Küçük ve masum eller niye suç işler?‏

Meral YÜCEL

Yaşı henüz 11 olan bir erkek çocuk sokakta bir müddet izlediği lise öğrencisi bir genç kızın önüne dikilip para ister. Bir yandan da sağ eliyle belindeki kemerinin altına ilişmiş ekmek bıçağını gösterir. Genç kız kolay para kazanan bir ailede yetişmemiştir ve üzerindeki parayı öyle hemencecik kaptırmayı göze alamaz. Direnmeyi dener. Gaspçı çocuğun oyalanmaya vakti yoktur. Sağ eliyle iyice kavradığı bıçağı bir hamlede yerinden çıkarıp kızın karnına saplamaya yeltenir…

Son zamanlarda izlenen haber arası kapkaç vakalarından sadece biri bu. Medyaya yansıyan bu olayda kameraman, çocuğun ailesini de görüntülemek ister. Öyle ya daha bu boydayken çete işlerine soyunan bir çocuğun baba ve annesi nasıl bir şahsiyete sahiptir acaba? Merakla izliyoruz. Uzatılan mikrofonu eliyle itekleyip geçen iri kıyım adamın profilden görünen birbirine karışmış saç ve bıyıkları ve eşinin uzaktan yürüyüşü ekrana gelip gidiyor. Her gün vapurda, otobüste yan yana oturduğumuz, kentte yaşam mücadelesi veren insanlardan bu aile çok farklı olmamakla birlikte, suç işleyen çocukların ailelerinin ortak özelliklerini net olarak yansıtıyor. Son yıllarda bu tür suçların artması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün verilerine göre “şehirleşme ve modernleşmenin bedeli”. Rakamlara yansıyan suç artış oranlarına bakılırsa bu süreç büyük şehir insanını gelecek güvenliği açısından karamsarlığa sürükleyebilir.

Genelde 11 yaşında suça başlıyorlar

Suç istatistiklerinde hırsızlık vakaları ilk sırada geliyor. Ev ve otomobil soygunlarıyla kapkaç ve yankesicilik olayları katlanarak artıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bir araştırması, “çocukların neden suça yöneldiği”ne ilişkin çarpıcı ipuçları veriyor. Son 5 yılın rakamlarına bakınca suç patlamasının üç büyük ilde yaşandığı ortaya çıkıyor. Verilere göre toplam suçların yüzde 42’si İstanbul, Ankara ve İzmir’de işleniyor. Üstelik bu üç ilde işlenen suçların birçoğunun da failleri bulunamıyor.

Suça bulaşanların yaş ortalaması da yıldan yıla düşüyor. Çocuklar, her geçen yıl daha fazla suç işliyor. 15 ile 18 yaşlarını doldurmamış olan çocuk suçluların işledikleri suçlar genellikle 10-11 yaşlarındayken başlıyor ve ciddi suçlar 14-15 yaşlarında görülüyor.

Genç suçluların büyük bir bölümü için suç işleme, büyüme süreci içindeki bir evre olarak kalırken, bunların bir bölümü suç işlemeyi ileri yaşlarda da sürdürüyor. Sürekli suç işleyerek bunu bir yaşam biçimine dönüştürüyorlar ve bu çocukların sayısı hiç de az değil.

Büyük şehir ailesi güç mü kaybediyor?

Son 10 yılda işlenen suç sayısı üçe katlandı. 1995’te 229 bin suç işlenirken, rakam 2006’da 785 bin 510’u buldu. Sabıkalı sayısı 8 milyon, mahkum sayısı 68 bin civarında. Suçların yüzde 42’si İstanbul, Ankara ve İzmir’de işlendiğinden büyük şehirlerin aile değerlerindeki aşınmalar ve ekonomik güçlükler suç artışı nedenlerinde öncelikle incelenmesi gereken önemli bir nokta niteliğinde. Bu ürkütücü suç tablosunun temelinde yatan sebepleri birkaç başlıkta genelleyecek olursak eğitimsizlik, göç, terör, gelir adaletsizliği gibi temel ülke sorunlarımızın sıralandığı üzücü bir liste ortaya çıkıyor.

Çocukların suç işlemesi konusunda yapılan psikolojik tespitler, suç işleyen çocukların çoğunun sorunlu ailelerden geldiğini gösteriyor. Sadece bizim ülkemizde değil, pek çok ülkede olduğu gibi ABD, Avrupa ve Japonya’daki suçlu çocukların çoğu yoksul ailelerden geliyor. Bu genç insanlar kendilerininkinden çok daha iyi koşullarda yaşayan kişileri gördükçe umutsuzluğa kapılıyor ve suç işlemeye yöneliyorlar. Çünkü onların işlediği suçlar üzerinde, içinde bulunduğu ortam hayli etkili. Pek çoğu toplumsal çevrede kabul görebilmek için suça yönelebiliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün cezaevlerinde yatan 44 bin 551 mahkum çocuk üzerinde yaptığı araştırma ise bu psikolojinin rakamlara nasıl yansıdığını gösteriyor. Araştırma sonuçları, çocukların neden suça yöneldiğine ilişkin ilginç ipuçları da veriyor: Suç işleyen çocukların öncelikle yüzde 95’i köyden kente göç etmiş ve düşük gelirli aileye mensup. Yüzde 45’inin babası işsiz. Yüzde 51’i okul yüzü görmemiş. Yüzde 15’inin de anne babası ayrı yaşıyor ve ailelerinde sabıkalı olan başka fertler de var.

Çocuklar şiddeti aileden de öğreniyor

Eyleme dönüşmüş suç oranları kadar toplumumuzda aile içi şiddet olayları da gün geçtikçe artıyor. İstanbul Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de her dört kişiden biri aile içi şiddete uğruyor. Şiddet mağdurlarının yüzde 75’ini kadın ve çocuklar oluştururken şiddet uygulayanların yalnızca yüzde 2’si cezalandırılmış.
Suç işleyen çocukların yaş ortalamalarının 11-17’de yoğunlaştığına bakılırsa bu sürecin tam da ergenlik dönemi sorunlarıyla çakıştığı görülür. Bu yaşlardaki çocukların suç işleme davranışında ailenin rolü ergen-aile ilişkileri açısından ele alındığında bir kez daha ön plana çıkıyor. Çünkü aile gençlik yıllarına adım atan ve çocuğa rehberlik yapabilecek en öncelikli yer. Bu sebeple de çocuğa rehberlik edecek vasıfları kazanması, ona sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardımcı olması gerekiyor. Gençlerin sorumluluklarını öğrenme ve rehber edinme gereksinimlerini karşılamada öncelikli etkili kurum sıcak ve şefkatli bir “aile” ortamı olmalı. Zira ergen yaşadığı toplumda kendi görev ve statüsü hakkında açık seçik bir fikre sahip değildir. Yetişkinlere verilen sorumluluk ve görevin kendisi için de geçerli olmasını ister. Bu talebinin karşılanmayışına tepki gösterir. Bu durumda aile çocuğunun nasıl bir davranış gösterebileceği yönünde ona yardımcı olmalı.

Öncelikle aile fertlerinden anne baba çocuğun kişilik yapısını olumlu yönde güçlendirecek bir moral değerine sahip olmalı. Anne babanın huzurlu bir aile yaşantısı olmalı ve çocuğa da yansımalı. Ailedeki davranışların çocuğun üzerindeki etkileri anne babanın hem kendi aralarındaki iletişimine hem de çocuğa uyguladıkları tutumun şekline göre ortaya çıkar.

Üç tür aile yapısı çocuğun davranışlarında önemli izler bırakır

“Baskıcı aile”de davranışlar emirlerle yönlendirilir. Anne baba kural koyar ve çocukların buna uymasını ister. Çocuk kurallara uymadığında sert biçimde cezalandırılır. Bu ailelerde çocuk başkaldırabilir ve bir takım hatalara düşebilir. Buna karşın “aşırı izin veren aile”lerde çok az kural vardır. Bazen hiçbir kural bile olmayabilir. Bu tip ailelerde bazı çocukların kendine güvenli olduğu, bazılarının da olumsuz özellikler gösterdiği saptanmış. Bir de “mutedil aile” söz konusu. Bu aile, yetkileri elinde tutup uygulanacak kuralları koyarken, çocuğa farklı olma, kendi davranışlarının sonucunu görme, sorumluluk üstlenme ve güvenilirlik vasıfları kazandırma imkanı verir. Disiplin ve katı cezadan ziyade şefkati, yardımlaşmayı, saygı ve güzel ahlakı öğretir. Ana-baba aşırı kuralcılık ya da izin vericilik uçlarında yer aldığında çocuklarıyla ilişkilerini güçlükler sarar. Hoşgörülü yaklaşım çocukta olumlu bir benlik-karakter gelişimini kolaylaştırır.

Ana-babanın ekonomik ve duygusal sorunları, evlilik ilişkilerinde başarılı olamamaları, çocuğun aile içinde sürekli kavga ve çekişmeye şahit olması, aşırı koruma, bir çocuğu diğerinden ayırarak sevmek, bazı çocukların uyum bozukluklarını görememe; çocuğu iç çatışmaya veya suç davranışına iten sebeplerin en üst sıralarında yer alıyor. Ana-babanın yönetimleri ve yaşam biçimleri gencin hayatını büyük ölçüde etkiliyor.

Suç işleyen çocuklar ne tür işlem görüyor?

Çocukların işlediği önemsiz sayılabilecek bazı suçlarda polisin uyarısı yeterli olabilir. Daha ciddi suç işleyen çocuklar ise, çocuk mahkemelerinde yargılanıyor. İlk kez suç işleyen çocuklar, çoğunlukla ana babasının ya da velisinin gözetimine bırakılıyor. Daha ciddi suç işlemesi durumunda bir ıslahevine gönderiliyor. Günümüzde ıslahevi, başka bir seçenek kalmadığında başvurulan bir yöntem. Çünkü buralarda yetersiz şartlardan dolayı çocuklar bir dayanışma içine girip birbirlerinin suç işleme eğilimini artırabiliyor. Bu nedenle mahkemeler, daha yumuşak bir yöntem olan gözetim yolunu benimsiyor.

Reklamlar

5 responses to this post.

  1. Posted by ASLI NUR on Nisan 14, 2010 at 1:22 pm

    Ey günahkâr! Kötü sondan emin olma. İşlediğin günahı daha büyük bir günah takip eder. Günah işlerken sağ ve solundaki meleklerden hayanın azlığı o günahtan daha büyük bir günahtır. Allah’ın sana ne yapacağını bilmiyorken gülmen daha büyük bir günahtır. Yaptığın bir günaha sevinmen daha büyük bir günahtır. Yapamadığın bir günah için üzülmen daha büyük bir günahtır. Senin günah işlerken kapının örtüsünü hareket ettiren (kaldıran) rüzgardan korkman, Allah seni gördüğü halde kalbinin ürpermemesinden daha büyük bir günahtır.”Abdullah bin Abbas (r.a.)

    Cevapla

  2. Posted by ASLI NUR on Nisan 14, 2010 at 1:23 pm

    Günahkârlara karşı içinde bir merhamet hissi duymayan kimse, hiç olmazsa onların lehine (onlar için) tevbe ve istiğfâr ile duâ etsin. Zira yeryüzündekilere Allah Teâlâ’dan mağfiret dilemek, meleklerin ahlâkındandır.”

    Cevapla

  3. Posted by ASLI NUR on Nisan 14, 2010 at 1:28 pm

    Yüce Allah insanı tertemiz ve berrak, işlenmeye hazır kıymetli bir mücevher suretinde yaratmıştır. Bu, onun hayra da şerre de istidadının bulunduğunu ve yaratılıştan kazanılmış olan kalb, akıl, ruh ve vicdan gibi latîf cevherlerinin, hangi inanç ve kültür havzasında yoğrulursa o yöne doğru meyledeceğini göstermektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen “Allah sizi hiçbir şey bilmediğiniz hâlde annelerinizin karnından çıkardı ve size işitme(niz için kulaklar), (görmeniz için) gözler ve (anlayıp idrak etmeniz için de) gönüller verdi ki (bundan dolayı O’na) şükredesiniz” (Nahl, 16/78) âyeti de, insana doğuştan İlâhî bir lütuf olarak kazandırılan cevherlerin varlığına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla insan, hayatını idame ettirmek için herhangi bir terbiyeye ihtiyaç hissetmeden tabiî insiyakıyla yaşantısını sürdüren hayvandan farklı olarak, potansiyel hâldeki donanımını bir eğitim sürecinden geçirerek geliştirmek ve belli bir düzeye getirmek mecburiyetindedir.Yüce Allah, Kur’ân’da “Ey iman edenler, kendinizi ve aile halkınızı yakıtı taş ve insanlar olan ateşten koruyun!” (Tahrîm, 66/6) buyururken, çocukları dünyevî ve uhrevî hayata hazırlamanın önemli bir mesuliyet olduğuna işaret etmiştir. Keza Allah Resûlü de, “Bir baba evlâdına güzel edep ve ahlâktan daha üstün bir miras bırakmış olmaz.” (Tirmizi, Birr 33) ve “Çocuklarınıza ikram edin ve onları güzelce terbiye edin.” (İbn Mâce, Edeb 3) buyurarak bu vazifenin asla ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.Ancak, günümüzde çocuk terbiyesi gibi fevkalâde hassas olan bu meselede inisiyatif, ya bütünüyle âdet ve geleneklere bırakılmış veya gelenekten kaynaklanan kimi yanlışlıkları düzeltmek adına Batı kültürünün şefkatli(!) kollarına terk edilmiştir. Dünden bu güne bazı yörelerde bir anne-babanın kendi anne-babasının veya kayınvalide ve kayınpederinin yanında çocuklarını kucağına almasının yadırgandığına dâir uygulamalar, her ne kadar gelenekten kaynaklanan katı âdetler ise de; bu gün artık geleneğin bu gibi yanlışlıklarını düzeltmek adına maalesef Batı kültürüne dayalı kimi esasların egemen kılınmaya çalışıldığını görmek gibi bir tali’sizliği de yaşıyoruz. Ne acıdır ki, gereksiz bir saygı ve faydasız bir terbiye anlayışının yerini, bu defa mânevî değerlerimizden kopma ve yırtılma hâli istilâ etmiş, bu konuda ifrat ve tefritler yaşanır hâle gelmiştir. Öyle ki, anne-baba belli bir yaştan sonra çocuğunun sigarasına, uyuşturucu kullanmasına, akşamları eve geç gelmesine, hattâ geceleri sokakta geçirmesine, dinî vecibeleri yerine getirmesine dahi karışamamakta; oğluna veya kızına bir şey söylese on katıyla karşılığını almaktadır. Nesillerin gönlünden iffet ve hayâ perdesi sıyrılmış, saygısızlık ve yüzsüzlük âdeta zamane nesillerinin şiarı olmaya yüz tutmuştur.Çocuk Terbiyesine Dâir EsaslarAllah Resûlü, gerek çocuklarla olan ilişkilerinde ve gerekse çocuk terbiyesiyle alâkalı sözlerinde bu hususta hayatî öneme sahip esaslara işaret etmiş ve bu taze fidanların yetiştirilmesinde hataya düşülmemesi ve fıtratlarını koruyacak prensiplere mutlaka önem verilmesi ikazında bulunmuştur. Bir bütünlük içerisinde bakıldığında, Allah Resûlü’nün, fazilet timsali nesiller yetiştirilmesi konusunda bazı önemli esaslara dikkat çektiğini görmekteyiz:1) Çocuk Terbiyesine Doğumla Birlikte BaşlamakResûlü Ekrem (as), gerek kendi çocukları ve gerekse yakın çevresindeki çocuklarla doğmadan önce ilgilenmeye başlar ve çocuk terbiyesinin doğumla birlikte ve hattâ daha öncesinde başlaması gerektiğine işaret ederdi. Kızı Hz. Fâtıma torunu Hz. Hasan’a hamile iken yanına uğrayıp hâlini hatırını sorar ve ‘çocuk doğunca kendisine haber verilmesini, haber vermeden de çocuğa hiçbir şey yapılmamasını’ tembih ederdi. (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XVI/261-262.) Aynı alâkayı torunu Hz. Hüseyin için de göstermiştir.Allah Resûlü, yeni doğan çocuğa verilen ilk gıdanın faziletli ve âlim bir şahsın elinden olmasına özen gösterirdi. Bu ihtimamı sadece kendi torunları için değil, bütün çocuklar için de gösterirdi. Nitekim Hz. Âişe, ‘doğduğu zaman çocukların Peygamber’e (as) getirildiğini, O’nun da bunlara hayır duada bulunup ‘tahnîk’1 yaptığını’ belirtmektedir. (Müslim, Âdâb 27) Müslüman eğitimciler, Allah Resûlü’nün çeşitli hikmetlere mebnî bu sünnetinin, yeni doğan çocuğun âlim ve fâzıl bir zâta götürülerek tahnîk ettirmek sûretiyle yaşatılmasını tavsiye etmişlerdir. (İbrahim Cânan, Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, s.81.)Hz. Âişe’nin ifadesine göre, yeni doğan çocuk için dua edip, Allah’tan ömrünün bereketli kılmasını talep etmek de, Peygamber’in (as) bir başka tavsiyesidir (Buharî, Daavât 31). Resûlüllah (as), çocukların kulağına ilk telkin edilecek şeyin ‘ezân ve ikâmet’ olmasını isterdi. Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin doğduklarında, sağ kulaklarına ezan, sol kulaklarına da ikâmet okumuştu (Ebû Dâvud, Edeb 107). Bu telkin, çocuğun daha ilk günden ihmal edilmeyip, dinin mukaddesleriyle tanıştırılması gerektiğine önemli bir işarettir. Aynı zamanda bu uygulama, ‘Eğitim ve terbiyenin mevsimi beşikten mezara kadardır.’ kanaatini seslendiren Müslüman eğitimciler için de bir mihenk taşı olsa gerektir.Allah Resûlü’nün, çocuğun doğumu sonrasında önemle üzerinde durduğu bir başka husus da onlara ‘güzel bir isim’ verilmesidir. O’nun “Sizler kıyamet günü kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. O hâlde isimlerinizi güzelleştirin.” (Ebû Dâvud, Edeb 61) çağrısı, Asr-ı Saadet’te yankısını bulmuş ve güzel isimlerin seçilmesine ihtimam gösterilmiştir. Nitekim Hz. Fâtıma ilk çocuğunu dünyaya getirdiğinde, Hz. Ali ona ‘Harb’ adını koymak istemiş, ancak Peygamber (as) bu ismi beğenmeyerek torununa ‘Hasan’ adını vermiştir. (İbn İshâk, Sîret, s.231.) Keza oğlu İbrahim’in doğumu müjdelendiğinde: “Bu gece bir oğlum oldu; ona atam İbrahim’in adını verdim.” (Müslim, Fedâil 62) diyerek sevincini açıkça izhar etmişti.Resûlü Ekrem (as), çocuklar doğduktan sonra ilk yedi gün içerisinde, başlarındaki tüyü tıraş ettirip ağırlığınca ‘sadaka’ vermek (Muvatta’, Akîka 2), Allah’a şükrün bir ifadesi olarak ‘kurban (akîka)’ kesmek (Buharî, Akîka 2), yakınlara ve eşe dosta ‘ziyafet’ tertip etmek (Buharî, el-Edebü’l-Müfred, s.335) ve çocuğun doğumunu müjdeleyenlere ‘hediye’ takdiminde bulunmak (İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, VIII/212.) gibi sünnetler koymak suretiyle, Allah’ın bir kimseye verdiği en önemli lütuflardan birinin çocuk olduğuna ve çocuk terbiyesi konusundaki yükümlülüklerin de doğumla birlikte başlaması gerektiğine dikkat çekmiştir.

    Cevapla

  4. Posted by gülsen on Nisan 14, 2010 at 6:51 pm

    Çocuk Egitiminde Ailenin ÖnemiIslam cemiyeti aile esasina dayanir. Çünkü cemiyet en küçük toplum birimi olan ailelerden olusur. Aileleri salih bir toplum da salih olur. Aileleri huzursuz ve hastalikli olan bir toplum da huzursuz ve hastalikli olur. Toplumlari olusturan bireyler de hayatlarinin baslangicinda ilk egitimlerini aileden alirlar. Islami sistemde de çocuklarin egitiminden esasta aileler sorumludur. Çünkü hiçbir sey bilmeden dünyaya gözlerini açan çocuk ilk olarak aile efradini görür, onlarla hemhal olur ve iyi – kötü her seyi ilk olarak onlardan ögrenir. Bu hususta: "Her çocuk (Islam hakikatini kabul edecek bir) fitrat üzere dogar. Bu hal konusma dönemine kadar devam eder. Onu ebeveyni yahudi, hiristiyan, müsrik veya mecusi yapar" (Müslim, Kader, 23/25) hadisini birçogumuz biliriz.Dünyanin küçük bir köy haline geldigi ve toplumlarin asrimizdaki teknolojik gelismeler vasitasiyla egemen güçlerin toplum yapilarindan ve kültürlerinden daha çok etkilendigi günümüzde anne ve babalar çocuklarinin Islam\’i ögrenmelerini ve Müslümanca yasamalarini nasil saglayabileceklerini kara kara düsünmektedirler. Çünkü Islam\’i kendileri için bir din olarak kabul etmelerine ragmen bir yasam biçimi olarak hayatlarina geçirmemis olan toplumda yetisen çocuklar, okul, arkadas ve televizyon gibi vasitalarla Islam disi aliskanlik ve ahlaki kolayca edinmektedirler. Günümüzün teknolojik ve modern yasantisi çocuklari, anne-babalarinin tavsiyelerine karsi çikmaya, bas kaldirmaya ve ailelerinin her seyini sorgulamaya tesvik etmektedir. Modern çag çocuk yetistirmek için çok zor ve çetin bir zamandir. Ancak bu güçlügün sonucundaki basarinin da mükafati o kadar büyük olacaktir insallah.Çocugun egitimindeki ilk sorumlulugun aileye ait oldugunu söylemistik. Bu sorumlulukta annenin payinin büyüklügünü bilmeyen, kabul etmeyen de yoktur herhalde. Bugün mümine anneler de kendi omuzlarindaki bu büyük sorumlulugun bilincinde olarak hareket etmek zorundadirlar. Bundan dolayidir ki, annenin iyi bir Müslüman evlat yetistirebilmek için çocuguyla arasindaki baglari siki tutmasi, elinden geldigince bu konuda kendine yardimci olacak Kur\’an, hadis bilgisine sahip olmasi ve Islam büyüklerinin tavsiye ve bilgilerinden faydalanmasi gerekmektedir. Bilhassa annenin çocuguyla kuracagi siki bagla birlikte ona izleyebilecegi uygun bir model olabilmesi lazimdir. Çünkü Islam miras gibi annebabadan çocuga geçen bir din degildir. Bir çocuk anne ve babasi Müslüman oldugu için otomatik olarak Müslüman olmaz. Belki kimliginde Müslüman yazabilir ancak Islam ahlakini ve bilgisini almazsa hayatina Islam yön vermez. Müslüman anne – babalarin yapmalari gereken sey, çocuklarini dogru seçim yapabilecek sekilde egitmek, bilgilendirmek ve onlarin Islam\’i saglam bir sekilde yasamalarini saglamaktir. Bunu saglayabilmek için de öncelikli olarak aile fertlerinin çocugun etrafini kavramaya basladigi dönemden itibaren gerek örnek olma yoluyla gerekse bilgilendirme yoluyla Islam\’i çocuklarina ögretmeleri ve çocuklariyla aralarindaki bagi onlarin her dönemlerinde sicak ve yakin tutmalari, özellikle de bulug çaginin inisçikislarinda çocuklarina daha yakin ve destek olmalari lazimdir. Kendini sicak ve güvenli bir ortamda hisseden çocuk, ailesi Müslümanca bir hayat sürüyor ve kendini bu yolda bilgilendiriyorsa, Islam\’a karsi saglam bir inanisa sahip olmakta, bulug çagi dönemini daha sakin ve problemsiz geçirmekte ve yetiskin olarak da Müslüman toplumda aktif bir rol almaktadir.Anne-babanin çocuga vermesi gereken Islami terbiyenin içine kisinin dünyevi ve uhrevi hayatini birlikte göz önüne alarak, her ikisi için de gerekli olan bilgileri vermek, aliskanliklari ve melekeleri kazandirmak, kabiliyetleri gelistirmek gibi konular girer…

    Cevapla

  5. Posted by gülsen on Nisan 17, 2010 at 11:16 am

    Peygamberimizin Çocuk Sevgisi ,Sevgili Çocuklar Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Çocuklari çok severdi. Çocuklara karsi çok sefkat ve merhametliydi. Her konuda oldugu gibi "çocuk sevgisi\’\’ konusunda da müslümanlara en güzel örnek olmustur. Çocugun önem ve degerini beIirten hadis-i seriflerinden bazilari sunlardi: \’\’Çocuk, cennet nimetlerinden biridir.\’\’ \’\’Çocuk kokusu, cennet kokularindandir.\’\’ \’\’Her agacin bir meyvasi vardir. Gönülün meyvasi da çocuktur.\’\’Sevgili Çocuklar ,Hz. Peygamber (s.a.s.), sevgili torunlari Hz. Hasan ve Hz. Hüseyinli kucagina alir, oksar, öper ve severdi. Hatta namaz kilarken sevgili torunlari mübarek omuzlarina Çikarlardi. Sevgili Peygamberimiz, Hz. Muhammed (s.a.v.) sokak ve çarsilarda karsilastigi çocuklara selâm verir , saçlarini oksar ve onlara ikrâmda bulunurdu. Çocuklara karsi çocuk gibi davranir, onlarin dünyalarina girebilmeyi en iyi O basarirdi. Bir hadis-i seriflerinde: "Küçük çocugu olan, onun hatiri için çocuklassin.\’\’ buyurmuslardir. Kalbinin katiligindan sikayetçi olan birine "Yetimin basini oksamayi, onlari sevmeyi ve onlara ikrâm etmeyi\’\’ ögütlemistir. Yine bir hadis-i seriflerinde: \’\’Cennette ferahlik ve sevinç evi denilen öyle gösterisli bir yer vardir ki, oraya yalniz çocuklari sevindirenler girebilir." buyurmuslardir.Bir gün Rasûlullah (s.a.s) Hz. Ali\’nin oglu Hasan (r.a.)\’i öpmüstü. Yaninda bulunan Akra: \’\’Benim on çocugum var, hiç birini öpmedim." dedi. Rasulullah (s.a.s) hayretle Akra\’nin yüzüne bakti ve buyurdu ki: \’\’Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz."Peygamber Efendimiz (s.a.s.), hayatinda hiç bir çocugu üzmemis ve kalbini kirmamistir. Küçük yasta Rasululah\’a hizmet etmeye baslayan Enes (r.a) diyor ki: "On sene Hz. Peygamber1e hizmet ettim. Bana bir defa olsun üf demedi. insanlarin en güzel huylusuydu. \’\’Sevgili Çocuklar ,Örnegimiz ve önderimiz Peygamber Efendimiz (s.a.s.), çocuklarin egitimiyle yakindan ilgilenmis; onlarin hayirli bir nesil olarak yetismelerine çok büyük ehemmiyet vermistir. Bakiniz bu konuda neler buyurmuslar ve ne güzel bir egitimci örnegi vermislerdir: "Çocuklariniza iyi bakiniz! Onlari güzel terbiye ediniz.""Çocugu güzel terbiye etmek ve ona güzel bir isim vermek, evlâdin baba üzerindeki hakIarindandir.\’\’ Sevglili Çocuklar ,Bir anne ve babanin birakacagi en güzel ve degerli miras: islâm\’a, Kur\’an\’a tâbi olan, vatanini, milletini seven, çaliskan, dürüst ve terbiyeli çocuklar yetistirebilmektir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) su hadis-i serifiyle bunu beyan etmislerdir: \’\’Hiç bir baba çocuguna güzel ahlâk ve terbiyeden daha üstün bir hediye vemis olamaz.\’\’Dünya ve âhiret saadetimiz için islâm ahlâkina sahip olmak ve bu kaideleri hayatimizda yasayip, yasatmak gerekir. Zaten islâm\’in gayesi, güzel ahlâki tesis etmek degil midir?Sevglili Çocuklar ,Görüldügü gibi, Yüce Peygamebirmiz (s.a.s.) bu konuda da gereken seyleri bizlere açiklamistir. O halde, Peygamberimizin emirlerine itaaat edelim ki; dünyamiz huzurlu ve sen, âhiretimiz mutlu ve gülsen olsun. Ne mutlu Peygamber\’ini örnek alan, O\’nu, önder ve sünnetine uygun hayat yasamayi düstûr edinen Müslüman çocuklara!..

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: