Efendimiz ve sevmek , değer vermek :

Efendimiz ve sevmek , değer vermek :

Hazret-i Ali keremallahu veche efendimiz şöyle demiştir :

” Peygamberimiz , birlikte oturduğu kimselerin seviyelerine göre her birinin hâl ve hatırlarını sorarak onlara iltifat ederdi . Çevresindekilere öyle candan davranırdı ki , birlikte oturduğu kimselerin hepsi de , Resûlullah nezdinde en değerli insanın kendisi olduğunu düşünürdü ” ( Tirmizi – Şemail )

Samimi davranışda bulunanlar , gönüllere en rahat giren ve orada ebedi yer tutanlardır . Bu sebepledir ki Efendimiz aleyhisselâm , milyarların gönlünde taht kurmuş ve kıyamete kadar da gönüllerdeki en müstesna yerini alacaktır .

Bizlere düşen de bu işaretler doğrultusunda yaşamaya çalışmaktır .

İnsanlar yaratılmıştır . Bu yaratılışları da Allah u Teâlâ’nın takdiridir . Üzerlerinde gördüğümüz eksiklikler , aslında bizlerde olan eksikliklerdir . Bu kusur görme işi ( Haşa ) Allah u Teâlâ’nın takdirini beğenmemek olur ki bu durumdan Allah’a sığınırız .

Kişiyi olduğu gibi kabullenmek ve samimi yaklaşmak erdemliktir . Bizler hiçbir zaman muhtaç olduğumuzu unutmayalım .

Ayrıca bugünün , yarınla aynı olacağı garantisi de bulunmamaktadır . Dünya metağları fanidir . Ne zaman elde kalacağı ve ne zaman elden çıkacağı ve kimin ne zaman dünya metağlarına , servetlerine sahip olacağı belli değildir . Kaldı ki bir kişi doğduğu ilk günden , son nefesine kadar zenginlik içinde de yaşasa , ahıret hayatına göçerken tek bir meteliğini dahi götürememektedir .

Ancak Allah u Teâlâ’nın hoşnutluğu gözetilerek yapılacak samimi ve adaletli davranışlar , bizlere ahırette de yoldaşlık edecektir .

Alemlere Rahmet olarak gönderilmiş olan İki Cihan Sultanı Hazret-i Muhammed Mustafa sallâllahu aleyhi ve sellem efendimiz :

“” Bir kul , Allah’ın diğer bir kulunu severse , ancak Rabbine saygı göstermiş olur “” buyurmaktadır . ( Ahmet bin Hanbel )

Reklamlar

One response to this post.

  1. Posted by beyda on Mart 10, 2010 at 12:51 pm

    23 Şubat
    Baharda açar çiçekler

    Baharda açar çiçekler… Bahar kokularına sevdalı rüzgârlar taşır gönlün kuytularına en doyumsuz rayihaları… Ve gülabdanlar misali ruha damıtır çiçekler aşkın en güzide damlalarını…

    Çiçekler…

    Çiçekler, bir tılsım gibi süsler masalsı diyarları ve bir duru su misali temizlerler kalplerin pasını… Lâkin hassastır, kırılgandır; bakıma muhtaçtır çiçekler… Hoyratça davranamaz, sevgisiz bırakamaz, susuz, güneşsiz yaşatamazsınız onları…

    Tıpkı bebelerimiz gibi severiz çiçekleri. Ne var ki kimileri bir çiçeği sevdiği kadar sevemez bebesini… Künhüne varamadan sahip olduğu o yüce emanete sahip çıkamaz lâyığı gibi… Her yeni günde bir yeni haber düşer gazetelerin sahifesine… Ekranlarda boy boy yer alır sevgisizliğin, dahi kaybolmuşluğun o damarlarınızı donduran sahneleri… Gözlerinize kan oturur o vakit, ağlarsınız derûnunuzdan yükselen sesinizle… Ve kaçmak istersiniz kendinizden tıpkı benim gibi… Kaçıp kurtulmak istersiniz yaşamı bu denli çirkef kılan nefs bedeninizden… Rahmân’ın o düşler ötesi güzelliğine sığınmak istersiniz. O’nun o eşsiz kudretine, rağmet ve mağfiretine sığınır yüreğiniz…

    Geçtiğimiz günlerde TV ekranlarında rastladığım bir acı haberle işte yine böylesi duygular kapladı yüreğimi. Kaçmak, kurtulmak istedim nefsimin sultasından. Ve keşke dedim, keşke bütün nefsler Rablerine mülâki olmayı dileyen kalplerin önderliğinde duru bir su gibi temizlense, keşke ama keşke insan olmanın şerefine herkes erebilse… Keşke bir gönül yakarışı kadar kolay olan o aydınlık yolu herkes dilese…

    Hani ki bir çiçek boy vermişti bir iki hafta öncesi… Nuranî ışıltısı henüz düşmüştü bedenine… Henüz üfürmüştü ona yaradan kutsî emanetini… Ezeli yolculuğunun ilk durağına vardığında, hiç beklemediği bir dünyanın kara ellerinde bulmuştu yavrucak kendini…

    O, binlerce isimsizden, binlerce sahipsizden sadece biriydi… Anlık hatalara kurban edilen bir ömrün ilk sermayesi, bir çöp kutusunda açmaktı hayata gözlerini… Bir vehâmetin, bir câniliğin, bir büyük cinayetin tüyler ürperten sahnesiydi bu. Kutsiyetini ayaklar altına alan, insan görünüşlü bir zâlimin fotoğrafıydı…

    Nasıl olmuştu, ne olmuştu da yeryüzünde adı melek diye anılan o kutsal varlığa karanlığın efendisi bu denli hüküm ferma olmuştu?

    Nedendi bu çirkinlik? Bu umarsız tükeniş neden?

    Ruhun o berrak sularında kulaç atmak, Yaratanın şeffaf nazarları altında dingin limanlara varmak dururken, nefsin sultasında caniliğe kadar varan bu kayboluş nedendi?

    Hani ki henüz açmıştı yavrucak gözlerini, henüz tanışmıştı bir kara çirkefin ardında gizli bilgelik diyarıyla… Değil mi ki yalnız bilenler, bilmek için yola düşenler kurtuluşa erecekti… O minicik beden, Rabbini bilmeye ve dahi Ona ermeye gelmişti ki, bir kara çöp kutusunda buldu hakikatin ilk izlerini…

    Şaşkındı, ürkekti, yalnızdı bebe… Anlamıştı ki adım attığı bu karanlık diyar, veda ettiği nurdan diyar gibi değildi… Bir kahretmişlik, bir terkedilmişlik sarmalı yüreğine ilk dokunuş, tanımlayamadığı bir taşlaşmış kucaktan gelecekti…

    Dokuz ay boyunca minik bedenini saran o misk koku neredeydi şimdi? His dünyasının ilk hayal kırıklığı şaşkın bakışlı yabancının kollarından savrulduğu an buluvermişti bedenini…

    Buruşturulmuş bir kâğıt parçası, eski, kıymetsiz bir eşya gibi savrulup atılmıştı yol üzerindeki bir kutuya. Tıpkı bir paçavra gibi atılmıştı çöp yığınlarının arasına…

    Oysa Rahmân’ın yeryüzündeki halifesiydi o, yaratılmışların en şereflisiydi…

    Buğulu gözlerinden farkında olmadığı bir hüznün kırılgan bestesi yükseliyordu… Bir minik bebe, bir minik yavru, o çirkin kokular arasında geleceğini arıyordu…

    Hakk’ı, hakkaniyeti unutmuşların elinde fırlatıp atılmak değildi elbette hak ettiği. Ne var ki, emanet verildiği bedenlerde iblisin karanlık elleri hüküm sürmedeydi…

    Bir kara nefs ki âlem-i cihanı mutsuzluk girdabına çeviren… Bir kara nefs ki; güne zehir devşiren…

    Oysa her şey merkezindeydi daha en başından… Yaratanın muazzam sanatının bir ince kıvılcımıydı insan… Bir fizik bedende, ak güvercin misali ruha dönüşmeye babeste kılınmıştı nefs… Lâkin bilmek lâzımdı. Yolu yordamı öğrenmek lâzımdı… Görünen âlemin ötesinde gizli hazineyi keşfetmek için, acılarla çevrelenmiş bir anaforda yeniden doğmak lâzımdı. Ki yeniden doğanlar ancak Hakk’a vuslat olanlardı.

    Öyleyse her yeni gün yeni bir umut demekti, her yeni adımda Sevgili’yi yeniden hedef seçmek gerekti…

    O ki, Allah… Kâinatın sahibi… Ona varmak, iki cihanda zülcenehayn olmak demekti…

    Yolu mu? Bir gönül yakarışından başkaca bir şey değildi…

    Dilimiz varmaz, yavrusunu bir paçavra gibi savurup atan o anne için bir acı kelâm etmeye… Lâkin dileriz ki bu korkunç yanlışlıklar dizisi bir an evvel son bulsun. Olaylarsa Hakk’a vasıl olmanın yolu eğer, o olaylar içinde saklı anahtar tez bulunsun…

    İnsanız, aciziz. Fakat sahipsiz değiliz. Dahası her birimiz Allah’ın yeryüzündeki tecellisiyiz. O halde, hangi yanlışın içinde olursak olalım, bilmeliyiz ki; bir gönülden arayış, bir gönülden yöneliş güzelliklerin kapısını ardına dek açacak bize.

    Bilmeyiz ki her birimiz kendi mutluluğumuzun ya da mustsuzluğumuzun yegâne müsebbibiyiz. Tıpkı yavrusunu savurup atan o anne gibi… Tıpkı hayata en başından bir sıfır yenik başladığını düşündüğümüz o yavrucak gibi…

    Hani diyor ya zamanın sahibi; “Herkes kulvara eşit şartlarda girer, hangi şartların içinde olursanız olun, bütün insanlar hanif fıtratıyla yaratıldığı cihetle herkes Allah’ı arayıp bulma yetkisinin sahibidir. Öyleyse gama kedere son verin” diyor, “mutlu olmak için çok ama çok sebebiniz var.”

    O halde ne duruyoruz sevgili kardeşlerim?

    Değil mi ki bir acı haberle başladık söze, ve değil mi ki bir kez daha Sevgili’yi bulduk sözün bittiği yerde… O halde biz hepimiz, acılarımızı da hüzünlerimizi de O’nunla göğüsler ve dahi sevinçlerimizi ancak ve ancak O’nunla yaşamayı dileriz.

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: