliyetinin bir eseriOlsun,herhalde düzeltilmesi mümkündür..Düşünmelidir ki,bir takım vahşi hayvanlar bile Terbiyenin tesiriyle adeda tabiatlarını değiştiriyorlarVe evcil hayvanlar arasında giriyorlar..Bir takım yabani bitkiler dahi terbiye sayesinde başka bir renk Ve canlılık ile bahçelerimize süslüyorlar.Bu değişme her halde mümkündür.Mümkün olmasaydı,Efendimiz (s.a.v.) “Ahlakınızı güzelleştirin”Diye emretmezdi..Şüphesiz gerçek “arınma” her türlü maddi ve manevi kirlerden,Lekelerden sıyrılıp kalbi ve vicdanı ,duygu ve düşünceyi Berraklaştırıp tertemiz tutmaktır..Böylesine kapsamlı ve anlamlı bir arınmanın mükafatı ise,Cennette sonsuz mutluluğa erişmektir..

    Cevapla

  3. Posted by gülay on Şubat 21, 2010 at 6:14 pm

    Kur’an-i Kerim inançsızların işlerini ve iç dünyalarını Söyle tasvir ediyor..“inkar edenlerin davranışları engin bir denizdeki karanlıklargibidir..o denizi üst-üste dalgalar bürüyor..Dalgaların üstünden de bulutlar ve birbiri üstüne yığılmış karanlıklar kaplıyor..öyle ki insan çıkarıp baksa nerede ise elini bile göremez.Allah ışık vermediği kimse için hiçbir ışık yoktur.”(Nur,40)Evet,insanın iç dünyasını aydınlatacak ,gönülleri huzura Kavuşturacak iman ışığından başka ışık yoktur..İnsanın Allah bilmesi,ve O’na ibadet etmesi,O’nun emirlerineUyması ve yaşaklarından kaçması ile olur.Bunun dışında davranmak,boş işlerle uğraşmak,ömrün heba Olması demek olacağından,Allah’ı azabı da kaçınılmaz olur..ALLAH İNSANI YARATTI,NİÇİN YARATTI..?Kendisini bilsinler,kulluk etsinler diye..Bu muazzam güç ve Kudret birileri tarafından bilinsinDiye murat buyurdu..“Biz emaneti göklere,yere,dağlara teklif ettik de,onlar bunu yüklemekten kaçındılar,zira sorumluluğundan korktular,ama insan yüklendi..insan bu emaneti hakkını gözetmediğinden cidden çok zalim,çok cahil bulunuyor.”(Azhab sür,72)Evet,insan bu emaneti gerektiği gibi kullanmadığından Çok zalim ve cahildir..İnsan bu dünyada hakikati bilmek için yaratıldı..Bu hakikatlerden haberi olmayan ve Allah’ın indirdiklerini Alaya alanlara Allah)c.c.) Beyinsizler olarak hitap etmektedir..Onları,mü’minler ile olan ilişkilerinde çok akıllı olarakGörürsün,gerçekten ise onlar birer beyinsizdir.Ey akıllı geçinen ,gerçekten akılsızlar..!!Aklınızı başınıza alın,büyük ve çetin bir HESAP GÜNÜ Arefesin’deyiz..yarın geç olmadan bugünden tedbirinizi Almaya başlayın..!!

    Cevapla

  4. Posted by gülay on Şubat 21, 2010 at 7:32 pm

    Yüce Allah\’a giden yol iman ve ümitle başlar..Mü\’min şüphesiz Yüce Allah\’a inanan ve güvenen kimsedir..Mü\’min,Mevlasına imanla,ümitle ve amel ile yaklaşır..Amel olmadan kimse imanın hakikatini anlayamaz,ve onun ilahi tadını tadamaz..Dinimizde Yüce Rabbimiz Rahmetine güvenmek farzdır..O\’nun c.c.,Rahmetinden ümit kesmek haramdır..İnsan günahlarını ,kusurlarını bakarak ,"benden artık hayır gelmez,ben kesin adam olamam,benim yerim cehennemdir" demek yanlıştır..Bize düşen ,daima ümitle yaşamak,Allah\’ın Rahmetine güvenmek ve kalbi uyanık tutmaktır..Kul Rabbini nasıl düşünür ve O\’ndan ne beklerse,Allah kendisine öyle muamele eder…Allah kusurları ,günahları affetmez diye düşünen affolmaz..Allah herkesi cezalandırır düşünen,sıkıntıdan kahrolur..O\’nu c.c. çok merhametli bilip merhamet isteyen merhamet edilir..Rabbim Kerim dir ,kusurları açmaz,diye düşünen ve inanan ,kusurları gizlenir…O c.c. ,tevbeleri kabul eder deyip,tevbe edenin tevbesini kabul edilir..Allah çok cömerttir,Kendisine açılan eli boş çevirmez diye inanan ve yalvarankimseye,düşündüğünden fazlası verilir..""De ki: Ey günah işlemede haddi aşan kullarım!!Allah\’ın Rahmetinden ümit kesmeyin.Çünkü Allah bütün günahlar bağışlar.""(ZÜMER,53) Ayeti ,bütün günahkarlara tevbe için büyük bir cesaret ve müjde veriyor…Allah Rasulü s.a.v.,bu Ayeti okunduğunda: "O c.c.,günahın çokluğuna aldırış etmez,dilediğini affeder"buyurmuştu..Bazı insanlar " Allah\’ın merhameti boldur,nasıl olsa beni affeder" diyerekgünah işlemekten geri kalmiyorlar..Bu boş bir bekleyiştir..Şeytanın aldatmasıdır..Allah Rasulü s.a.v.,güzel işleri ileride yapayım diyenlerin pişman olacaklarıuyarısında bulunmuştur.."Akılı kimse,nefsine hakim olup ölümden sonrası için amel edendir.Aciz ve ahmak kimse ise,nefsinin keyfine göre yaşayıp,Allah\’tan güzel şeyler bekleyendir.(Hadis)Rahmetine güvenerek Yüce Allah\’a elini açıp bir şeyi isteyen kimse,duasında samimi,isteğinde azimli,sonucundan ümitli olmalıdır..Gafil bir kalp ive isteksiz bir dille yapılan dualar,kulun boğazından yukarıya yükselmez..selam ve dua ile

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: